likevoyager tarafından gönderilen her şey
-
ACININ COĞRAFYASI
kente kapandık kaldık tutanaklarla belli sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar ve her köşe bir tuzaktır birer darağacıdır her meydan saati öğle vaktini kesinlikle gösteren oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır çığlığım uzun uzun kalır içimde yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde ve gece duruşmasından yeni çıkmışken sabahın terazisi eksik tartar gölgemi artık öyle açık ki kuşkuya yer yok kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde örneğin çukurova ve mekong köylerinde acıdır ağacın gölgesini yapan bunu herkes bilir kutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruz yatıyoruz seninle terli döşeklerde saati seninle kuruyoruz bir çalar saati sen donatıyorsun kalbimizi kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek kendi çoğunluğunu kendi üreterek kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat mutsuzluk acıya varana kadar artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi öyle bir gölge ki belki çok dardır kısa vakitlerinde aceleci akşamın artık öyle açık ki kuşkuya yer yok acıya hep yer vardır aramızda dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi bozuk paraları da umutsuzluğu da aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum güneşin yedi renk ayasını biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum ya da üst üste silah atsan kent tepinir belki bütün kuşlar uçar belki değil mutlaka ama bir tanesi mutlaka kalır.
-
ŞAFAK TÜRKÜSÜ
1 Beni burada arama anne Kapıda adımı sorma Saçlarına yıldız düşmüş Koparma anne Ağlama Kaç zamandır yüzüm tıraşlı Gözlerim şafak bekledim Uzarken ellerim Kulağım kirişte Ölümü özledim anne Yaşamak isterken delice 2 Bugün görüş günü Günlerden salı Islak Sarı bir yağmur Ülkemin neresine bakarsa ay Orada yitik bir anne ağlıyor Sen aralıyorsun yağmuru Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini Sonra bir umut koşuyorsun Yüreğin avcunda ısırırken çırpıntı gözlerini (ah verebilseydim keşke yüreği avcunda koşan her bir anneye tepeden tırnağa oğula ve kıza kesmiş bir ülkeyi armağan koşma anne birdenbire batacak olan düş denizinde yarattığın umut sandalıdır oysa benim için gece ışık hızıyla koşan kısa ve soğuk bir zamandır bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak uykusuz yorgun ve korkak 3 sanırım baytardı yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor boşver hipokrat amca üzülme ne olur sen de anne sen de üzülme hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim korkak kahraman gecelerimi düşlerimle sınırsız diretmişliğimle genç şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine usulca açılıverdi yanağımda tomurcuk pir sultan'ı düşün anne şeyh bedrettin'i börklüce'yi torlak kemal'i düşün anne hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın deniz'i düşün anne her mayıs şafağında uzun uzun döverken darağaçlarını ve o şafaktan doğma onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları insanları düşün anne düşün ki yüreğin sallansın düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan mutlu bir yusufçuk havalansın 4 sıcak omuzlar değerken omzuma buz üstünde yürüdüm yıllar boyu bayraklar ve türkülerle kopunca memelerinden o mükemmel yaşama kurşunlar sıktılar alnıma açık alanlarda ağır kartalların konup kalktığı yalçın kayalardan biriydim ölüp dirildim yeniden güneşli güneşsiz akşamlarda mutlu yarınlar adına özgürlük adına ekmek adına üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin dirilip dönmesin diye hiroşimalar tahtadan atların boynuna çıplak ölümlerle yatmasın diye çocuklar aç gözlerle bakmasın diye çocuklar kardeşlik adına havadaki kuş denizdeki balık adına yürüdüm yıllar boyu dönüp bakmadım arkama ıraktı gözlerim çok ırak izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda kalsa da silinir gider yalnızca bir ağıt gibi çakılır ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer 5 tören adımlarıyla ölmek ne garip şey anne kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum bütün gözler üstümde sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun masa üstünde üşüyen bir sigara yanında küçücük bir cam bardak içinde rengi bu gecenin cılız titrek bir kibrit kağıt kalem sandalye geride flu yağlı büküm büküm bir ip ve çingene kuralına uygun değişmez dekoru mudur idam mahkumunun 6 kırılacak cammışım gibi davranıyorlar yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün oysa birazdan boynumu kıracaklar pul pul dökülecek yaz sıvası eylül'ün ben ölümü asıl az ötede titreyen çingenenin kara killi ellerinde gördüm anladım ki küllenen sigaradır soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm yani benim güzel annem alacaşafağında ülkemin yıldız uçurmak varken oturup yıldızlar içinde kendi buruk kanımı içtim 7 ne garip duygu şu ölmek öptüğüm kızlar geliyor aklıma bir açıklaması vardır elbet giderken darağacına 8 geride masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem bağışla beni güzel annem oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana elleri değsin istemedim gözleri değsin istemedim ağlayıp koklayacaktın belki bir ömür taşıyacaktın koynunda usul adımlarla yürüdüm ömrümü karşımda kurum kurum-laşan darağacı (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan ökse de olsa dört bir yanı) birdenbire acıdı boynum gelecekler var birbiri ardınca genç yakışıklı ne olur işçi kadınım az yumuşak dik şu kefenin yakasını 9 yaşamak ağrısı asıldı boynuma oysa türkü tadında yaşamak isterdim çiçekleri kokmak ırmakları akmak yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak su başlarında aylak sektirmek kavalımı sonra bir çocuğun afacan bacaklarında anavarza kayalıklarına tırmanmak isterdim o güzel günleri görenler arasında bir soluk ben de yaşamak isterdim bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden öperken siya-u jakond'u tebessümünden işte o an saçlarından yakalamak dolunayı bir de yirmibeş kilometreden görebilmek nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı ölmek ne garip şey anne bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı sedef kakmalı bir kutu içinde vermek isterdim çocukların ellerine sonra sonra benim güzel annem damdan düşer gibi vurulmak isterdim bir kıza 10 künyemi okudular suçumuz malum gecenin kıyısında durmuşum kefenin cebi yok koynuma yıldız doldurmuşum koşun çocuklar çocuklar koşun sabah üstüme üstüme geliyor yanlış mı duydum yoksa erkenci bir horoz mu ötüyor keskin bir acı bilenmiş gitgide yaklaşıyor sonum iri sözlerim yoktu söyleyecek usulca baktım yüzlerine bin yıllık iskeletleri çatırdayarak göçtü ayaklarının dibine korkutamadılar beni anne avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran darağacı bir zaman rüzgarda saçını tarayan telli kavak değil mi boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi söyle anne o çingene bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan bağıra çağıra geçen bohçacı kadını sevmedi mi çılgınca 11 kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda işkenceler zindanlar hücreler savunmak yok mutlu tok bir yaşamı açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren mideme karşı kısacası bir çiçeği düşünürken ürpermek yok gülmek umut etmek özlemek ya da mektup beklemek gözleri yatırıp ıraklara ölmek ne garip şey anne artık duvarları kanatırcasına tırnağımla şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım baba olamayacağım örneğin toprak olmak ne garip şey anne ceplerimde el yerine balyoz taşırken korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini ve yüreğimin ırmakları taştı taşacakken ölmek ne garip şey anne uçurumlar ki sende büyür dağdır ki sende göçer ben yaprak derim çiçek derim çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim gül yanaklı çocuğa benzer yine de oğlunu yitirmek kimbilir ne garip şey anne 12 beni burada arama anne kapıda adımı sorma saçlarına yıldız düşmüş koparma anne ağlama kırıldıysa düş evinin kapısı bütün kırık kapıların çağrılışıyım kızların yanaklarında çukurlaşan biten başlayan aşkların ortasındayım her kavgada ölen benim bayrak tutan çarpışan her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni özlem benim kavga benim aşk benim bekle beni anne bir sabah çıkagelirim bir sabah anne bir sabah acını süpürmek için açtığında kapını umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak öylece kalkar uykudan şalterler dişleyip tükürmeden sigaralarını türkü tadında giyinirken işçiler bir sabah anne bir sabah acını süpürmek için açtığında kapını adı başka sesi başka nice yaşıtım koynunda çiçekler çiçekler içinde bir ülke getirirler başlarını koymak için yorgun dizine sen hazır tut dizini anne o mükemmel güne Ağustos-Ekim 1983
-
SANKİ SEN
bir hafta ağlamaklı dolaşıyorum ölünce okuduğum roman kadınları Temmuz 1986
-
AF
duvar duvar duvar sana ne desem ki ah incitmeden gözlerini mahkûmun her taşını kırmalı bir bir gerisi laf-ü güzaf 1986
-
ELLERİN MÜEBBET
senin neden neden istediğini bilmezdim çamaşır makinası der koyardın postanı tersyüz eder ceplerini gösterirdi babam bir el ıslatır bir el iplere dizer rüzgar savurur güneş kurutur sanırdım ellerim ellerim ellerim derdin anne tuzbuz olurdu evimizin tek aynasında sesin binse sesim bir akça kuşun kanadına gitse boy boy çamaşır leğenlerinde kaç müebbet buluşuyor ellerim senin küçücek ellerinle Ocak-Şubat 1985
-
HASRETİN MÜEBBET
alnımın en uzun çizgisinde kanayanımsın, ablamsın yokluğun acı bir bıçak gibi düştü de önüme öptüm, dudaklarımda parçalandı gül suretin alnımı ve dudaklarımı ayaza tuttum sonra sarsın diye senin bin müebbetlik hasretin Ekim 1984
-
UNUTMA
Kov kederi hüznü neş?e ile dol, Hakkındır bu senin sen de mutlu ol, Arar, bulamazsan yine de bir yol, Yanında olurum sakın unutma ! Dünya hâlidir bu düşersen dara, Dertlenip düşünme hiç kara kara, ?Gel? demen yeterli, üşenme ara, Yaninda olurum sakin unutma !
-
ALLAH BİLİYOR
Çikmasa dilimden, demesem bile, Seni sevdigimi Allah biliyor. Bu aşki kendimden gizlesem bile, Seni sevdigimi Allah biliyor. Bir gün birakirsan kenara nazi, Döndürür aşkimiz, köze ayazi, Kişta da yaşariz, seninle yazi, Seni sevdigimi Allah biliyor. Gerçi beklemem ya bunu hiç senden, Sakin ha, çikmadan bu can bu tenden, Unutmami asla isteme benden, Seni sevdigimi Allah biliyor. Yeminim bu benim, erkekçe sözüm, Ak düşse saçima, solsa da yüzüm, Göreceksin bunu, yolunda gözüm, Seni sevdigimi Allah biliyor.
-
H A N İ ?
Damarda dolaşan kanindim hani, Mutluluk kaynagin canindim hani, Hani senin yari yanindim hani, Aylardir kapimi vurdugun mu var? Gönül bahçemden gül dermiştin hani, Saadete benle ermiştin hani, Hani bana bir söz vermiştin hani, Ettigin yeminde durdugun mu var? Simsiki kucaklar sarardin hani, Okşayip saçimi tarardin hani, Hani bekletmezdin arardin hani, Halimi hatrimi sordugun mu var? Ben nota isem sen sözlerdin hani, Bir gün görmez isen özlerdin hani, Hani yollarimi gözlerdin hani, Düşürüp yollara yordugun mu var?
-
SEVDAM İLE ÖVÜNÜRÜM
Gönüllere o dermandir, Sevdâm ile övünürüm. Çakallara o fermandir, Sevdâm ile övünürüm. Için için yok etse de, Yakip beni kül etse de, Yaşatsa da öldürse de, Sevdâm ile övünürüm. Boyumu da aşsa çilem, Yazmasa da hiçbir kalem, Ben sevenim, başka bilmem, Sevdâm ile övünürüm. Gece beyaz, gündüz kara, Ne pul geçer, ne de para, Canlar çikar bu pazara, Sevdâm ile övünürüm. Kara uzak, arş bulutlu, Yollar tuzak, dâvâ kutlu, Şu da var ki, gönlüm mutlu, Sevdâm ile övünürüm.
-
HAZAN MEVSİMİNDE
Bir şeyler kopar içimden, Her yil hazan mevsiminde. Bir âh çekerim derinden, Her yil hazan mevsiminde. Tüylerim bir bir ürperir, Içimdeki volkan erir, Göz yaşlarim olur nehir, Her yil hazan mevsiminde. Düştügüm bir derin kuyu, Anlatmak zor bu duyguyu, Kovarim gece uykuyu, Her yil hazan mevsiminde. Hayalimde ve düşümde, Gülmedim fani ömrümde, Canlanir mazi gözümde, Her yil hazan mevsiminde. Güzeliyle, çirkiniyle, Sevgisiyle, nefretiyle, Şiir oluverir böyle, Her yil hazan mevsiminde.
-
SON YERİNE
Zulmün her türlüsü Kötü kardeşler Hiçbiri İnsana göre değil Ağaç dikmek sabahları uyanmak iyi İyi hayvanlara bakmak çiçekleri sulamak Rahatsalar uyuyan insanların soluğunu dinlemek iyi İyi hürlüğü düşünmek Yaşamak onun için Bütün gün çalışmak onun için iyi Bütün çocukların uyuyuşu uyanışı iyi Zulmün her türlüsü kötü.
-
İÇİMDE MAYIN TARLASI VAR
Dağılacağız yıldızlara bir bir Sarı ışıkları evlere bırakıp Sen ve ben Ardımıza bakmadan artık Kanserli bölgeyi alacak çünkü Yaşamımızdan bir el Serum şişeden akarken Hızlanan bir ivmeyle Yerçekimini tersine döndürmek Geçiyor içimden Serum şişesine işemek Damarlarımdan Gözlerinin içine bakarak Tükürerek suratına ölümün Mümkünü yok Ben bozulmuş insan eti Sen gecesin bayat Basat ölüm Çekinik hayat Dövüşürüz sövüşürüz Sabreden sarılık Karaciğerimde patlar İçimde mayın tarlası var
-
AN GELİR
an gelir paldır küldür yıkılır bulutlar gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet o eski heyecan ölür an gelir biter muhabbet çalgılar susar heves kalmaz şatârâbân ölür şarabın gazabından kork çünkü fena kırmızıdır kan tutar / tutan ölür sokaklar kuşatılmış karakollar taranır yağmurda bir militan ölür an gelir ömrünün hırsızıdır her ölen pişman ölür hep yanlış anlaşılmıştır hayalleri yasaklanmış an gelir şimşek yalar masmavi dehşetiyle siyaset meydanını direkler çatırdar yalnızlıktan sehpada pir sultan ölür son umut kırılmıştır kaf dağı'nın ardındaki ne selam artık ne sabah kimseler bilmez nerdeler namlı masal sevdalıları evvel zaman içinde kalbur saman ölür kubbelerde uğuldar bâkî çeşmelerden akar sinan an gelir (lâ ilâhe illallah) kanunî süleyman ölür görünmez bir mezarlıktır zaman şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek kim duysa korkudan ölür tahrip gücü yüksek saatlı bir bombadır patlar an gelir attilâ ilhan ölür
-
SEN YOKSUN
sen yoksun deniz yok yıldızlar arkadaşım ya bu gece harikalı bir şeyler olsun yahut bir bomba gibi infilak edecek başım ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım istanbul minareler odamda gibi gökyüzü temiz ve parlak işte kol kola girmiş en mesut günlerimiz muhalif bir rüzgar karşı sahilden fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz havada kanat sesleri ve çılgın kokular deniz yok yıldızlar uzaklaşıyor ben yine yalnız kalıyorum istanbul minareler kaybolmuş sen yoksun
-
YAĞMUR GEMİLERİ
o gemiler ki yağmur taşır gece sabaha karşı birden korkularımıza bulaşır gök gürültüsüyle derinden o gemiler ki yağmur taşır gözümüz kamaşır şimşeğinden o gemiler ki başkalaşır çelişkinin diyalektiğinden gücü çok sonra anlaşılır insana eklediğinden o gemiler ki başkalaşır gelişir değiştirdiğinden o gemiler ki şafağa ulaşır ümitlerimizin ateşinden devrimden devrime yanaşır nasıl da büyür kendiliğinden o gemiler ki şafağa ulaşır bir çığlık gibi bedreddin'den
-
ÇOK GÜZEL ŞEY
Yaşamak güzel şey doğrusu Üstelik hava da güzelse Hele gücün kuvvetin yerindeyse Elin ekmek tutmuşsa bir de Hele tertemizse gönlün Hele kar gibiyse alnın Yani kendinden korkmuyorsan Kimseden korkmuyorsan dünyada Dostuna güveniyorsan İyi günler bekliyorsan hele İyi günlere inanıyorsan Üstelik hava da güzelse Yaşamak güzel şey Çok güzel şey doğrusu.
-
DÖNECEĞİM
Dağıtır saçlarını ve yalvarıp uzaktan Mavi bir iklim gibi çağırır beni sesin, Tertemiz göklerinde dal dal erguvan açan Rüyalarıma ışık ve özlem serpmektesin. Bir mayıs sabahını yaşayacak böcekler Çılgın karanfillerle dolacak yeşil saksın, Ve sen bir fidan gibi yeşermiş olacaksın, Serin, çakıl yollarda kuşlar birikecekler.
-
HEP SONRASI
Akşam sona ermek üzere. Akşam değil. Sonra? Sonrası gece. Koylar gördüm Tanınmamış resuller gibi. Ama ben geceyi Bilirim. Sonra? Sonrası düşleri, Bütün düşleri. Küçük bir kuş vurdum, Topal kaldı Temmuz'da. Sonra? Sonrası sabah, dağdan indim Günün yamacına. Baktım o değil, Değil küsken tanıyan beni. Komşuları gördüm sonra da, Bir bildikleri varmış gibi Akşama bakıyorlar ve geceyi bekliyorlar
-
UNUTMAK KUŞLARDIR
Böceklerin çerden çöpten kurduğu Sabahı ne çabuk unuttuk Eski zambağa yağmur yağıyordu, Demin boyadığı buruşuk Gökte ay gitmiş gitmiş gitmiş Yeniden büyümeye günün adadığı Yıkılmış taçkapı... Sabahı ne çabuk unuttuk Sabah ki okunmamış eski yazı, Ya soldan sağa kelebekle, Ya kamışla aşağıdan yukarı, Siliniverdi çarçabuk. Uykusuz bir çiçeğin adıdır belki de El değmezliğinde... Eski damların tarlası üstünde Sabahı ne çabuk unuttuk, Unutmak kuşlardır ölümsüzlüğe Ve yırtık paçalı korkuluk. Her şey o kadar eski eski eski Ve sabah, kuşları uyandıran evliya, Döner tanrısına...
-
KEDER ATLASI
nilüferler niçin suya eğilir ve niçin kavruk otlar gibi tutuşur o ilk sevdalar söyleyin bana ey kitaplar. bana söyleyin kim var aramızda biraz ölmeden bir türkü tutturmuş giden. ya kırmızı şapkalı gelincik, senin için göz açıp kapayıncaya yiter şu bahar hemen ölüm gelir yükselince sular. söyleyin bana ey kitaplar var mı kederin atlasında tarçın kokulu bir şehir inmemiş olsun damlarına gözyaşından yıldızböcekleri ve tarçın kokulu bir aşk hiç ölmeyen.
-
KAN ÇİÇEKLERİ
Topraktan mı sürmüş sürmüş candan mı kopmuş Açar yediveren kan çiçekleri, Türkü mü? şiir mi? ağıt mı? yoksa Açar yediveren kan çiçekleri Bölük bölük olmuş olmuş çaylar dereler Hiçbir denize varabilmezmiş Duvarın dibinde bir yaralı gül Gülleri solduran gülebilmezmiş Bu şehrini duman sis almış Tomurcuk çiçekler kana belenmiş Dağlar çiçek açmış Usta dert açmış Umudun goncası kan çiçekleri
-
GÖZLERİN
Düşlerin parlayıp söndüğü yerde Buluşmak seninle bir akşam üstü Umarsız şarkılar,dudağımda bir yarım ezgi Sığınmak gözlerine,sığınmak bir akşamüstü Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi Bir orman bir gece kar altındayken Çocuksu,uçarı koşmak seninle Elini avcumda bulup yitirmek Sığınmak ellerine bir gece vakti Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken Bir kenti böylece bırakıp gitmek İçinde bin kaygı,binbir soruyla Bitmeyen bir şarkı,dudağında bir yarım ezgi Sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boyu Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken
-
ZOR YILLAR
Acılardan bir türkü düşünce yüreğime Yetmiyor sevda sözleri yaralanmış ömrüme Sığınaklar aramak kederli şarkılarda Biraz daha yitip gitmek yıpranan dostluklarda Yaralayan sözler sözler gibi Silinmeyen izler izler gibi Birbirini gözler gözler gibi Zor, zor yıllar Yaralayan sözler sözler gibi Silinmeyen izler izler gibi Birbirini gözler gözler gibi Zor, zor yıllar Uykusuz gecelerde sarıveren kaygılar Kuşkuyla gözlediğin o ölüm dolu sokaklar Eksildi ömrümüzden umut dolu o yıllar Siz miydiniz bizler miydik yorgun düşen kuşaklar Yaralayan sözler sözler gibi Silinmeyen izler izler gibi Birbirini gözler gözler gibi Zor, zor yıllar
-
SUS SÖYLEME
Sus söyleme Bir şey söyleme artık Sus söyleme Her şey gereksiz artık Bana düşen dönüp de gitmek Sonunda elimde kalan Bir avuç hüzün ve keder Yeter yeter söyleme artık Kelimeler kanatır yarayı Gözlerin anlatıyor Mutlu aşk yoktur Oysa ben sana neler adamıştım İçli şarkılar, kırık ezgiler Yüreğimden süzülüp gelen Bırakıp gittin beni Bir gün yollarda Yeter yeter söyleme artık Kelimeler kanatır yarayı Gözlerin anlatıyor Mutlu aşk yoktur Sus söyleme her şey ortada artık
Jump to content