Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Bu akşam yemin ettim, Seni bir daha öpmemek için... Ben ki bütün duvarlarını, Afişlerle donatıp Yumruğumla kanatmışım! Rezil bir aşktı!.. Bütün arkadaşları miting alanlarında Ve mezarlıklarda bırakmıştım... İstanbul.. ey İstanbul ey! Acılar kraliçesi.. Umudun ve direncin yorgun anası! Ve ey, çıldırmak üzere olmanın Çamurlu ikonası! Tırnaklarım kopuyor, Görmüyor musun?.. Bir ben miyim kapıları şaşıran, Her yokuşun başında? Bir ben miyim, ekmek arasına, Canını doğrayıp-doğrayıp yutan? Bir kedi bile sağarken yüreğini, Telaş içinde, yavrusuna; Ey acımasız acuze, Utan şu türbelerinden, Minarelerinden utan!.. İstanbul.. ey İstanbul ey!. Acılar kraliçesi... Savaşın ve bozgunların gariban çiçeği! Ve ey, teslimiyete düşmenin, O hazin gerçeği!.. Bayraklarım kanıyor, Sormuyor musun?.. Kadınların ki omuzları hicran, Saçları ihanet sarısı... Çocukların ki yağmur emiyor Yıkılası kaldırımlardan... En ücra genlerime, alyuvarlarıma, Kılcal damarlarıma, ruhuma kadar Bıktım; İliklerime, gömlek ceplerime kadar sızan Bu Allahsız yağmurundan!.. İstanbul.. ey İstanbul ey! Acılar kraliçesi... İhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı... Ve ey, çürümenin, yok olmanın Amansız sancısı! Ciğerlerim çatlıyor, Duymuyor musun? Hangi pencerene çıksam, O salya-sümük pezevenk suratları! Hangi caddene dökülsem, O şangur-şungur düş kırıkları! Bütün bu ezginler, tükenenler, Yerlere serilenler, tutunamayanlar; Sarsmıyor mu seni hiç, Bunca infilak, Bunca isyan çığlıkları? İstanbul.. ey İstanbul ey! Acılar kraliçesi... Aldanışların ve hüznün Yalancı tanrıçası! Ve ey, ruhu kirlenmiş gecelerin Cilveli yosması! İntihar anı geldi, Beni öpmüyor musun?.. Ağlamak istemiyorum.. yenildim sana.. Hikayenin özeti bu... Bir istimlak gibi ödedin, Ve çiğneyip geçtin maceramı! Şimdi ben, Suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle, Şimdi ben, hangi şehirde soğuturum Zonklayıp duran bu yaramı?.. İstanbul.. ey İstanbul ey! Acılar kraliçesi... İhanetin ve ihbarların Arkadan dolaşan bıçağı Ve bütün ödeşmelerin, yüzleşmelerin, Erkekçe vuruşmaların kaçağı! Beni harcadın ulan, beni sattın, Utanmıyor musun?.. Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  2. İçerden çıkacak birazdan adam, Yılların tortusu çökmüş yüzüne Alnını güneşe serecek adam. Uykusuz tavanlar, çürük ranzalar, Cevapsız mektuplar, suskun voltalar Geride kalacak Ve sepya rengi hüznüyle Bir gül gibi savruk, gülecek adam. Kar yağmıştır sardunyanın üstüne Anılar toza bulanmıştır. Kitaplar sobada yanmış, Sazlar duvarda kanmış, Güzelim şarkılar yağmalanmıştır. İçerden çıkacak birazdan adam, Yıpranmış bavulu, hantal sesiyle Kendini yollara vuracak adam. Yüz çeviren dostlar, eski sevdalar, Ayak oyunları, sinsi tavırlar Açığa çıkacak Ve sonunda kendisiyle Bir ince hesabı görecek adam. Susamıştır tebessümün seyrine Saçları hiçbir gün okşanmamıştır. Bir ihtilal kadar yalnız, Ah... vefanız kadar yanlış, Mümkünse farzedin yaşamamıştır... Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  3. Benim hiç sapanım olmadı anne, Ne kuşları vurdum, Ne kimsenin camını kırdım... Çok uslu bir çocuk değildim ama, Seni hiç kırmadım, hem boynumu kırdım. Ben hayatım boyunca Bir tek kendimi vurdum!. Suskun görünsem de, Fırtınalı ve mağrurdum anne. Bir mızrak gibi, Aynada hep dik durdum anne! Ben sana hiçbir gün laf getirmedim, Leke sürmedim. Ama göğsümü çok hırpaladım, Kalbimi çok yordum... Ben hayatım boyunca, En çok kendimi sordum!. Benim hiç sevgilim olmadı anne, Ne bir yuva kurdum, Ne bir gün şansım güldü... Öpemeden bir bebeğin gıdısını, Tükendi gitti çağım... Kimi yürekten sevdiysem, Yüreğini başkasına böldü... Bir muhabbet kuşum vardı, O da yalnızlıktan öldü... Sen beni hep, göğsünde Acılarla mı soğurdun anne? Yoksa, evlat diye, Koca bir taş mı doğurdun anne? Eziyet değilim, zahmet değilim, Musibet hiç değilim; Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene! Doğurdun da beni, Ne ile yoğurdun anne? Benim hiç hayalim olmadı anne... Ne seni rahat ettirdim, Ne kendim ettim rahat... Bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat! Kaybolmuş bir anahtar kadar Sahipsizim anne... Ne omzumda bir dost eli, Ne saçımda bir şefkat... Say ki yollardan akan, Şu faydasız çamurdum anne... Say ki ıslanmaktan, üşümektim, Say ki yağmurdum anne! Bunca yıldır gözyaşını, Hangi denizlere sakladın? Oy ben öleyim, Sen beni ne diye doğurdun anne? Hayat nedir, nedir ki anne; Bir oyun, bir masal değil mi? Bak, kırıldı oyuncaklarım... Ömrüm gitti, Sevdam bitti... İnan, ben hiç büyümedim ki... Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  4. Hani benim sevincim nerede; Bilyelerim, topacım, Kiraz ağacında yırtılan gömleğim? Çaldılar çocukluğumu habersiz.. Penceresiz kaldım anne, Uçurtmam tel örgülere takıldı.. Hani benim gençliğim nerede? Ne varsa buğusu genzi yakan, Ekmek gibi, aşk gibi; Ah, ne varsa güzellikten yana, Bölüştüm, büyümüştüm. İçime sığmıyordu insanlar.. Bu ne yaman çelişki anne, "Kurtlar sofrasına" düştüm.. Hani benim direncim nerede? Hani benim övüncüm nerede; Akvaryumum, kanaryam, Üstüne titrediğim kaktüs çiçeği? Aldılar kitaplarımı sorgusuz.. Duvarlar konuşmuyor anne, Ve açık kalmıyor hiçbir kapı.. Hani benim gençliğim nerede? Daha kapılmamışken rüzgara, Tatmamışken rakıyı, Şiire yeni-yeni başlamışken, Koştum, dağlara koştum; Daha öpmemişken hiçbir kızı.. Yağmurları biriktir anne, "Çağ yangınında" tutuştum.. Hani benim bilincim nerede? Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  5. Gitti ah... Gecelere hüzünleri serperek. Yaralı bir kuş gibi kanarcasına gitti... Yalvaran gözlerime, elemi pay ederek, Bir kabahatmiş gibi, Kaçarcasına gitti... Gitti ah... Şarkılara bel bağlamak faydasız. Üstüme kapıları kaparcasına gitti... Gecenin geldiğini haber vermeden, hırsız Yaşanmamış bir ömrü, Çalarcasına gitti... Gitti ah... bir nehirdi, Yazmadığım şiirdi. Yüzüme son bir defa Bakarcasına gitti... Gitti ah... Gözyaşları yanaklarımda kaldı. Hayatın perdesini çekercesine gitti... Belki duyulmamış, toz-pembe bir masaldı. Göğsümden yüreğimi, Sökercesine gitti... Gitti ah... Karşılaşmak ömür boyu imkansız. Beni hazanda koyup, bahar dalına gitti... Biliyorum, ne yapsam, ne söylesem anlamsız. Ayrılmıştı dünyamız; Kendi yoluna gitti... Gitti ah... bir mevsimdi, Çizmediğim resimdi. Kalbime bir çiviyi, Çakarcasına gitti... Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  6. Artik seninle duramam Bu akşam çikar giderim Hesabim kalsin mahşere Elimi yikar giderim Sen zahmet etme yerinden Gürültü yapmam derinden Parmaklarim üzerinden Su gibi akar giderim Artik sürersin bir sefa Ne cismin kaldi ne cefa Şikayet etmem bu defa Dişimi sikar giderim Bozar mi sandin acilar Belaya atlar giderim Kurşun gibi mavzer gibi Dag gibi patlar giderim Kaybetsem bile herşeyi Bu aşki yirtar giderim Sinsice olmaz gidişim Kapiyi çarpar giderim Sana yazdigim şarkiyi Sazimdan söker giderim Ben aglayamam bilirsin Yüzümü döker giderim Köpeklerimden kuşumdan Yavrumdan cayar giderim Senden aldigim ne varsa Yerine koyar giderim Ezdirmem sana kendimi Gövdemi yakar giderim Beddua etmem üzülme Kafama sikar giderim Almanya - 19.01.2001
  7. Devrilip gidiyorum işte Geride kaldın sen... Aşınmış sevdalar gibi Yıpranmış postallar gibi Lime-lime, yararsız Geride kaldın sen... Kaprislerinle, nazlarınla Bakışlarınla, sözlerinle Tutulmayan vaatler gibi Harcanmış saatler gibi Tek başına, kararsız Geride kaldın sen... Buraya kadarmış güzelim Boynumda bıraktığın diş izi Bitmez sandığın aşk denizi Buraya kadarmış. Vedalaşmak isterdim oysa Klasik bir film öyküsü gibi Ellerini tutup usulca Son bir kez öpmek isterdim Kendimi mazur gösterip Masum ve mağrur bir duruşla Herşeyi kadere yıkmak isterdim. Ne gerek var oysa Yürümeyen birtakım şeylerin Nedenlerini tartışmaktansa Asla yürümeyeceğini anlayıp Bunu hiç konuşmamak Daha bir yiğitçe değil mi? Süzülüp gidiyorum işte Bela olmadan Yoluna çıkmadan Hesap filan sormadan İncitmeden, acıtmadan... Bir bileti yırtar gibi Bir kabuğu atar gibi Sıyrılıp gidiyorum işte Geride kaldın sen... Bir tren penceresinden Akıp giden bozkırın Ortasında bir kuru ağaç gibi Geride kaldın sen... Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  8. Elinde buzbag şişe Dolaniyor köşe köşe Şimdi karakola düşe Cop tirina nirinomda Hop tirina nirinom Sivri burun top yumurta Nara basar uluorta Bekçileri tarta tarta Tir tirina nirinomda Tara tirina nirinom Gene bir gün böyle zir zop Gece bekçisi demiş hop Belinin ortasina cop Cop tirina nirinomda Hop tirina nirinom Geçirmiş bir siyah şalvar Poz kesiyor gaddar gaddar Tesbihi sari kehribar Şik tirina nirinomda Tok tirina nirinom Gene bir gün böyle yan yan Hava basarak bir yandan Karakolun sokagindan Pat tirina nirinomda Pataküte de nirinom Şapkasi tam sekiz köşe Zevkten olmuş dokuz köşe Güveniyor on kardeşe Hot tirina nirinomda Zot tirina nirinom Mahalleli bezmiş ama Çikamiyor kimse cama Adam degil sanki kazma Hoşt tirina nirinomda Foşt tirina nirinom Gene bir gün böyle çalim Yürüyorken zalim zalim Demişler ki gel bakalim Şak tirina nirinom da Şaka sukada nirinom Fosso Necdat demiş aman Anlamiş vaziyet yaman Kafasindan çikmiş duman Fos tirina nirinomda Fis tirina nirinom
  9. Çocukluğum çıraklıkta geçti, Kir-pas içinde. Gençliğim korsan yürüyüşlerde, mitinglerde. Hapse erken düştüm, Copla erken tanıştım, Küçük voltalardan bıktım, usandım! Şimdi uçsuz bucaksız ovalarda, Adımlarımı saymadan, Geriye dönüp bakmadan, Usanmadan, bıkmadan, Deli taylar gibi koşmak istiyorum! Ve görüyorsun ki; Aşkı beceremiyorum... Beni kendi halime bırak, yavrucuğum, Ben yolumu nasıl olsa bulurum... Upuzun çayırlarda, Yalınayak koşmak istiyorum. Saçlarım rüzgara konuk, Yüzüm dağlara dönük... Göğsümün çeperini, Ölümle sınayan esaret, Ve yüreğimi yararcasına zorlayan cesaret; Kıyasıya vuruşsun istiyorum! Koşmak... koşmak istiyorum, sevgilim Dönemezsem, affet... Firari gecelerin azmanı olmuşum, Bütün istasyonlarda afişim durur. Beni bir çocuk bile bulur... Dokunma bana, çıldırırsın! Dokunma bana, ellerin tutuşur! Koşmak istiyorum; Eksozların, molozların, Yağmaların kıyısından. Onca insafsızlıkların, Onca haksızlıkların, Manzarasızlıkların, parasızlıkların, Allahsızlıkların kıyısından... Kimseye ve hiçbir şeye değmeden, Ciğerlerimi yok edercesine koşmak istiyorum! Koşmak istiyorum; Şiirimin ve yumruğumun namusuyla... Kavgaya karışmadan, tutuklanmadan Ve küfür etmeden Kafamı kırarcasına koşmak istiyorum!. Avucunu son bir defa, Ağlamadan tutmak istiyorum; Gözlerim yüzüne küskün, Sazım sevgine suskun... Saati ayrılığa kurmuşum, Olmaz teslimiyet! Ziyan aklımı senle bozmuşum, İçerim felaket!. Kurşunlara geleyim istiyorum, Ölmek... ölmek istiyorum, sevgilim Sağ kalırsam, affet!.. Firari acıların uzmanı olmuşum. Bütün telsizlerde adım okunur; Beni bir korkak bile vurur... Dokunma bana, fişlenirsin!. Dokunma bana, sen de yanarsın!..
  10. Biz daglarda keklik idik Şimdi bu çöplükte karga olduk Bizimde boyumuzu aşti bu şehir Yerlere serildik madara olduk Demedim mi Haydar Demedim mi sana Bu Istanbul yutar adami Demedim mi Haydar demedim mi söyle Bu şerefsiz geceler satar adami Biz umutlar yolcusuyduk Raki sofrasinda bir meze olduk Bizimde harcimiz degildi sevmek Yosmalar içinde kepaze olduk
  11. Şu dağlarda kar olsaydım... Bir asi rüzgar olsaydım... Arar bulur muydun beni, Sahipsiz mezar olsaydım? Şu yangında har olsaydım... Ağlayıp bizar olsaydım... Belki yaslanırdın bana, Mahpusta duvar olsaydım... Şu bozkırda han olsaydım, Yıkık perişan olsaydım... Yine sever miydin beni, Simsiyah duman olsaydım? Şu yarada kan olsaydım, Dökülüp ziyan olsaydım... Bu dünyada yerim yokmuş, Keşke bir yalan olsaydım!..
  12. Bize kalan, Insanliga birakmak istedigimiz degildi. Binlerce fidan ektik halkin çölüne Su vermediler, egildi. Bizim eskiden sevdalarimiz vardi Kizaran yanaklari öpmelere utandik Sonra suç olmak girdi araya Bizim eskiden umutlarimiz vardi Yikilan duvarlarin gövdesine yaslandik Sonra yanilmak girdi araya Bize kir bize pas Bize tortusu kaldi Dostlar tükenip düştüler Yok olma korkusu kaldi Bizim eskiden gülüşlerimiz vardi Kirilan yüreklere öylesine dagittik Sonra aglamak girdi araya Bizim eskiden öfkelerimiz vardi Tutuşan daglarin seherine yar olduk Sonra vurulmak girdi araya Bize kan bize ter Bize gözyaşi kaldi Yillar çigneyip geçtiler Yaşama telaşi kaldi
  13. Biz üç kişiydik: Bedirhan, Nazlıcan ve ben. Üç ağız.. üç yürek.. üç yeminli fişek! Adımız bela diye yazılmıştı dağlara, taşlara Boynumuzda ağır vebal, Koynumuzda çapraz tüfek! El tetikte, kulak kirişte, Ve sırtımız toprağa emanet... Baldıran acısıyla ovarak üşüyen ellerimizi Yıldız yorgan altında birbirimize sarılırdık.. Deniz çok uzaktaydı Ve dokunuyordu yalnızlık... Gece, ırmak boylarında uzak çakal sesleri, Yüzümüze, ekmeğimize, Türkümüze çarpar geçerdi. Göğsüne kekik sürerdi Nazlıcan, Tüterdi buram-buram. Gizlice ona bakardık, yüreğimiz göçerdi... Belki bir çoban kavalında yitirdik Nazlıcan'ı Ateş böcekleriyle bir oldu Kırpışarak tükendi... Bir narin kelebek ölüsü bırakıp tam ortamıza Kurşun gibi, mayın gibi Tutuşarak tükendi... Oy Nazlıcan... vahşi bayırların maralı... Oy Nazlıcan... saçları fırtınayla taralı... Sen de böyle gider miydin böyle yıldızlar ülkesine? Oy, Nazlıcan oy... can evinden yaralı... Serin yayla çiçeği, oy Nazlıcan.. Deli-dolu heyecan, oy Nazlıcan.. Göğsümde bir sevda kelebeği, Ölüme sunduğum can, oy Nazlıcan.. Artık, yenilmiş ordular kadar Eziktik, sahipsizdik.. Geçip gittik, parka ve yürek paramparça!. Gerisi ölüm duygusu, Gerisi sağır sessizlik.. Geçip gittik, Nazlıcan boşluğu aramızda.. Bedirhan'ı bir gedikte sırtından vurdular, Yarıp çıkmışken nice büyük ablukaları.. Omuzdan kayan bir tüfek gibi usulca, Titredi ve iki yana düştü kolları.. Ölüm bir ısırgan otu gibi Sarmıştı her yanını... Devrilmiş bir ağaçtı, ay ışığında gövdesi.. Uzanıp, bir damla yaş ile Dokundum kirpiklerine.. Göğsümü çatlatırken nabzının tükenmiş sesi.. Sanki bir şakaydı bu!.. birazdan uyanacaktı, Birazdan ateşi karıştırıp bir sigara saracaktı.. Oysa ölüm, sadık kalmıştı randevusuna, ah.. O da Nazlıcan gibi, Bir daha olmayacaktı!.. Hey Bedirhan.. katran gecelerin heyulası!.. Hey Bedirhan.. kancık pusuların belası!. Sen de böyle bitecek adam mıydın, konuşsana, Hey Bedirhan hey.. mezarı kartal yuvası!.. Mor dağların kaçağı, hey Bedirhan!. Mavi gözleri şahan, hey Bedirhan!. Zulamda bir suskun gece bıçağı, Beyaz gömleğimde kan, hey Bedirhan!. Biz üç kişiydik.. üç intihar çiçeği.. Bedirhan, Nazlıcan Ve ben: Suphi... Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  14. Yüzlerce soğuk namlu Üzerime çevrildi. Yüzlerce demir tetik Aynı anda gerildi! Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular. Öpmeye kıyamadığın, Dal gibi oğlun yere serildi... Üşüştü birer-birer Çakallar üzerime. Üşüştü dört bir yandan, Göğsüme, ciğerime. Anne, beni leş gibi Yiyip talan ettiler. Teşhis edilmem için Parçamı koydular önüne... Ben bu acılar ülkesinin İnsana reva görülen Bütün acılarını tattım. Aç yattım, ekmeğime sabır kattım. Beni milyon kere dövdüler üst-üste! Ben bu yolu, kendim seçtim anne, Ben ömrümü kendim kanattım... Geceler tanır beni, Konarım, göçerim ben. Geceler tanır, kan damlar içerim ben. Anne, sen beni unut, karanlığın bağrında. Kırmızılar ekerim, Siyahlar biçerim ben.. Suçüstü yakalandım, Bölüşürken kalbimi. Suçüstü kelepçeyle yardılar bileğimi. Anne, ben diyar-diyar, umudun savaşçısı.. Bir tutam sevgi için Dağladım gözlerimi!.. Prometheus'tum zincire vurulurken dağlarda, Ciğerimi kartallara yedirdim. Spartaküs'tüm, köleliğin çığlığında, Arslanlara yem oldum, tükendim. Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum, Kerbela çölünde Hüseyin. Zindanlarda Cem Sultan, Sehpalarda Pir Sultan. Ve Madımak'ta otuzyedi can... Kaçıncı yok oluşum, Kaçıncı var oluşum bu? Tanrılardan ateş çaldım Yüzyıllarca tutuştum, üst-üste yandım. Bir anka kuşu gibi anne, Bir anka kuşu gibi; Kendimi külümden yarattım.. Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  15. Firtinadan arta kalmiş bir teknede, Tevekkül içinde; Görkemli sakali ve igreti parkasiyla, Gizledigi macerasiyla, Bir acayip adam yaşardi. Akşamlari susardi, Ben konuşsam kizardi... Bir sürgün kasabasiydi, Bir eski zamandi, Haziran'di. Çocuktum, evden kaçmiştim Gelip ona siginmiştim... Küçücük bir koydu, sigdi, Burayi keşfeden belki de oydu. Uzaktan, kasabanin işiklari yanardi, içim anneyle dolardi, aglardim. Suphi şöyle bir göz atardi, Gizli bir cigara sarardi, aglardi. Sonra barişirdik, Ben flüt çalardim, cigara sönerdi, Aglardik... Nereden geldigini bilmezdim, Kimsesizdi, Belki kimliksizdi... Onun macerasi onu ilgilendirirdi; Kimseye ilişmezdi... Bir şeylere küfrederdi hep, Tedirgin bir balik gibi uyurdu. Bazen kaybolurdu, arardim, Yagmurun altinda dururdu. Bir kalin kitabi vardi, Cebinde olurdu, her gün okurdu. Ben bir şey anlamazdim, Kapagini seyreder, duymazdim. Sakalli bir resimdi, kimdi; Ne kadar mütebessimdi! Sordum bir gün Suphi'ye: Söylediklerini niye anlamiyorum, diye. Bildiklerini, dedi; yüzleştir hayatla Ve sinamaktan korkma!. Dogru ile yanlişi, Ancak o zaman ayirabilirsin Ve O'nu anlayabilirsin... Sonra gülerdi. Günlerim, yüzlerce ayrintiyi Merak etmekle geçerdi. Sonra yine akşam olurdu, Suphi susardi, Ben konuşsam kizardi. Tekneye martilar konardi, Yüregim Suphi'ye yanardi, aglardim. Suphi denize tükürürdü, Gökyüzünü tarardi, aglardi. Sonra barişirdik, Ben flüt çalardim, yildiz kayardi, Aglardik... Bir sahil kasabasiydi, Bir eski zamandi, Haziran'di. Çocuktum, evden kaçmiştim, Gelip ona siginmiştim. Bir gün aksilik oldu, Annem beni buldu! Suphi kaçip kayboldu. Kasaba çalkalandi, olay oldu; Ben sustum, kanim dondu!.. Polisler onu buldugunda tekti, Felaketti... Herkes meydanda birikti. Karakoldan içeri girerken Sanki magrur bir tüfekti!.. Ansizin dönüp bana bakti, Anladin mi? dedi Anladim, dedim; anladim... Ve o günden sonra Hiç bir zaman, Hiç bir yerde, Hiç aglamadim... Kaynak: Gözleri Intihar Mavi Yusuf Hayaloğlu |
  16. Cevap veriyorum: Eli böğründe analardan, Mahpuslardan ve acılardan Çokça bahsediyorum, çünkü; Başını kuma saklayanlardan Tiksindim, başkaldırıyorum! Ve söz veriyorum: Kırmızı rujlu sokakların, Aşağılık pazarlıkların, Adı anılmayacak benle. Bir çiçeğim halk ormanında, Fışkırdım, başkaldırıyorum! Ben bir bıçak ucuyum, Kavga vermiş halkına. Başkaldırıyorum işte, Varın benim farkıma. Yine söylüyorum: Gözü bağlanmış korkulardan, Yasaklardan ve baskılardan, Asla irkilmiyorum, çünkü; Kan emici yarasalardan Çıldırdım, başkaldırıyorum! Yemin ediyorum: Üçkağıtçının, pezevengin, Teslimiyetin ve mihnetin Yolu uğramayacak bana. Bir dalgayım halk denizinde Köpürdüm, başkaldırıyorum! Ben bir namlu ağzıyım, Omuz vermiş halkına. Başkaldırıyorum hey! Herkes varsın farkına. Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  17. Bugün, düşünemeyeceğin kadar Başım belada! Köşe başları tutulmuş, Üstelik yağmur yağmada... İler-tutar yanı yok! Fişlenmişim, adım-eşkalim bilinmekte. Üstelik, göğsümde, yani tam şuramda, Kirli sakalıyla Bir eşkıya gezinmekte... Başım belada! Adamın biri vurulmuş sokakta, Cebinde adresim bulunmuş... Başım belada! Tabancamı unutmuşum helada. Nerden baksan tutarsızlık, Nerden baksan ahmakça! Sevdim seni inanamayacağın kadar Sevdim seni esmer kız... Kirpiklerimde çırpınan Şu tuzlu gözyaşımda İhanetin adın yok! Neylersin ki çember daralmakta... Şimdilik hoşçakal yaban çiçeğim. Yasal mermisiyle, Bir komiser yaklaşmakta... Başım belada! Üzerime kan sıçramış doğarken. Uykularım yarıda kalmış. Başım belada! Senelerce kuralsız yaşamışım, Nere gitsem çaresi yok, Nere gitsem yanmışım...
  18. Deniz parmaklaşıyor Sülünleşiyor Çalıyor, çalıyor toprağın ses tellerini Bir ses... Şaşırıyor insan, parmaklar mı tel Yoksa yeşil teller mi parmak. Dupduru, pırıl pırıl bir mavimsi Mavi bir el, ipince parmaklar Dokunsan güzelleşirsin Ölmezleşirsin öpsen o parmakları Öylesine derin mavi o Öylesine ılık baygınlık. Foça'nın Ege'sinde parmaktı mavi el Ama değil hiç değil insan parmakları Renk musikisiyle Yürüyor insan gözlerine Bakıyor, sarkıyor insan bakışlarından Habersiz ama hepsi gözlerindeki Ege'den. Okşadım denizin parmaklarını Ölümsüzlüktü, yaşatan Yeşillerden de bakmak isteğindeydi Değiştirecekti çiçeklerin tüm renklerini Ama ne yazık ki Yüreklerindeki Ege'yi bulamayan kör insan parmaklar Onun yeşillikteki ruhunu öldürmek için Tüm kıyılarda yeşillik bekliyordu.
  19. Tepelerden değil bulutlardan Bulutlardan değil, mavilikten Değil... Değil, ondan da değil Düşünemediğim uçsuz gök denizlerinden Sana iniyorum, Sana geliyorum. Bir küçük renksiz insanım ben İniyorum sana Tanrısal güzelliklerden Karışıyorum cümbüşüne ses, ışık, renk Renk, ışık, ses, Işık, ses, renk Senin de bunlarla mutlu olduğunu hiç bilmeyerek. Varıyorum Ege, bak güzelliğime Bir gözüm sen dolu, bir gözüm gökyüzlerini taşıyor Bir elim, İzmir salkımla vatan Bir elim, bağbozumu tadımda Dianizos Sonsuz yanaklarım benim, Efesler yankılıyor. Gör Ege'm sensizliğimi Uçuyorum desem, anlatamam Eriyorum, bambaşka gök yellerle Seni özlüyorum ama Bırakmıyor, yeşille can olan yeşilsiz insanlığım Yüreğimi çekiyor ötelere hiç bırakmıyor Ben mavi derken, o yemek istiyor. Tepelerden değil, gerçeklerden İmgeleri bozdum değil mi Ege? Sen, bu akşam tüm güzelliğini soyun da Balık ol, bir tek doyuran balık ol Gel bizim gecekonduya Gel ha!.. Gel de soğan ekmek yiyelim.
  20. Bir çarık, yorgun, umutsuz Dertli, duygulu bir çarık Bir şehri kıyı sanmış ta Vurmuş yollara kendini. Yırtık mı yırtık bir çarık Kovulmuş dokuzuncu köyden Bulmuş gibi onuncusunu Atmış kollara kendini. Giyilmiş,, sevilmemiş Dövülmüş, övülmemiş Sebil etmiş ayak ayak Hep hep ellere kendini. Şehri kucaklasa vermezler El açsa canlara görmezler Kahrından dert açmış da Sunmuş kullara kendini. Şu sokak, bu cadde, o han... Yeni çıkmış bir balık sudan Neylesin, netsin...Şaşkın Vermiş sellere kendini. Az gitmiş, uz gitmiş çarık Yıllar yılı adı hep "çarık" Korkuluğa çıkmış da adı Asmış dallara kendini.
  21. Spiker, canım spiker Bir daha söyle, Söyle, söyle bir daha: "Burası Türkiye, Türkiye, Türkiye, Türkiye." Söyle Ankara'nın taşını; Sil sil gözlerimim yaşını; İstanbul, ne alemde, Bursa'dan geç, Dur, efece, İzmir'de. Van'dan ne haber!.. Günaydın! Ey doğu yaylalar!.. Erciyes'ten Ağrı'ya çek bir tel Çal bu teli Kemah'tan, Sivas'tan Çal, kalksın Anadolu halaya. Öp kelimelerle alnından Gaziantep'in, Adana'nın; Karacaoğlan, Karacaoğlan Gel Mevlana'ya, Konya'ya Bekle, bir kalb cenneti selamımdan. Söyle, canım kardeşim Haber ver haberlerin içinden. Giydir hasretimi sözlerinle; Ben de gezeyim şehir şehir, Bitmesin haberler n'olur spiker. İn, bir hızda güneye Burdur'a Gül topla ordan bana bir yumak; Bir halı çiçeği de yeter. Yalnız ikisi de al olmalı, kan gibi al Burda bana her al, büyük bir bayrak.
  22. I Bir çığlığın sessizliğidir derin suların dinginliği ki çınlar yüreğin kararan kayalarında Derin suların dinginliği çatlatır yüreğinde korkunun tohumunu çünkü sessizlik en büyük ustadır düşü gerçeğe dönüştürüverir apansız Isırır bir hançerin yılan dili gibi çatallaşan çeliği Sonra yalnızca öyküler kalır ve sen onu yaşarsın çaresiz II Dirhem dirhem tartılmaz ki dostluk yaşanmaz ki vermesini bilmeden damla damla biriken bir şeyler boş bir tapınakta birden çalar gibi olur çanlar Ve yaşamın hesabını veremezsin bir türlü kendine Sonra boğuntular sessiz haykırışlar karanlık sokaklara çeker seni Çanlar beyninde asılı duran madeni bir gökkubbedir artık kulaklarına balmumu da akıtsan delecek beynini bu çığlığımsı sessizlik ve bu katran gibi yalnızlık
  23. Öyle yorgun düşmüşüm ki acının mavzerini taşımaktan bulanık sular basıyor birden bütün mevzilerimi sonra çöle kesiyor içim Bu alaturka şarkılarda fena kanırtıyor bazen anıların ve acıların kabuğunu gagalıyor kanatırcasına yarayı susamış bir kerkenez Sesimin pınarı kuruyor susunca sesinin kuşları Uzayıp giden bir bozkır kesiliyor dudaklarım kavruluyor yalım yalım Sesini ver bana dilinle su verir gibi yaralı bir hayvana sesinin bütün gözelerini çevir dudaklarımın bozkırına yoksa dilim dilim edecek acılar beni Acının her gözeneğinden hüznün ilmiklerini geçirip dokudum şirin kilimini şimdi nakışlamak istiyorum yalnızlığın dört duvarına sesini
  24. Birisi kitap okuyor otobüste İlk durakta vuracaklar onu Dizlerinin üstüne çöken Bir zürafa gibi kalakalacak o Ve bu kent çapraz ateşler altında yazarken kendi tarihini zürafaların nesli nasıl tükendi Diye bir sayfa açacak Birisi kitap okuyor otobüste ilk durakta vuracaklar onu
  25. Kıyıda, taşın üstünde oturmuş denize bakıyor Kimse konuşmuyor onunla ne rüzgâr ne de izmir Gün bitiyor ve lacivert sözcükler çekiliyor susuşların ipek ağıyla Az ötede pasaport kahvesi - Gel, bir bardak çay içelim diyor bütün gün beklenen Bulut suya değiyor su zamana ve yalnız çakıltaşları değil aşınmakta olan Batık bir gemi gibi uzaklaşırken ordan yakamozlar kalıyor geride balkıyan acılar gibi Eskiyen neydi günboyu yaşanan neydi hangi bıçağı biledi deniz Işıklar sönüyor kıyıda ve burkulan bir yürekle çekip gidiyor bu kentten