Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Sevdigim kız pul pul yazma bürünür Deli gönlüm ardi sira sürünür Dünya gözlerime bir hoş görünür Yandim amma dumanlarim tütmedi Benim aşkim yazdim yazdim bitmedi Bazi ak bulutum bazi yeşil çim Yarali kuş gibi çirpinir içim Ömür başka türlü hal başka biçim Yandim amma dumanlarim tütmedi Benim aşkim yazdim yazdim bitmedi Ne bal oldum şu ariya ne petek Umudum yillarla eridi tek tek Bu hasret böyle mi sürüp gidecek Yandim amma dumanlarim tütmedi Benim aşkim yazdim yazdim bitmedi Duygular uçuşur kelebek olur Gönülden kopan ses kalbe ek olur Her diken aşk kokan bir çiçek olur Yandim amma dumanlarim tütmedi Benim aşkim yazdim yazdim bitmedi Çignedigim yollar kirik hat gibi Dolaşir dururum şaşkin at gibi Ne Kerem'e benzer ne Ferhat gibi Yandim amma dumanlarim tütmedi Benim aşkim yazdim yazdim bitmedi Neresi oteli neresi hani Kapkara bulutlar sardi her yani Bu aşk deli etti Hasan Turan?ı Yandım amma dumanlarım tütmedi Benim aşkım yazdım yazdım bitmedi
  2. Bilemem nerdedir şu gönlüme eş Hayaller dilekler cümlesi beleş Ben bir ufuk olsam sevgilim güneş Her gün bende doğsa hep bende batsa Eğilsem üstüne ince dal gibi Döksem dertlerimi bir masal gibi Dalından dökülen portakal gibi Kucağıma düşse kolumda yatsa Saçlar bulut bulut el kına kına Her nefeste geliverse yakına Birazcık utana biraz sakına Gönül meyvesini bu bağda tatsa Hasan Turan gene aşkın tığında Kolların Tanrı'ya açıldığında Sarmaş dolaş olsak ay ışığında Geceler dolusu ömür yaşatsa
  3. Bir acı duman tüter Konar bir baykuş öter Kalp susar nefes biter Gün gelir unutursun Sanma pınarlar kurur Her şey yerinde durur Gidenler unutulur Gün gelir unutursun Geceler kalır yarım Buz tutar duygularım Kıvırcık saçlı karım Gün gelir unutursun Ne dal ne filiz kalır Ne yollarda iz kalır Kalemim bensiz kalır Gün gelir unutursun Yel gibi geçti yıllar Saçlarıma yağdı kar "Babam" diyen çocuklar Gün gelir unutursun Han olur hancı olur Yürekte sancı olur Yıllar yalancı olur Gün gelir unutursun Güneş batar gün erir Haberi kimler verir Gelmişti gitti denir Gün gelir unutursun Saatler tik tik yürür Beni peşinden sürür Anılar bir bir çürür Gün gelir unutursun Gene bu çay demlenir Bu ekmek gene yenir Üç gün gözün nemlenir Gün gelir unutursun Kurur gözlerde yaşlar Değişir arkadaşlar Yaşam yeniden başlar Gün gelir unutursun Geceler kalır yarım Buz tutar duygularım Kıvırcık saçlı karım Gün gelir unutursun
  4. Nice duygulara daldım Hep kitli kapılar çaldım Bilesin gayri bunaldım Hızır gibi tut elimden Baktım gördüm seni bildim Gönül aynasını sildim Büktüm boynumu eğildim Hızır gibi tut elimden Ne ben ottan ne sen nurdan Mayamız aynı hamurdan Kulun oldum kovma burdan Hızır gibi tut elimden Yüce dağları aşmışım Düğüm düğüm dolaşmışım Şaşmışım gülüm şaşmışım Hızır gibi tut elimden Yürek ezik başım darda Bunalmışım buralarda Şurama bir merhem sar da Hızır gibi tut elimden Ömür boyu hep kanmışım Yakma, doğmadan yanmışım Her güleni dost sanmışım Hızır gibi tut elimden Elenmişim eleklerde Gözümdeki kara perde Hani merhametin nerde Hızır gibi tut elimden Turan'ım böyle yazarım Düğümsün nasıl çözerim Hep böyle dertli gezerim Hızır gibi tut elimden
  5. Gözünden renk almış bahar Hayran hayran bakar kuşlar Güzelsin sevdiğim kadar Kaşların ne hoş çatılmış Her bayramda her düğünde Bir ömürsün güldüğünde Ak çiçekli önlüğünde Karanfile gül katılmış Cilve cilve naz edişin Kaşın gözün dilin dişin Şöyle salınıp gidişin Şu gönlümce donatılmış Sormayın nedir ne diye Yaşı gelmiş on yediye Güzelliğe örnek diye Benim için yaratılmış Hani adı hani sanı Yıllar nasıl yer insanı Sorarsan Hasan Turan'ı Sana kul diye satılmış.
  6. Oy (Gizli Sır) Gecenin sükunu dolar içime Girerim her saat başka biçime Âşıkım delice acaba kime Gizli sır ellere verilmiyor OY Gönlüme alevden tuzak kurdular Vurdular dostlarım beni vurdular Gördüğüm rüyalar güzel duygular Gündüz yok oluyor derilmiyor OY İçimde nehirler dolup taşıyor Bilseniz gönlümde neler yaşıyor Kaçıyor toy gibi uzaklaşıyor Böylesi umutla erilmiyor OY Döktüm namusumu döktüm arımı Duyuramadım OY duyduklarımı Kimlere anlatsam rüyalarımı Neyleyim hayıra yorulmuyor OY Sevgiden düşmüşüm nazdan düşmüşüm Muhabbetten düşmüş sözden düşmüşüm Dostların yanında gözden düşmüşüm Halim nice oldu sorulmuyor OY Her sabah her sabah dayanır cama Hep onu görürüm baksam arkama Vazgeçsem sevmesem demiştim amma Neyleyim gönül bu durulmuyor OY Hasan Turan iyileşmez yaramız Gönül pazarında geçmez paramız Bilmem neden uzak düşmüş aramız Hayallerle düşle varılmıyor OY
  7. Yelkeni suya daldırdım Aklımı baştan aldırdım Gene gönlümü çaldırdım Deliyim dostlar deliyim Gölde yüzen akça kuğu Bazı durgun akan bir su Bilmiyorum ne haldir bu Deliyim dostlar deliyim Nedir bilmem bunun aslı Başım dağlar gibi puslu Ne akıllı ne de uslu Deliyim dostlar deliyim Susuz susuz yanan Yemen Yeşermeden solan çimen Ne yapayım bilmem ki ben Deliyim dostlar deliyim Yorulmuyor hayra düşler Bu nasıl hal bu ne işler Bana avare demişler Deliyim dostlar deliyim Bahtım doğuştan karadır Yüreğim ondan yaradır Gönül benden fukaradır Deliyim dostlar deliyim İncecik bel uzunca boy Ele gelmez toy desem toy Ah ne yapsam neylesem oy Deliyim dostlar deliyim Ah şu bakış şu oturuş Sanki güle bülbül konmuş Güzel seven Del'olurmuş * Deliyim dostlar deliyim Hasan Turan hecelersin Nerelerde gecelersin Behey gönül sen ne dersin Deliyim dostlar deliyim
  8. Gözlerim yollarda bekledi martı Posta getirmedi bastığın kartı Böyle mi olmalı Göçer'in şartı Yiğit sözü mermer olur taş olur Kuru çölde sarı bülbül öter mi Sen ateş yakmazsan duman tüter mi Denizden bir damla alsam biter mi Bir kaşık yağ ile nice aş olur Bilir misin şimşek neden sert çakar Dağların suları engine akar Umut umduğunun yoluna bakar Şair şair ile hem sırdaş olur Böylesi söğütten bize köz olmaz Kurt düşmüşse çürür gider öz olmaz Yerini bulmayan söz de söz olmaz Tabiri caizse ninanaş olur Umudun kuyusu derler derince Gönül tez incinir ipekten ince Hile karışırsa beyaz pirince Emeklerin hiçe gider hâş olur * Kimi Kars'a gider kimi Bolu'ya Kimi boşa sıkar kimi doluya Doğru nefes alıp doğru soluya Yalancının yattığı yer yaş olur Demek boşa dönüyormuş kayanız Sütümüze ulaşmadı mayanız Ehli kâmil olamadık yayanız Göz gönülden görmeyince şaş olur Ne küpüm boşalır ne destim yarım Suyum sebil, dağıttıkça artarım Kişileri gıram gıram tartarım Terazide fire verir fâş olur ** Meyvesiz eriğin dalı eğilmez Her yaraya el uzatıp değilmez Ele akıl verir kendini bilmez Hayal berberinde kel tıraş olur Sermayesi yalan olur yalanın Uskunu tez kopar eski palanın Böyle acemice tambur çalanın Eli dili tutmaz pür telaş olur Hasan Turan gürüleyip akmadın Fesat ocağında fitne yakmadın Daha söylenecek söz bırakmadın Böylesi gövdede böyle baş olur.
  9. Aylar saydım yıllar saydım Şu bağrıma taş bassaydım Et tırnaktan ayrılmıyor Keşke anne olmasaydım Baş ucunda oturduğum Nice hayaller kurduğum Sen üçüncü güvercinsin Bu yuvadan uçurduğum Beşik beşik salladığım Kanat kanat kolladığım Gözlerimden ırmaz iken Yadellere yolladığım Duvak duvak tel mi oldun Nefesimdin yel mi oldun Sen annenin kuzusuydun Gidiyorsun el mi oldun Bağrımı kimler yardılar Ne bileyim ne sardılar Dallarımda tomurcuktun Seni nasıl kopardılar Dün bütündüm bugün yarım Hani benim yavrularım Ne çabuk geçmiş seneler Ne tez ayrıldı yollarım Amanın yıllar amanın Direkleri çöktü damın Aldı götürdü yavrumu İnsafı yok şu zamanın Akmayın sular akmayın Yanmışım beni yakmayın Yavrumdan kalan resimler Beni yalnız bırakmayın Ak alnında kaş olsaydım Gözlerinde yaş olsaydım Yürek yürek anne oldum Kır dağlarda taş olsaydım.
  10. sokağı gökyüzüyle ilişkilendiriyorum izinli askerlerin şapkalarından asker şapkalarından bir gökyüzü nasılsa her gün yaşıyor içimde acılardı yaban otlardı az az kanıyor ayrılıklardı mektuplardı az az kanıyor hazirandı o hepten kanıyor bak, bir ormanı seçiyoruz, işte yerini bulmuş ağaçlar içimizde sarnıçtan suluyoruz ağaçları ağaçlar fısıltıyla yağmurdan konuşuyor yağmuru senin yanına iliştirmeliyim bir sinema günü dinmesini bekledikti bir süre kül rengi çatılarda yağmurdu az az kanayan içimde çoğu aşk sonu kederleriyle ilgilidir kederleri güz başlangıcına iliştirmeliyim ben ne zamandır yalnızım herkes ne kadar yalnız güz ne kadar büyütüyor yalnızlığı ben kaçar gibi yaşamalıyım kırlangıçları, ağaçları, telâşlı sesleri güz biriktiriyor yaşlılığı bakışlarım bir noktaya çoğalıyor sağlıktı hastalıktı ölümdü belki de her şey eskisi gibi biz hepimiz yeniden doğuyoruz ağacın ağaç olduğu bir yanılsama belki suyun su, kuşun kuş belki de her şey hiç yaşanmadı deniz kabukları, masamdaki yeşil sürahi sözcükler, sözcükler anlamını yitiriyor bir kök biberiyle, tuzlu çakıl taşları hepsi bir yanılsama belki neye dokunsam çözülüyor çünkü şu kadarcık yeşilliğe yer kalmıyor dünyada çoğu hayatı bir aşk gibi yaşamakla ilgilidir azar azar eksiliyor farkına varmıyorum derken geceyi gündüzü bilmiyorum ağaçlar kapı aralıklarından görünüyor annemdi hayal oluyor içerlerde odalardan odalara geçtikçe sonra o erken vakitlerde perdeleri aralardı gün girsin diye komşunun balkonunda çiçekler çiçekler rüzgârda kokuyor kokuyor ya her bir o kadar güzel ki belki de hepsi bir yanılsama çiçeklerdi ağaçlardı az az kanıyor güzel insanlar erken ölüyor mahzun sayılır çocuklar seni çocukların yanına iliştirmeliyim çocuklar seni daha güzelleştiriyor içimize yağmur yağıyor yağmur seni daha güzelleştiriyor belki her güzellik bir yanılsama belki de ayan beyan her şey herkesin çocukluğu işaret fişeği ben hepsini yaşıyorum azar azar kim bilir aşk bitti de bu bendeki derviş türküleri
  11. yanımdaki masada üç genç kız üç güzel kız sarı saçları bir beyzbol kepinin altındaydı uzak bir şehre eğimliydi gözleri cep telefonları çaldı çalacaktı denize sokulan küçük beyaz ayaklar gibiydi oturuşları duruşları hiçlikte kaybolmuştular belki kimselerin arayacağı yoktu belki sevgileri acı tadındaydı bir kırlangıcın yuvadan uçup gitmesi gibiydi can sıkıntıları yatılı okul mezunuydu acıları evlerinden uzaktaydılar belli ki bir boşlukta kaybolmuştular yanımdaki masada üç güzel kızı öylece buldum bir beyzbol kepinin altındaydı sarı saçları kalkıp gittiler boşlukları kaldı sevdaları kimbilir neyin ardındaydı
  12. mevsimler uzar saatler kısalır hayat gülde gülün tekrarı güz vakti miydi belki öyleydi gülde gülün sesi suda testilerin sesi eylül sonu uzun yağmurların sesi her dem taze burnumun direğini sızlatan hasretin sesi gökyakut sevdanın sesi derbentlerden gelen turnaların sesi seni öyle çok sevmiştim ki yurdum biraz keder biraz acı verdinse de bana hâlâ sızlar hasretinle burnumun direği haydi gelsin nalbantların sesi naz katılır makamlara gül dökülür çarşılara yaşanır çılgın curcunanın ucunda türk kürt gürcü laz süryani gül alıp vermişiz türkülerimiz benzer, göğümüz aynı içimizi pırıl pırıl yapan cana can katan uzun yağmurlar kıtlıklar tufanlar görmüşüz mezopotamya ovasında hayat gülde gülün tekrarıdır narda nar şerbetinin tekrarı erbil ovasında hurmanın tekrarı gök çatıda uçuşan ipek mendillerin tekrarı hasretini göstermiş sarıya güz güzü kıskanmış gülün tekrarı haydi gelsin, demdir gelmesini istediğin şey leyla gamıyla gelsin mecnun nalburlar inceltirken göğü gülünü dererken has bahçe yeşil limonlar arasında güneydeyim serserilik yaşımda topuklarımdan dertli türküler akıyor gündüzü, akşamı, göğü ilişkilendiren yaz şarkılarıyla erken yaz güllerinde gülün tekrarı güllerde sensin gülün tekrarı hayat gülün kuşta tekrarıdır urfa'da taşın ovada tekrarı ay girerken buluta gel bir arzuhalciye gidelim gülün yazdıralım taştaki tekrarını yazın güzdeki tekrarını mağaranın evdeki tekrarını ağıdımız derbentleri aşarken peki kime anlatalım halimizi biliyorum artık çok geç biliyorum henüz çok erken seste sessizliğin tekrarı künyemize düşüldü acı zalim avcılar bile dokunmaz mevsimler uzar günler kısalır hayat gülde gülün tekrarıdır.
  13. Bir parça kar beyazı bulut mu Gök mavisi mendil mi anısı olan Savaktan akan serin sular mı Git getir usulca yarana sar Eksilmesin başucundan memleket Kuşattı mı bütün yolları harami Can yoldaşı orman uzak mı Kuşların çığlığına uyarak yürü Omuzlarına güneş vurmuş olmalı Bin nazla büyüyen özlediğin güle Faytonlar sürdün körüklü fenerli Koşum takımları pırıl pırıl doru atlar Nice gelinler götürdün al duvaklı Baş çekip diz vurarak halayda Gün oldu erittin kederli havaları Komadılar ama seni uçarı yürek Değmedi körpe fidan bir ele elin Arpa ekmeğine değdiği kadar Henüz onsekizinde yirmisinde Gül ömrünü yangınlara saldılar Bu usul yürek loncaya yazılmalı Çünkü dem tutmaya başladı çığlık Ve ayrılığın köze döndürdüğü sevda Öyle yalın öyle hırçın ki göğsünde Götürebilir seni güneşli yollara
  14. O korku vardı hep çıkılan yolda O korkusuzluk vardı Suyun su olduğu günden beri akardı Biri can verip aydınlatır Diğeri boğar ve yakardı Yaşamın her dönüm noktasında Bir ileri bir de geri Atılan adımlar gibi alçalma ve yücelme Atılan adımlar gibi Büyüme ve küçülmeydi adı Biri sevgi olup yapardı Diğeri öfke olup yıkardı O korku vardı hep çıkılan yolda O korkusuzluk vardı Geceler güvensizdi Gökyüzünde soluklar tükenirken Ay sevinçsizdi Bir şey vardı sanki hep yarım kalan Bir anı ya da bir düş gibi Uzak Uçurumlarda sessizce sallanan Yıllardan beri canlı tutulan ateşler Söndürülürken yüreklerde birer birer Kim yakacaktı Uğrunda ölünen o büyük ateşi kim Daha gün batmadan Karartılan günlerin rengini Gün doğarken Kim haykıracaktı mor bahçelere kim Kim ağlayacak Kim gülecekti tüm güzellikler adına Kim sevecek Kim dövüşecekti Kim takacaktı ölürken Ölümsüzlüğü gül diye yakasına Kışın kar açıp Çiçek olacaktı buz sarkıtan dallarda Yazın güneş açıp Gelecek olacaktı ufuklarda kim Bir yıldız vardır hani Bütün yıldızlar içinde der Homeros Ne kopmuştur hiç bir zaman Kök saldığı kutsal yerinden Ne de boyun eğmiştir Ölüm kusan hiç bir karanlık önünde Nasıl susulursa Bin yıllık zamana karşı okyanus dilinde Aynen öyle parlamıştır Tüm gecelerin gökyüzünde Aynen öyle Notaların tören tören canlanıp Dile geldiği günden beri Hiç bir senfoni bulamadı bu sesi Bulamadı sarayların görkemli sütunlarında Hiç mi hiç bestelenmeden Ve seslendirilmeden yaşandı zindanlarda Hücreler senfonisiydi adı Yaylı sazlar: Demir parmaklıklar Ve demir kilitli demir kapılar Vurmalı sazlar: Taş duvarlar Ve taş katılığında kör baskılar Üflemeli sazlar: Şafakta idamlıklar Ve direnen tutuklular Erkekler kadınlar duvarlar ve ufuklar Yıldızlar içindeki o yıldızın Ölüme ve ölümsüzlüğe doğru Akışıyla başlıyordu hep birden uçuşarak Ardından diğer bütün notalar Ki maviliklerde süzülen kuşlar Kurtuluş savaşında Kurşuna ve saza vurulan türküler Fransız ihtilalinde Sürgüne ve giyotine gidilen marşlar Ve bir nice kızıl meydanda Yankılanan uğultular - uğultular Sonra güneşe gönderilen Özgürlük renkleri peş peşe Ve fethedilerek Ağızdan öpülen enginler - enginler Ey halkımın demir kazık dediği Yıldızlar içindeki soylu yıldız Varsın onlar söndü bilsinler seni Bulutları delerek saldığın ışıklar Ki bin renkli gelenek üzre Balkıyıp çoğalıyor şimdi Susmayan bir hücreler senfonisinde Kentlerin en yumuşak sessizliğinde Bildiriler düşüyor artık İnsanların yüreğine yağmur taneleriyle Gök gürlemeyince yer gülmez Gök gürlemeyince yer gülmez diye
  15. Çıksam şimdi güzelliğin gökyüzüne Dolaşsam Görsem bütün tanrısal sevgileri Ölümsüzlüğün sofrasına bağdaş kursam Ve anlatsam Anlatsam o ağlatan mutluluğu Bilmem inanır mı bana mavilikler Suskun bir coşkunun doruklarında Pürköpük ve rüzgarlı Bir nehir kahkahasıydı gözyaşı Vivaldi böyle dinlenirmiş meğer Mutluluk bile sensiz çekilmezmiş Ben ki yaşamı toprak bilmiştim Nice tohumlar ekmiştim bunca yıl Geç anladım Aşkın tohumu sensiz ekilmezmiş Sessizlik açarken zulüm bahçeleri Gözlerinde bir anda dört mevsim Her mevsimin güzelliğinde sen Bunca ayrık ve diken içinden Güle çıkmak işte budur desem Bilmem inanır mı bana çiçekler İçimde sayısız denizlerin şahlandığı O günü tarihlesem şimdi Irmak ırmak çizsem zamanın yüzüne Adına sonsuzluk desem Ve her saniyesini o sonsuzluğun An be an şiirleştirmek istesem Bilmem inanır mı bana sözcükler
  16. -I- seven güzelim çocuk karşımda duruyor fotoğrafın güneş gibi asmışım ranzama seni gözlerimi gözbebeklerinde unutup o kadar yakın ve o kadar ürkeksin ki uçacak elimin sana uzanan rüzgârında sarı saçların tokasından kurtulup kolumu kanadımı kırıyor fakat yüzünün ortalık yerinde buruşan keder tam da gülecekken sımsıkı kapanıp yapışıyor kiraz ağacının bütün kirazı dudakların gözlerinin yemyeşil uğultusu ve pembe buğusu yanaklarının susup kalıyor apansız hem ne dersin ben sana aşık oldum küçük kız hem de içerdeki adama durup dururken aşık olan bir dolu şaşkın varken hem de bunu yasaklamışken kendime duvarla demir arasında voltada ranzada aykaranlıklarında yapayalnız çarparken yüreğim deli deli seni sevmenin sakıncası yok fakat seni sevmek yarını sevmek gibi birşey o güne dek bırak oyalansın bu yürek hem nasılsa sevmeyi öğrenmen için bir on yıl daha büyümen gerek
  17. Hava ayaz mı ayaz, ellerim ceplerimde Bir türkü tutturmuşum, duyuyorsun değil mi Çalacak bir kapım yok, mutluluğa hasretim Artık sokaklar benim, görüyorsun değil mi Zaman akmıyor sanki, saatler durmuş bugün Sonsuz yalnızlığımda bir tek sen varsın bugün Ya dön bana artık, duyuyor musun beni Ya çık git dünyamdan, anlıyorsun değil mi Bir resmin kalmış bende, tam ortadan yırtılmış Hani siyah kazaklı, biliyorsun değil mi Gözlerimden süzülen birkaç damla anıda Senin sıcaklığın var, anlıyorsun değil mi.
  18. Kara haber tez duyulur "Unutsun beni" demişsin Bende kalan resimleri Mektupları istemişsin. Üzülme sevdiceğim Bir daha çıkmam karşına Sana son kez yazıyorum Hatıralar yeter bana Unutma ki dünya fani Veren Allah alır canı Ben nasıl unuturum seni Can bedenden çıkmayınca Kurumuş bir çiçek buldum Mektupların arasında Bir tek onu saklıyorum Onu da çok görme bana Aşkların en güzelini Yaşamıştık yıllarca Bütün hüzünlü şarkılar Hatırlatır seni bana ........... Kırıldı kanadım kolum Ne yerim var, ne yurdum Gurbet ele düştü yolum Yuvasız kuşlar misali Selvi boylum senin için Katlanırım bu yazgıya Böyle yazmışsa yaradan Kara toprak yeter bana.
  19. Usta terzi dar kumaştan bol gömlek diker Doğru tartan esnaf rahat, huzurlu gezer Eğrinin ve doğrunun hesabı mahşerde Dünyada biraz huzur herşeye bedel Sağlığın nasıl gülüm sen ondan haber ver İlaç neye yarar vade gelmişse eğer Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi Han senin, hamam senin, konaklar senin Tarla senin, çiftlik senin, bağ-bostan senin Diyelim ki dünya malı tümünden senin Ağız tadıyla yersen bir şeye benzer Sağlığın nasıl gülüm sen ondan haber ver İlaç neye yarar vade gelmişse eğer Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi Barış der biraz tuzum, ekmeğim olsa Buz gibi pınar suyundan bir testim olsa Bir de şöyle püfür püfür bir çınar gölgesi Kaç kula nasip olur ki keyfin böylesi Bir lokma ye, bir yudum iç, bir oh çekiver İlaç neye yarar vade gelmişse eğer Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...
  20. Adım anılmaz oldu, kapım çalınmaz oldu Ömrümün sonbaharında Gönlüm katlansın diye gören göz görmez oldu Ömrümün sonbaharında Saçlarıma düştü aklar, hüzünlendi akşamlar Ömrümün sonbaharında Hep yüzüme kapandı, dost bildiğim kapılar Ömrümün sonbaharında Şarkılar yarım kaldı, resimler soldu şimdi Ömrümün sonbaharında Döktüğüm gözyaşları, sel oldu aktı gitti Ömrümün sonbaharında Elimden kaçırdığım gençliğimi özlerim Ömrümün sonbaharında Artık hiç dönmeyecek sevgiliyi beklerim Ömrümün sonbaharında Barış isyan eyleme, yıllar akıp gidiyor Ömrümün sonbaharında Fazla vaktim kalmadı, giden geri gelmiyor Ömrümün sonbaharında Hala bitirmediğim bir yarım şarkım kaldı Ömrümün sonbaharında Hala beni dinleyen bir avuç dostum kaldı Ömrümün sonbaharında...
  21. Bir sevinç var ki kalbte Arşı doldurur sesi; O ne sonsuz sevinçtir, ebediyet neş'esi...
  22. Yavaş sessiz senin buyruğunda toplanır altın yavaş sessiz Yavaş sessiz senin buyruğunda dağılır buğday yavaş sessiz Yavaş sessiz senin buyruğunda bölünür halkın ekmeği Seninle hızla kararır bozulur ipek seninle hızla Hızla düğümlenir bulanır su seninle Körlenir seninle hızla emeğin tarihi Ve seninle yavaş yavaş çıkar bakıra kuvarsa tunca yavaş yavaş Acının uzun uzun yazılan adı.
  23. Sessiz sedasız yaşayan bir ayrık otuydu Orta Anadolu?da Kıtlıktan önce. En küçük bir şeyden coşardı Mesela bir kuş uçmasın Kızılırmak ?a doğru Köklerine su yürümüş gibi sevinirdi. Bir bulut geçsin üstünden Ayrılıktan çıkardı. Dünyayı, derdi, dünyayı Hiçbir şeylere değişmem. Şimdi yaşamak istemiyor.
  24. Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda. Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye .. Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik Anlayamadılar........
  25. Karsimdasin iste... Bana bakmasan da oradasin, görüyorum seni. Ah benim sevdasinda bencil, yüreginde saglam sevdigim. Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbasi oldu yüregim. Tikandigim o an, Elimi nereye koyacagimi sasirdigim o an iste, Aklimdan o kadar çok sey geçti ki takip edemedim. Ellerim boslukta, ben darda kaldim. Ellerim buz gibi, ben harda kaldim. Bir senfoni vardi kulagimda çalinan, bitti artik hepsi... Köseme çekildim, hani hep kaldigim köseme. Bakis açim belli oldu yine. Geride kalan, ardindan bakar gidenlerin. Bir meltem olacak rüzgarim dahi kalmadi benim. Daglara çarptim her esisimde. Yollara küfrettim her gidisinde. Demistim sana hatirlarsan: ?Önemli olan ?zamana birakmak? degil, ?zamanla birakmamak?tir..? Simdi bana, geçen o zamanin Unutulmaz sancisi kalir Gittigim eger bensem, söyle bana kimden gittim? Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...