likevoyager tarafından gönderilen her şey
-
SENDEN SONRA
Senden sonra, Açmadı düş bahçemde düşlerim. Gönül evime güneş doğmaz oldu. Kar eteklerine kadar indi dağlarımın. Gözlerim sevdayı okumaz oldu. Senden sonra, Kalp atışlarımı hissetmedim hiç. Sevmedim gülleri dikenli diye. Yürütemedim ayaklarımı sevgi yolunda, Sen yoksun diye. Senden sonra, Baharlar açmadı rengarenk çiçekleri. Takvimler hep kışı gösterdi. Saçlarıma yağdı hayatın karları. Zaman senli saatlerde tutuklu kaldı. Kısacası sevgilim; Ben, Senden sonra, Yüreğime bir daha sevmeyi öğretemedim. Ben, senden sonra yaşamayı bilemedim. Ve ben sevgilim, SENDEN SONRA ki hayatı hiç sevmedim...
-
SEVGİLİYE GÖZDAĞI
Hasretin içimde bir kor, O yanmaları gel sen bana sor. Arkadaşım aradı gitmem gerek deme, Yaparım sana hayatı dar koridor. Asarım,doğrarım,keserim, Ben adamın ciğerini sökerim. Sapağa sapma yolundan git, Bak o zaman gönlünü nasıl eylerim. Sevdim seni canı gönülden, Gidersen eğer, ölümlerden ölüm beğen. Bu kadar gözdağı yeter sana, Haydi bakalım git artık gidebilirsen...
-
SENİ ÇOK SEVDİM BEN
Seni çok sevdim ben. Geceler boyu bekledim. Yalnızlığımla oturdum sabahlara kadar, Dört duvarla birlikte Şarkımızı dinledim kumruları, Onların baharı beklediği gibi Ben de seni bekledim. Gelmeyeceğini bile,bile bekledim. Seni çok sevdim ben. Ellerim daha çok tütün kokar oldu, Şişeler hep dibini buldu, Yüreğim benden bir adım önde gider oldu, Offfffff! Bu yaşta, bu sevda Bana kafayı bozdurdu. Ama olsun, yine de, Seni çok sevdim ben...
-
İTİRAF EDİYORUM
Siz hiç üzerinize alınmayınız. Martılardır beni çağıran Zira, Henüz bitmedi size serzenişlerim. Yüreğimi çalmıştınız bir zamanlar Bana hiç aldırmadan. Bu gece, Yine olacak aynı şey biliyorum. Ve bunu bile,bile, Niye geldim buraya onu bilmiyorum. Ama bildiğim birşey var ki! Evet,itiraf ediyorum. Denizler,ben sizleri çok seviyorum.
-
SICAK BİR KIŞ
Saçlarını gittikçe kısalttığın günlerde Sen söylemiştin bu sözleri unutmadım -Her aşk bir ayrılık gizler, ayrılıklarsa Bir merhabanın sıcaklığını taşır kendisinde Kalıcı olan hiçbir şey yok diyordun An?lar var yalnız ömrü karşılayan Şimdi sımsıcak bir kar yağıyor yine Yüreğimin üstüne yağıyor hiç durmadan Ellerin nasıl da üşüyor, bozacının Karlı sesi doluyorken odamıza Hava gittikçe kirleniyor bu kentte Ve aralıksız kar yağıyor kar yağıyor Kar ayrılık hüznüdür ve ne çok Ayrılıklar yaşandı şu son birkaç yılda Yurdundan ayrılanları düşünüyorum ve birisi Özledim diyor, ülkemin kar kokusunu da özledim Hiçbir an?ını tanımlamaya kalkmadan Kısacık ömürler biçiyoruz kendimize Sonra yolculuklara çıkıyoruz, bir kentten Ötekine giderken özlüyoruz bir başkasını Özlediğimiz birileri olmalı diyordun Yanındayken bile özlediğimiz birileri Öyleyse kalkıp Ati?ye gitmelisin, İstanbul?a Belki hâlâ saklıyordur bir gülü kimbilir Yaşandı mı o sıcak kış, yaşlandık mı Aynalara bakmaya vakit bulamadık Dönüp dönüp birbirimize bakmalardan Yaşandı mı o sımsıcak kış, ne dersin
-
SEN TÜRKÜ SÖYLE VE GÜLÜMSE
Sen türkü söyle ve gülümse küçüğüm, çünkü sesinin ırmağıyla yeşerecek hasretin bozkırları
-
TERS YÜZ EDİLEN
Ne gözlerindeki çöl yalnızlığı Ne de yüreğindeki sönmüş volkan Büsbütün kopmuş sayılır yaşamaktan Şüphesiz eski bir frenks kadar Alışkın değilsin bekleyişlere Ama suskunsun bir sfenks kadar Susmak birşeylerin anlatımıysa Şüphesiz en anlamlı şeydir susmak Uzak dağ yalnızlığını anlatmak Ürpertse de bir şairi her zaman İnsanın en görkemli yanı yaşamak ve susmak belki de İkisi de sevgiler kadar anlamlı Susmak birşeylerin anlatımıysa Şüphesiz en iyi anlatıcıdır doğa...
-
YOLCU
I Gün ağarmadan yola çık sislenmeden bütün dağ taş Dönüp dönüp bakma artık bir ozan gibi ayrılığa düş Dehşetli bir acıdır belki uçurum, orman ve rüzgar ve ağzında kuş tüyleri taşıyarak geçen bulutlar Neyi bırakmışsan geride bir kül yığınıdır şimdiden ömrün gibi savrulup gider işte Ama ıslığını unutma sakın bir türküdür yine de yolcuya en çok yakışan II Dağın eteklerine vardığında şöyle bir dur ve soluklan sonra meşeliklerin orada sırtüstü uzan gün batarken Dinle bir an ormanı ve suyu başlayacaktır az sonra doğanın yabanıl konçertosu hışırtılar içinde kalacak ova Kayıp giderken bulutlar usulca sokulacak yüreğinin gizli geçitlerine bir rüzgar Buğulu türküler duyacaksın ve aşk çılgınlıklar bekleyecektir yolları uçurumla kesilenlerden III Dizginlerinden boşanmış bir at gibi soluk soluğayken doğa soluğun yetiyorsa yaylanıp tut yelesini ve katıl rüzgara Unutma ki yalnız değilsin yüreklendiriyor seni aşk ve birdenbire boşanan bu çılgın sağanak Aşk ile sağanak hep aynı kokuyu taşıyacak hangi kentte bir koklasan Yolculuklar özetleyecek ömrünü Gülüşü ve hüznü sürükleyen büyü elinde bir gül olacak sevdiğinin
-
SU ÇÜRÜDÜ
1 Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta. Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan havayla ışıkta... (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?) Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıyla yaktım, jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül edip savurdum. Adımdan gayrısını bilmiyorum. 2 Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü. Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi... Acı duvarını aşan bu sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri, peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar, soruyorlar, soruyorlar... Adımdan gayrısını bilmiyorum. 3 Iki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi? Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla, dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu. Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi... Adımdan gayrısını bilmiyorum. 4 Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim... Sanki bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış. Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara... Cüzzamlının, vebalının bir rengi vardır. Irinin bir rengi... Ölünün bile bir rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın... Adımdan gayrısını bilmiyorum. 5 Killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık. Soyumun neye benzediğini unuttum. "Insana benziyorlardi" diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun halkasında insanlık... Adımdan gayrısını bilmiyorum. 6 Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca. Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. Ince bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah... Adımdan gayrısını bilmiyorum. 7 Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim... Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya dokunuşu... Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye... Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi artık. Küstü, öldürdü kendini su... Su çürüdü... Adımdan gayrısını bilmiyorum?
-
ŞAHMARAN
Sedef, safir ve kör uyku, dünden Kalan bir aynaya vuruyor düş gibi Ve kâhinin her remil atışında ölüm Kara değil, karada havada ve suda Ağlayan narım da çatladı çünkü ben Çocuklarımı kaybediyorum dağlarda Dağlar ki ceylan yurdu, bir gülistan Olsun içindi düşerse yolu Şahmaran?ın Ve anılardır diye bilinen Şahmaran Belleğin derin kuyusundaki uykusunu Bir hançerle kesip çıkmalıdır günyüzüne Ve bırakarak derisini çöl iklimlerine Tozlaşan ve durmadan tozlanan keder Sedef, safir ve kör bir uykuya dönerken Çöl hep çöldür, daima çöl, gri söylence Ve buhurun incelttiği ölümcül bir büyü Gülen ayvamı soruyorum ağlayan kızımı Nerdesin bunca zaman ey Şahmaran Dağlar ceylan yurdudur, bir gülistan Düş yollara, keder öcünü almalıdır çünkü
-
VURUŞKAN BİR ŞAHANDIR UMUT
Tuzağa düşmüş bir ceylanın bakışındaki hüzün değildir umut Kınalı keklik gibi ürkek bir kuş da değildir Ne yalvar-yakar olmuştur zulmün pençesinde ne de düşürmüştür kırların ve türkülerin onururunu yere Baharda bir tomurcuk gibi patlayan öfkedir umut barajını yıkan bir ırmaktır açılır serpilir ve büyür kıyısında sevda Emzirir aşkı emzirir ve büyütür gül nakışlı sabırlardan ferhat'ın direncini bin yılların sabır taşını çatlatırlar açar bin yılların kapısını Düşmana dönük bir mavzer gibidir umut yaratır tetik ve parmak en gürbüz çocuğunu tarihin
-
SUSKUNUN SAATİ
Susar kuşlar Susar kent Cadde... Sokak... Kurulur suskunun saati Öpüşleri nasıl da soğuk sevdiğimin Donup kalmış Sevda kokanı bile sözcüklerin Buz tutmuş şiir Buz tutmuş türkü... Kurulmuş suskunun saati Gelinir sonra Hem nasıl gelinir gör Devinir tarihsel birikim denizi Çatlar tohum... Çatlar zaman... Kırılır suskunun saati Gör nasıl kırılır...
-
GECELEYİN KIRDA
Kuytu bir köşesindeyim ve yorgun bedenimin altında çıtırdıyor kuru yapraklar Üstte kristal bir gök ve yıldızlar ozancasına Yalnızım sıkıntının yalnızlığı değil bu Düşlerle el ele yaşamayı dillendiren ve yudum yudum özümleten bir sevgi yalnızlığı Dinlendiriyor yüreğimi kafamı bedenimi serin okşayışlarıyla doğa Dinliyorum en güzel türküsünü kurdun kuşun Uçmak için kanat aramıyorum
-
DÖVÜŞEN ANLATSIN
Elimizde acının kehribar tesbihi ki kayıp durmakta parmaklarımızdan Ey şair yine bölük pörçük anlattın yine eksik bıraktın bir şeyleri gün devrilmekte ama sen tutmamışsın acımızın çetelesini Sen sus artık, bize bundan sonrasını dövüşen anlatsın Ey tarih, aç solgun yapraklı defterini ve oku hayatımızın parçalanmış hikayesini
-
ASMİN
Kimdi cesaretimi kıran, üstelik Yeni serüvenlere hazırlarken kendimi Sesimi cılız, rüzgarımı yelkensiz Bulan kimdi, ki şimdi geniş zaman Kipiyle düşürüyor gölgesini anılarıma Ama kimdi adını bir kadına ödünç verip Doruklara çekilen, büyülü doruklara Biz Asmin dedik ona, sevgilim, kadınım, Anamdı belki, ama o çoktandır Üç bin metrenin altına inmiyor artık İçimde bir fil sezgisi, kopup gitmeliyim Dağlara yazmalıyım aşkı ve ayrılıkları Asminli düşler kurmalıyım ya da birisi Karşılık bulmalı canımı yakan sorulara Kim demiyorum, kim olursa olsun Boynu kırılan bir oyuncaksam, hırçın Bir çocuğun elinde, ki celladım Gözlerimi de oymuştu fırlatıp atarken Yine de özlüyorum onu, niyetçi Tavşanlara dönerken beklediklerim Aynı soruyu sormaktan, minör Ağrılardan yoruldum, gitmeliyim buralardan İçimde buharlaşan cıvayı soluyorum artık Yoruldum, yoruldum, yoruldum Gereklilik kipinde yaşamaktan.
-
SÖYLE
Sevinç mi keder mi gözlerindeki Yalan mı gerçek mi sözlerindeki Elem mi hasret mi solgun yanağın Söyle kimin resmi ellerindeki Dört mevsim baharı yaşayamazsın Bilirim sözünde sen duramazsın Dil ucunda düğüm düğüm arzular Seviyorum diye haykıramazsın Akmaz oldu aşkımızın pınarı Sen gonca gül bense petekte arı Söyle kimin değdi bize nazarı Bulamazsın gezsen bütün diyarı
-
AYRILMAYALIM
Beni sevda çekenler aşık olanlar anlar Asır geçse aradan unutulmaz anılar Olsa da aramızda deryalar uçurumlar Ölüm de ayıramaz bir gün birleşir yollar Sana beddua etmem çünkü dilim tutulur Hakkın adaleti bu er geç yerini bulur Kulun kölen olayım dön yalvartma ne olur Arasan da bulamazsın yok ki bende bir kusur Kuru bir yaprak gibi kopup gittin dalımdan Yetim çocuklar gibi bakakaldım ardından Sanki canım çekildi elimden ayağımdan Kalleşçe tuzak kurdun vurdun beni sırtımdan Yoruldum gece gündüz peşin sıra koşmaktan Nasıl kurtulacağım bu kurduğun tuzaktan Söz etme gel ne olur vazgeç bu ayrılıktan Bekliyorum dön artık kapılar kapanmadan
-
AŞK HASRETİ
Gözlerime uyku girmedi bugün Sen geldin aklıma feleğim şaştı Hastayım yorgunum üzgünüm bugün Tadım tuzum kalmadı huzurum kaçtı Felek bir tokat daha vurdu ansızın Dinmiyor içimde bitmiyor sızın Neden böyle kara yazılmış yazım Gönül ferman dinlemiyor hiç bugün Beyaz gelinliği giymiş sırtına Nasıl diner içimde bu fırtına Sattılar aşkımı para uğruna Yaramı derinden deştiler bugün Ağlama hiç bakmadan git ardına Eremezsin inşallah muradına Sevenler beddua etmezmiş ama Dünyamı başıma yıktılar bugün Senden beklemezdim bu ihaneti İçime doldurdun kin ve nefreti Çekeceksin bilirim aşk hasreti Ölmeden mezara koydular bugün
-
AŞKIMA
Aklın başında mı senin Neler saçmalıyorsun Bilirim elinde değil Sevmekten korkuyorsun Araladım gel kapımı Sana açık bak kollarım Artık yüzün gülsün yeter Aşkımı anlatacağım Çöllerde serap gibisin Bir görünüp bir kaybolan Esirin oldu kalbim Seni sayıklar durmadan Yıllanmış şarap gibisin Tadı damağımda kalan Dilimde hep o eski şarkı Söyler dururum bıkmadan Aşkım ben hep seninleyim Dön yarım kalmasın rüyam Sakın bitti demeyesin İşte ölürüm o zaman
-
BENDE SEVİYORUM
Bir gün yolum düşer Uğrarım sana elbette Sakın hüzünlü bakmasın Ağlamasın gözlerin Yüreğin titremesin Kopmasın içinde fırtına İnmeyesin derinlere Soru sormasın dudakların Pişman olurum yoksa Oracıkta tükenir umutlarım Ağlarım ağlarım işte Çünkü ben hiç sevilmedim Okşanmadım gönlümce Özlenmedim aranmadım Darmadağındım dünyamda Aşkı yalnız yaşadım Yıllar sonrada olsa Bir nebze sevilebilmek Ömrümün sonbaharında Hatırlanmak istedim Sana geldim koşa koşa Sen sus ben anlatayım Acıları kederleri Ayrılığı nefreti ben yaşadım Sonunda sen çıktın karşıma Yeşerdi ümitlerim Bu dizeleri karaladım Dilimin döndüğünce Dedim bu yolda ben de varım Yaşadıkça ömrümün sürdüğünce Ve noktaladım Seviyorum seviyorum Ben de işte
-
BENİMSİN
Niye ağlıyorsun gözlerin nemli Sevgilim sen bugün çok kederlisin Elinden tutanlar bırakmış belli Sana söylemiştim yine benimsin Bedduamı kabul etti bak tanrı Taş üstünde taş kalmasın erisin Bugün dünden daha çok oldun katı Söylememe gerek yok sen bilirsin Kulak asma onun bunun sözüne Gördüğün düşleri artık hayra yor Mesut olacağız tekrar seninle Beni benden değil Allahımdan sor İşlediğin hataları affettim Sana karşı yok kötü niyetim Hep sustum bak bugüne dek sabrettim Aşkımın üstüne ederim yemin
-
DÜŞLERİM
Kime niyet kime kısmet Derken oldu bitiverdi Kurumuş bir dal gibiydim Birdenbire yeşillendim Karanlık bir dünyadaydım Işık oldun gözlerime İltifat değil bir gerçek Neden girdin düşlerime Yıllar yılı hep bekledim Çok geç çıktın sen karşıma Şaçlarıma aklar düştü Bakma artık yaş farkına Sen dalında gül goncası Ben yaprağı dikeniyim Ne istersen dile canım Ömrüm boyu bir kölenim Ellerine bundan böyle Yabancı bir el değmesin Maziye göm geçmişini Bizden başkası bilmesin
-
BENDEN VAZGEÇ
Adım adım izliyorsun Benden neler gizliyorsun Sormaya cesaretim yok Peşim sıra geziyorsun Sana ümit verdim mi hiç Gel de bu sevdadan vazgeç Seni de sevenler bulunur Boyuna göre bir yar seç Aldatıldım deme sonra Benden asla hesap sorma Ayrı yolun yolcusuyuz Mutlu olursun zamanla Benden daha güzeline İyisine layıksın sen Sabret bir gün Allah verir Bana dua edersin sen
-
BİLEMİYORUM
Bugüne dek yaşamışlığım Kör sağır dilsizmişim Ne anlatabilmişim aşkımı Ne de sevilmişim Saçlarıma ak düşmüş Ellerimde baston Nerede kiminle hesaplaşacağım Tek sözüm yaşama küskünlüğüm Kırkından sonra diyorlar teneşir paklar Dudaklarımda suskunluk Hep ağlamaklı umutsuzluk içinde Yaşamak istemiyorum Güneş mi doğmuyor Hep mi bulutlar arkasında Yıldızlar da küskün Gece mehtabı seyredemiyorum Sanki doğanın kuralları değişmiş Ya bende suç Ya da felekte bilemiyorum
-
BEN GURBETTE SEN GURBETTE
Bu kaçıncı yeminim sana bozduğum Bekleme beni sakın gelemiyorum Yollar ıslak yollar çamur yollar kum Gönül sarhoş bense aşk yorgunuyum Gündüzler karanlık gecem kapkara Gökyüzünde sönmeyen yıldızlara Mehtaba çık aydınlat diyemiyorum Lanet olsun sensiz geçen yıllara Zaman akar gider durmaz yerinde Yelkovan koşturur akrep peşinde Gün gelince saniyeler tükenir Senden başkasına yer yok gönlümde Sıralanmış dağlar geçit vermiyor Aşkın her an özlenip düşleniyor Allah katında kutsal sevgimiz Kalplerde nakış nakış işleniyor Bu dünyada olmadı ya mahşerde Buluşuruz o gün gelir elbette İstemeden ayrıldı bak yolumuz Ben gurbette sen gurbetten gurbete
Jump to content