Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir. Duyguluya sor, Ona aşkları da acı verir. Hep bir karanlığa uyanır, yalnız Düşleri gerçekleri, gerçekleri düşleridir. Aldatsanız, aldansanız, O hep bir karanlığa uyur gibidir. Hiç ölüsü yoktur, Herkes, her şey anısındadır. Geleceği geçmiş'in gözünden okur Hep bir yangının bacasındadır. Gülerken bir düğündür, acı son'lu, Aldatılara uğurlayan gelinlerini. Bir çocuk bahçesidir, renk renk balonlu, Savaşlara uğurlayan bebeklerini. Sinmiş her şarkıya, her uyanı'ya, uykuya, Ölümün yaşayan kardeşidir. Hep sezer, sezdikçe duyguluya Yengiler de hüzün gelir.
  2. Ellerini ver, öpeceğim, Binlerce el içindeyim, Şu beyaz çizgilerden gideceğim. Ellerini ver, ellerini... Seni öldüreceğim. Gözlerinden gireceğim, İçinde yer edeceğim. Sana oradan sesleneceğim; Ellerini ver, ellerini... Seni öldüreceğim
  3. Ben de seninleydim biraz önce elinden tutmuştum. Seni gökyüzünde gezdiriyordum. o bembeyaz bulutları görüyordum, mavi gökyüzünü ve sarı güneşi de... Yeryüzünde beklemekten saçları ağarmış dağları, sevgilisine kavuşmak için hızlı hızlı akan akarsuyu görüyordum. Birden elimdeki ayna ile senin yansıyan aksini gördüm, iki elinle başkasına sarılmıştın, gökyüzünde değildim, cehennemin dibindeydim. Oğuz Ebetürk |
  4. Aşkı seninle tattım başkasını sevemem Yüreğimde başka bir sevdaya yer veremem Yanımda olmasan da ben hep seninleyim İstanbul'da sen varsın başka şehre gidemem Bırakıp gitsen bile aşkın hep var olacak Ne bir dost ne arkadaş yerini tutmayacak Ve senden sonra kimse olmadı olmayacak Bu kalbim durmadıkça seni unutmayacak Metin Aslan
  5. Ahh! Bir bilsen... Konuşmalar kimin umurunda ki? Arada senin adın geçer diye vakit öldürmeler, Geçmeyince hüzünleşmeler nasıldır bir bilsen. Susmak neyi değiştirir ki? Her seferinde senin anlamanı beklemek. Alıp karşıma korkmadan, çekinmeden konuşmak Ya bunu düşünmek nasıldır bir bilsen. Bazen adın geçer arkadaşlar arasında. Yüreğimin çırpınışını,kimse duymaz o anlarda Adının içimde yankılanışını. Adının yankısı ne güzeldir bir bilsen. Artık saatler yetmiyor seni düşünmeye. Her soluk alışımda kalbime düşmektesin sanki. Her an kalbimin kapısına vurup, Aç artık şunu demeni beklemek ne zordur bir bilsen Ahh! Bir bilsen... Vedat Yaman
  6. yalnızca aşk değil bu, yalnızca ayrılık değil, salgın bize geçmişten geçen kandan, tarihten, doğamızın bize kurduğu tuzaktan kaderimizden ve yıldızlardan geçen salgın yalnızca bir humma değil bu, ellerindeyiz bilmediğimiz bir tutsaklığın.. damarlarımdaki kana hükmediyor şefkat, şehvet, şiddetle kendini bende sınayan salgın ölümün kenarına düşen satırlarla batan ayın kenarına düşen satırlarla bu sayrıl hüküm, bu kara humma, bu kanama kendini sürdürüyor bende sormayın bana ben bilmiyorum ben hiçbir şey bilmiyorum, içindeyim salgın gibi derin sayrılığı başka çağlara ait bu aşkın kilitlendiğim var oluşundan çıkamıyorum ben de isterdim serin, uzak, kuzeyli bir olmayı, hesaplarını tutmayı sözlerin, duyguların, davranışların gelecek sağlamak için yapılan ince ayarların ama ben saf korkudan yapılmış tehlikeli mısraları, hikayesi uzun olan kılıçları, çölde geçen şarkıları ve onu seviyorum onu seviyorum onu seviyorum onu seviyorum...
  7. Ciktigim daglar kullenirdi icimde sessiz, serin sulara inerdim ceylanlardan once sular yikayabilirdi beni o zamanlar gunes alirdi icimin avlusunu uyurken sizliyor icimdeki can: kanlisiydim oldurdum cogaldi duslerim uyudugum uyku artik ikimizin yerine sanki o sag ben ölüyüm her gece her gece her gece
  8. karanlikta yolunu sasirmis yagmurlar gibi birbirine sarilan sirasini sasirmis ölüler bilmedigimiz masallarin ormanlarinda karsimiza cikar yol sorarlardi ayni agaca dolanmis kollari cözen zaman ve gereginden fazla seylerin yandigi ilk yanginlar ilk hatira defterleri ilk bogazli kazaklar ilk asklar yagmurlarin ölülere ölülerin yanginlara benzedigi bir mevsim geldiginde unutula yazdi simdi bir siirde dile gelme tutkusundan baska hicbir sey kimildatamaz onlari lav altinda söndükleri yerden kimi zaman iste böyle bir siirin icinden gecerler kimi zaman baskalarinin gözlerinden...
  9. yaz inceliyor, güz bizse hiç büyümeyen rus bebekleri bir düşte karşılaşmıştık, bir düşte kaybolduk hadi birimiz uyandırsın artık ötekini birbirinin karanlığına kapatılmış birbirinin içinde tipiye tutulan her kozaya ayrı biçilen uzun kışlardan hadi birimiz uyandırsın artık ötekini ilkgençliğin yazıları bitti. Şimdi bırakılmış çiftlikler yağmurlarla boşalmış leylek yuvaları elimizde sorular, gün yeniden dağıtıyor kalanlar için yazılanları yaz sonu yaz sonu yaz sonu biliyorum, yine haziran yine temmuz yine ağustos..
  10. sesinin kınında bekleyen akşam gözlerindeki nazara kurşun döktüğüm kelimeler kuraklığın derinliğinde hileli beyazlık rüyaların asılsız eteklerinde kamaşan su seni bana kavuşturan aşk mürekkebi kör eder kelimelerin gözlerini kalbim beyanımdır gitmeye duran kanda kurutulan veda sözleri nice söylense hiç söylenemeyen kısa süren aşkın uzun vedası sönmemişken gözlerimizde ilk günkü gibi tutuşan fer yolunu bekletir bitmemiş ferman ne kalan kalır ne kimse gidemez buradan ayrılıkla tartılan aşk araftır sonsuz bir şimdiki zaman...
  11. baktığın yerde karanlık bir tomurcuk bırakıyorum çarşılar avuçlarında aykırı sokakların lisanı adımlarında gelme geldiğinde her şey yitiriyor kendini vurgun ölümlerin en kostağı vurgun ölümlerden kaçgun yanımız konaklarda boğulmuş eski bir ana şöyle buyurur.. sen seç kendine bir hayat ve öylesine yaşa, nasılsa kaldığın yerden vurgun sürdürür ve hep bak kendine bir örnek aynalara asi bir suret bırak baktıkça gözlerin kendini öldürür...
  12. Ben hep çabuk çekilen tetiğe yaşadım Yemin ettim Yüreğimdeki ve bedenimdeki bütün yaralar adına yüzünün kuyusuna düştüğüm kuytuda Sana olanca aydınlığım ve karanlığımla baktım aşktan yorgun düştü dinim dağıldı kehribarım gül ve buğday yetiştiren Ömrüm adına yemin ederim ki, Ben seçmedim bu ölümü Kaçmasan vurmayacaktım..
  13. Ordadır yazın eskittiği otlar arasında uzakta bir nehrin gürültüsünü kazar masmavi usturalar abanoz ağacına Ordadır uyuyan bir namlunun sessizliğiyle günün sabahlığında dudaklarının arasında bir ot, bir ıslık iz bırakmaz sisler gibi geçer ağaçların arasından varır kendini derinleştiren uçurumlara Ordadır, bir devin tavşan uykusunda aklında kımıldanan otlar, ağaçlar düşünü düşürdüğü sular yüzünü bıraktığı sular almamış zaman kalmış kireç altında çelimsiz bir kabuk başlamış yürek yarası ki ne zaman çarşılara çıksa silahsız onu vururlar göğsünde siyah bir yıldızla kalbinde kuruyan bataklık kırlara yakın durur, yanık kokulara serin çiy vakti çimenlerle konuşur ne zamandır çıkmıyor sokaklar açık artırıma ıssız bir kil ile gövdesini kateden bir ateştopu Kendini sakladığı sular altında ve son bir kez ışık ve çamurda kaldı lavanta..
  14. Artık heyecanlandırmıyor beni garlar, peronlar, benzin istasyonları, uykulu mola yerleri, yabancılıklar, bilmediğin dağ rüzgarlarıyla ürpererek uyanmak bir gece vakti, dalgın bakışmalar sonra uykusuz sabahlarda indiğin sahil kasabası daha gövdene uyanmadan serin tuz, kıştan kalma dalgalar.. bir yerlerde beklediğini sandığımız büyük rüyalar galiba artık heyecanlandırmıyor kimseyi nicedir eksildi içimizden o çekip gitme duygusu eski neşesine bir türlü kavuşamayan kalbim saçıp savurdu buraya gelene kadar içindeki şarkıları şimdi gündelik hayatın sade gürültüsü, kuru düzeni kuşatırken sessizliğimi ardına saklandığım kelimeler kadar bir hayat ölmeden önce okunacak, yazılacak birkaç kitap...
  15. şuracıkta kıvrılayım teninin mercan gökleri altında temiz bir çarşaf ser beyaz yumuşak bir yastık rüya istemem sobanın üzerinde kaynayan çaydanlığın huzurundan başka köşedeki minderde otur eski günlerdeki gibi, usul sesle bir şeyler anlat bana, bir şeyler söyle her şey eskisi gibi olsun ben hiç gitmemiş olayım sen evlenmemiş ol, ölmemiş ol lalena inmem gerektiği söylenen düşlerden indiğim gecelerde kaç kez sardın yaralı bedenimi kaç kez yeniledin ertesi günün sokaklarına kendimi bulurdum başka terkilerde derdim yaşam elimden kaçmamşı daha uyardım kurallarına, kısık ışıklarına senin koyduğun bütün sessizliğin bilirdim kelimelerle paylaşılmayacak kadar derinde lalena' yı dinlerken sokulgan bir kedi gibi bırakırdın kendini beni bile unutarak benim göğsümde neyi sevsem kime dokunsam saçların akıyor yıllardır parmaklarımın arasından ben kendime ne yaptım, sana ne yaptım lalena hatırlıyor musun ne aptalca şeylere güler sonra mutluluktan ağlardık sevişirken aşkın, birbirimizin ve günlerin kucağında san fransisco' ya giderken olmasa da doors dinlerken bir çiçek takardın saçlarına nasıl dönerdik ortancalar vadisinden daha silah sesleri gelmezken hüzünlü tepelerinden daha başkalarına kıymanın bilgisi bulaşmamışken parmak izlerime nasıl kaygısızdık ve nasıl farkında bile değildik içinden geçtiğimiz zamanın masum şehvetini kendimizden ayırt edemezken dünya bir daha o kadar benzemedi bize hem zayıf, hem korkak, hem maço korurum kendini sanır kaçtığı uzaklarda hiç bir şey vurma yüzüme, hiç bir şey söyleme eksileceğim kadar eksildim dönüşün yollarında buraya gelirken geriye pek bir şey kalmamış aşkın bütün imkanlarını sende tüketmişim ben yol bitiyor işte, bir kaç adım kaldı eşiğine varmaya şimdi herkes doors dinliyor yeniden seninse saçlarındaki çiçek duruyor mu hala orada mısın, bu şiiri okuyor musun ince L duruyor mu şarkının kaldığımız yerinde orada ol evlenmemiş ol ölmemiş ol hiç bir şey olmamış olsun sana nolur nolur nolur lalena !..
  16. Her takvime uç beş omur bahtımızın bilmecesini bölüştürdük çabuk düsen yapraklara. her seciye bu kadar çok zaman alıyor niye ? ne çabuk geldik bu soruyu derin bir iç sızısıyla soracak yasa. olum karsısında kazanılan bakış derinliği niye yitirildi yasamda ? Eski bir fotoğrafa bakıyordum Bu sorular beni yokladığında Fotoğrafta sen de varsın Bak ve söyle bana..
  17. Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum Ne tuhaf, vaktim olmazdı yalnızlığı bunca bilirken kendimi hiç yalnız sanmazdım çevremde hep birileri vardı, ben hep birilerinin yanındaydım günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık elde olmayan nedenle sudaki halkalar gibi genişleyen küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar birbirimizi çok sevdik hep yıllarla azala azala... şimdi ne zaman yalnız kaldığımı düşünsem, yalnız olmadığımı kanıtlamak istiyorum kendime eskiden iki albüme sığdırdığım hayatım, şimdi sığmıyor eskilenlerle çoğalmış fotograflara telefonun başına geçiyorum alt alta dizilmiş onca ad arasında seken ömür parçası gün ölüyor meşgul numaralarla şimdi ne zaman yalnız olduğumu düşünsem, şimdi ne kadar yalnız... yalnız olduğumu anlamam için beni hiç yalnız bırakmadınız... Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum her zaman yalnızdım, bunu biliyorum büyücü ellerimin kara sanatı yazı en çok ben onardım dostlukları, en çok benim elim dikiş tuttu bağışlamasız sanarken kendimi en çok ben unuttum kalbimin benden sakladıklarını tığla içeri çektim takılmış kazakların ipini denenmemiş başlangıçları göze aldım, hafifletilmiş hasarları, görmezden gelinen enkazı mutfağı beklemek hep bana kaldı bir şiirden bir romandan bir filmden çıkıp her seferinde aydınlık bir inat gibi yeniden karıştım hayata hiç el değmemiş gibi yeniden konuk geldim odalarınıza, ruhlarınıza buraya eski aşklarım neredesiniz? Hepinizi çok özledim... Şimdi birdenbire bir köşeden çıkıp bana, yalnızca, Merhaba, deseniz, o zamanlar hiç mutlu etmediğiniz kadar mutlu edersiniz, bir zamanlar bütün ağladıklarımı geri verebilirim size sağ olun demenk isterim, sağ olun, sağ olun sanki beni yeniden sevdiniz ama biliyorum, pis bir yağmur başlıyor, şemsiyem yok yanımda, yağmurda yürümekten nefret ederken, yürümekte ısrarlıyım gene de isterseniz, kederdeki bütünlük, diyelim buna ne kadar ıslansam, o kadar çıkacağım sanki bir zamanlar çok daha bütün olduğumu sandığım o yıkanmış zamanlara... yeni değil keşfine gençlik verilmiş gerçekler her zaman yalnızdım kitaplar kadar yalnız yalnızca yalnızlığımdan gürültücü bir kalabalık yaptım herkes için farklı aldanışlar kurtarılmış hayatlar yok pahasına her zaman yalnızdım yanardağlar kadar yalnız ey kafiye sevenler, şimdi beni gökyüzünde bir yıldız sananlar, yanıldınız.. nankörlük etmeyeyim gene de, yalnızlığımı daha az hissettiğim anlarım oldu yalnız... evimde hep aynı anda çalar telefonla kapı gene öyle oluyor; hiç yalnız bırakmazlar beni yalnızlık bilgisiyle çatılmış arkadaşlıkların korunaklı gölgesinde yalnızlık için çalar telefonlar kapılar İstersen bana uğra, ya da, Akşama buluşalım, ölmeden yapacak çok, iş var ....
  18. yanılmayan iki el kapandı birbirinin üzerine gözleri sisli kır, ad kavmi kırık mühürler yılların derin kalıntısından bağışlamasız bir duruş seçti kendine sanki artık hiç bir şey kımıldatamaz içinde küllenen o beyaz pişmanlığı her şeyi sessizliğiyle bütünleyerek geçiyor kullanmadığı günlerin içinden başka ellerin kurduğu bütün saatleri bırakmış tozlu ayrıntıların zulmüne akşamsefaları gibi dalgındı geçen yaz sonu onu görmeye gittiğimde benden öteye bakıyordu benden çoktan geçmiş bakışları bir tek yağmurun sesiyle tanıdık bir şeyler geçiyordu yüzünden bir ölünün anısı kadar belirsiz bir aydınlık nasıl birikmiş içinde bunca süzülmüş acı, nasıl ulaşmış içindeki tedirgin erince kopkoyu bir kötülüğe dönüşmüş onca hayal kırıklığı kayıp kıtalar gibi baktık birbirimize. Tamamen silinmiş aklımdan eski fotoğraflarda buluştuğumuz yer Oraya nereden gidilir şimdi? Oysa karşımda oturuyor O opal lambanın gölgesinde iyi eğitilmiş kötülüğün bütün incelikleriyle Bir de vazoda tozlu güller...
  19. yeşildir artık yüreğinde kara bulut bugün anneler günü annem beni unut evde acılar koynuna yangelip yatmış inadına giyin sen de mayısa batmış yürü sokakta çocukların düşü aksın yürü ki saksıda çiçekler sana baksın diline genç anılarından bir türkü seç beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç ıslanırsa anıların güneşte kurut senin günün bugün unutma beni unut gök mavi deniz mavi tam kıyısında dur durma eteğinden beni bir daha savur annem yıldız kayıyor içinden dilek tut koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk gözünde gözümde gözlerinde bin umut
  20. Sarkilardan cikip geldi bir esmer ansizin Koyu renk gözleri cildirasiya hüzünlü Bir esmer geldi pencerelerden kapilardan Bir esmer geldi kokularla, baygin Dökülmüs bir kadeh gibi Kopmus bir gerdanlık gibi Bir esmer geldi darmadagin, Bir esmer geldi diyorum size Tüy tüy Isil isil Kapkara saclari alnina düsmüs Öylesine öpülesi dudaklari Öylesine alimli Öylesine aska cagiran Sarkilardan masallardan romanlardan Beste beste Satir satir Bir esmer geldi duman duman, Esmeri hüzzam makaminda seviyorum Bir kemanin telleri inliyor icimde Bir kadin ut calip sarki söylüyor Sevdali sesiyle cok dokunakli Esmerle gözgöze geliyoruz Ben ürpertiler icinde tutkun, isimis Oysa korkulu düsler icinde aglamakli, Bir sigara yakiyorum Parmaklarimi yakiyorum Al sana iste gördün mü Mazot döküp denizlerinide yakiyorum Istanbul'un Demek ki ben kundakcinin biriyim diyorum Esmerde bir telas bir heyecan Onun bu haline bitiyorum , Simdi hep gölgedeyim gölgede Bir esmer gölgede Ellerimizle gözlerimizle hüzzam yasamaktayiz Sirtimizda kamcilar sakliyor vahsi, doru Bir alanda simdi onunla dörtnalayiz, Ergec tamamlayacagiz birbirimizi Bir yerde bir bütün olacagiz Umulmadik sonlarin özlemi icimizde Ve o biryerimizde Burgu burgu sancisi özlemlerin Derinlerde ta derinlerde Ergec bir bütün olacagiz, Daha güzellesecek dizleri esmerin Sacları daha bi kara olacak Daha bir güzel Daha bir hüzzam Gitgide aydinlanacak güclenecek Gözlerinde piriltisi pirlantalarin Dudaklarinda sarkilarin en güzeli Birgün geldigi gibi esmer Sarkılarla gidecek...
  21. Dün bir fotoğrafta gözlerini gördüm İki uzak yıldız gibiydiler, dalgın Bilsen neler anlattı bana, sessizce Bir sevgiyle derinleşen bakışların. Orda değildin sanki, bir başka yerde Ötelerde, uzakta benimle vardın Güzellikler bahçesi ayna gibi Yansıdığını gördüm yüzünde aşkın. Bir ara çıktın resimden usulca, ürkek Bir ceylan gibi kollarıma atıldın Özlemli dudaklarınla yangın yangın Seni gördüm, yaşadım bir fotoğrafta Her zamankinden daha çok bana yakın Gelecek o mutlu günleri anlattın.
  22. Belli belirsiz bir rüzgar esti dağlardan Fısıltı gibi ürperti gibi sen geldin Yaktı gün ışığını alevden ellerin Yeşil sulara gölgeler indiği zaman Beyaz çiçekler açtı eski bahçelerde Kızgın çöllere çöktü bir dağ serinliği Döküldü her dudaktan o derin musiki Bir başka hayat başladı oldugun yerde Sonsuz rüyalarında uyudu geceler Aktı bütün çeşmelerden cömert aydınlık Sanki bin yıl başka bir dünyada yaşadık Sonra indi ağır ağır siyah perdeler Belli belirsin bir rüzgar esti daglardan Gittin yine geldiğin gibi duman duman
  23. Farzet ki,geri gelmiş o gamsız devir Delicesine sevdiğin senin olmuş Bir bahar sabahı sahilde seninledir Yanan alnını alnına dayamışsın O incecik elleri ellerindedir Farzet ki;mazidir devamı yarının Sevdiğin başını dizlerine koymuş Bahar bahar kokan siyah saçlarının Her telini ayrı ayrı öpmektesin Ve tadı dudağında avuçlarının Farzet ki;buldun kış içinde baharı Rüzgar yine ılık ılık esmektedir Aynı şehirde,aynı deniz kenarı Köpükler,dalgalar ve sonsuz mavilik Tekrar yaşıyorsun hatıraları Farzet ki;denizde beraberce yüzmüş Sonra sıcak kumlara uzanmışsınız Yine evvela seni yalvartmış,üzmüş Ve dolanmış boynuna o sedef kollar Kumlar altın sarısı, dalgalar gümüş Farzet ki;doğup büyüdüğün yerdesin Caddeler aşina insanlar tanıdık Aksi kulağında sevdiğin sesin O dudakların tadı dudaklarında Velhasıl yine o eski günlerdesin Farzetme yeter yaşadığın bugündür Ne sevdiğin yanında ne o yerdesin Çekil garip odana ışığı söndür Söyle;'Nerdesin ey sevgili nerdesin Söyle; o türkü senin eski türkündür.
  24. Kaderde senden ayrı düşmekte varmış Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim.. Seni tanımadan Hele seni böyle deli divane sevmeden Yalnızlık güzeldir diyordum Al başını, kaç bu şehirden Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git Git gidebildiğin yere git diyordum Oysa ki, senden kaçılmazmış Yokluğuna bir gün bile dayanılmazmış. Bilmiyordum. Yine de dayanmağa çalışıyorum işte Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye Rüzgar güzel bir koku getirmişse Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum Yaşamak seninle bir başka zamanı Bir başka zamanda seni yaşamak Her şeyden önce sen Elbette sen Mutlaka sen İster uzaklarda ol İster yanı başımda dur Sen ol yeter ki bu zaman içinde Ben olmasam da olur Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır Bitmiyorsun Çaresizliğim gün gibi aşikar Su olup çeşmelerden akan güzelliğin İnceliğin ışık yüzüme vuran Sen güneş kadar sıcak Tabiat kadar gerçek Sen bahçelerde çiçekler açtıran Sudan, havadan, güneşten yüce varlık Sen, o tek sevgi içimde Sen görebildiğim tek aydınlık Bir nefeste benim için al Havasızlıktan öldürme beni Bulutlara, yıldızlara benim için de bak Susadım diyorsam Bir yudum su içmelisin Ben yorulduysam sen uyumalısın Ellerim sevilmek istiyor Saçlarım okşanmak istiyor Dudaklarım öpülmek istiyor Anlamalısın. Ağaçların yeşili kalmadı Gökyüzünün mavisi yok Bu dağlar o dağlar değil Rüzgarında kekik kokusu yok Kim bu çaresiz adam Bu kan çanağı gözler kimin Kaç gecedir uykusu yok Gündüzü yok Gecesi yok Yok Yok Anladım Sensiz yaşanmaz bu dünyada İmkanı yok.
  25. Önce çaresizlik çaldı kapıları Sonra yoksulluk Bütün aşina çehreler silindi aynalardan Bir anda boşaldı dünya Yapayalnız kaldık. Tez tükendi umut ekmeği Bitiverdi suların hayali Çevirdik derin bir karanlığa gözlerimizi Sen ey büyük yalnızlık Bir sen terketmedin bizi...