likevoyager tarafından gönderilen her şey
-
GİZ
Zaman bir giz Geçmiş gelecek arasında fark yok Zeus un mucizesiyle esiyordu Phaeton un kavak yelleri Bir başka mucizeyle susacak türkü Doğum ve ölüm arasında fark yok Açılan kapıyı kapamak lazım Yarım kalmamalı hiç birşey Sonra basıp gitmeli Bir sessizliğe gömülüp Bin rüyaya dalmalı.
-
TEKABÜL
Karanlık çökünce şehrin dört bir yanına Uykumu bölüp geceme girmeni sevdim Sabahın ilk ışıkları göz kırpana dek Gelmeyeceğini bildiğim gecelerde bile seni bekledim Gözlerimde uykusuzluğun ağırlığı Ağzımda şarabın acı tadı Ve mide bulantısı Yokluğuna seni kötüledim Baktım olmadı Sabah dörtte çaldım bir dostun kapısını Seni anlattım saatlerce Bildiği iyi bir doktor varmış -Bana ne- dedim. Ekim ayına tekabül eder tanışmamız Kasım ayına tekabül eder ilk temas Mart ayına tekabül eder ayrılık Tekabüller biriktirdim.
-
SENDE Mİ HEYECAN
Şu dağların yamacına Sende mi savruldun hey can Anaların acısına Sende mi kaydoldun hey can Fırtınaya bağır açtın Kuş musun sanki be hey can Yıldırma değip geçtin Taş mısın sanki be hey can Sende mi yandın Sende mi soldun Sende mi kayboldun hey can Nedir bu çığlık Nedir bu feryat Sende mi vuruldun hey can Şu dağları yanağına Sende mi gül oldun hey can Sevdaların yangınında Sende mi çöl oldun hey can Kar mı yağdı saçlarına Darda mı kaldın be hey can Çığ mı düştü yollarına Zorda mı kaldın be hey can Sende mi yandın Sende mi soldun Sende mi kayboldun hey can Nedir bu çığlık Nedir bu feryat Sende mi vuruldun hey can
-
RÜZGAR ESER
Rüzgar eser çoban ateşleri Dört bir yana serpişir Yağmu ciser yıldızlar ıslanır Hasret ile kıprışır Dağlar küser tozlu yamacında Can can ile çarpışır Benim canım kim bilir nerede Taş yastığa ağlaşır Yollar tozar yayla çocukları Kuzu gibi meleşir Hasret uzar kardelen yüreği Kar altında titreşir Kuşlar uçar turnam yaralıdır Boyun büker bekleşir Benim yaram nevroz ateşinde Yana yana depreşir
-
NERDEN BİLECEKSİNİZ
Üstüm başım toz içinde Önüm arkam pus içinde Sakallarım pas içinde Siz benim nasıl yandığımı Nerden bileceksiniz. Bir fidandım deriildim Fırtınaydım duruldum Yoruldum çok yoruldum Siz benim neler cektiğimi Nerden bileceksiniz. Taş duvarlar yıkıp geldim Demirleri söküp geldim Hayatımı yıkıp geldim Siz benim neden kaçtığımı Nerden bileceksiniz. Gökte yıldız kayar şimdi Annem beni anar simdi Sevdiğim var kanar şimdi Siz benim niye içtiğimi Nerden bileceksiniz. Bir pınardım kan oldum Yol kenarı han oldum Yanıldım ah ziyan oldum Siz benim neden sustuğumu Nerden bileceksiniz. Ben ardımda yas bıraktım Ağlayan bir eş bıraktım Sol yanımı boş bıraktım Siz benim kime küstüğümü Nerden bileceksiniz. (Almanya 13.02.2001)
-
KAÇAKCI KURBAN
Lele Kurban Ben Olayım Ak Göğsünde Ben Olayım Senin Yerin Sıcak Kalsın Ah Yine Giden Ben Olayım Lele Kurban Zor Gelir Dağlara Giden Zor Gelir Avcı Yaralar Kekliği Bağrıma Giden Zor Gelir Lele Kurban Boşa Gider N e Söylesem Boşa Gider Çiğnenir Ektiğim Güller Ah Emeklerim Boşa Gider Lele Kurban Gülü Verir Dönmesemde Gülü Verin Mayın Tarlasına Düştüm Kan Kırmızı Gülü Verin
-
CAN DOSTUM
Dün gece düşümde can dostu gördüm Ulu bir çınardan dal verdi bana Uzandım yüzüne yüzümü sürdüm Ben zehir istedim bal verdi bana Dağ yanarsa yağmur çiser mi dedim Ten yanarsa rüzgar eser mi dedim Can yağarsa canan küser mi dedim Çağırdı yanına el verdi bana Can dostum dostum kül verdi bana Ben aşkı sırtıma vurdum da geldim Hasretin acısını çöl verdi bana Can dostu görünce eridim bittim Yüreğime ateş kül verdi bana Can dostum dostum kül verdi bana Aşk olmazsa kalem yazar mı dedim Dost olmazsa gönül tozar mı dedim Hayaloğlu sana kızar mı dedim Yanağımdan öptü gül verdi bana Can dostum dostum gül verdi bana
-
BEYAZ SEVDA
sen mapusta solan gülsün her yanın duvar SEN AĞLAMA KAN OLUR BANA O YAŞLAR sen hayatın küskünüsün acının suskunu sen yayalada bir baharsın, tarlada rüzgar içimde sana dair bembeyaz bir sevda var sen torosta yağan karsın tarlada rüzgar SAKIN ESME TOZ OLUR KAPANIR YOLLAR sen eylemin yangınısın hayatın cılgını tenimde sana dair ürpertiler var sen munzurda akan çaysın yaylada bahar SEN GÜLÜNCE GÜL AÇAR YİNE O DAĞLAR sen sevincin dudağısın sevdanın sapağı sazımda sana dair esintiler var
-
ALIR DAĞLAR
Baba bugün üşüyorum Karda kaldım üşüyorum Anama deyin sıcak bir çorba koysun Üstümü ört baba üşüyorum Behey babam dalmış babam Sigarayı sarmış babam Şapkasına hicran dökmüş Kibrit gibi yanmıs babam Baba bugün alır dağlar Bu dert beni alır dağlar Şehirlere sığmaz oldum Fazla sürmez alır dağlar Baba bugün ağlıyorum Darda kaldım ağlıyorum Duaların üzerimden eksik etme İçim yandı ağlıyorum
-
DİYARBAKIR TÜRKÜSÜ
Diyarbakır ortasinda vurulmuş uzaırım Ben bu kurşun sesini nerde olsa tanırım Bu dağlarda gençliğim cayı cayır yanarken Ay vurur gözyaşına ben gecede kalırım Üzülme sen, üzülme başını öne eğme Gün olur kavuşuruz, dert etme Diyarbakır Yüreğini dağlama, kanlı bezler bağlama Bu yangın söner birgün, ağlama Diyarbakır Diyarbakır yolunda toz olmuş dağılırım Bu hırçın depremlerle sarsılırım kanarım Arkadaşların yüzü ağır ağır solarken Gün doğar yaylalara, kahrımdan utanırım Ey fırtınalı bayır, ey mazlum Diyarbakır Dağlarında ateşler, alnında kızıl bakır Çiğdemler solar gibi, anneler yanar gibi Dizlerine döküldüm, ağlama Diyarbakır
-
VURULDU
Vuruldu bir uçurum derinliğinde Yaylada bir seherin serinliğinde Avcıdan yarasını gizlercesine Çığlıgını gömerek devrildiginde Vuruldu ciger parem kanlar içinde Vuruldu yürek yarem kanar içimde Mavzeri baş ucunda dağ yamacında Parmağı donup kalmış tetik ucunda Sabahsız bir uykuya dalarcasına Beyaz bir çiğdem açmış kanlı saçında
-
KAÇAK VE ANNE
Uçtum ateş üstüne Dağlansın diye sızım Sorma halim ne olur Yoruldum anlamsızım Yağmur doldu içime Acım sigarasızım Uyuyor musun anne Ben geldim vefasızım Suç oldu suç üstüne Her şarkım her yazım Vuruştum türkülerle Kanla beslendi sazım Bir rüzgarın önünde Kaçağım kuralsızım Duyuyor musun anne Yalnızım çok yalnızım Ah dağılsam dizine Uyusam doymaksızım Sabah olmasa gece Kaçmaktan dermansızım Sür beni gül yüzüne Ki sende kalsın sızım Ağlıyor musun anne Gidiyor hayırsızım. (Almanya 13.02.2001)
-
DİYARBAKIR
Diyarbakır düze doğru Yar salınır bize doğru Bu hasretlik diner bir gün Dert dolanır saza doğru Diyarbakır önü surlar İçinde bir sevdiğim var Ana bugün düğün olsun Güller açsın, gülsün dağlar Diyarbakır size kalmaz Geceler gündüze kalmaz Bu acılar biter bir gün Devran döner güze kalmaz
-
CEYLAN SENİ VURAMAM
Beni görünce kaçma ne olur Ceylan ben seni vuramam Saklananıp beni süzme ne olur Ceylan ben seni vuramam Tenhalarda bir gölgeyim Kimse bilmez ben nerdeyim Zalim bir avcı degilim Ceylan ben seni vuramam Dağlarda gezer dururum Akşam olur kaybolurum Belki bende vurulurum Ceylan ben seni vuramam Vuramam vuramam Ceylan ben seni vuramam
-
ADI BAHTİYAR
Geçiyor önümden sirenler içinde Ah eller üstünde çiçekler içinde Dudağında yarım bir sevda hüznü Aslan gibi göğsü türküler içinde Rastlardım avluda hep volta atarken Sigara içerken yahut coplanırken Kimseyle konuşmaz dağ gibi titrerdi Çocukça sevdiği çiçeği sularken Diyarbakırlıymış adı bahtiyar Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar Geçiyor önümden gülyüzlü bahtiyar Yaralıyım yerde kalan sazı kadar Beni tez saldılar o kaldı içerde Çok sonra duydum ki Yozgat'ta sürgünde Ne yapsa ne etse üstüne gitmişler Mavi gökyüzünü ona dar etmişler Gazete de çıktı üç satır yazıyla Uzamış sakalı çatlamış sazıyla Birileri ona ölmedin diyordu Ölüm bir yanında hüzünle gülüyordu
-
BABANI UNUTMA YAVRUM
Bu sarkı senin al dinle Usulca dokun sesime O minicik ellerinle Babanı unutma yavrum Yağmurlar rüzgarla barışır Yağmurlar çimenle öpüşür Belkide uçurum kavuşur Babanı unutma yavrum Bir gün tutuşup kavgaya Kalbin hırpalandığında Söküp verebilirim sana Babanı unutma yavrum Hasta iken yataklar içinde O hayın sokaklar içinde Sorgular yasaklar içinde Babanı unutma yavrum Sen benim için üzülme Bakınca suskun resmime O körpecik yüreğinle Babanı unutma yavrum Bir gün duyarsan dağlarda Ölüm haberleri radyoda Bende olabilirim orda Babanı unutma yavrum
-
SEN YOKSUN
Gazetelerin Kurumamış Akşam Baskısında En Çok Arıyorum Seni Ah... Yoksun Ne Bir Yazı Ne Bir Resim Yok Kavga Sperlerinde Yoksun Jandarma Sirenlerinde Yok Düzmece Bir İntiharmısın Arama Bültenlerinde Yok Yanımda Yoksun Canımda Yok Ne Çok Özledim Bilsen Ne Çok Sen Yoksun Faydası Yok Ben Yokum Ah Ben Yokum Vurulan Kuşun Kan Damlayan Körpe Kanatlarında En Çok Soruyorum Seni Ah?Yoksun Son Bir Ümit Son Bir Çare Yok
-
NALAN
Merhaba Nalân... bu sen misin, Yoksa sen mi sandım; Biri çimdiklesin beni... Şöyle ışığa gel de göreyim, Beni dümdüz eden, O yalandan da yalan gözlerini... Merhaba Nalân... Amortiden mi çıktın güzelim? Bak yine şapşal ettin bizi... Oysa ne güzel unutmuştuk Ve ne güzel sona ermişti, O gerzek pembe dizi! .. Hani, son bölümde sen yamuk yapıp Fabrikatör Nubar Bey'in Tarabya köşküne gitmiştin... Hani, arkadaşım Halit Akçatepe'nin yanında Beni acayip refüze etmiştin... Ve işte o an gözümde, Eskicinin bile almadığı Bir eski eşya gibi, bitmiştin! .. Merhaba Nâlan.. Pişmanlıklar denizinin biletsiz yolcusu... Merhaba, artist olma hayallerinin İkinci sınıf karakter oyuncusu! .. Vay anasını sayın seyirciler, Vay anasını be... vay anasını! .. Bak, şimdi ağlarım ha, Tez kapatsın biri, Gözlerimin bozuk vanasını! .. Oysa, o zehir kusan fabrika yolunda Beraber ıslanmıştık biz, nice yağmurda. Ve o gün, Nubar Bey'in çarpıp kaçtığı Bir hayvancağızdı inleyen, Yol kenarı çamurunda. Ve hep kendine ayırdığın O bencil yüreğin, Bir de o gariban köpeğe sızlamıştı. Ve ben, ilk defa seni böyle bilmiştim, Ve damarlarım ilk defa böyle cızlamıştı! .. Merhaba Nâlan... merhaba! Yoksul mahallemizin en havalı kızı. Merhaba, yanlış ağlara takılmış Muhteşem deniz yıldızı! .. Ben sana bakınca, dolardım bulut gibi Dolardım da bir türlü yağamazdım... Sen bana bakınca, Bir ağlamak düğümlenir boğazımda, Gurur yapar, ağlamazdım... Ne düşkündüm sana be! Hani hayvanlar yavrusunu yalarmış, Aynen öyle... Ne tutkuydu bizimkisi be! Hani Ferhat dağları nasıl delermiş, Aynen öyle... Ve o nasıl gidişti be! Hani bir tren gelir de üzerinden geçermiş, Aynen öyle... Of Nâlan of! .. Sen benim neler çektiğimi bilsen, Bunu bilmekten ölürdün... Şu kadarını söyleyeyim: Hani taş olsan, Yani taş olsan; Ortadan ikiye bölünürdün... Gitme Nâlan, dur! Tekrar gitme ne olur! .. Aldırış etme saçma sapan sözlerime. Yoo... hayır, ağlamıyorum, Galiba cıgaranın dumanı kaçtı gözlerime. Belki de sen haklıydın, Bu mahallede ne bahtın açılır, Ne de boyun uzardı. Üstelik annen ölmüştü Ve sokağınız, Acını kaldıramayacak kadar dardı... Terso gidiyordu herşey... Milllet işi-gücü bırakmış, Aklını bize takıyordu. Altımızda çul yoktu, Üstümüzde dam akıyordu. Arap kızı camdan bakıyordu... Sen gittikten sonra ben, Hiç sorma... El attığım her işi, çok geçmedi batırdım. Çünkü seni unutmanın tek yoluydu; Bütün kazancımı şaraba yatırdım. Ama gelinliğin duruyor. Baba yadigarı cumbalı evi de satmadım. Yalanım varsa kalkmayayım şuradan: Ben seni bir tek gün, Bir tek gün bile unutmadım! .. Merhaba Nâlan, Merhaba üzgün melek. Merhaba kadersizim, talihsizim. Merhaba titreyen elim, sancıyan belim, Ağrıyan dizim, vazgeçilmezim! .. Ama Necdet Tosun öldü Nâlan, Artık yemekleri sen, Salatayı da ben yapacağım. Sami Hazinses kadar olmasa da Bahçeyi sevdiğin çiçeklerle donatacağım. Kemal Sunal da öldü Nâlan, İyi kalpli amcaları birer-birer uğurladık. Ve dünya kirlendi, Filmler bozuldu O masum sevdalar yaşanmıyor artık... Sen varsın, ben varım. Bir de, acımasız bir dünya var dışarıda... Esas film şimdi başlıyor, Ve bütün koltuklar bomboş bu sinemada! .. Merhaba Nâlan, merhaba! .. Sen ortada sıçan, ben şaşkın körebe... Ulan seviyorum seni be! .. Ulan, nereden inceldiyse, Oradan kopsun be! ..
-
KALAN KALIR
Vur sırtına, vur sırtına Dostun oldum vur sırtına Madem ki ben kaldıramam Derdimi al vur sırtına Duman kalır, duman kalır Ocak tüter duman kalır Ben yanarım hiç tükenmem Benden sonra duman kalır Ah ne fayda, ah ne fayda Kefen beyaz ha ne fayda Bir hayina yas dökersin Kadrin bilmez ah ne fayda Kalan kalır, kalan kalır Giden gider kalan kalır Ben giderim geri gelmem Benden sonra kalan kalır Meydan kalır, meydan kalır Yiğit ölmez meydan kalır Yere vurma hatırımı Sana kahpe meydan kalır
-
NE DEMELİ ŞİMDİ
Ne demeli şimdi bir çiğdemin toprağı yırtışını seyredişim göğe mi dokunmalı ucuna mı körpe filizin öyleyse karanlık sokaklarda koştuğumu düşün ay yine bir kadın gibi sarkıyorken denize dirseklerimle böğrüme gömdüğüm titremeyi düşün oradan gövdemi kaplayışını soğuk bir terin vay perçemle günün huysuzluğu dolaşan kısrak vay acemi öpüşlerden gövdeme boşalan acımtırak has telaş, kıvranış, parıltılı gözlerdeki atılganlık ya görevin ne senin görevin oynaşmak değil mi içimdeki savaşmak duygusuyla ve benim nevresimim kararmışsa kirden rutubetten sarhoşsam gülümseyiş ağlayışlardan ve kaynak sularıyla üzerime yağan aydınlık hülyaları senden gelen ısıyla koruyorsam... Ne demeli şimdi ey serçelerin sabahlarla bölüştüğü cıvıltı ey bir romanın olur olmaz yerinde dikkati çeken hayal acıyış, şevkat, umursayış, hırçınlık seli... beni düşün öyleyse beni hayretin ve karanlığın eşiğinde beni fitillerde başlayan bir fısıltı anında ilk satırını yazarken bir bildirinin kulaktan kulağa dolaşan haberlerin bağraında beni dar camlarda değil bir bulutun seyrinde düşün burada ortasında sıçraya sıçraya kabaran alevlerin.
-
YALAN BU SEVDALAR
Yağmur yağardı biz ağlaşırdık Kaldırımlar boyunca Bir hüzün vardı sanki aramızda Susardık ay batınca Birden yüzün solardı Birden gözün dolardı Birden bırakarak ellerimi Uzun uzun ağlardın Yalan bu sevdalar Yalan bu gözyaşları Yalan bu ayrılıklar yalan Solan bir çiçekten Kırılan bir yürekten Başka ne var elde kalan Yıllar uzardı mahzunlaşırdık Hasretin kollarında Yollar tozardı kavuşamazdık Dağların yangınında Birden rüzgar eserdi Birden efkar basardı Birden sarsılarak bir dağ gibi Fırtınalar Koparırdı
-
SUPHİ
Suphi bir acaip adam Suphi benim canım ciğerim Kimse bilmez nereli olduğunu Susar akşam oldumu Bir cebinde das kapital Bir cebinde kenevir tohumu Fırtınadan arda kalmış bir teknede tevekkül içinde Görkemli sakalı ve iğreti parkasıyla gizlediği macerasıyla Bir acaip adam yaşardı Akşamları susardı Ben konuşsam kızardı Çocuktum evden kaçmıştım Gelip ona sığınmıştım Bir sürgün kasabasıydı Bir eski zamandı, hazirandı Küçücük bir koydu, sığdı Burayı keşfeden belki de oydu. Uzaktan kasabanın ışıkları yanardı içim anneyle dolardı, ağlardım Suphi şöyle bir göz atardı, Gizli bir cigara yakardı Ağlardı, sonra barışırdık Ben flüt çalardım, cigara sönerdi ağlardık Nerden geldiğini bilmezdim, Kimsesizdi, belki kimliksizdi Onun macerası onu ilgilendirirdi Kimseye ilişmezdi Bir şeylere küfrederdi hep Tedirgin bir balık gibi uyurdu Bazen kaybolurdu Arardım, yağmurun altında dururdu Bir kalın kitabı vardı, cebinde dururdu, hergün okurdu Ben birşey anlamazdım Kapağını seyreder duymazdım Sakallı bir resimdi, kimdi, ne kadar mütebessimdi Sordum bir gün Suphi'ye söylediklerini niye anlamıyorum diye Bildiklerini dedi; yüzlestir hayatla ve sınamaktan korkma Doğru ile yanlışı o zaman ayırdedebilirsin Ve onu anlarsın Sonra gülerdi Günlerim yüzlerce ayrıntıyı merak etmekle geçerdi Sonra yine akşam olurdu. Suphi susardı, ben konuşsam kızardı Tekneye martılar konardı Yüreğim Suphi'ye yanardı, ağlardım. Suphi denize tükürürdü Gökyüzünü tarardı, ağlardı Sonra barışırdık Ben flüt çalardım Yıldız kayardı, ağlardık. Bir sürgün kasabasıydı, bir eski zamandı, hazirandı Çocuktum, evden kaçmıştım, gelip ona sığınmıştım Bir gün aksilik oldu Annem beni buldu Suphi kaçıp kayboldu Kasaba calkalandı, olay oldu Ben sustum, kanım dondu Polisler onu yakaladığında tekti Felaketti Herkes meydanda birikti Karakoldan iceri girerken sanki mağrur bir tüfekti Ansızın dönüp bana baktı ' Anladın mı ? ' dedi. Anladım dedim anladım Ve o günden sonra hiç bir zaman hiç bir yerde Hiç ağlamadım...
-
SANA GELDİM
Yağmurlar içinden ıslandım geldim Bir kuru değneye yaslandım geldim Sıcacık çorbana muhtacım inan Ölümlerden geçtim uslandım geldim Üşüdü ellerim üşüdü kalbim Yaban ellerinde taşlandım geldim Sanki cehennemdi sensizlik bana Irmaklar içinden sislendim geldim Tren yollarında islendim geldim Kalmadı hevesim kalmadı inan Yıkandım arındım süslendim geldim Sana geldim sana kucaklarmısın Bilmemki yeniden bağışlarmısın
-
KAVGAMIN ÇİÇEĞİ
Seni düşünüyorum seni Sen ey kavgamın çiçeği Toprağa su yürürken Dağlar yeşerirken Şafağın kızıl okları Gecenin kalbine dalarken Seni düşünüyorum seni Sen ey kavgamın çiçeği Bana sen öğrettin kavgayı Seni özlüyorum seni Sen ey kavgamın çiçeği Sulara ay düşerken Dalgalar öpüşürken Sokağın titrek lambası Islanan yüzüme düşerken Seni özlüyorum seni Sen ey kavgamın çiçeği Bana sen öğrettin gülmeyi Seni seviyorum seni Sen ey kavgamın çiçeği Seni düşünüyorum seni Sen ey kavgamın çiçeği Bana sen öğrettin gerçeği
-
VURMA NURETTİN
Hayatın kıyısında Delinmiş bir kayıksın Yanlış yere yanaştın Sen bunlara layıksın Bu şehre bel bağladın Doymadı gitti karnın Bir kondu yaptın ama Yıkıldı kaldı yarım Vurma Nurettin vurma O senin karın Bak onlar çocukların iftiharın Yaşama kavgasında Ne gelirse yutarsın Belki fırsat çıkarsa Bir ucundan tutarsın Bu şehrin girdabında Kayboldu yoğun varın Böyle umutsuz olma Hele bir olsun yarın
Jump to content