Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Aldırma ağlamışsam ardından için için Sorma ufkumu saran ahlar ve vahlar niçin Her güneşin batışı ağır bir kabus oldu Sen gittin ya güzelim o açan güller soldu Tüm hevesim sendeymiş gittin onlar da gitti İçimde sevgiymişsin kalmadı hepsi bitti İsyanlar öyle derin inan çekilmez oldu Şu kocaman dünyanın dört yanı birden soldu Yaralı serçe gibi şimdi dallardan indim Hatır gönül soran yok yalnızlığıma sindim Acımasız hüzünler çap çap katlanır oldu O güzel bakışlarda aşkın ziyası soldu Koynumda bıraktığın hasreti gör büyüdü Senli anılarımı kor alevler bürüdü Hele altın saçlarım gümüş vitrini oldu Sen gittin ya güzelim günüm güneşim soldu
  2. Görünmüyor uzak yakın, Bakın pencereden bakın Ya koşup dışarı çıkın Kupa kupa kar yağıyor?! Nutkuma dolanan mevsim Buz beyazı bir nevresim, Ufkum alabora resim Yelken pupa kar yağıyor?! Duygulara perçem perçem Çığ düşüyor yine her dem Vuslatımdan dirhem dirhem Kopa kopa kar yağıyor?! Tipi itiyor yarlara Kıyı köşe kenarlara Cemresiz bu diyarlara Lapa lapa kar yağıyor?! Cemo?ya benzettim kışı Azgın ırmağın akışı Acırken gönlümün başı Sopa sopa kar yağıyor?!
  3. Kim olsa yanımda Sen yokken yapayalnızım Ben bir seni sevmişim Sen hiç kimseyi Güllerin hatırına Dikeni sevmişim Gündüzlerin hatırına Geceyi sevmişim İyilerin hatırına Kötüleri sevmişim Leyla ile Mecnun'un aşkına Ben bir seni sevmişim Sen hiç kimseyi Abbas Yılmaz
  4. Ölümler kaç ellidir Bilir misin sevdiğim Tutuverseler beni Üzülür müsün sevdiğim İnsanlar iki yüzlüdür Hep ağlatırlar seni Ağlatıp ağlatıp Ağartırlar saçlarını Sevgiler kaç dillidir Bilir misin sevdiğim Doya doya sevemedim seni Anlıyor musun sevdiğim Aşk dediğin Tutunulacak dal mıdır ki Hiç tutamadım Ben seni Umut dediğin Sonsuz deniz midir ki Hiç unutamadım Ben seni Abbas Yılmaz
  5. gittiğin yerde güneşle ay-(ın) denize düştüğünü görürsen hisset beni yum gözlerini saçlarını dağıtan ılık bir esinti ayaklarını ıslatan küçük dalgalar ve sesini duyduğun beyaz martılar çaresiz suskunluğumdu buralarda korkma seni oralarda sarar bakma artık kusuruma bakma ağırlayamadım kalbimde seni belki yıldızlardı bana söyleyen gerçeği ne söylesem boş gelir belki de doldurmaz içini alnıma yazdığım sevdayı bebeğim kendi dilinle değil deniz diliyle oku emi söyleyecektir sana aşkın dili seviyorum seni Deniz Kılıç
  6. Uzaklardasın, Ellerimi uzattığımda, Kalbimin atışını hissedemeyecek kadar, Rüyalarımdan kaçamayacak, Gözlerine bakılamayacak kadar, Uzaklardasın... Yanımda olmanı çok istesem de, Benimle olmanı rabbimden dilesem de, Sen uzaklardasın...
  7. Sancılı bir keman sesi duyulurken uzaklarda uzaklar yakın olmuş aslında. Sevdanın gözpınarları kurudu hazırladığımız ayrılık belirdiğinde aylar önce karşımızda. Tükendi aşk ellerimizde. Dört yapraklı yoncayı bulursak cennetin krallığında belki yeniden aşkı katık ederiz soframıza demiştik yüreklice.. Hararetli tartışmaların ardından kırmızı bir yalnızlığı sonunda duyumsadık titreyen seslerimizde, kondurduğun busenin sıcaklığı yanağımı sızlattı daha veda edemeden bakışlarımız? Geceleri uykumu bölen anılarımızı beni seven bir yürekle kovmak istedim ebediyete kadar. Oysa anıları çağıran bendim. Aydınlık sesin berrak yüzün benimleydi yaşadılar benimle eksilmeden. Gerçeğin yansımasını bölüp büyüteçle uzlaştık düşlerimin kenarında. Akşamsefası kokulu kır kahvesinde yeniden gördüğümde seni, görüntüler arasında inatçı adımlarla kaçışım gururumun ayak izleriydi. Ardımdan sevdiğini söylediğinde bile hevesine kurban ettiğin aşkım dillenmemek için hırçın bir direnişle izini kaybettirmişti akşam geldiğinde güne? Bahar kokulu bir ekim ikindisinde gün ışığı göz kırpmalarıyla yeni bir can açtı gözünü dünyaya.. Tutuklandı dilim, ateş yaktı içimi bırakmadım gözlerimdeki incileri.. Kentse hıçkırarak ağlıyor duyduklarına... Gece gibi karanlık sabahlara uyanıyorum, yastığımla kavgalıyım.. Kuşların cıvıltılarıyla aydınlık sabahlara da uyanacağım elbet. Hayat bir can sunuyor umudun beşiğine şahlanan güneş kardelenleri uyandırıyor. Taze bir yaşam kendini kuruyan bir yoncanın avuntusuna aldırmadan farkında olmadığı kurgusuyla yaşantıların seyirini değiştiriyor. Hoyrat sabahlarda yalnız kalmış tek kavak, yaprakları bile yok?
  8. Dağların uğultulu yalnızlığı içinde Gecenin karanlığı, ayın gölgesiyle vals ederken Solgun bir gülümseyişle Yağmur perdesini aralayıp yüzünü gösterirken toprağa Suların köpüğü mabedin oyuklarından damlayacak peşi sıra Hızlı adımlarla kapıdayken, gün ışığının suskun bekleyişi. Suyun öpüşken dudaklarında çiçeklenecek hayat Yine mabedimin toprağında demleniyor Nar çiçeği gibi içimde kıpkırmızı bir huzurluk Sabahın dördüne kadar gölge gibi peşimden gelen Anılarla beraber, eksenimde dönüp, Bir mahşer kasabasının içine gömülmüş gibiyim Sensizken Sözün anlamsızlaştığı gün, Aslolan zincirin halkalarını koparmadan Hayatın gerçek ereğini zihinlerde yaşatmaktır. Biliyorum ki, Güneşin doğuşuyla çıkacak karşıma umut, tüm ahengiyle Yüreğimdeki hazan mevsimi çiçeğinin esareti bitecektir Sabah serinliğiyle Hızla geçen ömür kuşağının rengârenk okyanusu içinde Sevgiler ardı ardına sıralanırken Biz sevdayı yaşam suyuna katmıştık bile Taçlanan bir sevdayı aydınlık dehlizlerine taşıyıp, Sevgi tünellerinden geçerek Bitimsiz sıcaklarda yol alıp, gizli mabedimize ulaşmaktı Tek isteğimiz. Az sonra, göğün süt mavisi derinliğinde sabah olacak Ben, her çalan kapıda seni arayacağım Bütün ölümsüz şarkılarda seni anacağım Seni dinleyeceğim sabırla Bu kez kendi sesimden Tüm zırhlarımı donanıp, yeni bir güne acıyla, Sevinci paylaşacağım Ruhumda kümelenmiş güzel yürekli dostlarla?
  9. Bu sabah bir ağlamak var içimde düştüm düşlerimin kenarından sağ kolum,sol omzum birbirine küskün yaşam oyununun surları bir yıkılsa dedim Arklarımdan sularımı geçireceğim. Yumruğunu masaya vurdu kasırga yüklü bulutlar kanatları yamalı bir serçe kararttı çırpınan geceyi... Koştu yetişti bir zaman sonra karanfiller sokaklarımdan geçti yaprakların sihirli mihrapları delerek.. konakladığın mevsimlerde seni işaret etti sabahın yüzü silkeledim hikayeleri saçlarımdan kefelerimden çıkardım bağrışmaları hüzün ağlıyordu elemli gözlerinde sırılsıklam yalnızlık ürpertti sandalımı pelerinini kuşanmış uluyor kapıda korkak gece Bir kez daha döndüm şimdi kendime sudan bir yaratılışsın sende boncukları takılı mı gün ışığının sarıl uyu yalnızlığına adın gibi biliyorsun sende hırsız bir kedi gibi apansız pencerenden gizlice girecek aşk ayak uçlarına basarak...
  10. Dalga dalga saçlarında deniz kokusu var Az önce çıkmışsın sanki denizden Teninde birikmiş tuzlar Gecenin ıslıklarıyla ürperiyorsun Ürkek bir kedi gibi kıvrılıyorsun yaşamın kıyısına Yüzünde bin yıllık hasretin külleri Saçların kargaşa ve kavgadan darmadağınık Alev alev yanmakta. Gözlerinde endişe ve öfke Bakıyorsun enginlere, umutsuzca Tuzlu saçlarındaki kızıl ateş Akdeniz?de güneşi doğuruyor Eşsiz ve büyüleyici bir ışık Yüreğinden günaydın gibi dökülüyor Gözlerin ateş, gözlerin güneş, bal rengi Hüzün damlıyor peteklerinden Alıp götürüyor beni, dingin bir gölü izlermişim gibi. Kırgın yüreğine parmaklarımı dokundurdum Örülü bir duvarmış, fark edemedim İçtenliğimi ve sevgimi duyumsa diye Avuçlarına saldım yüreğimi, söyleyemedim Her resmine baktığımda belirir yüzümde busen Damlıyorsun gönlüme sessiz ve mağrur. Toprak nemleniyor sende, yüreğim çocuksu Sağanak bir yağmurun düşü kabarıyor içimde Sana baktıkça toprak kokuyorum, tohumlanıyorum Tarlalara serpiliyorum, güneş, hava su ile demleniyorum. Ey hayat, duy sesimi, dinle yüreğimin gümbürtüsünü Çiçeklenmek istiyorum geniş ovalarında sevgiyle Dağlarım ol, bitir içimdeki bitmeyen acılarımı Güneşim ol, dindir yüreğimdeki kış sancılarını Havam ol, suyum ol, yaşama sevincime dol Bitir tanımsız ağrılarımı, bitir artık isyanlarımı
  11. Sisli ovaların kanatsız sevinçlerin ormanlarında fantastik oyunlar içinde gelişiyor ve alışıyorum. Etrafım çepeçepre kuşatılmış şüpheli şifrelere... Kerpiçten kulelerden dikip, köpük olup yılıyorum ardından yapıtımı... Şahlanıp,durulup çalımlarımı sayıyorum ikide bir. Gerilip fırlayacak bir ok gibi çıkışlarım oluyor zaman zaman Yansımalarım bölünüp, serseri gezinişlerle yine bana dönüyor ki o zaman parçalanıyor ruhumun öksüz demeti. Gözlerimin kapalı olduğu anlarda kendimi körebe oyununda buluyorum. Şipre kokularını tadıyor, şarap bağlarında denizi arıyorum. Bütün kapılar tersine açılsa, yüreğimin nehirleri hangi tarafa koşmalı? Mendile nakış gibi işlenmiş gözyaşları, hazan gülümseyişlerde kendi yontusuna sarılır mı? istediğim sadece; billur iklimlerde bir ömrü mutlu devirebilmek... Göktaşlarında kusurlar arayıp, palmiye gölgeliğinde ambalajlanmış gülüşler arıyorum dost diye diye... Ulu çınarın sesine yürüyorum. Pervazlarıma yanaşıyor ruhumun oyuklarından kendi giziyle sızan kan revan yaralarımın kabuk bağlayışını görüyorum. Yaşantı sihirbazının Fırçalarının püskürtülen damlalarında utangaç mizacımı çaktırmadan bulup saklıyor ellerim. Sahi hangi valize kaldırdım çocukluğumu? Isının derecesiyle yanan kiremitler gibi dönüp dönüp sorular soruşumu tetikleyen hammadde nerede? Uğuldayan yanlızlığımı dikili olduğu yere gidip eşelemek hoşuma gidiyor.. Tüm bu duygu cümbüşüyle saçak köklerimin herbiri ayrı yöne eser, yinede bulurlar püsküllerini...
  12. Ölümünün kaçıncı yılındayız bilmiyorum. Deseninin kıvrımlarını kömürle harlıyorum gelip gidip portreni onararak.. Eskizinin tılsımını üzüm bağlarına gömdüm yıllaryılı.. Toprağına diktiğim hanımellerinin yaprakları konuştu, tozlarını silkinip puslu bir sonbahar sabahında tel örgülerle adını kazıdılar uçsuz bucaksız vadiye.. Toprağını açmak, gözlerine dokunmak, hayat taşını ruhunda ovalamak istiyorum. Ayaz akşamlarda seni bir yorgan gibi ısıtmayı diliyorum.. Mehtapla denizin buluştuğu her gece, cam göbeği sarsıntılarla topaz kovanla sarılı sesini gönderiyorsun gittiğin yerden. Bende bir ayinde gibi sarmaşıklar yeşertip, sularımı kanatıp, ırmaklarımı ağlatarak adaklar adıyorum gölgene. Gözeneklerinin rıhtımında bir tek sesin ve rüzgara direnen yüreğim duruyor öylece... Ağlarımdan tutunarak, düşüncelerimde kayboluyorsun.. Karartı caddelerin engebeli edilgen köşebaşları bize ışık tutuyor. Kement atıp yıldızlara, beşkenarlı kancalarla seni buluyor dalgalarım. İsyanımı bırakıp,affetmeye çalışıyorum seni.. Olgunlaşıp bir zaman sonra süzüp süzgecimden kırgın anıları. Yürüyorum saçlarının kanatlarında.. Önce kendimi affettmenin bağışlamanın sukunetiyle çam kokulu,reçine yüklü o hüzünlü kantatla geleceğim bir gün yanına ve günle gözlerimizi açtığımızda kardelenlerimizin arasında koparılmış çiçekler bulup sevineceğiz. Eğilip o karanfillerle üzerimizden yüreğimize konduracağız üşüyen ellerimizi...
  13. Gelincik yüzlü vuslatı vurdu adımları munzur bakışlarla yaklaştı birazda kalp çarpıntısıyla parmakları salkım salkım salınıp öyküsünü yazarken tualinin üzerinde koşar gibiydi fırçası kuytulara saklanan imgeler ağır ağır geliyordu gülümsemesi gibi yanağının kenarından sevgilisini düşlerken... Döne döne ateş gibi gözleri kırıla döküle yıldızları uyandırdı titreyen matemi ellerinde perisini aradı portresinin deseninde... Zincirlerini kırıp düşlerinin kadrajlarında köle pazarından çıkararak elçi ütopyasını çağırıyor beyninde tutuşan fırtınalı öykülerle rütuşlarla tamamlayıp vuracak damgasını mendil işleyen eller gibi işveli tütüne dolanmış mayası kanayan çiçekleri kurutup taze papatya sürüleri çizmiş onunla bezeli hikayesinde Zeynep'in.. Turuncu sürüşler kondurmuş bir buse gibi yangınla taşır şimdi resmini duvarları...
  14. Sığınaklarına gizleyip sarılıp uyuduğum hatıralarını Denizötesi kıtalardan mırıldayarak çağırıyor düşlerim. Nehir boyları ellerime düştü Kollarımda taşıdım yorgun bedenini suskun iskelenin.. Barikat kurup sensizlikten öteye Alkış tutan ellerini öptüm bayram diyerek.. Umuttan başka ekmeği olmayan Solgun yüzlü ihtiyarın akşamla değişen hatıraları Yaşıyor inan ellerin kınasında Mavi yüzünü giymiş gün, Boynunu geçemeyen gözlerine tutsak Aldırmadan efkar tutup çekiyorsun Araladığın parmaklarının arasından Dumanı sızan sigaranın kederiyle....
  15. Yalnızlığa dolanan gecelerimde kelimeler çengel olup boğazıma takıldı biliyorsun içimi sızlatıyor dudağının bitimindeki tebessümün inciler koparıp gel geldiğin yerden düşlerime anlat sevincin altın buklelerini sana hüküm giymişken tutsak dilim bir kalp ağrısıyla yalnız bırakma arayışları keskinleşir buluşlarımın yelelerinde yıldızlarla kör akşamların saçlarında tutunan beklentilerimi geri ver umudunla besle, zarif armoninle pasımı ov, kristal kurdelalar bağla saçlarıma ör ellerinle gözlerimi... bırak gökyüzünde kalsın güneş lavanta kokulu bir baharla gel bana yeter asil bir savuruşla ruhumu yelkenler içinde sana gönderdim mum ışığı büyüsü,tütsü ambiyansıyla konakladığın yeter gözlerimde adımlarımı izle yüreğinle.. uğurladığın yeter akşamüslerini karşılamaya gel bir müddet sonra bırak ıslıklarını suların,türkülerle bana gel bırak kiraz dallarını toprağın, migferini güneşin damlalarından çoğalıp çıplak ayaklarınla sen bir tek bana gel...
  16. Avuçlarımda gizli yanlışlarım Yağmur sesi penceremde Rüzgâr uğulduyor Sabahı kovalıyor ateş böcekleri Keskin bir keman sesi gibi Eski günleri yad ediyor Özlüyor kalp atışlarım. Kucaklıyorum okyanus kokusu sabahlarını İklimimizin ıslık sesleriyle Mavilere götürüyor beni yalnızlığım Menekşe dizili penceremi ve Anneme topladığım kır çiçeklerini Özlüyorum çocukluğumun. Adımlarımı saydım geçmişten gelen Bugüne ortak bir payda bulamadım seninle Oturdum hesaplaştım geçmişimle Tüm yaşantımız içinde, gördüm ki; Avuçlarımda gizli kalmış yalnızlığım.
  17. Kaydım samanalevi kıskaçlarından köklerimde kolonilerini savurdum sağıredici hücrelerimde... Kurşuni ağırlığı altında sindim ihanetin Pusuya düşürülmüş bir hayvan gibi yarattığın gövdesiz fanusun dibinde... Asılı duruyor bileklerim iliklerimde üstüme geliyor ayak seslerin Zorla içtim amonyak tadını demirin soğuk kınından... Gerçeğin merceği kırılsın ve utansınü kırbaç ayrılıkları donatıyor ertelenen sözlerim. Boyun eğişlerin gezindiği susuşun gizinde. Kapatma gözlerimi, bırak kendi haline Kırmızıya dönüştü yüzümün çerçevesi Sıralanan çıkmazlar sokağında sen ve ben yumağı Aşındırmayalım gizli kalmış sayfalarımızı yarattığımız hayal atlasında... Oysa arıtılmış özgürlük iksirimiz vardı bizim tarifsiz mutluluk taçları donatacaktı parmaklarımızı... Koordinatlarıma yıldızlar saldırıyor Şeritlerine uzayıp buruşmuş geçmişin tılsımı parçalanmış içindeki herşeyle selvi yüklü yürek Sayıyorum parmaklarımı, tırnaklarım beni kovalıyor Tıkandı etiketlenmiş bahar çiçeklerimin yolu... Ellerimle aradım yüzünün çizgisinde gözlerini Kuyruğunu alıp gitti ses vermeden nefesim... Atılmış kenara benden uzağa takip ediyor gizlenerek beni topukların toprağını attım kör bıçağı saplayıp kıyamet gibi gömdüm seni yaralarımın içine... Kaç zamandır uçuşuyordum rüzgarlarınla eteklerimde hülyalı bakışların palmiyelerime yüz sürdün nicedir Kısarak gözlerini yarımağızla konuştu Dilimin ucuna takılan yaşam türkün.. Gökküre dua okuyor,yerküre adını sayıklıyor ağıtlar yakıyor miladımız,yırtıcı kuşlar gölgesinde... Zambak kokulu sabahlarda tohumlarım, duvarlarım kötürüm. Aldanışın zeminine çizeceğim desenini... Çıkmıyor penceremden sesinin imzası Gardiyanlarım kapıda, şehrimin sana adanmış kokusu Gitarıma özlemle bakıp, gidiyorum ışığın kollarına....
  18. Kadife bir mutluluğu keyifle taşıyorum omuzlarımda kış ayazında ipek şalımdan sonra ısıttın beni sıcak sözlerinle ve şefkatli ellerin ellerimdeyken telli duvaklı umut gönderiyorum sarıp sarmalayıp sana güvercin kanatlarında.. hoş kokulu bir nergisten yudumluyorum gümüşsuyu damlalarını İki renkten ayrıldı şimdi vakitler ya seni bana kat,ya beni sana ada misk kokulu saçlarına dolanayım Varlığını öptüğüm gölgem ol uza hayatıma, ak hoyratlaşmış yüreğimin derinliklerine silüetinin ilahi rotasında.... Denizin karnında büyüt aşkı kaybolalım armoni mızıkasında cam gözlü çocuğun güneş gibi çıktığın masal diyarlarımda ellerinle sun sevgini tüm ömür boyunca lavanta aromalı ıssız gönül bahçende Bir elçi gönderip hüzünlerimize Yüzyıllık çınarlarla birlikte yaşat bizi cennetinde....
  19. ısırgan paletiyle yine gögü boyayacak gökyüzü yıldızları uyutup haykıran sarmallarıyla özüme,içime gerilla bıçağı saplanıyor susturulan dillere inat çatallaşıyor kalemim bağdaş kondurup iklimine harmanını dağıttım gönül toprağımın kızıl güller gibi kırılgan sesimde görkemli sapından bir tutabilsem hiç bırakmayacağım mutluluğun ışıltılı ellerini fidelerinde seherin gün ağıracak zehir zemberek söylenen ağıtlarla annelerin ağızlarından umudun ışığında parıltılarla açacak gözlerini yıldızlarla beraber birer birer uyanacak ardından ölüler.. çözüp gökkuşağını kıvrılarak düşecek gözelerinden fırlayan iklimler cam gibi,su gibi pırıl pırıl kızartlılı pullarıyla yeniden güneş adımlarını basacak toprağına.. kısrak gibi koşacak dağ,bayır demeden acısına tuz basan denize bile ekecek tohumlarını mahzeninde yıllandırıp tadına doyulmaz,biçimi inci mercan yüreğinde kırağılaşıyor gülüşlerin göktaşlarıyla parlatıyor hayat en duyulmaz hüzünlerini vakitlerin....
  20. Coşkunun limanında sarışın bir aldanışın izini sürdüm Kuytularına sinmiş zemheri çığlığı atarak Beni buldun,özütlerine çömeldim Açtığın yaralarını bastırıp üzerine Kan sızdı gözelerinin derinine Birer birer açtın kutularını saklı kalan ne varsa Canlanan sular kadar hafifledi ellerim.. Gözlerinin buğusuna tutkunluğum dün gibi Yüreğine batan aynalardan süzülüp İçtin sen kendi kanını Sönmeden büyümüş bir kıvılcım kor yürek Ömür gibi doğmuş kendi bedeninden Yenilenen bakışını atarken üzerime zaman kırbacı savruldu diktiğin güllerime Alelade sabahlarda ışıklar kırldı Yapraklarla öpüştü fısıldaşan meltemler Tutarak ellerimden uzaklaştı düşlerim....
  21. İpekten bakışlar sunuyor Her yüzünü çevirişinde zamana Kozasından çıkan ışıltılı bir varlık gibi Göz alıcı bir törenle ayrılışı tebessümünün Fark yaratıyor kalabalıklar içinde Işığının çello tadındaki tınısı Ahenkli bir beste gibi Ruhumu aydınlatıyor Bir viyolonsel edasıyla süzülüşü gözlerinin Yıllardır, özlemle beklenen bir sevgili gibi Bir karşılama bekliyor Görüntüler arasında Gölgem uzandı köprülerine sonunda Sıcak bir merhabayla gelen aşk Konuverdi gözbebeklerime kelebek dokunuşuyla Yüreklerimizden süzülen mutluluk iksiri Dolaşıyor damarlarımızda
  22. Mavileşen güneşe düşmüş boyası sesinin kızıllığıma yıkılan gövdenle dokunur ipliklerime sızısı iççekişlerinin Ateşe verilsin bölünen uykular huzursuz bekleyişleri itip çağırsak nehirleri tutuşturacak sıcaklığın okyanus kokusunu nakışlayan kumsallar gibi uzaklaşamamış birbirine kenetlenen ellerimiz... Uhde olup kanatacak içimizi vazgeçilemeyen nimetler gibi yazılamayan tarihimiz. hasret türküleriyle kuşatılmış pıhtılaşan aşk... Kutsanmış asilliğini örten çığlıklarını kurutup sulayacağım kıraç toprağını sıcak sözlerine aşikar filizlenen fidelerim sisi dağıtarak karşılıyor gülüşlerimizi.... Göz ucuyla bakıyor kanatlanan anılar Yalandan doğuyor güneş,yıldızlar surat asıyor yaşanamamış günleri özlüyor kimliğim yaylım ateşine tutulmuş sevda bir yanı vurgun yemiş yinede sen olmuş kokusu kavrulan tütsümün Direnip gurura,umudu yücelterek sularını ateşe verdik küllerimizin.....
  23. Kalbimin denklaşörüne bastım seni gördüm Bir hayal gibi kısa ve ölümsüzdün hülyalı gözlerin belli belirsiz gülüşün karakteristik solgun bir yüzün uzak bakışları... Ne yöne baksam çağrışımların kapımı aralayıp belleğimi yokluyor... Siyah beyaz karelere çekiyor beni gizemin... Mozaik iklimlere dalıp seni çıkardım örgülerimden tutup, çekti beni ellerin pullarının simlerini temizledim yıldıztaşlarıyla... Yakutlarını çıkardım gözlerinin denizinden Yerkabuğu içinde kaybolmuş bir zamanda Yemenisini özensiz düğümlemiş eklemlerine sabah... Bu an silinip gittiğinde İrisimin gerisinde kalacaksın belki Mumun alevinde ısıtıp ellerimi, küçülen gözlerime direnerek Albümünün sayfalarını teker teker açıp, portresini sulayacağım ölmeden o olgun adamın...
  24. Sessizlik solungaçlarını hışırdatıyordu Gri renkler sıralanmış zindan karartılarda Gazeller kaplamış patikalarını Sokak lambalarını geçtik,bekçi sirenlerini binaları ve karanlıkta uzayan ağaçlarıda Asma yaprakları aşıp yıpranmış ahşap evde Böyle mi görecektim seni gözlerin donuk.. Küf tutmuş odası,duvarları yırtılmış Kilitlenmiş anılarla beraber herşey Metal oyuncaklar gibi sert kaşlarının kamuflesi Ortada lokomotif tavanda birlikte yaptığımız uçak maketi Yıpranmış resimlerdeki gülümseyişi tadına varamadan bırakmış kahvesini ömrü gibi yarım kalmış anılarıda Tozlu raflarda eski radyosu Bana sus diyor ev susuyorum.....
  25. Sensiz olmuyor, Alışamadım sensizliğe, Seni unutsun diye, Yüreğime terk edişini, Kızdığını, bağırdığını anlattım Anlatırken neredeyse, Söylediğim yalanlara, Kendim bile inanacakken, Onu kandıramadım. Keşke yanımda olsaydın, Ömrümü isteyerek yaşardım, Şimdi ise artık hep sensizim, Zorunda olduğun için yaşamaktayım.