Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Alabalık bir metafor, denizler ve balıklar içinde kutsal kitaplara göre ilk yaratılanlar içinde akıntıya karşı yüzen tek balık tekini koruyan tekinsiz ölüme doğru ve ölüme karşı çağlayan çıkan dikine yüzen bir balıkmış yalnızlık!
  2. ağır yol, uzak yapılar yaklaşmak için yaklaşık tanımlar onlarla çıktık yola yollarda kaldık sis bastı her yanı tutukluk çeken silahlar gibi sözcükler, fısıltılar, mırıldanışlar eksilerek vardık bir yapıya O mu, değil mi? Kim bilebilir şimdi kılavuzlar şehit şehitler hain gözlerimiz karanlık bir pusuda çoğumuz büyümüş, kimimiz ölmüş kendimiz bile tanıdık değiliz artık gözümüzden silinen düşün sabahında önümüzde açılan yeni bir uzay Şimdiki Zamana ait bomboş ve ölü anlar ne başka yer ne başka zaman bizler için hala biryerlerde çalınan sis çanları var belki bir gün buluşur diye aynı ormanda kaybolan çocuklar
  3. mezarları sevdirirdin hep bana mermiden gülüşün vardı senin. seccade koltuğumda öksüz, dualar korkatı yüreğimde. yönünü bilemeyen, sarhoş anılarla yaşarken, düşlerimde hep, mermiden gülüşün vardı.... tanrı çizmiş bıçağıyla, kaderimi alnıma. kaçak bir mahkum sayarak beni. kalabalıktan biri olsamda, korkak parmaklar gösterir beni. geceler, boğazıma geçirmiş pençesini geceler, karanlık gözlerle mermi kusmakta madeni hıçkırıklar kaçırırken uykumu, tanırım seni ey ölüm saklanma... mermiden gülüşün vardı senin.... gücünü öfkemden alırken, hayat sahnesinin yalan dostları, yalnızlığım, hayatımın tek sırdaşı, senide kaçırır, bu gürültüler... volta atarken paranın yoldaşları, kanaryalarsa hapiste. seslerine takılmış kirli bir çığlık, yakıyor mazimin mutluluğunu gel artık usandım, saklanma ey ölüm mermiden gülüşün vardı senin...
  4. Yaredir sinede eski sevgili Eski sevgili eski günler Hayata baksana takmıyor kimseyi Hiçbir şey diriltmez artık geçmişi Yaredir yine de Yaktın gemilerimi Dönüş yok artık geri Tak etti canıma bu maskeli balo Bu maskeli balo Ve onun sahte yüzleri Yaredir sinede eski sevgili Ne yapsan kolay unutulmaz Ağlama geçmişe yaşadık bitti Anılar bizi yalnız bırakmaz Yalnızız yine de
  5. ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim imrendiğin, öfkelendiğin kızdığın ya da kıskandığın diyelim yani yaşamışlık sandığın Geçmişim dile dökülmeyenin tenhalığında kaçırılan bakışlarda gündeliğin başıboş ayrıntılarında zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu. Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim. Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim imrendiğin, öfkelendiğin kızdığın ya da kıskandığın diyelim yani yaşamışlık sandığın Geçmişim dile dökülmeyenin tenhalığında kaçırılan bakışlarda gündeliğin başıboş ayrıntılarında zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu. Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim. Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan , benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin. Ve hala bilmiyordun sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana Bütün kazananlar gibi Terk ettin
  6. Yere düşürülen bir bıçak sesi Kristali tuzla buz olmuş gözlerinin biliyorum ay kanatıyor ne zaman susak geceyi Kendini benim yerime koy Oğul öksüzü babalar yerine Susmayalım. Bıçak uyuyor kelimelerin kalbinde Kanlı bir şerbet gibi akar dururdu İpeği ikiye bölen kılıçların ağzı Bir biz inmedik suya Kaç mevsimin yağmuru buruştu elimizde Örtülü çarşılarda ölümü tebdil ettik uzak durduk kabzasına çağıran intikamdan Bir biz inmedik suya Kendini benim yerime koy Oğul öksüzü babalar yerine Susuyorum. Ölülerim uyuyor kalbimde
  7. Başka bir yüreğin anısı Sevdiğinden yeni ayrılmış tende Bir zamanlar senindi Şimdi için için ölmekte Deneme gölgelerin şafağında Birbirinden çözülmez bedenler Hatıra eski hastalık Hatırla duruken başka bir yüreğin anısı Sevdiğinden yeni ayrılmış tende Heceye azalmış derin yaralar Erken takvim Kör dönemeç Ecza yok kimsede Belki şimdilik Belki bundan sonra hep böyle
  8. Sözcüklerin hepsi pusu İçindeki dilsiz çocuk Çengel yürek, sarsak adım Kırışmış kafesi yüzünün Bu rol sana sepya Alnın eski Türkçe yazısı Taahhütlü sözcükler Çık bu oyundan çık Her replik sobe Sözcüklerin gönderdiği yerden Kim sağ salim dönebilmiş geriye Çok azı gittiği gibi kalır gönderildiği yerde: metruk anlam, tenha dilek atomize edildiğin dil oyunlarının içinde saklı Grizu: karşı tehlike Kundakçı laser yakıyor jeneriği Gittikçe genişleyen bir perde kalır gittikçe genişleyen bir perdede
  9. İçi dışı boş sözler hüzünlü manzaralar şimdiden bütün dillerin lanetlediği anlam dilimizin ucundaki uzaklık başkalarının cebinden çaldığım ayna yüzümün eşi yok bende gündüzler umurumda değil umurumda değil bekçi kulubeleri geceler,kıyasıya tekil serüven geceler kantaşı geceler,ayrı düşmüşleri birleştiren yalnızlık kapalı zarf yaşandı son günler yaralar ve anılarla mahsur kaldık zarf atmayın! hepiniz biliyorsunuz cevabı beyaz kağıt artık ayrıldık.
  10. aile atının soyundan indim karaağaçlar altında biliyorum beni bekleyen hiçbir şey yok rüzgarın derin mezarlığında ürperen soluk bakışlı bir ay,sessizliğimi oluşturan o derin,o siyah boşluktan başka ne çılgınlık için gürültülü gösterilere adandım ne davranışlarımın imlasında uyuşmuş kalmış itirafları coşturmayı düşünüyorum hüznümün arkadaşlığına kaldım karaağaçlar altında
  11. Bir yola çıkarken neleri almadık yanımıza Bir yangından neleri ilk kurtarmadık Nerede çürüttük Bir zamanlar her şeye kanan kalplerimizi Yerini bulmamıs incelikler, bozguna uğramıs düşler, Atlanmış serüvenlerle hangi hayatların yanından geçtik nerede yitirdik erken itiraflar ergen isyanlarla bir korsan gibi yasadığımız gençliğimizi Büyüdük, büyüdük sandık Kaybetti bazı şeyler artık önemini
  12. I. bir ölüm yalınlığı durulturken piomente imgelerini her suskunluk bir iç kanamasıdır ilişkilerde her duygu bir sürgüne dönüşür bir kadın kimliğinde aşk yeniden çoğaltır yenilgilerini pavese, yani o bilenmiş uçurum duygusu bulur son hüviyetini sıkılgan katilinde. II. aşkın ve cinayetin, buzul kimsesizliğinin sessizliklerle yaşanan zıpkın gerginliği ve kalemin öteki yüzü, tutkunun siyah şiirleri bir hiçliğin düşmanca felsefesinde ya da Pavese'den sonra yaşanan Pavese günlüklerinde. ... ölüm kendini ararken ve görüntülerken kendini her gün bir şiirin apansız tetiğinde. III. çoğul bir siyahtır artık kalemin değdiği her kör nokta her çizgi daha çizilirken kendine uçurumlar kazan bir intihardır şiir adında. IV. bir ölüm denemecisi yazar, unutulmuş kentleri, batık denizleri, sevgilileri delilik gözleri gibi sözcüklerden yontulmuş bir sessizlik ve sonsuz bir yalnızlık gibidir yazmak eylemi. V. bir anı (zehir tadında), bir görüntü (kimsenin görmediği gizlenmiş, duyarlığa), bir sözcüğün yer değiştirmesi (belli belirsiz paslanarak), ve sonra apansız bir akşam gezintisi yeni bir düşünce verebilir insana birkaç zamanlık yaşama inadı biraz tebessüm -kırık dökük de olsa- 'yeni bir hayat' kurmacalarına dokunma isteğinin yonttuğu tutunma çabalarına ... sonra çözülür zıpkın kendini bırakır gölgesini düşüren takıntılarına. VI. sözcükler, ah sözcükler kimsesizliğim benim nefret, bütün duyarlıklar adına tek mülkiyetim ... nerden gelsem ben nereye gitsem pavese ... içimde hep bir konuk duyarlığı ben hep bir konuk gezdiririm yakamda bir çiçek kabarıklığı ... nereden gelsem ben nereye gitsem pavese ... kimsenin ağırlamadığı. VII. yinelenmekten eprimiş nesneler Piomente'de yine şiddet ikindileri tedirgin sayfaların dizgini şiir huzursuz bir tay gibi silkeler dizeleri silkeler gururun ve şehvetin yurtsaydığı izlenimci Piomente harabeleri sevdaydı, şiirdi, öfkeydi, aşktı bunların hepsi usul usul intihar evrimleri. VIII. günden güne eksiliyor tekil kalabalığım artık sabahı da kaplıyor acı. tiksiniyorum bütün bunlardan Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım.
  13. Onlar ki bir zayıf vaktini beklerler, Öğren Dört mevsimden geçmemiş arkadaşlıklar Kırılmış fanus, kararmış tılsım yürekleri sadakları kadar zengin değilmiş Birlikte gittiğimiz yollar Başka haritalarda kaybolurken Öğretirler aynı değil kalpte biriken zaman sırtlarda ne çok ok birikmiş kılıçsız kalkansız arkadaşlıklarda savunmasızlığı tek savunma olan doksan dokuz yaradan bir ad bile vermezken kör inanç, kayıp gece, boşalmış mushaf uzanır elleri sadaklarına başkasının gizine nisan yaşayan inceok inceok önceok ne toprağın teninde ürperen hayat bunca aşk bunca anı bunca kalp gün gelir yalnızca bir inceok.
  14. beden dediğin aşka vesile insan ruhlara aşık olur sevdikçe başkasını kendini bulur ne hasreti öldürür, ne vuslatı ondurur suretten surete süründürür aşk seni hayat dediğin bir gün anlamak geçtiğin yollarin kıymetini bazı kalplerin kaderidir aşk ne dua beddua ne tövbe yemin nafile pâzu boşalmış kıymet nice yazsan korunduğun gövdeye tabiatta olmayan kelime nasıl karşı koyabilir tabiat güçlerine bin kere inkar ettim bin kapıda yenildim aşk bin kere bin kere ayrılık dediğin sema adımları kültürel miras genetik şifre tenimde açılan vahdet yaraları tutulduğum suretlerden geçtim gittim kaderin önünde koşarken yeni suretlere bin kere hakikatım marifetim yadigarım kalbini bende sınamışlar için adadığım divanım ömrümü hayat yapan bütün erkeklere bir kere olsun unutmak için beyhude bin kelime!
  15. ucuz bir efsane alın gündelik yaşamınızdan bir İmge biçin kendinize pazarın ürettiği görünmez kumaşlardan ya da değişik tarihli parçalardan yüzünüzü ısmarlayın yukarıdan aşağıya üç soldan sağa beş üç beş kişi sığdırın kendinize yedeğinizde bulunsun malum, bu durumlar belli olmaz her çekiliş için farklı kuponlar bu durak olmazsa önümüzdeki durak ilerleyelim beyler öldürdükçe içimizi önde boş yer var
  16. Kandehar, kalbe akar doğrudan gece Semerkant?tır, Nehrevan, dinleyeni kahraman yapan masal Buhara?nın gözlerini sil geçerken dışarıdan yardım almadan tek başına şiir olan kelimeler bazı şehirlerin adı kapalı dîvan kale kapısıyken anlam ve imkân toza kuma dumana şiir olan şehirler coğrafyadan edebiyata atlas değiştirirler ne kadar çıksan Alamut ipteki uçurum gölün gamzesinden ürperir Akdamar ne istila ne anahtar yazdıkça görünür başkasına yalnızca bir ad olan divan kendi zamanlarında görülmedikleri kadar
  17. Uzundur kaçıyor opak Işıktan açığa çıkardığı Yaklaşıyor gövde Yolları geceliyor geçerken Bir zamanlar çölleri ormanları denizleri de öyle Kalabalığın vahşi örtüsünde Fizik yasalarıyla çıktığı sürek avı Çekirdeği saklamanın ham yalnızlığı Geri emiyor gölgeyi Verilmez olan Başka gözleri erteleyen Yalnızca opak doku Gündeliği yerine getiren ölümlü nesne Onu bizden geleceğe kaçırıyor Kendinin başka'larıyla yer değiştirerek görünüyor İlerliyor, her yere vesikalık gövdeler bırakarak Şimdiki zamanda çoktan geçtiği köprü Bir gün bütün izleri havaya uçuracak Başka kalplerde daha tanıdık olacak bir gün Ondan süzülen ışığa aldanıp Daha dün aramızdaydı, diyenler bambaşka birini hatırlayacak
  18. pencerede kedi yalnızlığı metal bir ay fener böyle gecelerde yağmurun sesi kağıt hışırtısına benzer ışık yıllarının karanlık hızında yedi askı daha asılı yıldızlara takıyorum kulaklıklarımı dalmaya ve uçmaya hazır iki kişi olarak bölündüğüm yerde hard'n'heavy slowları yer değiştiriyor içimde bütün kişilikler tek başıma oynadığım çin ruleti bir jeton, bir zıpkın aynı anda işliyor kaatil ile maktul arasındaki en kısa yol kalkış takımları infilak ediyor dans bittiğinde birimiz ölecek büyük plato bildiriyor koşulları: tek kişilik düello bir metal tango!
  19. Bilmediğiniz kelimelerin altını çizin, derdi Öğretmenim. Bunca yıl, bunca yol, bunca hayat ve kitaptan sonra bütün kelimelerin altını çiziyorum -Öğretmenim, artık izin istiyorum.
  20. Yağmur Herkese Yağar Güneş Isıtır Herkesi Mevsimler Herkes İçindir Yalnız Çığ Altında Kalan Sele Kapılan Her Zaman Birkaç Kişi Herkes İçindir Aşk Da Ayrılık Da Yalnızca Birkaç Kişi Ölür Acıdan Eskiden Ölümle Tartılırdı Ayrılık Kiminin Hayatı Yalnızca Unutkanlıktan Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa Kimi Hiçbirşey Ögrenmez Karanlıktan Yalnızlığı Kullanmayı Bilmez Kimi Kimi Ayrılamaz Karanlıktan Yağmur Herkese Yağar Ama Çok Az İnsan Tutar Yağmurun Ellerini Onca Şarkı Onca Film Onca Roman Ama Sevmeye Yetmez Herkesin Kalbi Çığ Altında Kalan Sele Kapılan Aşktan Ve Acıdan Ölen Birkaç Kişi Dünyayı Başka Bir Yer Yapmaya Yeter Aslında Onların Hikayesidir Anlatılan Diğerleri Dinler, Seyreder, Geçer Gider Geçer Gider Herkes Hikayelerdir Geriye Kalan.
  21. Maske ölmek isteğidir sevgilim takma yüzlerle yaşamak kendi tarihimizi büyük kopmalar gerekiyor büyük hayatlar için Kötülük her çağda din değiştiriyor unutmanın borçları ödeniyor ruhun imkanları adına Kundakçı laser yakıyor jeneriği Şairler gibi sözcüklere tapıyoruz bu dilsiz dünyada anlam ve kelimelerin içinde bulunduğu koma prova ediyor başka yüzyılların aynalarında her kip kullanım hattında buruşuyor aşk yoksa ölüm de yok boşlukta kenetlenen ilk buluşma çekimine girdiğimiz tarihin parçalayamadığı çekirdek Hiçbir oyun sonuna kadar masum kalmaz bunce reel yaşanırken cinnetin enkazı Metropoller hem İhtilal hem Devlet el değmeden ayıklanmış ruhun bütün kanalları yayına hazır oysa dehşet yatıyor derinliklerimizde dans bittiğinde birimiz ölecek Gümüş Kurşun hangisine sıkılmalı? geniş tut bu dansın adımlarını içimdeki demir kelebek başkalarının gözlerini kamaştıran savaş boyalarıdır imgenin dolaşımında bulmaca kayıtlarına Siyah Kare hikayeler kendi yasalarının içinden geçtikçe kramp içindesiniz yaygın vahşet günlük ölüm over dose
  22. Ne zaman otursam gecenin başına Ne zaman müziğin; yazamıyorum sözünü etmek istemediğim şeyleri birbirinden ışığını saklayan uzak yıldızlar gibi çekiliyor herşey kendi karanlığına parmak uçlarımda yıldız tozlarıyla kapıyorum gözlerimi Ey ruhumun en büyük şartı olan tedirginlik! Şimdi saat on iki Şimdi gece ve müzik Ne zaman otursam gecenin başına Ne zaman müziğin göçüyorum boş kağıdın sessizliğine kalbim, kapatılmış kireç kuyusu akıyor kendine bakıyorum gençliğim geçiyor uzaktan dudaklarında bir ıslık kitapların on lira olduğu zamanlardan anayurdum gece, kalbimi yazdım mürekkebinle gün bir çocuk, yaralanmış akşamın kıyılarına vuran yürekteki gizli yemin gidiyor bir şiirden ötekine ardında yıkılmış kentler bayındır düşler var ilerde gün bir çocuk, yaralanmış ütopyaları kalelerle değiştiren güdümlü gündüzlerde anayurdum gece, öt pelerinini ışıkları sönmüş odalarda radyo dinleyen çocukların üstüne saf kokunun sindiği oturma odaları zamanın tortusu eşyaların duruşunda duvarlarda içi boşalmış resimler yıllardır dağılmayan bir sis akşam yemeklerinin yendiği muşamba masada kilit altına alınmış duygular, düşünceler bütün tetikler çekili durur gerginliğin geometrik nizamında ışıkları yanmamış akşam alacası okul dönüşü saat beş radyoda fasıl çalar bütün gün iç geçiren ölgün kadın yüzleri sobanın etrafında ağrı eşiği alçak, acı frekansı yüksek okul ve aile birliğinde parçalanmış çocuklar bir oda, bir dönümlük dünya kol demiri iner az sonra çıplak yara gençlik günden geceye ilerleyen yüksek gerilim hattında odam, yaralı hayvan gecenin gümüş alaşımında gölgelenen eşyalar müziğin dördüncü duvarı, karanlığın kundağı sarıyor gündüzün yaralarını kendime yerleşmek, kendimden uzaklaşmak için gözlerimi kapıyorum dinliyorum uçurumlara oturmuş ağaçlar gibi başka odalardaki yalnızlıkları odam yasak kitaplar suç ortağı şiirler sevdiğim bir kaç poster odam bir karaduygu fotoğrafı o çember zaman içinde yoktu ki varolmanın başka yolları yastığımın altında tutukluk yapmaz silahım uykumu bekleyen kelimeler geri dönüyorum geçmişte çalınan bir gecenin kapılarından yarım kalmış bir sevişme hatırlıyorum bir daha hiç tamamlanmamış olan sonra bir diğerini, bir diğerini daha derken dağılmış kristal odalarda sızlayan sonra seni siyah motorsikletli çocuk deri ceketin odamın duvarında asılı kaldı yıllar yılı birbirimizi paralamaktan vazgeçip seviştiğimiz ilk ve tek akşamdı benim için sus payı bir kaç şiirsin artık eski hatıra ya sen ne yaptın bunca zaman değişmesi gerekeni sağlaştırmaktan başka bak duyuyor musun Deep Purple, Led Zeppelin Emerson, Lake and Palmer plak zarflarında yitirdiğimiz ritüel bugün birinci viteste yaşıyormuş gibi bir duyguya kapılıyor musun ara sırada olsa buluştuğun birileri var mı gecenin, müziğin, şiirin toprak hattında kapamadan gittiğin arka kapı bak açık duruyor hala uğrar mısın bir gün unuttuğun ceketini almaya Hırsızlığın ürpertili monologu: Kendime hayatımı anlatıyorum Daha o zamanlar biliyordum Yapmaya çalıştığım her şeyin Kendime hayatımı anlatmak olduğunu. Sözcükleri sevmeyi, büyütmeyi, büyülemeyi, onları sivriltip silah yapmayı, yaralamayı da süsleyip gönül almayı da aynı zamanlarda öğrendim. Sözcüklerin karbon ve elmas gücünü keşfettim. Gecenin geometrisinde, müziğin matematiğinde Saklı duruyor şimdi gizli sözlüğüm Uzakta değil Hırsızlığın ürpertili monologu dilimin ucunda siyanürüm. Duvarlarda uzak bir geleceğin koyu gölgeleri Şiirlerimizi okurduk mahcup bir fısıltıyla plaklar dinletirdik birbirimize, filmler anlatırdık Sonra gizlerimizi vermeye gelirdi sıra dünyayı anlamanın yakıcı isteğiyle gömüldüğümüz kitaplar, genç ölenlerin matemi... Hiçbir şey ilham vermezdi aşka ve kavgaya Eric Clapton'ın gitarı, Genesis'in tarihi ve Ayın öteki yüzü kadar Şimdi radyoyu açsam Biliyorum dünyanın bütün radyolarındasınız Gençliğini kirletilmiş takvimlerde yaşayanlar! Artık ne montumun cebindeki çakı Ne yüreğimde tetiği düşmüş sözcükler Çok zaman oldu Odamızın kapısını çekip O evlerden çıkalı Ellerimizi ve yüreğimizi kirletmeden geçtik vahşetin yakın tarihinden ucuza yaralandık, pahalıya ölmedik Biz radyonun son çocukları anayurdum gece, ört pelerinini ıslığını yenileyen çocukların üstüne gece ve müzik kapanış programı bu kitabın da kili dağılıyor kendime yazdığım serüvenin her şiir tabletler halinde bölünüyor birbirine çoğalıyor birbirinin içinden gündelik dile transpoze edilmiş şarkıların biliyorum, kimi derin yaralar okunmaz kalp ağrısı kırgınlıklarım kimi eski hatıra ecza dolaplarında saklı mırıldanlıklarım
  23. Kibritle oynarken yangın çıkaran sarsak yıllar Bir daha hiç geçit vermeyen veda sözleri Yılların sıradağlarında uzaklaştı bizden Yüreğimizden kopup giden ayrılık trenleri Biliyorum aynı lambaların aydınlattığı yalnızlıkta geçti Aldatılmış duygulardan ayrı ayrı geçerek vardığımız korunaklı siperler Senin içini ürperten geceleri ben duymadım mı içimde? Hayat herşeyi alır sanırken Oyunlarımızı ıslatan yağmurlarda kaldı Bir bizim icat ettiğimiz saatler İlk öğrenilen yalnızlık aslında geç keşfedilir Dalgın resimlerin derinleştirdiği mazi Gün gelip bütün zamanları ele geçirdiğinde Anlarsın başkalarına giden bizden çalınmış günler Ne zamandır buradayım Gel öp beni Neredeysen ve nasılsan önemi yok gel öp beni Suyunu,uykunu,azığını uzun tut gel öp beni Birbirimizi bağışlayacak,birbirimize yeni sözcükler bulacak, Ölmeden önce yeniden görüşüp konuşacak yaşa gelmedik mi? İkinci ufkun saatindeyiz şimdi Gözlerim trenlerde,gel öp beni.
  24. Yedi Rekat Günah Kıldım Bedeninde Dizlerinde Yedi Zikir Secdeye Vardım İhmalin Uzak Meleğine Teninde Aldandım Yapayalnızdım Kendi Kalabalığım İçinde Tarih Kadar Yalnız, Aşka Aşina, Acıya Unutkandım Er Yüzlerde Tavaf Ettim Bunca Yıl Kalb Evini Kırk Yemin Kurtulmuştur Sanırken İçimin Pınarlarını İnanmadığım Allah?a Senin Yüzünden İnandım Adı Dua Olan Sevgilim Yandım Yandım Yandım Sessizliğe Borcum Var Birkaç Kelime, Sessizliğe Borcum Var Birkaç Feryat, Sessizliğe Borcum Var Birkaç Çığlık, Sustum, Yıllarca Sustum Kan İçinde Ödeyemedim Borcumu Onca Şiirle Adı Dua Olan Sevgilim Yandı Ruhumn Gömleği Yedi Deryalar İçinde Aştım Aştım Aştım Aslında Sen Yoktun Yalnızca Bir Duayı Sevdim Ben Varlığın Yalanımdı Aştım Aşktın Aşktı Geçti Gitti Hepsi Geçti Gitti İşte Dudaklarım Kilitli Yasin Yasin Yasin Çok Şükür Ölmeden Son Duamı Ettim Ben Allah Beni Terk Etti Kendi Dağımı Kazdım Defterime Gün Geldi Buradanda Gittim
  25. Düşlerime geliyorsun her gece, Vakit saat bilmem kaç, Yalnızlığımın sesi karanlığı yırtarken, Ve yüreğim umudun tükenişlerindeyken Geliyorsun sen. Önce bir dost sıcaklığı sarıyor bedenimi, Ve sonra, Sonra varlığın içimdeki boşluğu dolduruyor Nefesin,nefesime karışıyor aşkın büyüsüyle, Sen,ben değil,biz oluyoruz Varoluyoruz yeniden bir bedende, Dünya duruyor,zaman akmıyor SEN'li düşlerimde. İşte ben her gece, Düşlerimde yaşıyorum böyle seni Yokluğunda SEN'le...