Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Hep benden beklediniz İhtiyaçlarınızı, bugüne kadar Hiç düşündünüz mü? Benim de neye ihtiyacım var Sevginin olmadığı yerde Sevme dediniz Boş sofraya Karnını doyur diye, buyur ettiniz. Değer vereceğiniz yerde İnsan olduğumu unutup, Bir lokma ekmekle doyan migdeme Fazla, fazla ekmek teptiniz Bende, insandım oysa Keşke, seninde hakkın Sevelim deseydiniz Fazla, fazla ekmek vereceğinize Biraz değer verseydiniz. Ankara/29.04.2005
  2. Hayat, çok kollu bir ağaç Her dalı sardı boğazımı Nefes alamıyorum................... Hayatın çizgisi ince bir ip O ipte çok rol oynadım Ayakta alkışlansamda Çok yıprandım...................... Her gören özendi bana Ne kadar beceriklisin dediler Lütfettiler, takdir ettiler Yüküm hafiflemedi......... İylik bir lutuftur İylik yapmak ise bir sanat Çok iylik seversin, Ne mutlu sana dediler Ama hiç teşekkür etmediler............... Her sohbette ben varım Atlarım sazan gibi Akıllısın dediler, gülümsedim Akıllı olanlar dostlar Daha çabuk harcanırlar Harcandım bile.................. Ankara/29.06.2006
  3. Yine gece olacak, birkaç saat sonra Zift, karası siyah bir damla düştü yüreğime, Yas tutuyor derseniz, işte bildiniz İçimin hüznü bakın nasılda kalkıyor şaha Yine gece olmak üzere, Yüreğime düşün siyah damla yayılıyor Geçmişime olan yasım yalnızlığımı besliyor Başımı yastığa koyunca, hemen çıkıyor ortaya İşte gece oldu, korktuğum an bu an Yüreğim artık, alabildiğine siyah Alabildiğine yaşıyor, yalnızlığını serbestçe Kimbilir ben ondan şikayet ederken O benden memnun, bütün sevecenliğiyle. Ankara/21.06.2006
  4. Hani, Sel suları, Okadar güçlüdür ki; işte yalan sevgilerin tadı İçinde duyduğun acı Yüreğinde ne varsa Silip süpürür. Hani, Kuvvetli bir rüzgar Ağacın dallarını kırar ya! Ayrılıkta öyle bir keskin bıçaktır ki Ağaçların kırılan dalları gibi Yüreğini ortadan ikiye ayırır. Ankara/05.05.2005
  5. Hayattan ümit kesen sensin, Diyemem neden sen böylesin Hangi yükün altında kırıldı belin Hangi ümidin soldu, neden yaşlı gözlerin Dertsiz insan var mı ki? bu dünyada Hayatta bir tek sen değilsin ki dertli Yıkılırsan olan sana olur bilesin Kırılan belini doğrultacak olan yine kendinsin Yardım elini uzatmışsın insanlara Mutlu etmiş, dua almışsın belli Onlara sevinmeyi, kendinse Ağlamayı öğrenmişsin ne yazık ki Vuran kabullenmez suçunu Fırsat verirsen bu acizlere Hiç acımaz vururlar seni yere Sen yeter ki bir fırsat ver ellerine Allah verdi bu canı sana Emaneti önce kendinsin unutma Üzerek, ağlayarak beklersen günleri Emanetine göz dikenleri mutlu edersin Gecelerin sığmaz günlere Bilirim çekilmez sığamazsın gündüzlere Ağlamak istersin bir düğüm olur boğazında Yüreğine hep kar yağar üşüdüğünü hissedersin. Aynalara anlatamazsın derdini Duvarlarla konuşamazsın ki Isıtmaz seni bunlar, ısıtmaz yüreğini Isıtabilen kendi sevgindir dinlemelisin beni Adın aslanlara verilmiş, Güç kuvvet Mehmetçikdeymiş Taşıyorsan şanınla ister mehmet yada başka adını Hakkını ver emeklerinin sağlam bas ayaklarını Kendini sevmeyi öğren bu hakkın Hakkına sahip çık, nankörlük etme sakın İnsanların beklediği kişi olma Aynadaki kendin ol yılma sakın Ankara/01.04.2006
  6. Hepinize günaydın, kırık kalem dostlarım Gününüz aydın, gönlünüz şen olsun Dostluk sanatsa eğer en güzel eser sizlersiniz Unutulan değerleri insanlığa kilim gibi serdiniz Hergün yüreğim yanlızlığıma ağlarken İsyanını, çaresizce sürekli dinlerken Tek taraflı saygıyla kör topal giderken Sizleri camların arkasında tanıdım kırık kalem dostlarım Öztürk Bey'in yüreğinden gelen daveti Hoşgeldiniz diyen samimi mesajlarınız Başka bir dünyada varmış diye düşündüren Sizler oldunuz bana kırık kalem dostlarım Bazen ağlattı beni, duygu dolu satırlarınız Bazen güldürdü, espiriyi kaleme alışınız Herbirinizin sevgisi, oldu yüreğime ışık Sizleri çok seviyorum. Benim kırık kalem dostlarım 15.06.2006
  7. Sevgi bir zamanlar tohum idi İnsanoğlu ekti filizlendi Gonca verecek zaman ezildi Bunda tohumun günahı ne? Yar sinemi, yardı geçti Dalgasını geçip gitti Yüreği ekileni biçti Bunda sevginin günahı ne? Yalan dünya yalansın Ciğerimi dağlarsın Yanlızlığa atarsın Bunda insanın günahı ne? Ben sevmelere tövbe ettim Yüreğime kilit vurdum Yaşıyan bir ölü oldum Bunda benim günahım ne? Ankara/04.04.2005
  8. Bir ağacım olsun benim Meyvalarını topluyayım, budayayım Bir ağacım olsun ki............. Gövdesine adını kazıyayım Hergün suluyayım, bıkmadan Suyunda sevgi, olsun Toprağını beliyeyim, çapamla Toprağı yar bağrı olsun Hiç kesmesinder bahçemden Bir çocuk gibi seveyim iri yapraklarını görenler sorarsa Hergün sevgiyle suladım derim. Bir dalda binlerce çiçek açsın Taşımazsa, dal başını yere eğsin Neden bu dal eğri diyenlere Sevgiye saygısından derim. İrileşsin meyvalar, dalında Heybetle salınsın rüzgara Hayrete düşenler sorarsa adını O benim gönül ağacım derim. Ankara/19.06.2006
  9. Gece olmasın istiyorum Hava kararmasın Hava kararınca İçimi hüzün kaplıyor Yalnızlığa adım, adım yaklaşıyorum. Gece olmasın istiyorum Hava kararmasın Yastığa başımı koyunca Yalnızlığın acısını duyuyorum Yüreğimin derinliklerinde Gece olmasın istiyorum Hava kararmasın Gözümü kapatınca Geçmişimi görüyorum Yalnızlığımı yaşıyorum. Ankara/05.04.2005
  10. Ben eflatun gecelerde Hep hüznü yaşarım Yaşayamadığım sevgim, Hayali sevgilim çalar kapımı Leylak kokan odamda, diz dize Hüsran sonbaharlarından, Filizlenen yeni aşklardan, Yüreğin birlerce derinliklerinde Gömülüp kalan sevgilerin Feryatlarından bahsederiz uzun uzun Sonra ellerim ellerinde Gözlerimizin içine bakarak Kendi sevdamızdan, Yüreğimizde çırpınan kuşun kanat sesinden Şarkılar besteleriz, Nağmeleri dökülür dudaklarımızdan Onunla beyaz gecemi yaşarım Gece bitmeden terk eder beni Yüzünde tebessümle çıkar düşümden Eflatun gecelerimin eksik saatlerini tamamlarım Ankara/05.05.2005
  11. Bir dünyamız varki ebedi gerçek Nimetler gelirmiş senin ayağına Dallarda hurmalar sallanır pürçek Cennet demişler o yerin adına Temiz yürek ipek üstüne Kötü yürek düşer ateş içine Hesap vermek azaptır bedene Temizse defterin korkmasın yüreğin Yediğin kul hakkı hesabı sorar Onların isyanı muslattır sana allahın korkusu içini sarar Razı olmuşsundur hazin sonuna İş işten geçmeden varma yarına Yaşarken yapalım vazifemizi Gecikmiş pişmanlık vurur canına Ulaştırsın rabbim cennete bizi 03.09.2006
  12. Karabasan gece Ürkütücü sessizliğinde yine Giyiniyor, zırhını üzerine Kuşanıyor al benili En büyük düşmanı yüreğim O ise, savunmasız bir çare Bırakıp gittiğinden beri Hep aynı ey sevgili, Zırhı yok gece gibi üzerinde Yeni doğan bebek çıplaklığında Karşısına çıktı anadan dogma Mertçe dikildi önüne Yenildi acımasız geceye Kaldıramaz bu yürek bir başka yenilgiyi Karabasan gecelere inat Çabuk dön ey sevgili 03.11.2006
  13. Dostun eğer açsa, Lokmalar dizilir boğazına, Aç kalkarsın sofradan Seni aç bırakan Dostluk sevgisidir. Dostun eğer susuzsa, Damlalar bile takılır boğazına, İçimezsin bir bardak suyu, Seni susuz bırakan, Dostluk sevgisidir. Dostun eğer hastaysa, Ateşin yükselir sanki, Elin kolun kalkmaz olur, Seni yatakta yatıran, Dostluk sevgisidir. Dostun eğer sıkıntıdaysa, Yüreğin sızlar, Yüreğinden kan sızar sanki, Duyduğun yürek acısı Dostluk sevgisidir. Dostun eğer öldüyse, Açsın, susuzsun, hastasın, özlersin, Bilirsinki giden geri gelmez, Seni yaşamak için,ayakta tutan şey Yüreğindeki dostunun değeridir..
  14. Elimdeki papatyanın Yapraklarını koparıyorum Tek,tek Seviyor, sevmiyor Son yaprak seviyorum diyor Uzanıyorum. Bir papatya daha koparıyorum Özlüyor, Özlemiyor Boynunu büküyor papatya Ağlıyorum.... Bir papatya daha koparıyorum Geliyor, gelmiyor Son yaprak geldi diyor. Birde ne göreyim Yaprak doğru demiş Dostum başucuma gelmiş. Ankara/22.05.2006
  15. Çok uzak diyarlarda Hayatla barışık Güzel bir kız yaşarmış, Hiç gülmeyen kral Güzel kızın gülüşünü kıskanmış Ülkede gülmeyi yasaklamış Buna üzülen güzel kız Ağlamaya başlamış Her bir gözyaşı İnci tanesi olmuş avuçlarında İnci tanelerini gören kral Servete sahip olmak için Ağlamaya çalışmış Gözlerinden gözyaşından başka birşey dökülmemiş Kral ülkesinde ağlamayı da yasaklamış Güzel kız, dayanamamış bu eziyete Ülkesini terketmiş,başka bir ülkeye gitmiş Kalp şeklinde meyvesi olan ağçları görmüş ilkin Kahkaha sesleri gelen bahçenin önünde durmuş Kapıda bekleyen pembe yanaklı ihtiyara yaklaşmış Benim ülkemde gülmek yasaktı, ağlamakta Bu bahçeye girip doya doya gülmek isterim demiş İhtiyar gülümsemiş: - Tabi. Ama önce senden birşey isteyeceğim Belinden çakısını çıkartıp demişki -Bak sağ elime bir parmağım eksik, parmağının birini bana verirmisin demiş şimdi hemen kesiyim elime dikiyim, Tabi demiş genç kız Sevgiyle elini ihtiyara uzatmış Bunu gören ihtiyar Bıçağı beline geri sokup, yere kadar eğilmiş Bu bir sınavdı. Sınavı geçtin Gir bahçeye dilediğince gül demiş İhtiyarın gözleri dolmuş, İnci taneleri dökülmüş yere Bahçe kapısından içeri girerken Bu bahçenin adı ne diye sormuş güzel kız, İhtiyar: -Dost bahçesi kızım demiş O bahçede herkez birbiriyle dostmuş. Herkezin gözünden gözyaşı geliyormuş ama Dostluk inci taneleri gibi değerli olduğu için Karşısındaki insana inci taneleri gibi görülüyormuş Ankara/11.05.2006
  16. Bir yalnızlık şarkısı dolandı dilime Başım dik, sırtım duvara dayalı Mırıldandım kendi halimde Önüme mendil açmamıştım ama, Şarkımı dinleyen çevremdeki insanlar, Ceplerinden üç,beş kuruş çıkarıp attılar önüme Beni dilenci sanmalarında haksızda değillerdi hani, Aramızdaki tek fark, O para istiyordu, bense bir yudum sevgi. Ankara/17.05.2006
  17. Gülücüklerim yok artık simamda Sohbetim uyuyor yalnızlığımda Hiç birşeyin tadı yok damagımda Yüreğim demir tel kafeste şimdi Sevgi güvercinim kanat çırpmıyor Yardan bana haber artık gelmiyor Gündüzler bitmiyor gecem olmuyor Yüreğim demir tel kafeste şimdi Birlik olmuş dertler geldi haneme Buyur ettim aldım yattı döşüme Rabbim sabırlar versin benim özüme Yüreğim demir tel kafeste şimdi
  18. Es deli rüzgar es, Çok uzaklarda, Ayak basılmamış, Dağlarda açan çiçeklerin, Kokusunu getir bana. Sevdası uğruna, Daglara çıkan sevgililerin, Aşk şarkılarını, kuşların ötüşünü, Fısılda kulağıma. Es deli rüzgar es, Daha da es,çıldırırcasına Yüzümü okşa Saçlarımı dağıt Başak taneleri gibi Çektiğim acıları Sök yerinden Yüreğimi sıkan elin avuçlarına ver Götür çok uzak diyarlara Ankara/11.05.2006
  19. Ne sevmekten vazgeçtin Nede sevmeme izin verdin Zincirlenmiş yüreğimi Ne çözdün Nede bırakıp gittin Ben ağladıkça, yandım dedin Nede benimle ağladın Sardın kırılan kanadımı Fakat beni uçurmadın Gelgitlerden nefret ederdin Sense hep geldin, gittin Çözemedim seni yar Yinede yüreğimde yerin var. Ankara/11.05.2006
  20. Nerde ses,sek oynadığım Siyah kare karo taşım Nerde cikletten çıkan tokam Nerde saçlarıma taktığım yeşil tacım Fırfırlı eteğim, basma buluzüm Nerde babamın aldığı okul çantam Bağlayıp başıma duvak diye taktığım tüller Nerdesiniz yoksa çocukluğuma gerimi gittiniz O çocuk büyüdü, anne oldu Fedekar bir eş oldu Biryudum sevgi bekleyişim Şimdi felaketim oldu Ben büyüdüm Ama içimdeki çocuk büyümedi Hep eski günlerini özlüyor Keşke çocukluğuma geri dönebilsem Yeşil tacım, cikletten çıkan tokamı Saçlarıma tekrar takabilsem Ya içimdeki çocuğu büyütebilsem Ya da hala küçücüğüm diyebilsem Ankara/14.06.2006
  21. Ölüm yatağına girdim bir kere Baş kalkmaz yastıktan yoktur dönüşü Gidiyorum her yanı yeşil bir yere En güzel gülüşmüş melek gülüşü Yıkadılar beni temizim anne Koydular tahta bir sandık içine Yol bitti az kaldı çukur dibine Bekliyor orda sorgu meleği Her şey yalanmış bu fani dünyada Yaptığım iyilikler geldi yanımda İpek yorgan oldu bana mekanda Örttüler üzerime hiç üşümedim Uyandım, gözümde yaş rüyamdan Gösterdin cenneti bana Yaradan Bundan sonra yok, boş geçirecek zaman Gayretim gerçeğe ulaşmak olsun. 18.09.2006
  22. Barlar sokağında olacağım bu gece, Vur patlasın, çal oynasın diyeceğim, Çengileri alacağım arama göz yaşlarıma inat, Ayakta duramayacak kadar içeceğim bu gece. Varsın köçek olmuş desinler, Varsın zavallı iyice dağıtmış desinler, Terk eden sevgiliyi unutmak istediğimi bilmesinler, Bir ben unutabilseydim sarı bukle saçlımı Yalan gülüşler, atılan özgürce kahkahalar Radyoda çalan aşk şarkıları, Önümdeki mezem, kül tablasında ki,yanan sigaram, Keyfime diyecek yok, ama içimin yangınını duymasam Uzun endamlı, sarı bukle saçlı sevgilimi Yüreğime saplanan paslı aşk bıçağını, Yoldaşım olan onsuz geçen yıllarımı, Unutmak için yine bardayım bu gece. Bu kapıdan hayalinle çıkacağımı sanma Sen bile şaşıracaksın nasıl unuttuğumu seni barda Beni terk ettiğin zaman arkandan baktığım gibi Sende benim arkamdan bakıp kalacaksın,geçmiş ola Ankara/1.06.2006 Hülya Dal
  23. Hasretin yürekte ateş bedende Katre katre kokan sevda gülümsün Unuttuğum yalan balsın dilimde İçimde bitmeyen zulüm ömürsün Geceler bitmiyor gündüzler üzgün Islak yastıkta baş kendi kuruyor Gözlerim fersiz mat hasrete sürgün Bu acılı yürek seni özlüyor. Ufacık bir sebep durmadı esti Yaraladı bizi birde düşleri Gurura yenildik vurdu bitirdi Nasılda savurdu kırdı belleri İyleşemez yara olduk virane Biten bitti artık dönülmez geri Yaşadık yürekte ballı şahane Artık bu sevdanın örtük üzeri HÜLYA DAL 03.09.2006
  24. Birgün ölürsem Koş gel mezarıma Bir gül fidanı getir Dik baş ucuma Rüzgar delice estikçe Savrulsun gül kokusu Pervasız yayıldıkça Aşkın yaşasın ruhumda Çocukken çıktığımız Erik ağacı var sağda Taşırken beni dallarında Şimdi gölge oldu bana Sakın ağlama gülüm Düşürme gözyaşını toprağıma Her damlası sıkıntı olur Ruhum kalır sonra darda Yasla başını mezar taşıma Çok derinden sesleneceğim Bak iyi dinle şimdi Seni seviyorum diyeceğim Haydi aç ellerini rabbime Dualar gönder bana Anılarını topla avuçlarına Üfle gelsin aşkına Biz ayrılmadıkki gülüm Bakma sen derinde yattığıma Her an seni yaşamaktayım Kapalı gözlerinin ardındayım HÜLYA DAL 03.09.2006
  25. Mert, Alican derlerdi köyde ona Kaç kızın yüreği kor alev aldı Gözü görmez olmuştu, hiç kimseyi Tutuştu, Zeyno diye yüreciği Zeyno kız, hergün çeşmenin başında Oturup beklerdi, gönül erini Kan ter içinde, gelirdi Ali'si Söylerdi ona sevda türküleri Yürekleri tutuşmuştu bir kere Karar verdi, istemeye Zeyno'yu Nerde ana, nerde baba? Yoktular Gitti, Muhtar Emmi'ye iste diye Gittiler, istediler Zeyno'sunu İnat etti ve vermedi babası Sönmedi yüreklerinin yangını Ayrılamadılar birbirlerinden Köyün diline düştü sevdaları Bu derin, tutkulu büyük aşkları Kaçtılar el ele o gece köyden Vurdular atların terkisine.Deh....... Acıktılar, susayıp terlediler Şikayet etmediler hallerinden Meskeni dağ oldu, kuşlar dostları Varmadılar, bir daha köylerine Üşüdüler, sokuldular kuytuya Ayak sesiyle açıldı gözleri Babası, abisi, kafir sürüsü Yağdırdılar kurşunları üstüne Aylar sonra buldu avcı onları Oğlu sordu dedi: Kim bunlar baba? Dedi: Oğul Sevda Kahramanları Gömelim de huzur bulsun ruhları Örttüler gariplerin üzerini Diktiler başlarına yamuk taşı Bitirdiler, ettikleri duayla İki can alan sevda masalını 02.07.2006 Hülya Dal