Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Bu vapur kalkar birazdan Kalkip gidemeyen bir ben Martilarin goturup getirdigi Bu vapur kalkar birazdan Kar soguklarinda iskele Asiklara savunmasiz durur Kalbime romatizma vurur Bu vapur kalkar birazdan Bu vapur kalkar birazdan Kederimi yuklenip gitmez Bir yangindir ki ansizin Ask basladigi gibi bitmez Bu vapur seni goturur Palamari kalbime gecer Kadikoy kac adimlik yer Bu uzaklik beni oldurur Beni denizlere alsaydin Belki cocuklugum biterdi Sen ellerimi bulsaydin Bu vapur yine giderdi.
  2. Bundan böyle "Havada da turnam" türküsünü En güzel Mehmet Kemal söyler Duymadınız mı AKINCIOĞLU M. Niyazim 2 Şubat 1979 Cuma günü Suphi TAŞHANlara Fethi GİRAYlara taşındı Ben mi ne yapıyorum Bayati sesimle Kendi - kendime Naciyemi söylüyor İçiyor içiyor Utanmadan ağlıyorum
  3. Yaklaş pencereye yaklaş Toprak kokusunu duyuyor musun Gümüş pırıltıları kaybolmadan Islak yaprakların Dışarıda olmalıyız Bırak kapıdan çıkmayı Elini ver Yağmur birden kesilebilir Bir bakarsın gece biter Sabah ölebilirim Tutunacak biricik dalım dünyada Yanımda olmalısın yanımda Tek kelime konuşmadan dolaşmak Yaşadığımı duymak istiyorum
  4. Maviye, Maviye çalar gözlerin, Yangın mavisine. Rüzgarda asi, Körsem, Senden gayrısına yoksam, Bozuksam, Can benim, düş benim, Ellere nesi? Hadi gel, Ay karanlık... İtten aç, Yılandan çıplak, Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille Sevmelerim, Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel, Ay karanlık... Dört yanım puşt zulası, Dost yüzlü, Dost gülücüklü Cigaramdan yanar. Alnım öperler, Suskun, hayın, çiyansı. Dört yanım puşt zulası, Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş, Etme gel, Ay karanlık...
  5. öyle yıkma kendini öyle mahsun,öyle garip. nerede olursan ol içerde,dışarda,derste,sırada, yürü üstüne üstüne tükür yüzüne celladın fırsatçının,fesatçının,hayinin... dayan kitap ile dayan iş ile tırnak ile,diş ile umut ile,sevda ile,düş ile dayan rüşva etme beni!
  6. Gözlerinin pınarında Bir bulut, Boşandı boşanacak Nerdeyse Aklımdan geçenleri Okuyorsun su gibi Dünya gördü, Bizi bogazladılar. Tutma gözyaşlarını Onur da ağlar. Bırak yıkansın gökyüzü, Lacivert,yeşil,altın Işıkları günbatının. İşte şafaktayız gene Çırılçıplak Ve mavi İşte sanki dağ yeli Ve işte sanki meltem... Kimse toz konduramaz Kesip attıgımız tırnağa bile. Sen en güzel kızısın Bütün galaksilerin Bense tözüyüm artık Akkor tözüyüm, Prometheus'u yakan Kara sevdanın... Ne alnımızda bir ayıp Ne koltuk altında Saklı haçımız. Biz bu halkı sevdik Ve bu ülkeyi. İşte bağışlanmaz Korkunç suçumuz...
  7. Açardın, Yalnızlığımda Mavi ve yeşil, Açardın. Tavşan kanı, kınalı berrak. Yenerdim acıları, kahpelikleri... Gitmek, Gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak, Gözlerinde yatmak zindanı Gözlerin hani? To be or not to be değil. Cogito ergo sum hiç değil. Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı, Durdurulmaz çığı Sonsuz akımı. İçmek, Gözlerinde içmek ayışığını. Varmak, Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani... Canımın gizlisinde bir can idin ki Kan değil sevdamız akardı geceye, Sıktıkça cellad, Kemendi. Duymak, Gözlerinde duymak üç ağaçları Susmak, Gözlerinde susmak, Ustura gibi. Gözlerin hani...
  8. Seni, anlatabilmek, seni, İyi çocuklara, kahramanlara, Seni, anlatabilmek seni, Namussuza, haldan bilmez, Kahpe yalana. Ardarda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül gürül akan bir dünya.... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana, Bir bu yana... Seni, bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza. Bir kibrit çöpüne varana, Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni, anlatabilsem seni.... Yokluğun, cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini..
  9. Öyle bir yerdeyim ki ne karanfil ne kurbağa Bir yanım mavi yosun Dalgalanır sularda Dostum dostum Güzel dostum Bu ne beter çizgidir bu Bu ne çıldırtan denge Yaprak döker bir yanımız Bir yanımız bahar bahçe Öyle bir yerdeyim ki Bir yanım çığlık çığlığa Öyle bir yerdeyim ki Anam gider Allah Allah Öyle bir yerdeyim ki ne karanfil, kurbağa Öyle bir yerdeyim ki Bir yanım mavi yosun çalkalanır sularda Dostum, dostum güzel dostum Bu ne beter çizgidir bu Bu ne çıldırtan denge Yaprak döker bir yanımız Bir yanımız bahar bahçe Öyle bir yerdeyim ki bir yanım çığlık çığlığa Öyle bir yerdeyim ki Anam gider Allah, Allah dölüm düşmüş sokağa.
  10. başımsın başeğmiyeceğim gücümsün darmadağın savaşıyorsam dişimle tırnağımla bil ki bu sensin ölmek öylesine kolaş ki utanıyorum yaşamak öylesine zor ki utanıyorum dönsek de dursak da sonuç değişmiyecek o ışık hep ilerde biryerlerde kutsal yerimiz ağrıdıkça özlenecek gökyüzünü sessizce bölüştüğümüz bil ki bu sensin
  11. yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek beterin beteri var diyenlere inanmıyorum hep böylesi havalar besler fırtınaları korkarım bu mavi ışık çabuk sönecek duymazdım durgun suların bezgin türkülerini alışmak ölümün bir başka adıymış bilmezdim bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı bu rüzgar kulaklarımdan hiç eksilmiyor esirgenmiş bir dünyada müthiş yalnızım geri dönsem bile ben artık o ben olmıyacağım yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmiyecek ben mısralarımı kerpiç gecelerinden çekmişim beş numara lamba kederi var mısralarımda benim yitirmişim yıldız ışığında dost çizgileri deli çizgi gözlerimi kör etmiş kör etmiş kör etmiş göçmüş kıtalar üstünde kuşlar dönüyor garipsi çığlıkçığlığa kuşlar dönüyor evcil ve tedirgin gökmavisi bir türkü dolanmış yüreceğime selsele yolculuklar tütüyor gözlerimde-neyleyim insan demişim kitap yüzlü insanlar demişim gidemiyorum kaderim kaderleri demişim alı'nın kızı sen olmasan ben böyle uysal değildim böyle uysal ve kırılmış değildi şiirlerim bir yangınsonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmiyecek yılandere ölüler yatağı helalim ölüler katran mazot bidonları paslı putreller kargalar üşüşmüş ahmedo'mun ellerine kargalar ahmedo'mun düşlerine yılan çiyan doluşmuş garipler mezarlığı doymamışlar dünyası yıkılası karakuşak kurudere sırtları ahmedo'm bir yaz bulutu bir varmış bir yokmuş fenerler titreşiyor bıçaklanmış türkülerin gözbebeklerinde vinçler beni balçık gibi akşamlara bindiriyorlar sen olmasan şu sabahlar olmasa şu benim büyük büyük susamışlığım bu mızmız takvimi bir solukta susturacağım yılandere ölüler yatağı helalim ölüler rüzgar gibi bir ağustos geçti ellerimizden meyvalar bizi balrengi günahlara çağırıyorlar biryanda yaşanmamış günlerin hırsı biryanda boşa geçen gecelerin acısı malum o dramın en güzel perdesindeydik ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı göçmüş kıtalar üstünde kuşlar gibiydik duracak vaktimiz yoktu bitmiştik her gören didik didik bizi denetliyordu biz kendi derdimize düşmüştük orda da akşamlar olacak allı'nın kızı kanlı mendil gibi ağustos akşamları şu benim çektiklerimi görmiyeceksin belki yanında başkaları olacak belki düşlerine bile girmiyeceğim gün oldu acıların şiirini yaşadım gün oldu zehir gibi yokluğunu yaşadım bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı ne diye gurbet gibi mısralarıma sindin dokunsan parmaklarıma tutuşacağım yine ağustos gelse elele versek sen anandan kaçsan ben yalnızlığımdan yeni yoldan sazanlı çaydan geçsek güneşin bahçeleri emzirdiği saatta susamışlar aşkına, kandım diyesi uzun uzun öpüşsek yine ağustos gelse kovulsak cennetimize şantiye hiç durmadan ötse bağırsa lazoğlu büyükharflerle sövse işçilerine damlarda kaysı yarsalar rumeli göçmenleri dillerini sevdiğim kıvırcık dillerini, ıssız bahçelerden geçsek unutulmuş sokaklardan çocuklar mavi mavi gülüşüp kaçışsalar bir masal dinler gibi sessizliği dinlesek kendimizi dinlesek köklerin çığlığını seni kollarıma alsam, yine yumsan gözlerini yine kapışılsa yavrum, batan şehrin hazineleri biz yine kendi derdimize düşsek yere batan şehrin tek yalnızıyım yüzyılın ağrısını anlıyarak çekiyorum ekmeğime barut sinmiş bulanık özgürlükler tepmişim rahatımı boynubükük mutluluğumu yaşıyorsam erkekçe yaşıyorum istemem sarmasın yumuşak duygular susuzluğumu geceler bıçak bıçak böğrümde yatsın uyusun kaderim kaderleri demişim allı'nın kızı ellerimi kemirmekten memnunum düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz en güzel günlerinde gençliğimizin ölümden ötesini aklım almıyor beterin beteri var diyenlere inanmıyorum istesek cenneti kurtarabiliriz. ben bir ışık için tepmişim rahatımı ellerimi kemirmekten memnunum bu güleç yüzlülerin bu acı türkülerini bu yoksul yerleri anlıyarak seviyorum delice anlıyarak allı'nın kızı
  12. bir bir yitiriyorum sevdiklerimi ellerimden kuşlar gibi uçup uçup kuşlar gibi uzak dağlar ardına çivilenmiş gözlerime kiminin o yalvaran gözleri açıyor kollarımı kiminin kanı kimi sitem sitem vuruyor beni dövünmek tepinmek neye yarar ki neyi kurtarır ki üzmek şu canı her bahar yenilense de dallarda tomurcuklar o bahar gitti gider kolay değil ozanın ağlamaması gülmesi kolay değil bulutlar her zaman yağmur getirmez şimşek gülmez bulutlardan herzaman bulut var ki yaz yağmuru güzelim geçip gider gül kokulu yel gibi bulut var ki taş başına yoksulun orman söken köy göçüren bir karabasan tam da başlamışken sevmeği öğrenmeğe tam da başlamışken bal doldurmağa özlem denen peteğe bir bir uçup gidiyorlar canlarım gidiyorlar kopar gibi acılı kollarımdan dönülmez karanlığa dövünmek tepinmek neye yarar ki neyi kurtarır ki ölüme sövmek sövmemek ne yazar ki dağbaşında tek ağaç fırtınada bir tekne uçurtması kopup gitmiş bir çocuk bakıyorum yalnızca şaşkın ve umarsız gözlerle arkalarından dayan yavrum dayan hasan hüseyin dayan dayanabilirsen
  13. girdiler kapılardan girdiler pencerelerden mektuplardan kitaplardan telefonlardan girdiler kirlettiler ve gecemizi girdiler ağrıttılar ve gündüzümüzü isimize saygımızı Ölümüze acımızı sayrı yatağımızı Özlemlere sevgilere sular gibi akışımızı kıyımlara kıranlara türkü türkü bakışımızı göz gözelik diz dizelik su hancı dünyamızı girdiler kirlettiler insan onurumuzu insan yüzü güzeldir çirkindi bunlarınki insan yüzü sıcaktır soğuktu bunlarınki elleri el değildi eli andırıyordu gözleri göz gibiydi bakışsızdılar göğse benzer bir kafesti taşıdıkları içinde yürek yoktu kapıların arkasında emeklememiş beşiklere belenmemişlerdi karda tipide ev dediğin duvar kapı pencere saygıya gerek yoktu girdiler aksam sofralarında evlerimize yoksul sabah çaylarında girdiler girdiler öpüşürken kuytuda okşarken saclarını çocuğumuzun avutmaya çalışırken acilimizi duyumsarken sevincini insan oluşumuzun girdiler bağlarken mektubumuzu dertleşirken kapısında kırkıncı odamızın girdiler evlerimize en ağrıtan yerinde bir özlem türküsünun bunalmış bir kahkahanın orta yerinde tas gibi yorgunluğunda bir güzelim düşün Ölümcül sayrılıkta umarsız yalnızlıkta kağıttan kayıklar yüzdürürken geçmiş sularımızda uçurtmalar salarken umut göklerimize kucaklarken dostlarımızı telefonlarda girdiler evlerimize çirkindiler korkaktılar yarınsızdılar geldiler itilerek girdiler irkilerek kararttılar gecemizi Isırdılar karanlıkta kanattılar türkümüzü kırdılar çiçekli dallarımızı tükürdüler içine ekmeğimizin ağrıttılar ağrımızı ağrıttılar vatan vatan ağrıttılar dünya dünya ve çekip gittiler kanlı izler bırakarak göğümüzün merdivenlerinde yoktu yarınları onların çünkü onlar suç taşıyan sandık gibi karanlıktılar
  14. sıcaksa koğuş terden bunalıyorsan kar altında kökler gibi köyleri düşün serinlersin soğuksa koğuş ranzanda kıvrılmışsan temmuz güneşlerinde harmanları düşün yarmaları ocakları pamuğu düşün terlersin gecenin en zalim saatiyse yoksa hiç ümit batan bir gemiden denize atıl yanan bir uçaktan boşluğa tutun demirse de betonsa da kilitliyse de yine de biryerlere varıyor insan
  15. kötü durum kötü durum çok kötü durum gerçekten kötü ya şunda ya bunda ya burdan ya şurdan ya bugün ya yarın ya akşam ya sabah durum gerçekten kötü durum çok kötü durum kötü kötü yo pek de kötü sayılmaz şöyle olursa böyle böyle olursa şöyle bu yandan gelirse eh biraz şu yandan gelirse çok iyi dediğim gibi olursa hârikulâde iyi iyi durum iyi durum çok iyi durum gerçekten iyi
  16. onu vurdular, gözümle gördüm onu ak bir zambağa binmiş gidiyordu gidiyordu zambak dur, sana da bulaştı kan. bir damla gözyaşından doğurmuştu anası onu bir avuç sevinçle büyüttü bir avuç hüzünle nice zorluklar nice ayrılıklar ve saçlarına beyazlar düşürerek. onsekizindeydi bir sevgilisi vardı aynı mahalleden eyüpten henüz öpememişti bile konfeksiyonda çalışırdı. onu vurdular gözümle gördüm onu bir güvercin havalandı. eyüpte, o basma perdeli evde kurudu saksıdaki sardunya birdenbire çatladı bir fotoğrafın camı tel çerçeveli düştü radyonun üzerinden yere. dağıldı kitapları dağıldı şiirler ve roma hukuku güvercin konamadı. onu vurdular, gözümle gördüm onu ak bir zambağa binmiş gidiyordu zambak dur, sana da bulaştı kan.
  17. Gideceğim diyorsun Gitme be Ali gitme. Bu gidiş bitirir tüketir seni, Hırsla kalkan zararla oturur Ali. Gel lanet et şeytana gitme, Gitme be ali Biz sahil kahvelerin Romantik havasıyla, Otantik havasıyla sevdik. Tavşan kanı çayı, Titreyen elleriyle sunan İhtiyar balıkçının Gülümseyen yüzüyle sevdik. Sen gideceğim diyorsun, Gitme be Ali, Hayallerimiz var, Geleceğimiz var, Dualarımız var. O kızı alacağız Ali, Hem de istediğin Bir ?ebruli akşamda?, Sarı saçlarına Ankara?yı takıp Ver elini İstanbul... Yine gideceğiz O sahil kahvesine. Tavşan kanında çay, Yosun tadında köy. Çaydanlıkta demimiz muhabbet, Şekerimiz sohbetin olacak. Sonra ijtiyar balıkçı gelecek, Oturtup ihtiyarı, ona çay ikram edeceğiz. Ardından uzaklara dalacak gözleri, Ve hazin hikayesini anlatacak. Kim bilir belki de Hikayesi sana benzeyecek, Sonu ?yanlıştı? diye bilecek.. Gitme be Ali gitme. Bak bana şiir yazdırdın. Gel yine hayallere dalalım, Düşüp sokaklara, sürüyelim Ankara?yı. Tamam mı Ali, tamam mı? At şu paltoyu, Çaylar iki oldu Kerim! Çaylar iki oldu.
  18. İnsanlar da parsellenmiş arsalar gibi Duygular bölük bölük, his parça parça. Bakışları andırır gerçek dost gibi Yürekler sönük sönük, sis dalga dalga. Şerefin böylesi ucuz gittiği, Yüreğin böylesine teslim dediği. Kulun kula acz ile ram ettiğini Ne yazık ki burada sizinle gördüm. Eskiden şeref için ölenler vardı, Gurur onur şahsiyetin anlamı vardı. Gerçekleri haykırmak yiğit şanıydı, Bugün eskiden demek ne kadar acı. Birleşmiş üçü beşi birlik olmuşlar, Sükut ikrardan diye suskun kalmışlar. Cemaziyelevvel malum ya bize Ucuz ihanete ortak olmuşlar. Benim adım Bedirhan bilenler bilir, Benim özüm de bir sözlerim de bir. Yalan söylüyorsam söyleyin bir bir, Doğru diyorsanız söyleyin hep bir. İsim isim yazmak bana yakışmaz, Teşhir etmem ise yakışık almaz. Dost oldum herdem dost bulamadım, Ulan çek git derim size yakışmaz.
  19. Şurada bir kapı olmalı Senin ölümsüzlüğüne açılan Bir kapı olmalı şurada Bulabilsem Kollarımın bütün gücüyle vuracağım Er geç sesimi duyuracağım sana Başımı soğuk demirlere dayayıp Adını söyleyeceğim mahşer gününe kadar Dağlara taşlara güzelliğini haykıracağım Ve bütün yaratıklara Rüzgarın söylediği bir masal gibi Seni anlatacağım Dünyaya ilk gelişimiz değil bu Yüz binlerce yıl önce Bir de taş devrinde gelmiştik Senin için vahşi hayvanlar vurmuştum o zaman Pars dişlerinden bir gerdanlık yapmıştım boynuna Nice mağara duvarlarına güzelliğini kazımıştım Nasıl hatırlamazsın O zaman da gökyüzü bu kadar mavi Ormanlar yemyeşildi O zaman da Yalnız karanlıktan korkar Güneşi tanrı bilirdik Bunca yüzyıllardır İnan Hiçbir şey değişmedi yeryüzünde Belki biz değiştik Sevgilerimizi söyleyemez olduk Göremez olduk nice güzellikleri Yalanı öğrendik Utanmayı öğrendik İnandık sonraları Bütün yaratıklardan üstün olduğumuza Büyük zekamız Önce kafesi, zinciri, zulmü icat etti İyilik güzellik ve doğruluk adına Hiçbir şey kalmadı inandığımız Aradan bin yıllar geçip Atom parçalanıncaya kadar Zaten paramparça olmuştu insanlığımız Böylece bir karanlığa düştük Karanlık bizi başka bir karanlığa götürdü Sarnıçlardan, dehlizlerden, girdaplardan geçtik Sana yaklaşmak için Dallarından gün ışığı geçmeyen ormanlara düştük Aramızdaki demir kapı belki hiç açılmayacak Senin ışığını görmeden kapanacak gözlerimiz Karanlık aman vermiyor Hangi kapıyı aralasak gece Ne yapsak çaresiz Kokunu getiren rüzgar da olmasa Bir manası kalmayacaktı yaşamanın Şimdi hiç değilse Hayaliyle avunmadayız Zaman içinde bir başka zamanın İnsan çırpındıkça bir bataklığa saplanıyor Yaşadıkça ölüme Çaresiz olmak bir şey değil Çaresizliğini kabullenmek zor geliyor insana Aynaya bakıyorum Bir beyazlık, bir boşluk Hani benim yüzüm Dudaklarım, ellerim hani Halbuki gözlerim de görüyor Kör değilim Fakat sen varsın içimde Yakan, kör eden bir karanlığın var senin Nefes, nefes yaşadığımız Avuç, avuç içtiğimiz bir karanlığın var Kahrolası zamanın ortasında Büyük bir fırın yanıyor besbelli Alevleri asırlık çınarlar gibi Büyük bir fırın yanıyor Görüyor musun Şimdi bütün ihtirasların sustuğu saatteyiz Elini sürdüğün her şey yok olabilir Her şey eriyebilir şu anda Bu varlığın yokluğa yaklaştığı andır Zayıf ellerin bu anda bütün yaratıklardan güçlü Bu an iri gözlerinde her şey yüce Ne insanlar fani Ne dünya ölümlü Al beni de erit ateşinde gözbebeklerinin Erit beni Ruhumu aşkının potasında yak Kahrolsun bu karanlıklar Bu mesafeler Bu zaman Ben seni istiyorum Ya seninle yaşamak Ya da sende yok olmak
  20. Her bulduğum yerde yitiriyorum seni Yanı başımda öldüğün oluyor kimi gün Yada ben ölüyorum sessizce gözlerinde Bir yaprak kımıldıyor hafiften Bu sessizlik bir kasırga başlangıcı Kükremeye hazırlanışı denizin Bu aslanların sarı,vahşi gözlerindeki ölüm pırıltısı Bu bir yerde erimek Apansız yok olmak belki de Ve sonra susmak,susmak yüzyıllar boyu Beni unuttuğun bir uzak çizgide Tuvale sürdüğüm boya değil artık Kırmızı kan rengidir gözlerimin En karadan daha kara yok Oysa sen en beyazdın gecelerimde O bana en yakın renkti tüy gibi Buram buram sıcaklığını çizerdim duvarlara Korkun bir tuhaftı,çocuksu Sonra katmerli bir gül gibiydi baygın Gecenin en koyulaştığı o yerde Düşerdi ellerime darmadağın Öten bir ishak kuşudur şimdi Haber getirir ölümlerden,dinle Yaşamak,bir manga asker karşımda Ateş etmeyin diyorum Bir diyeceğim var Gözlerimi bağlamayın Son defa görmek istiyorum insanı Göğü,güneşi,denizleri Ve bu son ölümüm olsun diyorum Bir daha öldürmeyin beni ! Kibritim ıslak Sigaram yanmıyor Ne olur bir ateş verin Bu ilk aldanışım değil Bu ilk sönüşü değil umutlarımın Ben bu denizin son kıyısıyım Bir cam kırıldı uzakta Ta uzakta,içimde bir cam kırıldı Bütün şiirlerim anlamsız şimdi Resimler renksiz,şarkılar ruhsuz Hiç bir şey artık avutamaz beni Bakın,bir çağ devriliyor içimde sersefil Son şair de kırdı son kalemini İlk meşaleyi kim yaktı bu karanlıkta Kimdi aydınlatan benim zindan gözlerimi Sevilmek mi O son artığı en ilkel çağların Bir mağara duvarındaki en eski resim Ya sevmek Hiç sönmeden bir ömür boyu O en güzel huy benimsediğim Yıkıldıkça tutunduğum dal boşlukta O en insancıl gerçeğim benim Ben hep böyle yüzyıllar boyu sevdim Çağlar boyu Kopkoyu bir geceydi yaşadığım sevince Ellerimi arardım,bulamazdım çoğu gün Bir saklayan vardı beni Bir tutan vardı Sana yaklaşamazdım Anlayamadığım korkular vardı içimde Hep böyle seninle sensiz kalırdım ben Bir kıvılcım sönerken Bir yanardağ patlardı içimde Ko şimdi beni yalnız öleyim Vur ellerime ekmeğimi al Tiksinir beni kim görse sensiz Utanır yalnızlığım bana baktıkça Aynalar mı Hani neredeler Kim bilir kaç yüzyıl oldu kendimi görmeyeli Adım mı neydi Besbelli unutmuşum Hadi vur Hadi öldür Kurtar beni ezilmekten,çürümekten Hadi gel açtım kollarımı Bir zaman Ölmeye vaktim mi vardı seni sevmekten Sen büyüyen bir sessizliktin içimde En güzeliydin mozaiklerin Beni ben eden en duru ırmaktın Seninle maviydi gökyüzüm Çiçeklerim sende yetişirdi Sen bambaşka bir evren yaratırdın Sularımdan,güneşimden,rüzgarlarımdan Bak!Nasıl her şey değişiverdi apansız Şimdi bu karanlıklarda yapayalnız Mavi mavi bir resim ağlar duvarlarımdan Ben bir tohumum Al beni toprağa ek yeniden Nerdesin,hani ne oldun Antik bir kadın başı mıydın Yoksa bir deniz miydin eskiden Yosunların kurudu mu,öldü mü balıkların Hani bir Nefertiti yaşamıştı eski Mısırda Yoksa o muydun sen Hadi,anlat bana neydin Belki de uzak,belirsiz bir noktaydın sen Öyküme girmeseydin İnsan bir kere ölür Her gün ölen umutlarımızdır içimizde ki Paramparça olmuş sevgilerdir Her aldanış Yeni bir aldanışa hazırlar bizi Zamanla renkler değişir Donuklaşır anılar Silinir usumuzdan Güzel olan ne varsa Görür içindeki bütün hayallerin söndüğünü İnsan yaşarsa Ve bir gün insan da ölür Çimen gibi yaprak gibi Sarsılır yeryüzü yerinden Devrilen koca bir ağaçtır sanki Durur atışları yorgun kalbimizin El,ayak kesilir Göz ölür,dudak ölür,kan ölür Susar ta içimizdeki Yıllardır çalan çalgı Bütün teller ses vermez olur Acılar diner Ve bir gün biter bu çirkin oyun Perde iner.
  21. o yaşamak kadar güzel kadın bana ölümü hatırlatıyor onu her gördüğümde ya ölürsem, diyordu ya ölürsem, bu kadın benim için ağlarsa.. bilsem bana acımayacağını beni unutacağını bilsem bu kadar ölümü düşünmezdim o yaşadıkça ölüme inanasım geliyor.. cenazeme çiçek göndermeyin çünkü ozaman tabutumda olmayacağım kalabalık arasında sizde varsınız bilinki yanınızdayım mezarlığa kadar yürüyeceğiz el ele avuçlarımızda bütün sıcaklığımız öyle şiirler okuyacağımki size öldüğüme inanmayacaksınız.. bembeyaz bir kefene saracaksınız beni ölmeyeceğim tahta bir tabuta koyacaksınız beni ölmeyeceğim üzerime toprak atacaksınız kürek kürek yine ölmeyeceğim sonra sağır sessizliği içinde zamanın bir bir bırakıp gideceksiniz beni ölmekten beter olacağım.. demek o beni sevmiyor, demek o beni anlamıyor bana içkimi verin bana kadehimi verin, bana ellerimi verin onun şerefine kadeh kaldırır gibi bir daha, bir daha ölmek itiyorum..
  22. Yollarımız burada ayrılıyor, Artık birbirimize iki yabancıyız. Her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa Her şeyi evet, her şeyi unutmalıyız. Her kederin tesellisi bulunur, üzülme. İnsan ne kadar sevse unutabilir. Mevsimler, gelir geçer, yıllar geçer Sen de unutursun bir gün gelir. Hiç yaşamamışçasına, hiç sevmemişçesine, Unutursun, o günlerimizi, gecelerimizi, O günlerce, gecelerce sevişmelerimizi... Her şeyi evet, her şeyi unutabilirsin. Hatta bütün yazdıklarımı satır satır, Kalırsa, içinde bir derin sızı kalır.
  23. Hangi yalnızlıktır iten seni bu sığ sulara Hangi şekilsiz gerçek bağlayan ellerini Kattığın bir acı gülüştür düştüğün korkulara Kim baksa gözlerine görür beklediğini.. Saçında bir tel vardır, o çağırır hüznü Ellerindir yorulmuş, anlaşılmamış, nemli, soğuk Bir rengi vardır dudaklarının saklayan gülüşünü Ne zaman baksam gözlerine ağlar bir çocuk.. Ne kadar gülsen ortada kırıklığın öyle gerçek Sen bir sarılarda, bir yeşillerde, bir morlarda Sanki bir kederdir ömrün hiç bitmeyecek.. Kimbilir seni bekleyen kim şimdi o yollarda Bilmediğim, görmediğin kim çıkacak o romanlardan Bir masal kahramanı mı, Ki kalmış eski zamanlardan...
  24. Her şey güzeldi bir zaman, çok önce Şehirler, insanlar, güneş deniz Mutluluğumu görebilirdiniz Çökmeseydi içime bu son gece Her şey bir anda bitmeseydi, yazık Olmasaydı gençliğime aptalca Belki de o yerlere varırdık O uzak dağlara ulu, koskoca Orada her şey değişirdi belki Acardı umutlarımız bakarsın Ateş rengi, kan rengi güller gibi Toprağında kim bilir hangi aşkın Oysa simdi nerdeyiz, neyiz bak Her umut belirtisinden uzağız O sevilmiş gözlerde saf ve berrak Bir ayna bile yok bakacağımız Her şey kurşuni bir renk almış, soğuk Bozkırlardır uzayan önümüzde Kime baksan o yüz veremli, soluk Tek mavi kalmamış gökyüzümüzde Her yerde bitmişliği güzelliğin Kum kamyonları putreller betonlar Sonra ta beşikten mezara deyin Sıfırlar, yüzler, binler ve milyonlar Hadi öl bakalım ölebilirsen Zincirlerle bağlıyken yaşamaya Omuzla yükünü, hadi yalnız sen İsterse gücün olmasın taşımaya Yenik duşmuşuz iste gerçek ortada Çokmuş boynumuza zulmün elleri Bir tutsak, bir dolap beygiri ya da Bir mahkum gibiyiz kaç yıldan beri Yargıç hükmünü çoktan vermiş oku Boynundaki yaşamak fermanını Yaşamak sonra ölmek, iki korku Geri getirmezken bir anını Terkedilmiş şehirleri bilirsin Bilirsin gömülmüş uygarlıkları Ve düşün ki; patlaması bilincin Yırtmaya yetmiyor karanlıkları Öyleyse çek sapla göğe bıçağını De ki, benim isim tanrılıktan güç Benim hem yüksek, hem en aşağı İste ellerimde sonsuzluk ve hiç De ki, ömür verdin, en büyük yalan De ki, Beden verdin, içi boş ve kof İste! Yüce eserin, işte insan Ve yırt göğsünü, bağır, Of Tanrım of...
  25. gecenin şarkısı markısı kimindir hangi şarkısı üstelik gecenin şarkısı senin olsun ben istemem üstelik o şarkı herkesindir çünkü bulutlar konuşur kuşlar uyur ses uyanır şimdi kimindir gecenin şarkısı kimi hüzzamdan bir şarkı besteler uykusunda otlar büyür ocaklara girilir madenlerde ne düşler görür insan kimbilir gece onundur