likevoyager tarafından gönderilen her şey
-
O Z A N
Bir kez olsun dönüp bakmadı Hoşçakalın da demedi giderken Sustu ve yalnızca elinden yine de sazını elinden bırakmadı Sonra hiçbir haber çıkmadı Çıkıp gelmedi apansız bir gün Gerçi yoktu yolunu bekleyen ve hiç kimse gözyaşı dökmedi
-
KUŞLAR
Kuşlar mı ki çok şey denildi şair dilinden Yüzlercesini suladık göleğinde sevdanın dokuduk gönül yumağında renklerini Gizimizi bildiler de ihanetlerini görmedik hiç ılık bir öpüştü türküleri Kuşlar mı ki şimdi çok uzak yüksekte öpsen büyüyemezsin ki ihanet ettik türkülerine baharın
-
KUŞ ÖLÜMLERİ
Gittikçe yalnızlaşıyorum, bir sen varsın karşılığı olmayan sorular düşüyor aklıma ve kuşların intihar tasarısından söz ediliyor kentte soğuyan ellerinde kalıyorum bir kırlangıç gibi Ellerin bir mecnun yurdu, upuzun bir sessizlik birlikte okuduğumuz kitaplar kadar sımsıcak Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin her satırını çizip, notlar düştük kıyılarına Dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara ve düşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz Sesine bir esmerlik düşüyor, parçalanıyor yüzün kayıp gidiyor parmaklarımın arasından bir aşkı anlatmak için seçtiğim sözcükler hep yanlış numaralar düşüyor telefonlarda kaçırıyor korku bakışlarını eski tanıdıklar Bir sen varsın, kurtulursam bu aşkla kurtulurum Gülüşü süt mavisi insanlar vardı, nerede şimdi çoğunun adını unuttum, çoğunun kimliğinde kazınmış adresler Nevin canına kıydı geçen gün, şiir gibi bir kızdı bilirsin Öner enfaktüs geçirmiş içerde, kesik kesik öksürürdü eskiden Ayşe ise acemi bir sokak yosması artık Üşüyorum, ama sen anılarla sarma beni ve anlat yalnızlığımızı
-
YENİLDİK
Şimdi kim bilebilir zakkumun O kekre tadını bizim kadar Tenimize sinmiş sülfür kokusunu Soluğumuzdaki cıvayı kim duyar İntikamcıydı bilim, sezgimizse Gölgesi sulara vuran bir ceylan Neyi yaşamışsak ömrümüz diye Derimize yazdı o vak?anüvis Kehribar saplı bir hançerle Kehânet kuyularında sınandık Terkettiğimiz her şehir yakıldı Anıtlar dikildi kahhar ve kutsal Zamansa bir karadeliğe dönüştü Belleğimizin oksitlenen çöllerinde Çöl ve moraran cesetler, rüya Kâbusa dönüyor cinnet saatidir Coğrafyanın bu yakasında bir halk Kendi oğullarını boğazlıyor artık Kûfi bir cesaret oluyor cinnet Biz keder diyorduk, tarihmiş Dilimizde işte o kil ve kül tadı Şimdi kim bilebilir yenilginin O kekre kokusunu bizim kadar Soluğumuzdaki cıvayı kim duyabilir Kaynak: Ahmet TELLİ - Çocuksun Sen Şiir Kitabı.
-
SAVRULUP DURURKEN HAYAT
Kekremsi bir hayat dilimindeyiz Bakır tadında geçiyor günler Tutmuş yolları bir sürü harami Geleni geçeni sigaya çekmekte Şüphesiz onlar ölüm getiricilerdir Ve sevincin düşmanı olarak bilinirler Yoktur gözlerinde sevgilerin ışıltısı Aşk yoktur, duman bürümüştür büsbütün Onlar yalnızca ölümü bağışlayabilir Yalnız kederi, kahrı ve zulümleri Ve tarih onlarla bizim kavgamızın Sürüp duran hadisatından ibarettir. Ne yazılmışsa bize ve onlara dair Işıklı sularındadır bilincimizin Hükmünü yerine getirse de acılar Biz yine neşeli türküler söylemekteyiz Savurulup duran bir zaman diliminde Sarsarak ve sarsılarak geçiyor günler Ama kalbimiz çatlayacak kadar duyarlı Hayatı savunabilecek kadar güçlüdür.
-
ÖFKENİN ADINI KOY
Devrilen bir çınar nasıl uzanırsa boylu boyunca öylece düştü kollarına kan-revan içinde dostun donup kaldı soluk bir gülümseyiş çocuksu kıvrımında dudaklarının Kaşın seyirmeye başladı birden yüreğin körüğü üflüyor içindeki cehennemi ve bir boşluğa nasıl çarparsa deli su öyle uğuldamakta kulakların bir bora patlıyor göğsünün okyanusunda Ne ki, tutulmuş nalçalı seslerle umudun köşebaşları korsanlar dalgalandırıyor senin deli rüzgarlarınla bayraklarını ve yitiriyorsun yolunu balta kesmez ormanında öfkenin Bil ki, dostuna değil çekilen tetik senin umuduna, unutma bunu kör bir öfke delirtmesin yıkmasın yaşamın direncini unutma ki her köşebaşında bunca dostun kurumadı hâlâ kanları Hele dik tut başını önce haykır yıkılmadığını, tükenmediğini yüreğindeki yalım nasıl olsa korlaştırır zamanın çeliğini sen önce öfkenin adını koy yanıltmasın yüreğini
-
DÜŞ YOLLARA
I Söğüt ağaçlarının Bulutsu serinliği Gümüşsü bir renge Çevirirken akşamı Uzak dağbaşlarını düşürür aklına Çıkar sedef kakmalı Gümüş çakını o zaman Bir dal kes ışkınlardan Ve usulca yaslan Yaşlı bir çınarın yorgun göğsüne Çınarlar ki ağırbaşlı Ve biraz bilgedirler Yorgun ve kederli Gövdeleriyle onlar Nice öyküler dinlemiş Çok umur görmüşlerdir Nice aşkların tanığı Nice gizlerin suskun Taşıyıcısıdır çınarlar Ve bu yüzden saygın Bir yerleri vardır Halk duyarlığında Ve derler ki onlar için Kendilerinden başkasını ele vermemişlerdir II Uzak dağbaşları Yalnızlıkları getirir aklına Bir de efkarlı türküleri Ve senin yalnızlığın Ancak dağlara sığabilir Bir de türkülere Belki bir zaman Geçitler kapanmış Koyaklar tutulmuş olabilir Yabanıl sesler, ateşböcekleri Kıpırdayıp durur çevrende Bir de sessizlik O zaman Bir tutam kekik Bir tutam dağlalesi kopar Ve usuldan usuldan Söylemeye dur Eşkiya türkülerini O türküler ki biraz kederlidir Ama kendilerinden başkasını Ele vermemişlerdir Göreceksin önce çobanlar Ses verecek sana Sonra bütün bir doğa Doğayı aldın mı yanına Gürül gürül akan kalabalıksın Üstelik eşkiya türküleri Ve çınarlar seninledir O zaman çekinme Düş yollara
-
BUNCA AYRILIKTAN SONRA
O yorgunluğun kitaplarındaki umutsuz sevgiler miydi düşleri eskiten bir kez miydi tam yüreğimize saplanışı o kemirgen kuşkuların o yabanıl uğultuların Ömürboyu yalnızlık yargılısının buluvermek birden kerem sevdasını canımızın çekirdeğinde üstelik bunca ayrılıktan sonra Soyunup bütün kitaplardan hüzünden, ayrılıklardan aşmak istesek de masal dağlarını tutabilir miyiz yelesini o tanrısal atların Dinlenirken sevginin billur ırmağında güneş kararıyor apansız çatlıyor yüreğimizde yalnızlık tohumu ve gurbet batırıyor dişlerini etimize.
-
KAVAK YELLERİ
gündöndü ve bakla tarlalarında sevişmelerin pomakçasını öğreniyorum o korkunç hazzını duyuyorum toprağı doyuma kavuşturmanın ve hâlâ anlatılmaz bir cinsel koku buharlaşıyor göğsümün kıllarından anımsadıkça pomak sevgilimi On sekizindeyim ve tip'i övmekten suçlanıp sürülüyorum Okudukça aşık, aşık oldukça daha çok okumaktayım bu aylar biraz ayten, biraz süeda ayları bunlar kurutulmuş çiçek mevsimleri yani yıllar sonra daha iyi anlaşılıyor o kaçak şevişmelerin tadı Fabrika bacalarından yağlı bir duman ağıyor göğe çiziyor İlk gençliğimin haritasını
-
KAİNAT-I EVREN
evren yalnızlıktan da küçükmüş düşlermiş asıl sonsuz olan. evren umutlardan da küçükmüş mutsuzluk daha büyükmüş meğer. evren sekizinci renge sarınan metaforlarmış meğer. evren hiçlikten de küçükmüş meğer yaşamı ve ölümü ezberleyecek kadarmış evren küçük bir okyanusmuş meğer kıyısında yelkenliler batan.
-
KAHVEDE
Hep öyküler dinledim buruk, acımsı, kekremsi Dinlerken yaşadım diyemem öldüm Ama ölmemiş o bin öykünün serüvencisi Sunuyor kendini canlı bir bildiri gibi kaçarak tırpanından ölümün oturmuş karşımdaki sandelyede demli çaylar istiyor garsondan Bol içki, bir o kadar küfür ve boşvermişlik bütün hayata Ucuza kapatılmış hatta bedavaya gelmişken hayat dinler mi girdisini çıktısını o bin serüvenden sonra Çok öyküler dinledim cigara dumanıyla yüklü duvarların taş baskısı resimlerle süslü köy kahvelerinde buruk, acımsı, kekremsi Dinledim yaşadım diyemem öldüm
-
ISLIK
Yabanıl ot kokuları getiriyor bir rüzgar kıpırdatıp suları Belki sonbahar vurgun yapamayacak yol vermeyecek sular Ve neşeli bir ıslık tutturmuş şimdi doğa nice acıya karşılık Aşkı savunmada doğa
-
HERŞEY KARARIRKEN
Kara tahtaları Yeşile çevirdiler de Yeşil umutlarını Karaladılar çocukların
-
HER NASILSA YALNIZSIN
Her nasılsa yalnızsın Bir giz gibi deliyor yüreğini can sıkıntılarının burgusu ve hep bir şeyler eksik gibi bir şeyler bekler gibisin Yeni bozgunlar yeni yenilgiler peşindesin Bir bozkır kuraklığına dönüşmüş için Oysa yalnız bir öpüştür gurbeti türkülere dönüştüren Çoktandır su vermedin çiçeklere ve yüreğinin çeliğine Zaman terkisine almış da öpücükleri koşuyor sessizliğin ve yalnızlığın iyotlu kıyılarına Bir yol ayrımı ki yanlışla doğru hüzünlerle sevinçler kolkola Sen ki ey kalbim yanlışları ve hüzünleri taşıdın bunca zaman Taşıyamaz yüreğinin batık sandalı bu yalnızlığı, bu can sıkıntılarını Yaşam gelincikler gibi beklerken seni gecenin kapısını çalma ey kalbim
-
HATIRALARIMI YAZMA
Yine bir duman çöktü sokağa, kent tutuştu Bütün sığınaklarda seni arıyorum, nerdesin Aklıma dökülen hatıralar hattında bir yangın Bir çarpraz ateş başlıyor, newroz diyor birileri Dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim Bugünse ateş altındayım, Hatıralarımı yazma Bir rüya görüyorsun, terlemişsin sırılsıklam Vurulup düştüğüme inanmak istemiyorsun Bir kente girişin provası oluyor oysa ölümüm Reis yok, bir misillemedir bütün hatıralarım Yalnız yıkık bir duvar var karşıda, Ve bir kadının cesedi üstünde Uçuşup duruyor takvim yaprakları Seni bekliyorum orda, meydan saatinin altında Bir James Dean filmine gideceğiz gelirsen Cehennem hızıyla çarparken mutsuzluğun çelik zırhına Soluk soluğa yaşanacak tüm imkansızlıklar Boyle olmalıydı ve oldu işte diyecek oğlum Babamsa bir ağıta benzeyecek, küllerimi avuçlarken Bütüm köprüleri dinamitledim ve geldim işte Bir kente girmemiz nasıl gerekiyorsa öyle Apansız çıkmalısın karşıma Ki unutulmuş bir haykırış olmalı dünyaya Seninle her karşılaşmamız Mağlubuz, Durmadan kazanan bu hayat Basit bir üçkağıtçı sadece, bir sahtekar Beş benzemezle rest çekiyorum Ama o biliyor bunu ve çekiliyor oyundan Yokum diyor Dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim Bugünse ateş altındayım, hatıralarımı yazma Hatıralarımı yazma, Tarih sanıyor birileri
-
GÜZ DALGINLIKLARI
Gül diye kokla güz dalgınlıklarını Umut tacirlerine yüz verme sakın Yenilirsen dövüşerek yenilmelisin Hiç kimseye vereceğin hesap kalmamalı
-
EYLÜL
Eylül, gülleri soldurarak duyurdu bu yıl kendini Böyle olacağını bile bile şaşırttı bizi yine de Daha bir demet kır çiçeği alıp koymadık vazoya Güller mi unutturdu bize sevinci yoksa aşındırdık mı kimi duyguları? Şöyle bir akşam şöyleşemedik dostlarla erkenden kapandı perdeler yorgun muydu çocuklar da? Her gün yağmalanan talan edilen sevincimiz kurudu galiba büsbütün su yürümüyor dallara Ama kırpıntı, bir küçük uç uç böceğinin her nasılsa konuvermesi balkona uyarıyor bizi irkilterek Bu kahrolası taraka bitecek gibi değil sokaklarda Çekip kapıyı çıkmak en iyisi dalmak caddelere, varoşlara Belki o zaman eylül şaşırtmayacak bizi bulup çıkaracağız çünkü evrenin öteki yüzünü
-
YILDÖNÜMÜ
Küçücük odamda karanlığın dizine koyup başımı canını canıma kattığım günleri düşündüm bu akşam yalnızlığın gözlerinden öpüp saçlarını okşadım rüzgarın sevdamızın dudaklarından sevinci emdim bir de hüznü ve ayrılığı küçücük odamda karanlığın dizine koyup başımı düşündüm bu akşam, meğer ne çok hisli sevmiştim ben seni
-
OLAYDIM
İzci olsam iz arayan Baş koyacak diz arayan Ak gerdanda benler sayan Huysuz huysuz el olsaydım Gülmez imiş aşka kanan Gâvurlaştı vermez anan Efil efil dalgalanan Mor zülfünde tel olsaydım Ben bağrımı yere serdim Nice kahra göğüs gerdim Başucunda ben eserdim Seher vakti yel olsaydım Ezim ezim ezilmezdim Bağlar gibi bozulmazdım Turan diye yazılmazdım Bir yabanda el olsaydım
-
N İ Y E
Bekle gönül günler neler getirir Yağmur yağar çimen çiçek bitirir Beni benden alır alır götürür Bunca sitem bunca cilve naz niye Sarmaşıklar yüreğime sarılır Susuz toprak dilim dilim yarılır Geliversen kim küser kim darılır Bunca sitem bunca cilve naz niye İşte bahar mor zambaklar dermişim Umudumu yollarına sermişim Kul olmuşum sana gönül vermişim Bunca sitem bunca cilve naz niye Dalımda çürüdüm dalımda yettim Feleğe neyledim kime ne ettim Senin için ben ömrümü tükettim Bunca sitem bunca cilve naz niye Şafak söktü çil horozlar ötüyor Bacalardan boz dumanlar tütüyor Benim derdim bana bol bol yetiyor Bunca sitem bunca cilve naz niye Nerde doğdum nerelere savruldum Acı poyraz vurdu erken kavruldum Boncuk gözlüm şu cilvenden ne buldum Bunca sitem bunca cilve naz niye Gül istemem iki sözcük taş atsan İkicik göz kırpsan iki kaş atsan Gelsen gitsen anıları yaşatsan Bunca sitem bunca cilve naz niye Aştım dağlarını gezdim kırını Ateşledim içimdeki fırını Çözemedim içimdeki sırrını Bunca sitem bunca cilve naz niye
-
NERDEDİR
Kovanımda petek yapan arıydın Yüce dağın ak topaklı karıydın Gülüm neden bezdin kendine kıydın Kovanın dağılmış balın nerdedir Sarı saçlarına erce yağmış kar Şimdi gözün kimde gönlün kime yâr Bahçen ıssız kalmış dağılmış kuşlar Bülbül konduracak dalın nerdedir Saçlarını yeller ile tarardın Beyazın üstüne allar sarardın Neden kara giydin neden karardın Top top yeşillerin alın nerdedir Cam ardında ak mumları yakardın Yüreğime ılık ılık akardın Çiçekli fincanda bahta bakardır Hani umut açan falın nerdedir Sevdiğim bu kadar yaramaz mısın Allah için bir kez aramaz mısın Şurama bir çapıt saramaz mısın Mevla'ya açılan kolun nerdedir
-
NE DEYİM
Denizleri kim uyutmuş Gölümü balıklar yutmuş Aylar da beni unutmuş Bahara güze ne deyim Gün günlerle değiş tokuş Hani güzel öten o kuş Yolun başı sonu yokuş Varılmaz düze ne deyim Karıncanın yükü dağdır Çağımız böylesi çağdır Anası babası sağdır Böyle öksüze ne deyim Sütler bozuk tutmaz maya Gücüm yetmez ağlamaya Yol Kaf Dağı yolcu yaya Götürmez füze ne deyim Burda sual orda sual Arşı alem zühre zühal Yığmışlar dağ gibi vebal Çekemez dize ne deyim Nice evladı okuttuk Düşmesinler diye tuttuk Şimdi biz bizi unuttuk Şu bizsiz bize ne deyim Sen bir hiçsin kainat fil Gel gönül sen kendini bil Bir karından Habil Kabil Gelmez diz dize ne deyim Yol tükenir azar azar Tüm yolların sonu mezar Kul bahtını kullar bozar Boz çize çize ne deyim Kitli kapılar odalar Saatler beyhude çalar Umut deryası dualar Git yüze yüze ne deyim Turan niçin çekersin ah Bir gün gece bir gün sabah Elbet er geç sevap günah Gelir yüz yüze ne deyim
-
HASRET
Uyuyor gecenin koynunda herkes Ak başın karlı dağ, es ey rüzgâr es Yüreğimde sızı kulağımda ses Benim göksüm yüreğime dar mıdır Günlerim eridi dağlar üstünde Tümden boşa gitti gene bugün de Çift davullu çift gelinli düğünde Kim bilir beni de anan var mıdır Yıllar oldu eller köye varalı Mektuplar ulaşmaz yollar aralı Düşlerimde haber gelir karalı Ardımdan ağlayan nazlı yâr mıdır Uçsuz ufuklara açıldı gemi Ben burda kalayım götür gölgemi Eller mi aldılar nazlı Senem'i Kuşlara mı sorsam bahtiyar mıdır Şafak söktü esti baharın yeli Daha ne söyleyim del'oldum deli Bu yüreği hangi kabre gömmeli Ne olur gelsene, dağlar kar mıdır
-
GECELER NEYE YARAR
Dışarda fırtına var Yüreğimde bir top kar Sen yoksun bulut saçlım Geceler neye yarar Kumruların sesinde Dinliyorum ahımı Neyleyim gönül sevdi Çekerim günahımı Tuz ekmek hakkımız var Düşürme dara beni Kulaklarım sesinde Her gece ara beni Umutla yumak yumak Çözüyor örüyorum Yapraklarda çiçekte Hep seni görüyorum Geceler nasıl uzun Saatleri saymak zor Ufuk kızıl kan oldu Gene akşam oluyor Durağım meyhaneler Ömrümü yoluyorum Götürdüğüm mazimi Kadehte buluyorum Dışarda fırtına var Yüreğimde bir top kar Kollarımda sen yoksun Geceler neye yarar
-
DESEM Mİ
Dinlerken mazimi senin sesinde Ezim ezim ezilmişim desem mi Yillar beni benden almiş götürmüş Ilmek ilmek çözülmüşüm desem mi Ahim yüklü nagmelerde ezgide Benzeşmişiz sevgilerde sezgide Kader katmer katmer olmuş yazgida Baglar gibi bozulmuşum desem mi Geçemedim şu dereyi şu arki Seçemez olmuşum şimal'i şark'i Hep başimda döndü felegin çarki Damla damla süzülmüşüm desem mi Salmadilar karli daglar kar diye Yüregim çirpinir göksüm dar diye Bunca ömür sari saçli yar diye Boynum bükük büzülmüşüm desem mi Behey gönül var git derim işine Hayel perileri girmiş düşüne Vefasizlar için boşu boşuna Üzüm üzüm üzülmüşüm desem mi Hasan Turan engeller var ahtina Bir güzel konmadi gönül tahtina Gülüm senin yildiz yildiz bahtina Kalem kalem yazilmişim desem mi
Jump to content