likevoyager tarafından gönderilen her şey
-
BÜYÜK ACILAR
yüzümden firar etti gözlerim şimdi bir denize bakıyorlar dört duvar arasında kalmışım yanımdakiler öyle diyorlar kafamı çarptığım ranzanın demiri ciğerlerimi emen soğuk duvar saçımdaki karları çoğaltmışım yanımdakiler öyle diyorlar görüş günüm olmadı henüz daha yeni başlıyor büyük acılar ve daha epey ağrıyacakmışım yanımdakiler öyle diyorlar seni görmeyeceğim artık zaten tamamlanmıştı anılar ihtimal sabah alınırmışım yanımdakiler öyle diyorlar gözlerime iyi bakarsın umarım günde milyonlarca kez seni ararlar diğer tüm hisleri bırakmamışım yanımdakiler öyle diyorlar yanımdakiler öyle diyorlar
-
YAŞAMAK GÜZELDİR ANNE
Anne ben senin oğlunum Kanayan bir yurdum var Anne ben senin oğlunum Sönmeyen bir umudum var Ellerimi tutma ne olur Beni ağlatma ne olur Anne ben senin oğlunum Bu kavgaya inancım var Yasamak güzeldir anne Yasamak senin için Yasamak güzeldir anne Yasamak yarınlar için Ölmek yaşamaktır yine Halkının yüreğinde Ölmekte güzeldir anne Ölmek özgürlük için Anne seni seviyorum Sana ihtiyacım var Anne seni seviyorum Ciğer delen bir acım var
-
KISASA KISAS
son utku senin olsun diz çöktüm hatrına kendi rüzgarımız söndürdü kendi ışığımızı yaran yaramdan büyükmüş göstermedin/sezdim k/ayırdım payını varsın büyük olsun dolunay senin günyüzü senin olsun geceler benim ne kadar zorlasak eşgüdümü eşzamansız derinliklerdeyiz varsın sen sığlarda ol ben diplere razıyım ahsen-i takvim işler bir gün yazılır bir gün ahsen-el-kasas varsın olmasın kısasa kısas
-
ÖYKÜCÜ
öykücüdür insan tekinsiz fosilsin kara kaygı dolu için gidemezsin dışına yıldızı kara boyama nafile gecedir hep yalıngök yalındeniz gerçeklerin yetkisiz ırmağı bölersin sürüyle derecik kalıtların kalıpta sığmazsın istek azalır günah biter yiğitliğe doyma/yan yüzü korkuya tanıdık yıkıcı yıkık yılgın yanıtları yansıtır öykücü sözle b/d/ağlar öyküdür insan 21.12.2005
-
SAF DIŞI
ne dersen de çaresiz bir gün öleceğiz ya bir tren çıkar raydan ya ayışığını yırtar bir baykuş açılmayan kapı eşiklerinde yüreğin avcunda öylece hep kalacağım sandığın içerilere giremezsin ne dersen de aşk bitti ya yıldızlar kararır ya ay yüzlü ayna kırılır kum kalır, durur akış çaresiz çorak izlerini ararsın hep bekleyecek sandığın mumdan büstler önünde dizlerinin üstünde öylece erirsin ne dersen de söz de bitti ya rüzgardır hıçkıran ya güz sonu yıkılır bir çardak üşür kırılır buzdan güneş hiç giremediğin gözlerin ak sarısında yiter hiç söylememiş gibi ismini kilitli dudakları açamazsın saf dışı kalmak neymiş çaresiz anlarsın 13.01.2007
-
KARANLIKTA KONUŞMA
Karanlıkta konuşma Duyamıyorum... Gün ışıyınca gel Görmem gerek Yüzün, ellerin İlle de gözlerin olmalı Konuşmasan da olur Göreyim gözlerini Karanlıkta konuşma Anlamıyorum... 18.08.2005
-
SAKLISIN BENDE
Bir gün ayrılırsak gülüm Biterse öfken biterse zulüm Sendeki bana iyi bak İyi bak solmasın yüzüm Gözlerimi, ellerimi, gülüşümü sakla Tenimi, kokumu kokla Bir gün ayrılırsak gülüm Biterse öfkem biterse zulüm Kendine iyi bak İyi bak solmasın yüzün Gözlerini, ellerini, gülüşünü sakla Tenin tenimde kokun koynumda Seni, beni kim bilebilir başka? Beni senden, seni benden başka Kim sevebilir böyle aşkla? Sendeki beni iyi sakla Saklısın bende hala. 01.08.2005
-
KUM YÜKLÜ YELKEN
bir ay daha kırpıldı güneş fersiz soluk kayık olmak vardı sularda ya da cemrenin sonuncusu kadar mağrur su olup akmak olgun ateş kadar yanmak/yakmak pırıltısında yakamozun can hangi yangın çocukluğunu yaşamamıştır şarap mı kırmızı/gülerim göz bebeği rengi ağıtın adı türkü dillense zaman sabırsız kürer ömrü di(l) lenmeli yeniden bağ bozumlarında yeşile yağmur ney sesiydi kirpiklerin yeşerdiği işittiğim dalgalar vurur gökyüzüne solar ıssızlıktan inadına kum yükledim tekneye anlaştı denizle fırtına kıskanır yelkenin özgürlüğünü kötürümdür rüzgar/sağır kumdan en iyi deniz anlar kıyıda kaldı özgürlük avarenin taş sektirmesi başımda kuşlar pahalıdır özgürlük yine de sandığa sakladık/kilitlemedik kan sızar durmaz pazarlığı günün ölüme kadar sevinç son nefeste umut hala erken ölüm sığmaz tercih ölümse/ne kolay yaşam zor ve keyifsiz ölümün bin bir yolu keyfi yetmez canın denizse bıkmış kıyıya çarpmaktan okyanus da denize 02.01.2006
-
FİLİZİ YALNIZLIK
düğümlenir kelimeler maziye yutkunarak üşümelerde yeşil mor gecelerde ay sıcak yıldız nerede zinciri boşalmış saatlerde sevinç yılan kabuğu geride hüzünleri tırpanla kıymalı mı yeşile ki büyür camdan pabuçlarım dansa yazık kırılmaz/küçülürken zaman gülüşler incinmez güneş yakamozu söndürür her gün aynı teranesi sıradan ufukların çevrimin nesi gönendirir günü gün! dünün alkışı oyun göksel beden topraksa şık durur mu yıldız gecede yeşili kim görür gece filizlense yağmur düşeceği yeri bilir gecenin ardı güneş susar keder bekçilerim 14.12.2005
-
KARINCA ISIRIKLARI
gece kararınca başlayacak karınca ısırıkları. içinde umutsuzluğun çoğalacak. artık yüreğin ağzında açmayacaksın kapıları telefonun çalmayacak yüreğini gümbürterek duvarlarda bulamayacaksın bir tek resmimi. arayacaksın yastıkta bir tel saçımı çarşafta kokumu dudak izlerimi peçetede. çekmecelerde kalmayacak iki satır silik yazım. dudakların kuruyup çatlayacak öpmeyi unutarak. ellerin karıncalanacak tesbih tanelerinde ya sabırlar tüketip dönüp dönüp duracaksın uykusuz yatakta durup durup bakacaksın akrebin soktuğu saate. bu saatlerde ben olacağım aklında yokluğum nerde olduğum. meraktan kuduracaksın ansızın canın içmek isteyecek tatsız şaraba vurulacaksın. yanacak gözlerin biberli yüzümü ezberden çizeceksin yapıştığın camlara. sarhoş olmak iyi gelecek yokluğum hoş gelecek hatta. sonra uyanınca yine karınca ısırıkları yüreğinde başlayacak ayrılık sancısı gece kararınca. 20.10.2005
-
EKO/LALİ
..ve gece karanlıktı, her şeyi aydınlatıyordu...Jean de la Croix karanlık kapkaranlık olmalı ki aralanmalı tansık kapısı uzun bir sessizlikti seslenir arzuma yakışan ses/ telaşlı öyküye yeniden başlanır iyi kötü başlanır keyfi kaçmış sessizliğin kalınan yerde durmamış cansız bir uzamda eko/lali aklım ileride sesim geride her yara bir kuşkudan açılır bir adım atsam donar ellerim dilsiz aynam ademin diliyle konuş benimle karanlık olmasa ışığın hükmü ne? 24.10.2006
-
ÜÇÜNCÜ TİN (BİR AŞK SÖYLEMİ)
1.üçüncü tin:aşk evler, yollar, ağaçlar yerli yerinde bir sevgi dolaşır ortalıkta bir kadın, bir erkek, bir de aşk üçüncü bir tin, iki ten arasında. elle tutamazsın, gözle göremezsin bir üfleyiş gibi uçuşan, yükselen, konan bir sevgi dolaşır aramızda ne ilktir ne sonuncusu ne benimdir ne de senin uzlaşmak için yaşamla ödediğimiz bedel: aşk doğacak, büyüyecek, ölecek tınlar durur boşlukta, gelir içimize düşer tutunur sarılırız ona kirlilikler, yalanlar, oyunlar arasında... evler, yollar, ağaçlar, her şey yerli yerinde üçüncü tin, iki ten arasında. 2.neden o? milyonlarcasından bir kaç yüz anımsanan, arzulanan. ama bir kaç yüzden yalnız seni seçerim yalnız seni severim. öyle titiz ki seçimim, tek seni severim. nice rastlantılar, nice şaşırtıcı, nice nice bir büyük bilmece. neden seni arzuluyorum, neden? bir gölge, bir silüet, bir nefes, bir ses. bedeninin neresi, hangi parçan küstah dudakların mı, gözlerin mi, neyin? teksin, yeganesin, biriciksin adlandırsam dile gelmez çekiciliğin sözler uygunsuz kaçar dilim söylemeyi dener boş sözcükler türetir, keser. kusursuzsun gözümde seni seviyorum çünkü/seni seviyorum. büyülendim, işte tam olarak budur. hangi çağrın, hangi parçan, hangi rastlantı adı yok, sana divaneyim, deliyim. sevilmek istediğim gibi severim seni. adı yok işte, bu aşk! 3.sunumlar mürekkeple işledim sesinin resmini kalemle seslendim kuyulara laaal! kırk parça sesim, geeelll! ayağı bağlı yılkı atım, hem bağlı, hem hür gözyaşım gür ne yaşanacak hal var ne gidecek ne ölüm beğenir beni artık ne yaşam. sen olmasan ey ışık gözlerimi yak/ bu karanlık adaletsiz mavim kirlendi sabitledim boncuk boncuk adını, gel. sokakların çıkarı kendine, en bilinmezi apaçık çık yola çık artık/gök balçık yer/yüzü yüzsüzce aydınlık. gel. 4.yok oluş yok oluş ne ki eriyorum şöyle bir bakıp kaçıyorum ölüme. bazı bazı mutluluk, bazı bazı incinme ölmüyor bedenim, ama ölüyor gibiyim. ölümde bile yer kalmamış bana artık hiç bir yerde. bir tek o, o, o, ondayım, onunla yaşıyorum hiç bir yerdeyim ne bende, ne sendeyim, ne ölümde. bedenim kanamıyor ama sızmayan bir kanama ılık ılık bıraktım kendimi akışa ben neyim, neyim, neredeyim allaha yakın, her şeye uzak! bu aşk! 5.uzakta sen oradasın, kımıldamadan duran. sevilensin. bir ara gidiyor gibi yapıyorum ama yine de kalan benim. giden sensin! hep giden, hep göçen, hep kaçansın! öyle oturmuşum hazırım, bekleyenim, sevenim. kadınım, oturganım, sadığım. zamanım çok, ilmek ilmek iplik iplik zaman avcısın, yolcusun, denizin dalgasındasın. nal sesinde, uzaktasın. özleyen ben, özlenen sen. kadınsıdır özlemek özle/sen acı çekersin aşıksan dişileşirsin. 6.içimde unuturum arada bir, unutmasam ölürüm. katlanırım uzaklığa herkese herşeye uyar giderim alışırım yaşama, alışkanlıklara. çabucak uyanırım ama. bir sözcük alışıldık, bir name hüzünlü gelir, soluğum kesilir yetmez. kuruyan, sararan, bükülen bir resim olurum hemen. burada değilsin/seni istiyorum buradasın/yine seni istiyorum içimdesin/daha yakıcısın hem yoksun/hem çoksun arzuyla açtım kollarımı dolmuyor asla gelsen bile. sığınsam da kalabalıklara avutmuyor sesleri hırsı, rolleri başkalarının. dönüşünü bekliyorum. uzaktasın! yoksun! varsın! 7.itirazlar mutluyum, ama üzgünüm aynı zamanda hem mutlu hem mutsuzum. ne yeniğim, ne yengiye çıkarım. ''bu aşk biter'' diyorlar biterse aşk değil midir? sürerse aşk mıdır? gözden düşürmelere, kanıtlara kulaklarımı tıkarım. aşkın yürümeyen herşeyinin karşısına kesinlikleri çıkarırım. seçenek bozgunsa da mantığım başka söyler bana doğrunun yanlışın dışında başka bir yerdeyim aşktayım, aşktanım, aşktan yanayım. rastlantılara atarım kendimi rüzgarın önünde yaşarım inatla inatla, yönlenirim aşka başa çıkılmaz aşkla. aşktayım, aşktan yanayım. 8.bozul(n) ma kusursuzluğun ortasında minicik bir bozunma. çürümenin izi, bir ufak nokta birdenbire bir hareket, bir sözcük, bir giysi. dümdüz dünyalı o! gündelik ve sıradan işte. sakın bayağı bir varlık olmasın? o ince, o özgün muhteşemlik nerede? sevilen o değil miydi? nasıl da ilkel çabaları, kapılmaları ne iğrenç günlük işlere. gördüğüm sadece anahtar deliğinden bir sahneymiş. daha istekli, daha sıcak başkalarına. birdenbire bir başkasıdır artık bir yabancı o. artık çiçekler değil, kurbağalar çıkar ağzından. büyü bozulur. yitirmekten de acı bu. saygısızca büyür, büyür horgörü. aşk mı bu? aşk bu mu? 9.üçüncü tin:nefret bir kadın, bir erkek, bir de nefret üçüncü bir tin, iki ten arasında. soluk bir nesnedir artık o, sahnenin ortasında tapılır, övülür, buhurlanır, sövülür. içi doldurulmuş bir kuş gibi yolunur tüyleri, boşaltılır içi. ve vazgeçilir bir gün, karar verilir yas başlar, ağıtlar ağıtlar yakılır aşkın yüceliğinde eritilir o kızgın demirlerle dağlanır. bir keşiş, bir ermiş gibi ''yasımı tutacağım, kapanacağım içime'' 10.özdeşleşme ''ben aslında aşkı sevmiştim'' şunu ya da bunu yitirdiğime değil ben aşkı yitirdiğime ağlarım. çılgınca sevenlerle yanyanayım yollardayım artık, aşk yolcusuyum tanırım yolcuları, tanış olurum. bir zincirle bağlanır gibi aşıklar kervanına katılırım ben aşkım. 11.yorgunum yoruldum. yayı geren kol da yorulur bir gün örtün üstüme toprağı baharlar açsa duymam. yoruldum aksa da boş çağlayanlar, çeşmeler kırık testilerimi koydum pınar başına. yoruldum bir uzun bir kısa hecelerden uzun bir soluk alsam ölüme yetişir ucu aşk doğmadan yazılmış alnımıza nafiledir arayışım burada. kavuşmak isterim sonsuz aşka. yoruldum güneşin gündüz parlamasından ayın geceleri ışımasından gökyüzü olmak vardı. yoruldum yaşam aşk için ne uzun. 12.bu böyle sürmez bu böyle sürmez, ama yine de sürer her şey biter, ama hiç bir şey bitmez böyledir yaşam. düşersin yedi kez, kalksarsın sekiz kez hacıyatmaz gibiyiz. aşkın coşkulu düşü çınlar yine ortalıkta sen ötekim/neredesin söyle bana? yokluğun/ varlığımın anlamı. varlığın/hiçliğimin. bütün aşkları istiyorum.* evler, yollar, ağaçlar, her şey yerli yerinde. üçüncü tin dolaşır aramızda. bir üfleyiş gibi... Nurdan Ünsal (ekim 2002-aralık 2006, kırpık şiirler) *küll'e aşık olanlar cüz'e itibar etmez cüz'e meyleden küll'ün isteyicisi değildir...Mevlana
-
KABUKLU YALAN
çıkartımım yok b/arındım gecede ufuklar son/uçsuz neyim kaldı benden başka aslım zehirmiş/bilemedim panzehirim kendimim hadi sav ertele ölümü baştan ayağa çamur sırça köşkler ıssız/ışıksız dökülmüş dişleri gülüşlerin kalb-i nazarım kör im koydum başına adın gereksiz artım eksim eşit öylesine adaletsiz öylesine sert paslı ellerim kenetsiz uzak tanış köprüler yarayı törpüler sav yine ölüm gereksiz her kanatlı melek mi bağır çıbanım bağır serap yakar yıldız sönük/kahır çöller ferah kumda sabır feryat taşta bu kez de savuştur ölümü çengele taktım nefesi yüzdüm tenimi çağırsam gelir mi bağır nefesim bağır bu soluk ağır sözler uyaklı utkulu yaşam uyumsuz tutkulu kat kat sırları döküldü ayan beyan yalanın bilmek yük gözlerim yoruldu/soydum yalanın kabuklu öyle gerçek ki yalan gibi öyle yalan ki tıpkı gerçeği gibi bu kez de savmak gerek ölümü. 13.01.2006
-
YEŞİL
sinsiydi ay arsızdı güneşim taşa değdi ellerim savurdum maskelerimi inatçıydı ikisi de kapadım gözlerimi yüreğime baktım hangi yara kapanmaz hain ve derin izledim izlerimi toprağa değdi uçları silik, öksüz, köksüz ölümlü gözlerim yeşil hala 06.07.2006
-
SABIR KUM TANESİNDE
Sabır kum tanesinde Telaş denizin dalgasında Öfkenin çaresiz çırpınışları İçi boşalmış kum saatinde... Sabrın tükenip çaresizliğe Öfkenin sessizliğe dönüşmesi İşittiğim bu... Can sıkıntısı bile yok olmuş Yaşanan onca yanlışlığa Ve kocaman yalnızlığa rağmen. Çarenin bile çare olmadığı zaman. Zaman öyle bir devinmiş dönmüş ki Artık yeni şeyler söylenmeli Eski tekrarlar mutlu etmeyecek Anladığım bu... En mutlusunu bile seçsen anlardan Giden geri gelmeyecek Tatsız, neşesiz, yavan Biz duruyoruz Geçip giden zaman Seyrettiğim bu... 02.08.2005
-
YALNIZLAR BALOSU
En siyah elbiseni giy de gel Yalnızlar balosuna. En iyi bildiğin dansı yapmalısın Durmadan dönerek. Hüzünden sürme çek Morarmış gözlerine Kan kırmızı dudaklarla Üfle mumlara Bir dilek tut yalnızlar için. Beklenenin olmadığı bir dünyaya Kaldır boş kadehini Dağıt sonra ortalığı Masum olmak anlamsız Ben toplarım kırık kalpleri nasıl olsa. İster sabaha kadar İster binbir gece Yalnızlar balosunda Zaman sınırsız. Sen yine en iyi bildiğin şarkıyı söyle Kimseler duymasa da kendine. En siyah elbiseni giy de gel Yalnızlar balosuna... 12.02.2003
-
HİÇ UMUDUM OLMASA
Dünden kalma bir sitem Donup kalmış gülde, gülüşte. Kıpkızıl güvercinim kanar Göğsümde sakladığım. Hani tık tık atmasa Böyle ela ela bakmasa Hiç umut yok... Dünden kalma bir sitem Dudak kıvrımında, göz pınarında. Kıpkızıl karanfilim kanar Avuçlarımda sakladığım. Hani cama vuran güneş olmasa Böyle baharlı kokmasa Hiç umudum olmasa... 13.09.2005
-
MAKBER
ah o Makber d/okunur her gece uzatır boynunu flamingo gibi ince gölge kımıltısız çiçek damlar içine içine her nefesinde yaşamın izi ah o Makber ah d/uyan gece aynalara yakışan o bilgece bakış nerde neden kimsenin aynısı yok palette renk kaldı/yoksun perçin üstüne perçin vurulan kalbin sayıklayışı ah ah o Makber ah soluyan / solan gece ne zor idrak bu acizlik ve sahtekarlık ne değersiz kör tanık:aşk ne fuzuli kanıt:nefret yalnızca ihanet ah ele avuca sığmayan ah o Makber ah uzayan ve usanan gece bir kayanın ıssızlığı kadar ıssız ah bu kaos berrak bir zihin ister çözmek ve dillendirmek gerek ebcedi neden giden götürmez yanında özleyeni sürer gider yine de dalında yaprak çınarda pıtrak makbere kadar yaşamak ah yaşamak 07.03.2007
-
GECENİN SESİ UZUN
öksüz sözcükleri koynunda hüznü ne anlamsız güzün yine erken batıyor güneş gecenin sesi yine uzun açıp bakılan kimi zaman sessizce solmuş mu ne yüzün? uzaklarda titrek bir iyi kalp fısıltısı anne gibi hüzün pembe kundaklar mavi patikler ne masum eskitmeden büyümüşler onların da maskeleri var kendilerini anlatmayan hırkaları büyük uzun gün gelecek gün gelecek devran mı dönecek aynı gök aynı su içi heves dışı kabuk çözülmüş mü inadı ne buzun? ağlatıcılar ağlamacılar seyirde oturmuşlar içine közün her gün düne uyanış bir gül susuyor ansızın yine ayaz yine kurak vagonlar gibi dizilmiş ya aksak ya koşarak sızım sevincin sevincim sızın yağmurlar kadar temiz olsak kirli ellerimizle sildik yüzünü birbirimizin sende benim bende senin izin yollar duruyor yerli yerinde çetrefil uzun öksüz sözcükleri koynunda gecenin sesi yine uzun 24.08.2006
-
SEN AKLIMA GELİNCE
Çıksam, Çıkıp gitsem uzaklara, Burdan çok uzaklara, Yine yanımdasın ya, burkulur içim.. Hani sen gider gidersin de Evler,köyler durur ya orda, Akşamsa kuşlar göçer, Işıkları yanar evlerin, Bir hüzün çöker ya hani Karanlık iner dağlara.. Buğulanır gözlerim... Kaçsam, Kaçıp bağırsam dağlara, Feryadım yine sen olursun ya, Burkulur yanar içim... Hani bağırsan da çıkmaz sesin Uyansam bitse bu karabasan dersin, Bir gülüş, bir dokunuş arar yüreğin.. Uyanır bakarım yoksun, Boğulur sesim... Girsem, Girip yıkansam sulara, Buz gibi denizlerde yanar, Etim cayır cayır seni bağırır ya Ağlarım için için... Aksini görüp sularda Sarılır kucaklarım sesini... Koşsam, Koşup karışsam kalabalığa, Gürültülü, cıvıl cıvıl, Işıl ışıl vitrinler Gidenler gelenler. Telaşlı koşarak yürüsem, Sanki bir yere yetişecekmişim, Aceleymiş işim, Bekleyenim varmış gibi hani... İçim burkulur yine Sen gelirsin aklıma. Ayaklarım ağırlaşır gitmez... Buluşurmuşuz seninle Dediğimiz yer ve saatte. Özlermişiz, Elele yürür gülüşürmüşüz. Çok şeyimiz olurmuş konuşacak, Kimseyi görmezmiş gözlerimiz. Dünya durur, seyreder Yollarımız gül olurmuş ya hani, Dertler tasalar biter, Simit alır yermişiz Dilenciye para verirmişiz hani, İçim burkulur, burkulur içim... Kalksam, Kalkıp sofralar kursam, Mumları yaksam, donatsam, Herkesi çağırıp toplasam Sen gelirsin yine aklıma Burkulur içim... Hani çok açmışız da Güle oynaya iştahla Bağıra çağıra, döke saça yer, ''Bugün neler oldu neler'' diye Hepbir ağızdan konuşurmuşuz ya... Bir sessizlik boynunu büker, Yemekler tatsız tuzsuz olur, Kurur ekmek, lokmalar büyür. Çınlar tabak çatal Sessizlik ölüm olur. Dağıtmak için pusu Sözler diken olur, Sofra küser, Gönüller alıngan olur... İçim burkulur burkulur... Düşsem, Düşüp yatsam yataklara, Sen gelirsin yine aklıma... Hani çocukmuşuz, hasta olmuşuz Gözlerimiz baygın, buğulu Yanaklarımız al al, ateşli, Dışarda oyunlar oynanır neşeli Kalkamaz yataktan Kesiliriz ya iştahtan hani... Öyle işte, boynum bükülür Sen gelirsin aklıma öksüz, yalnız Bakarım camdan, yoksun Burkulur içim.... Ölsem, Ölüp gitsem mesela, Nasıl öldüğümü bilmeden, aniden. Sen gelirsin aklıma. Hani ölmüşüm de Sevdiklerim, sevmediklerim, Üzgün, ağlamaklı herkes. İyiliğim, güzelliğim, bahtsızlığım, Pişmanlıklar, keşkeler, feryatlar.. Ürpertiler rüzgarla karışık, Sessiz dualarla örtülür ya toprak... İçim burkulur, üzülürüm.. Ölüp gittiğime değil de Seni burda yapayalnız, bensiz Koyup gittiğime yanar, yanar içim... Sen aklıma gelince Sessizce akar süzülür gözyaşım. Sevdiğim, yoldaşım, aşkım... Burkulur yanar içim... 23.03.2005
-
SÜR GÖZLERİME AVUNTULARINI
sür(me) gözlerime avuntularını. göç zamanı geçtim sevdamdan. yollar kaçak ezgi buruk çözgü dolaşık döngü kısır. içi kale dışı yıkık ayna kırık. sür gözlerime avuntularını. yağmur/su gözlerim. umut darda soluksuz can yürek kurşun. sür(me) gözlerime oyalansın zaman. yüzsüz yüze gözsüz göze bakmaz. el ele değmez bağlı. kapı kapalı ay tutuklu deniz buruk/su kabarır gök iner ne yapsak ne etsek yok(sun) söz verilir candan söz alınır yalandan sür(me) gözlerime avuntularını uçucu. 20.10.2005
-
YOLLAR
Ağır ağır ya da koşarak Geçtik buralardan. Bazen biz yürüdük Yol geldi ardımızdan. Bazen duraladık Yol geçti yanımızdan. Beklemiyor hayat Eski şarkılar bayat Kazanç ya da kayıp Ne farkeder hesaplasak. Yolun burası sarp Sessiz sakin de geçtik Kimileri dönerken Yerimizde saydık. Boşverdik boşvermişlerle Ciddileştik ciddilerle. Kaybettik zaman zaman Yolumuzu dehlizlerde. Işık sandığımız Çıkmazlara açmazlara Daldık çabucak Kapıldık hayallere. Merdivenler hep yukarı sandık Azımsadık bakmadık Önümüze geldiğinde utandık. Taş taş ardına koyup Yol yaptık sandık Oysa açılmış yollardan Bayır aşağı kaydık. Beklemedeyiz şimdi Ne yol kaldı ne de yoldaş. Ağır ağır ya da koşarak Geçtik biz de buralardan... 17.06.2005
-
T/UZAK
kör döğüşü direngen t/uzak yollar gelene gidene yakın buz çiçeğim kırılgan döktü çiçeklerini aynada aradım sırrı ateşte aşkı buldum her sağaltım akar zehriyle zehri alınmış yılan yatar beynimde siyahta korku çağrılı taşlaşmış yeşilim mai akıcı tıpkıyazar ellerim ötesini sorma git kuruntu sıkıntı acıklı ve hayat bulduğumda kayıptı aradığımda yok ve öz çıkarıp atamadığım içimden ve yazı suda eriyen kör döğüşü direngen t/uzak yollar gelene gidene yakın 10.08.2006
-
YÜREĞİME DOKUNDUN
Bekledim yüz yıl sanki Hangi kapının ardındaydı Bu tanıdık ses Gözlerimden önce Yüreğim kamaştı Sırrı bildim Dokundum ışığa Perde aralanmadan önce Hangi sırlı aynadaydı Bu tanıdık yüz Gözlerimden önce Yüreğim gördü Yansıyan kendimi Sırrı sildim Dokundum kendime Sınırı geçmeden önce. 07.09.2005
-
SUSTA DİLİM
kavanozda saklı rüzgarım sınırı yok sözün/ulaşır tırnaklarım/takılı kaldı uçuştu ellerim kazıdım ufukları/yemyeşildi kör kuyuda/ses senden kalan içinde durduğum/cam kaygan/kafes havasız kanadım uçuşsuz ayağım perdesiz sırma sülünüm olta attım kandırdım/aya güneşe dek yansa/yanımda göçmen ağaçlar/kondu bahçeme kökleri dışarda/çiçeksiz sular bitsin/geleceğim kıyıdayım sana sözsüz gözsüz/konuşma güleceğim sonra ellerin tehdit oturmuşum buluta ağırlığımca/misafirim denize düşeceğim/küskün sedefsiz derim/yüzemeyeceğim gözlerim mum/üfle söneceğim pusuda/çöktüm dizlerimin üstüne/yenildim demedim daha ellerim bıçak kınında/öç susta/söz çok. 16.12.2005
Jump to content