Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Rüzgar marmarada ılık ılık Esiyor içimi okşarcasına Alıyor başımdan dumanlı sevdayı Ta uzaklara atarcasına Martılar söylüyor Gök yüzünde Eşlerine aşk şarkılarını Biz neden söylemiyoruz. Dün yaptığımız Aşkımızın bestesini
  2. Aşkım göz yaşlarımı döktüm içime Sen anlamadın bir türlü derdimi benim Gece gündüz aşkım ağladım sana Mehtabım güneşim benim Bahar gelmiyor her mevsim hazandır Aşkımı anlatamadım güzelim sana Güldün benim için gül kalacaksın bana Aşkım güzelim cananım benim
  3. Ellerimi açtım kıbleye duaya durdum Anlaşılmaz duygu içinde kendimi buldum Ruhum boşluk içinde hakkı ararken Hakka giden gerçek aşkı bulmuşum Yunuslar,Taptuk?lar geçti aklımdan Hakka susamış gönlüm coştu aniden Kendi kendimi buldum yeniden Mevla?ya kavuşturacak aşkı bulmuşum Öğle bir sevda ki yaktı kavurdu durdu Merhamet okları ile kalbimden vurdu Gecelerim,gündüzlerim hep onla doldu Yanıp tutuşturan hak olan aşkı bulmuşum Gecelerim,gündüzlerim karıştı birden Hakka giden yolda buluştu birden Çöl olan çorak gönlüm yeşerdi birden Doyulmaz haz veren eşsiz aşkı bulmuşum Horasan erenim aşkından yanıyor bağrım İnsanlığa kurtuluş için en büyük çağrım Gelin mutluluk için İslam?la bütünleşelim Beni benden alan Allah?a giden aşkı bulmuşum
  4. Karanlık gecede hicranlı aşk. Gece sokakta lamba aşkta kalp Kalpte sızı, gece rüzgâr Sessizliği bozan bir ıslık Her köşe başında bir bekçi Bunun yanında, Gönüllerde sevgililer.
  5. Kerem aslı için otuz iki dişinden olur Mecnun Leyla için kendini çölde de bulur Ferhat şirin için dağları delerde durur. Yine sevdiğine kavuşamaz ayrılık sonu
  6. senin gözlerinle dünyayı seninle görmek Senin gecelerini gecelerimle birleştirmek Mutluluk denizinde seninle el ele yüzmek Sana kavuşmak hayatımda en büyük arzum Mehtaplı gecelerde senle el ele gezmek. Yakamozlara bakarak seni seyretmek Geçtiğin yollara sevgi karanfil sermek Hayatta mutluk senle en büyük arzum
  7. Gül ile birlikte diken sevecek. Bülbülle aşkta, yarış edecek. Kalbinde ancak sevgi olacak. Arıyorum böyle sevgi arıyorum ben. Sevgisi ile beni köle edecek. Üzüme bakarak beni çözecek. Her an benim özlemimi çekecek. Arıyorum böyle sevgi arıyorum ben. Ulaşılmaz olup, sevgisi yüce olmalı. Rüyalarımda gecelerimi süslemeli. Acılarımı unutturup bana ilaç olmalı Arıyorum böyle sevgi arıyorum ben.
  8. Umutsuzluk kervanına bende katıldım Sende uğrayıp içine bir girebilsen Acı ile aşk karıştı cananım birden Sevenin neler çektiğini bir anlayabilsen
  9. Sen sevenlerin dilinde canan olan Leyla Yıldızları kopar at gökyüzünden ay yalnız kalsın Bütün sevenler senin sevginle kavrulsun yansın Bin bir çileye değersin,iki cihana bedelsin Leyla Ah Leyla güneş sensiz doğmuyor artık bu cihana Kışında gönülleri ısıtmıyor sen olmadan bu yana Sevgiyi bilmeyen mutlu olmaz Hz. Adem'den bu yana Sonu mutluluk olmasa da sevilmeye değersin Leyla
  10. Cemre düştü gönlüme bitmez ahu zar ile Gezmedim derde derman ol Bergüzar ile Yalvardım yakardım,hey hat kar eylemedi Hicran ile yandım tüttüm ol Bergüzar ile
  11. Adana?m da uçsuz bucaksız tarlalar vardı Zamanı gelince pamuklar çiçek açardı Yağmur yağdı mı güzelim koku sarardı Havanın açışıyla her taraf çiçek kokardı İşte bunların hepi si Adana da vardı Bunların tümü o güzelim mazide kaldı Adana içine girince şaşırdım birden Eski garaj uçmuş gitmiş yerinden Etrafıma baktım var mı tanıdık sima Birden irkildim uyandım o an O anılar yirmi beş yıl geride mazide kalmış Yıllar sonra canlandı hatıralarım Gözümde bir, bir geçti de yılarım Kuru köprü olmuş sanki bir başka yer Geriye korku salan kapkaçtılar kalmış Kuru köprüde bağırdım Ali otlu oğlu nerdesin diye. Mustafa Kurt,Süleyman öksüz duymadı bile Refik Keserin,Cemil Karakuşum gelmedi bile O güzelim arkadaşlıklar o güzelim geçmişte kaldı Erzurum dan gelen onlarca gençtik yeni fidandık Bazımız Adana?nın güzel kızlarına sevdalandık Bir kaçımızda burada evlendik burada kaldık Bulamadım birisini onlarda geçmiş mazide kalmış Kader buya yıllar geçti aradan Ta kopup geldim Güzelim Ankara?dan Ceylan gözlü gelin aldım Adana?dan Mutlulukla birlikte ruhumu tatlı anılar sardı.
  12. Ne kaldı senden geriye; Birkaç hüzün şarkısından Ve göğsü yıpranmış bir sazdan başka? Ah, o hazin kalıntısı ömrün.. Depremlerden arta kalmış bir yağmanın, Kararmış, ezik hatırası.. Sana kul olmuş gözüken, Seni yere-göğe koyamayan O patlayan avuçlardan ne kaldı; Örselenmiş teninden başka? Ne kaldı o leş kargalarından, Senden geriye ne kaldı? Benimse, sana kırılmış yüreğim; Ah yüreğim, deli dalgalar denizi, Göğsümün kayasını hırpalar durur... Ne kaldı senden geriye; Horlanmış bir duyarlılıktan Ve boşa harcanmış sözlerden başka? Ah o yara, gurur yarası... İçimiz yangın yıkıntısı, viran; İçimiz bir kül tablası.. Sakin bir çaydım ovada; Hiçbir dalı incitmeden akan. Dudağımın ucunda kanayan, O kekremsi tadından başka, Ne kaldı selden ve kasırgadan; Senden aldığım ne kaldı? Benimse, sana çıldırmış hasretim; Ah hasretim, sonsuz ovalar kısrağı, Ömrümün çayırını soldurur gibi... Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  13. Belki son bir şey söylemek isterdin birilerine Dert etme... Ben söyledim işte senin yerine İşte gidiyorum... Karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü! İşte gidiyorum, Toprak alsın benim de bu hazin öykümü... İşte gidiyorum... gurbet yorgunu gövdemi, Çukura kim indirecek? İşte gidiyorum, Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek? Çürüdü gözlerim, Çürüdü yüreğim, bu yağmurlu şehirde. İşte gidiyorum, Beni kaldırın, hicran kalsın teneşirde. Size, yüzyıllardır sesini kaybetmiş Bir türkü söyleyecektim; Ve bir yayla rüzgarı şefkatiyle Kirpiğinizin ucundan öpecektim... Bir masum türküydü sadece Yüz binlerce mağdurun gönlünde; Belki söyleriz hep birlikte Belki... mahşerin birinci gününde. Nasıl sevmiştim hepinizi, Nasıl böyle oldu akıbetim? Ve nasıl çöle döndü, O benim gül-gülistan memleketim? İşte gidiyorum, Hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız. Ben başımı verdim, sizinse İnsafsız bir linç oldu karşılığınız. İşte gidiyorum, Penceresiz bir dünyanın bilinmez labirentine... İşte gidiyorum, ''Saçlarındaki yıldızları artık koparabilirsin anne!'' Sonunda kaptırdım gönlümü Ölüm denen o kaypak türküye. Ve işte kurtuldun benden Şen olasın ey sevgilim; Türkiye! Elbet benim de vardı, Kendime ve yurduma dair umutlarım. Belki bıraktığım yerden sürdürür; Dostlarım, karım ve çocuklarım... Çatladı yüreğim, çatladı sazım. Demek ki böyleymiş yazım. Sizlere armağan olsun Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım. Bu nasıl hapis Tanrım Sabah-sabah bu ne hikmet, bu ne sis? Kalbime son mermiyi sıkmak Sana mı düştü, ey güzel Paris? İşte gidiyorum, Kalmadı söyleyecek son bir sözüm. Dediğiniz gibi olsun be! Dediğiniz gibi olsun gözüm! İşte gidiyorum, Tükenmişti inancım, bu nankör hayata dair. Belki benim için birkaç mısra döktürür Hayaloğlu diye bir şair!.. Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  14. Pencereden baktığımda görüyorum; Senin yüzün, incir yaprağında. Senin ürkekliğin, Duvar üstünde yürüyen, Bir kedinin kıvraklığında. Aynada dururken, görüyorum; Kırmızı öpüşün, sol yanağımda. Dişimi fırçalarken senin ağzın, Serin suların berraklığında. Rakı devrilmiş masalarda yokluğun, Veya benden önce kalkıp gitmişliğin; Gece boyu dolandığım barlarda. Sarhoşlara tekrarladığım adın; Balıkçı kahvesinde, çorbacıda, Kenarlarda... Dökülmek istemiyorum, hayır! Çingene çiçekçiler, Habire yaltaklandığında; Bilmediğim soruların açtığı çukuru, Yalanlarla doldurmak istemiyorum! Seni kaybettim galiba... İki taşın arasında kaldım! Bu, benim hatam değildi, Seni ben çok geç tanıdım! Derin acılar bahçıvanı, Yüreğime ne ektin böyle? Aşk, korkağını bağışlar mı, Söyle?.. Aramak ne kötü, herkeste seni, Her gözde bulup yanılmak seni!. Ah turuncu rüyalar güzeli! Hem kendini yok ettin, Hem beni... Başka ne acıtabilir içimi, Yaşım kırkı devirmişken, Seni böyle patavatsızca sevmişken, Ve tam aynayı güneşe çevirmişken; Başka ne?.. Seni vefasız aşklara bırakıyorum Yüzümü kırılan bardaklarda ara... Düşünme, ben ne olurum? Sanırım, bir daha onarılmaz, İncinen gururum... Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  15. Dün sahilde karşılaştık. Bir an gözüm ısırdı, Sonra birden tanıdım. Düşmemek için zor tuttum kendimi Bacaklarım titredi, Bir ağaca yaslandım. Yırtılan bir mektup gibi, Sisli hatıraların gerisinden bakıyordu. Eski bir sevdanın Durulmamış nehirleri, Çırpınarak yüreğime akıyordu. Hatırladığım, Bir sonbahar günüydü, Karşımızdaki yeni eve taşındılar. Bütün gün bakışıp duruyorduk. Gözleri... Gözleri sanki birer kurşundular!.. O zamanlar ben, Zıpkın gibi bir çocuktum, Liseye yeni başlamıştım. Onun, saçlarını geriye savurup Çapkınca gülümsemesinden hoşlanmıştım. Ne zaman cama çıksam, karşı balkonda Itırlı bir çiçek gibi tütüyordu Ne zaman buluşalım, desem, Olmaz, diyordu. Mektuplaşmak ona yetiyordu. Bir Temmuz akşamıydı, Unutmam... Yazlık sinema daha yeni dağılmıştı, Bahçe kapısında sıkıştırıp öpmüştüm, İçeri kaçıp saatlerce ağlamıştı. Sonraları çok konuştuk, gezdik. Bazen ağlaşıp bazen de gülüştük. Çılgın gibiydik, her firsatta buluştuk. Uluorta öpüştük, herkesin diline düştük. Ailesi baş edemedi, Mersin?deki halasına gönderdi. Hiç arayıp sormadım. Ben o sıralar eylemci oldum; Mahalleden ayrılıp Yıllarca eve de uğramadım. Dünyam değişmişti artık... Memleketin gidişatını Hiç mi hiç beğenmiyordum. Forumlara, yürüyüşlere katılıyor, Durmadan şiir okuyup, Ajitasyon çekiyordum. Ah o gençlik rüzgarı, ah... Ezilen insanları, tek başıma Kurtaracağımı sandım... Anarşik bir eylem sırasında, Seken kurşunlarla Bacağımdan yaralandım. Ameliyatın ardından Yıllarca yattım içerde... Dosyam bir hayli kabarmıştı. Beni, o nemli koğuşlarda, Vefakar anamdan başka Hiç kimse aramamıştı... İçerden çıkınca, onu sordum, Bir astsubayla evlenip buradan gitmişti. Oysa, kibrit ağusuyla Koluma dağladığım ismi, Hala silinmemişti... Hayat devam ediyordu... İçkiye vurmuştum, Unutmayı deniyordum. Pencerenin önünde, Kuruyan bir çiçek gibi Günden güne tükeniyordum... Anam çökmüştü artık, Ölmeden mürüvvet istiyordu Bazen oturup dertleşirdik. Kimsesiz bir kadın varmış, körmüş, Olur, demiş. Ben de fazla uzatmadım, evlendik. Geçmişe ait ne varsa, Mektuptu, resimdi; Bir-bir ayırıp yaktım ateşte. Nasıl gittiğini sorarsanız, Ne bileyim, Kör-topal gidiyor işte... Ne var ki, o hırçın saçları Hep yüzüme savruluyor, Balkona her baktığımda. Pişmanlık, bir eski yara gibi Hala kımıldayıp duruyor Onu hatırladığımda. Biliyorum, onunla olsaydım Böyle kavga edip durmazdım yüreğimle. Biliyorum, bu sevdayı ben yıktım, Ben öldürdüm Bu hoyrat ellerimle!.. Dün, sahilde karşılaştık. Bir an boş bulundum, Sendeler gibi oldum. Öyle bir baktı ki, Ben o gözlerde Bir ömrün bütün acılarını buldum... Bir şeyler söylemek ister gibiydi. Başını eğip gitti, çocuklarının yanına Nedendir bilmiyorum, fakat Girmek istemedi sanki, Kocasının koluna... Ardından koşup durduramadım, Ona soramadım. Öylece donakaldım... Çünkü o anarşik eylemden beri Ben artık Değnekli bir topaldım!.. Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  16. Sakin göllerin kuğusuyduk, Salınarak suyun yanağında. Ve okşayarak nilüfer saçlarını gecenin. Sonumuzun adım-adım Yaklaştığını görürdük... Yarılan ekmeğin buğusuyduk; Paylaşılan zeytin tanesinin, Yüzümüze saldıran yağmur avanesinin. Biz hep üşüyen burnumuzu Avucumuzda hohlayarak yürürdük. Hiçbir hesabımız yoktu kimseyle. Hiçbir aykırı yanımız, Hiçbir yalanımız... Gözüm yaşarıyor, Yüreğim kanıyor... Olmasaydı sonumuz böyle!.. Biri, saksımızı çiğneyip gitti. Biri, duvarları yıktı, Camları kırdı, Fırtına gelip aramıza serildi. Biri, milyon kere çoğaltıp hüzünleri Herşeyi kötüledi, Bizi yaraladı... Biri şarabımızı döktü, Soğanımızı çaldı. Biri, hiç yoktan vurdu, Kafeste kuşumuzu! Ciğerim yanıyor, Yüreğim kanıyor... Solmasaydı gülümüz böyle!. Dağlarda çoban ateşiydik, Sarmalayarak acı bir sevda masalını Ve hıçkırarak Hırçın rüzgarların kavalını... Namlunun, bağrımıza Sinsice sokulduğunu bilirdik... Ceylanın pınara inişiydik, Vedalaşan birkaç damla gözyaşının; Tenine kan bulaşan O masum çakıl taşının... Oysa biz dualarımızda hep Birbirimizden daha önce Ölmeyi dilerdik... Bazı sorumluluklarımız vardı, Hayata ilişkin. Bazı basit sorularımız, Anlaşılır bazı sorunlarımız... Göğsüm daralıyor, Yüreğim kanıyor... İncinmeseydi gençliğimiz böyle... Birer yolcuyduk, Aynı ormanda kaybolmuş. Aynı çıtırtıyla ürperen birer serçe. Hep aynı kaderde buluşurduk Sevmeye tutuklu gibi... Birer tomurcuktuk hayatın kollarında. Birer çiğ damlasıydık, Bahar sabahında, Gül yaprağında... Dedim ya, Hiç yoktan susturuldu şarkımız! Yüreğim kanıyor, Yüreğim kanıyor... Bitmeseydi öykümüz böyle!.. Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  17. Bu derede, bu bulutun gölgesi, Yalnızca bir anlıktır. Bir daha tekrarlanmaz asla. Dere gider bir yana, Bulut gider bir yana, Sen kalırsın ortada. Son vapurda, bir kadına rastlar, Kibarca gülümsersin. Kaybettin, geri gelmez artık. Vapur gider bir yana, Kadın gider bir yana, Kalbin kalır ortada. Yalnızca bir anlıktır mutluluk. Sevdalar, heyecanlar; Hepsi bir anlık. Kalansa, tortusudur hayatın, Yalanlar ve acılar; Bir de yalnızlık. Hey koca Yusuf! Yusuf'cuk, ah yusufçuk! Rüzgarlara savurdun hep, şarkını. Herkesten saklandın, Herşeye gücendin durdun. Yoruldun, İflah etmezsin sen. Ömrün gitti bir yana, Hüznün gitti bir yana, Şiirin kaldı ortada...
  18. Baldırı çıplak bir akşamüstüydü Kime selam verdiysem yüzüme küstüydü. Yalnızlığa susmuştum, yağmura üşümüştüm.. Belli belirsiz ve hiçbir makamsız, Hiçbir kelimesiz ve hiçbir anlamsız, Kırılgan bir şarkıydı, tılsımına düşmüştüm.. Ve ben sanki ömrümde yaşamadığım Ve yaşamadan yaşlandığım bütün aşkları Bu ilk defa karşılaştığım, bu ilk defa yabancı, Ve bu son defa tutunduğum kızla bölüşmüştüm.. Yağmur içen kız.. gece kuşu Atmacaya benzer duruşu.. Bir omuzu el-ense çekerken azraile Bir omuzu sokak lambasından da biçare.. Kimliğini sorarsan; Barbar sokakların barbar kızı, Ve hortumlu karakolların arsızı.. O destursuz yağmur, taş gibi iniyordu, O fütursuz cadde, pür-telaş deviniyordu. Başını çevirip bakıyordu ara sıra Hiçbir şey sormadan gidiyordum ardı sıra.. Bir karyola, bir sobadan ibaret 102 nolu odada Buluştu gözlerimiz, sırları dökülmüş tozlu aynada.. Cebimdeki şişeyi yudumlarken sessizce Saçlarını okşadım yavaşça ve teklifsizce.. Azıcık huylanmıştı, söylemedi ama şaşırmıştı. Sanırım ki o, hep değişen tiplere Ve fakat hiç değişmeyen triplere alışmıştı.. Yağmur içen kız.. vahşi kısrak Göğsü falçata krizi, öfkesi tavlı bıçak.. Soluğunda ıslak çimenlerin buğusu Soluduğunda kundaklanmış ormanların yalazı. Güzelliğini sorarsan; Dişleri kar kuşundan da beyaz Dudakları vampirden de kırmızı.. Alışkın bir otel odasıydı, kenarda soba yanıyordu, Tutkunun tasma koparan köpekleri Arsız bir çarşaf gibi üstümüze abanıyordu.. Küçücük ama çok küçücük bir ağzı vardı, Küçük ama çok küçücük bir öpüşte bile Bir vişne ısırığı gibi kanıyordu.. Çaparinin çengelinde çırpınan çipuranın Yakaran gözlerindeki o tarifsiz kederle, Bu küçücük ömründe, belki de ilk defa Birisinin gözlerine bakmaktan utanıyordu.. Yağmur içen kız.. kaldırım meleği Hüznün yirmidört saatlik beyhude kelebeği.. Her akşam sunarak kendini hoyrat ağızlara Ve her sabah yunarak bedenini yağmurla Ve boğarak o narin göğsünde hıçkırıklarını Bir çalpara gibi yeniledi kopan yanlarını.. Yağmur içen kız.. çılgın kedi Komalara girdi, jiletler yedi, ölmedi.. Hiç sormadım adını, kimse de söylemedi. Ben şişeyi boşalttım, o ağzını sürmedi. Gitme vakti gelince uzatıp küçücük elini Hoşçakal, dedi, almadan o malum bedelini.. Boş bir şişeden daha aptalca ne olabilirdi ki hediye? Uzun uzun bakakaldı, bu adam deli mi ne, diye.. İyi ama bu şişe boş be arkadaş, dedi, bu şişe boş! Herşey boş güzelim, dedim, herşey boş! Sen de yağmur koyarsın belki bu şişenin içine, Ve güneşin ışırsa bir gün, bir yerlerde, bir ihtimal, Düşlerini yudumlarsın artık yağmurun yerine.. Yağmur içen kız.. gönül hırsızı Hiç kimseler bilmeyecek sırrımızı.. Sen tutunmaya çalışırken gecenin eteklerine Yine acıtacak güzelliğini, o çirkin maça papazı.. Ve yine kıyacaksın belki, o incecik bileklerine.. Yağmur içen kız.. sahipsiz bebek Elbette bir gün herkes bir şekilde gidecek. Ama bu yağmur var ya, bu yağmur, inan ki Nereye gidersen git, hep ardından gelecek.. Ne zaman tokatlasa yağmurlar penceremi, Ne zaman sersem ve buruşuk bir pardösü gibi Dökülsem kaldırımlarına bu duman karası kentin; Hep o kıza rastlarım, aynı kuytu köşede. Gözyaşlarını biriktirir usanmadan Düşleriyle aynı şişede.. Hatırını sorarım, sessizce kaldırır yüzünü, Tablolardan çalınmış gizemli bir gülücüktür. Yağmur içer yudum-yudum, kanasıya. Mezesi, eski bir geceden, vişne yarığı kırmızı Ve hala kanayan o vişne ısırığı öpücüktür.. Yağmur içen kız.. mağrur yürek Bu yağmurlar yalan ama ölüm gerçek.. Sen yine avucunda sakla, çaldırma cevherini. Ve sakın gösterme kimseye, o yağmur incilerini Hep şarkını söyle; hiçbir kelimesiz ve makamsız, Hep orda bekle; bir akşam belki apansız, Gelir de alırım şişemi senden geriye; O biriken yaşlarını içmek için damla-damla Ve geciken bedelini ödemek için kendi hayatımla... Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  19. Hayatin kiyisinda Delinmiş bir kayiksin Yanliş yere yanaştin Sen bunlara layiksin Bu şehre bel bagladin Doymadi gitti karnin Bir kondu yaptin ama Yikildi kaldi yarim Vurma Nurettin vurma O senin karin Bak onlar çocuklarin iftiharin Yaşama kavgasinda Ne gelirse yutarsin Belki firsat çikarsa Bir ucundan tutarsin Bu şehrin girdabinda Kayboldu yogun varin Böyle umutsuz olma Hele bir olsun yarin
  20. Tezgahtar bir kızdı o, Permalı saçlarıyla. Kime baksa gülümserdi, Prova ettiği bakışlarıyla. Haftalığından ne düşerse, Koparıp anasının elinden, Konserlere giderdi, Çılgın haykırışlarıyla. Kır çiçekli bluzuyla Poz-poz resimler çektirirdi. Keşfedilmek için belki de, Hep Beyoğlu'nda gezerdi. Her akşam o pop şarkıcı, Duvardaki posterden, Uzanıp bir rüya gibi, Dudağından öperdi. Ah Nebahat, hiç görmedi rahat. Düşünür, bulamazdı; Kimdeydi bu kabahat? Tezgahtar bir kızdı o, Evi, bir kenar mahallede. Altı kardeş, bir de ana-baba. Babası, bir iş kazasından Kötürüm kalmış bir usta. Karı-kumar peşinde, Boş vermiş bir abisi. Devlete karşı gelmiş, Diğer abisi mahpusta. O kır çiçekli bluzuyla, Artık resim çektirmese de Zaman herşeyi eskitti. Duvardan söküp posteri, Rüyasını sandığa kilitledi. Derken, mahalleden biriyle Heveslendi evlenmeye; Hayırsız çıktı oğlan, Zengin bir dula gitti. Ah nebahat, ona gülmedi hayat. Sonunda anladı ki, Kendindeydi kabahat. Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  21. Bizi güllerin iklimi tüketti.. Toprağı yaran filize, Tarlayı saran suya vurulduk. Sevdamızın vahşi atı, Alıp başını gitti. Bir yaz yağmuru gibi Yağdık ve unutulduk.. Sığ yanlarımız da oldu ara sıra, Bazı küçük yalanlarımız.. El yordamıyla dalarken hayata, Bir parça telaş, Bir parça ümittik.. Hiç yetişemedik o vahşi ata.. O vahşi atla beraber, Ah, şu içimizdekiler, Sanki sökülürcesine Gitti gider, Gitti gider.. Bize bir tek günün çelişkisi yetti.. Kuşkuyu soran bir göze, Dudağı yoran bir söze kırıldık. Sevdamızın vahşi atı, Tutuştu yelesinden. Kaldığı yerden başlanır mı; Ateş bağışlanır mı artık? Biz hiç ayrılmayız, derken, Azar-azar, bir ucundan, Aşktı o yitirdiğimiz, İnan sevgilim, aşktı.. Ben sana kıydım, Sen bana gücendin.. Ve durduramadık o vahşi atı.. O vahşi atın ardından, Ah, şu aramızdakiler, Hiç yaşanmamışçasına Uçtu gider, Uçtu gider.. Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  22. Yildizlari sen mi yaktin Mülayim Ozanlara sen mi kiydin Mülayim Bir dikili agaci bile olmadi Herkes yedi sen mi doydun Mülayim Sert oldun da ne degişti Mülayim Mert oldun da ne degişti Mülayim Cart curt edip biraz nutuk atsaydin Hirt olsaydin yaşardin be Mülayim Ormanlari sen mi yaktin Mülayim Çetelere sen mi taktin Mülayim Düşüneni,yazani ve çizeni Zindanlara sen mi tiktin Mülayim Köprülerden az mi geçtin Mülayim Zemzemlerden az mi içtin Mülayim Böyle susmak yakişir mi hiç sana Hayatindan vaz mi geçtin Mülayim
  23. Merhaba Nalân... bu sen misin, Yoksa sen mi sandım; Biri çimdiklesin beni... Şöyle ışığa gel de göreyim, Beni dümdüz eden, O yalandan da yalan gözlerini... Merhaba Nalân... Amortiden mi çıktın güzelim? Bak yine şapşal ettin bizi... Oysa ne güzel unutmuştuk Ve ne güzel sona ermişti, O gerzek pembe dizi!.. Hani, son bölümde sen yamuk yapıp Fabrikatör Nubar Bey'in Tarabya köşküne gitmiştin... Hani, arkadaşım Halit Akçatepe'nin yanında Beni acayip refüze etmiştin... Ve işte o an gözümde, Eskicinin bile almadığı Bir eski eşya gibi, bitmiştin!.. Merhaba Nâlan.. Pişmanlıklar denizinin biletsiz yolcusu... Merhaba, artist olma hayallerinin İkinci sınıf karakter oyuncusu!.. Vay anasını sayın seyirciler, Vay anasını be... vay anasını!.. Bak, şimdi ağlarım ha, Tez kapatsın biri, Gözlerimin bozuk vanasını!.. Oysa, o zehir kusan fabrika yolunda Beraber ıslanmıştık biz, nice yağmurda. Ve o gün, Nubar Bey'in çarpıp kaçtığı Bir hayvancağızdı inleyen, Yol kenarı çamurunda. Ve hep kendine ayırdığın O bencil yüreğin, Bir de o gariban köpeğe sızlamıştı. Ve ben, ilk defa seni böyle bilmiştim, Ve damarlarım ilk defa böyle cızlamıştı!.. Merhaba Nâlan... merhaba! Yoksul mahallemizin en havalı kızı. Merhaba, yanlış ağlara takılmış Muhteşem deniz yıldızı!.. Ben sana bakınca, dolardım bulut gibi Dolardım da bir türlü yağamazdım... Sen bana bakınca, Bir ağlamak düğümlenir boğazımda, Gurur yapar, ağlamazdım... Ne düşkündüm sana be! Hani hayvanlar yavrusunu nasıl yalarmış, Aynen öyle... Ne tutkuydu bizimkisi be! Hani Ferhat dağları nasıl delermiş, Aynen öyle... Ve o nasıl gidişti be! Hani bir tren gelir de üzerinden geçermiş, Aynen öyle... Of Nâlan of!.. Sen benim neler çektiğimi bilsen, Bunu bilmekten ölürdün... Şu kadarını söyleyeyim: Hani taş olsan, Yani taş olsan; Ortadan ikiye bölünürdün... Gitme Nâlan, dur! Tekrar gitme ne olur!.. Aldırış etme saçma sapan sözlerime. Yoo... hayır, ağlamıyorum, Galiba cıgaranın dumanı kaçtı gözlerime. Belki de sen haklıydın, Bu mahallede ne bahtın açılır, Ne de boyun uzardı. Üstelik annen ölmüştü Ve sokağınız, Acını kaldıramayacak kadar dardı... Terso gidiyordu herşey... Milllet işi-gücü bırakmış, Aklını bize takıyordu. Altımızda çul yoktu, Üstümüzde dam akıyordu. Arap kızı camdan bakıyordu... Sen gittikten sonra ben, Hiç sorma... El attığım her işi, çok geçmedi batırdım. Çünkü seni unutmanın tek yoluydu; Bütün kazancımı şaraba yatırdım. Ama gelinliğin duruyor. Baba yadigarı cumbalı evi de satmadım. Yalanım varsa kalkmayayım şuradan: Ben seni bir tek gün, Bir tek gün bile unutmadım!.. Merhaba Nâlan, Merhaba üzgün melek. Merhaba kadersizim, talihsizim. Merhaba titreyen elim, sancıyan belim, Ağrıyan dizim, vazgeçilmezim!.. Ama Necdet Tosun öldü Nâlan, Artık yemekleri sen, Salatayı da ben yapacağım. Sami Hazinses kadar olmasa da Bahçeyi sevdiğin çiçeklerle donatacağım. Kemal Sunal da öldü Nâlan, İyi kalpli amcaları birer-birer uğurladık. Ve dünya kirlendi, Filmler bozuldu O masum sevdalar yaşanmıyor artık... Sen varsın, ben varım. Bir de, acımasız bir dünya var dışarıda... Esas film şimdi başlıyor, Ve bütün koltuklar bomboş bu sinemada!.. Merhaba Nâlan, merhaba!.. Sen ortada sıçan, ben şaşkın körebe... Ulan seviyorum seni be!.. Ulan, nereden inceldiyse, Oradan kopsun be!.. Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
  24. Geçiyor önümden, sirenler içinde, Ah, eller üstünde, Çiçekler içinde. Tabutunda mor daglarin büyüsü, Dudaginda yarim bir sevdanin hüznü; Aslan gibi gögsü, türküler içinde. Rastlardim avluda, hep volta atarken, Cigara içerken Yahut coplanirken. Sirtini duvara verip öyle tünerdi. Kimseyle konuşmaz, dal gibi titrerdi; Çocukça sevdigi çiçegini sularken. Diyarbakir'liymiş, kod adi: Bahtiyar. Suçu saz çalmakmiş, ögrendigim kadar. Beni tez saldilar, o kaldi içerde Çok sonra duydum ki Yozgat?ta sürgünde. Ne yapsa, ne etse, üstüne gitmişler; Mavi gökyüzünü ona dar etmişler. Iki dişi de kirikmiş öldügünde. Gazetede çikti, üç satir yaziyla; Uzamiş sakali, Ve çatlamiş saziyla. Birileri ona "ölmedin" diyordu, Ölüm ilaninda kan gülüyordu. Yüz-yüzeydim, bir devrim enkaziyla. Geçiyor önümden, gül yüzlü Bahtiyar. Yaraliyim, yerde kalan sazi kadar. Kaynak: Gözleri Intihar Mavi
  25. Minnacık bir kız vardı, Bir ormanda yaşardı. Karanlıkta kaybolsak, Elimizden tutardı. Yürüdüğü kırlarda Papatyalar açardı. Omuzundan güvercinler uçardı. Minnacık bir kız vardı, Göğsüne gül takardı. Beyaz bir at üstünde Bulutlara konardı. Irmağın aynasında Saçlarını tarardı. Yüzünü ayışığıyla yunardı. Minnacık bir kız vardı, Yüreği kuş kadardı. Tutunca rüzgar olur Bir su gibi kayardı. Geciken şafaklarda Yıldızları yakardı. Uyanınca seher yeli kokardı. Öldürdüler, yarım kaldı, Dudağında son gülücük. Yalnızca bir adı kaldı, Kızın adı: Özgürlük Kaynak: Gözleri İntihar Mavi