likevoyager tarafından gönderilen her şey
-
GEMİCİ ISLIĞI
Ay boşalmış gökyüzünde Dağılıp gitmiş tekneler Kimsesiz denizlerde çalkalanan Yıldızları söndürülmüş geceler Hatırlanacak ne bıraktıysak geride Islıkla çalıyoruz sözlerini unuttuğumuz şarkılar gibi hangi limanlarda kaldı kim bilir bir bizim sanarken ömrümüzü yazdığımız okunaksız defterler kim dikti önümüze bu görünmez engelleri açık denizlerde bile bir geçit arıyoruz kendimize yetmiyor yolculukla ödeşmek yetmiyor unutmanın borçlarını ödemek öyle bir yere varmışız ki farkında bile olmadan birbirinden aynı uzaklıkta iki yıldız gibi şimdi hem geçmiş hem gelecek deniz karanlık kimsesiz gece bir tek ıslıkla aydınlanıyor seferini unutmuş tekne bir tek ıslık insanı nereye kadar götürürse
-
ASTAR
Şimdi çalışır durumda görüntü katmanlarımız Neyle astarlanırsan yanmayız yüksek fırınlarda Saçlarımız kızıl pas, dilimiz kayış Deltalara yağan yağmurlarda Islanmadı içimizin cam yünü Kurgusu kaderine terk edilmiş oyunlardı Parçalandı dağıldı Bir zamanlar her şeyi bir arada tutan O büyülü mıknatıs Hayatımızdaki her figür çıktı yerinden Şimdi bu yeni gözlerle Görmek ve alışmak İçimize durmadan akan onca yıl Sığa çıkmış çökelti Her birimizi başka biri yapacak
-
UZUN YOLLARI DA GÖZE ALABİLEN DOSTLUK
Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşamüstünün bir saatinde, yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ilerde birgün karşılacağımızı sandığımız bir başkasına bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? Karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir. her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir... Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anıları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları 'Bir gün' geçmişte kalmıştır oysa; hani şu karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarında rastladığımız , omzumuzun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip 'Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıama çıkar' dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o; boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
-
TENİMİZ TAŞBASKISI
parmak uçlarımızda gezindiğimiz tenimizin kaçıncı yazmasına bir erkekle başladık kıyılar eğirdik gözlerimizden yağmurlu ezik bir boğayla uyandırılmış sabahları gençliğimizin belleğimizde dağılan trenlere dalardık koynumuzda akşam saklamaları ve zaman çizgileriyle yitik kaçıncı volkanıdır bu munis şehvetimizin ki güz yontan bir rüzgardan artakalmış tutanakları
-
GÖÇ YOLLARI
Söyleyin dağlara rüzgara Yurdundan sürgün çocuklara Düşmesin kimse yılgınlığa Geçit vardır yarınlara Göç yolları Göründü bize Görünür elbet Göç yolları Bir gün gelir Döner tersine Dönülür elbet En büyük silah umut etmek Yadigar kalsın size Yolverin kanatlı atlara Sürgünden dönen çocuklara Ateşler yakın doruklarda Geçit vardır yarınlara Dağılsak da göç yollarında Yarın bizim bütün dünya
-
ARMALAR
Bazı sözler karanlıkta söylenir bazı sözler hiçbir zaman karşı karşıya kaldığımız armalardır yüzümüzü parça parça aydınlatırken uzaktaki ateş yalnızca onlardır konuşan ve hatırlayan simgelerde çökelir magmalaşır tarih armalanmış rüya ölü dil bazı anlar için çözer kendini sökülür taşınır çerçeve başka deneyimlere yüzümüze değen alev kadar içimizdeki çakım belirler bizi ve kendi karanlığına döner simgelerin dilsizliğinde karşı karşıya dururken biz armalardır her şeyi kararlaştıran bazı sözler karanlıkta söylenir bazı sözler hiçbir zaman
-
AVARE
anımsıyor musun? bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar ısmarlama serserilikler yaşardık kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak yabancıları mahalleye sokmamak gibi Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar herkes gece istasyonlarında kendi Amerika'sını aradı kısık ışıklı arkadaş odaları plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar ve dunyanın bütün limanları önümüzde sessizce uzardı biterdi plak, disk boşa dönerdi. düşlerimiz çarpıp geri dönen sulardı şimdi böyle zamanlarda ilk sözü söylemekten kaçınırdı herkes sonra bir usulca kalkar, herkese çay koyardı anımsıyor musun? vahşi siyah atlardık kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar aşık ve düşmandık dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey geceleri uyuyamayan çocuklardık, otobüs garlarında uzun maceralar umar apansız yolculuklara çıkardık uykulu kentlere girerdik gece yarıları ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzalıkta sarhoş bindiğimiz otobüsün pencersinden sanki bambaşka bir dünyaya bakardık sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden yumruklarımızı sıkar sessizce ağlardık ışığı açık kalmış pencerelere, kepengi örtülü dükkanlara, yaz bahçelerinden taşan çiceklere, adını bile bilmediğimiz bu kente neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle uzun uzun bakardık anımsıyor musun? ahh o gece yolculukları bir başka kentte, bir başka insan olmanın umutları kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz kaç yol arkadaşı? sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak ne kalıyor elimizde? ölenler, terk edenler, bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler vahşi, siyah atlardık; yılkıya bırakıldık içimizden kimse gidemedi Amerika'ya kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin yağmur aldı rüzgar aldı zaman aldı o vahşi siyah atları herşey o eski rüya da kaldı çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların öldukleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar peki sen anımsıyor musun?
-
İKLİM
aşk iklimdir tarikat cihazlarıyla yaratır dünyasını inanmayanlar için Allah imkanıdır aynıdır cenneti cehennemi ahreti uyandırır kendi ahlakını ister ikliminden nafile kalplerin kaçınılmaz kaderi tabiatının koşulları ya da iklim tuzağı kendi derinliği kadar sever herkes uçurum başlar bir yerinden aşk rehin alır dünyayı soğuğun uykusu başka sıcağın uykusu bazı uykusuzluklar rüyadır iklimle beslenir aşk gök haritası ile kalbin kapısı eştir aşk merhamet ister sahibinden leyla ile mecnun çölde geçer sanrı, humma, aşk aynı çölün çocuklarıdır akraba karanlığında çoğalır bire kadar inen tanrılar yol kaderle kısalır Kum Saati'nde akan eski soru: neden çöle indi dört kitap aynıdır çöl ile kalbin kapısı geçilmez tutulmadan aşkın doğusu ve batısı çünk aşkın doğusu ve batısı vardır kuzeyden güneye iner mazinin kavimleriyle kapısı bulunmayan şehirlere kapısı bulunanlar aşkı surların dışında bırakır kaleler düşer şehirler yakılır kıyamet yeryüzü provası sükunet cinnetiyle geçer tufandan korkanların hayatı onlara okudukları kitaplar kalır mazi hiçbir aşkla tamamlanmaz çünkü mazi kalplerde yaradır zamanların birbirini tutmamasıdır aşk birbirine erken ya da geç kalmış kapılardır ölümlü insan ile görece zaman var oluş bir alaydır bilgeliğin ardından koşan yalın gerçeklerle yaşlanır aşkın çetin definesi Babil kulesi kadar dağılmıştır yeryüzüne binlerce tarifle, aşk hala gizdir kayıp kule diller kadar şifrelenmiştir tene ve tarihe ışık hızında yeniden dirilinceye kadar kule, kalp, dil bilmece sahibinin körüdür aşk başka alemlerin gözleri ödünçtür aşk üzerine söylenmiş bütün sözler unutulmadan hatırlanmaz bir daha bunu yapan aşktır aşk insanın içindeki gençtir kendi içindeki yol ortasında kalan yarım hayatların kayıp sahipleri için aşk uzaktır aşk uzak olduğunda kullanılmaz yakınlıklarla aşk kişiye kendini tanıtır unutturmak için daha önce de söylendi: her öğrenilen bir sonrakine saklanır zaman aşktan böyle intikam alır kimse koşamaz zamanın önünden hiçbir sönmüş gerçek onaramaz kor kayıpları aşk kusurdur hatadır günahtır yasaktır imkansızdır bu yüzden insanlık için hala bir imkandır bir başlangıçtır aşk insanın kendine başlangıcı çok az kişi ilk kez aşık oluyormuş gibi tekrarlayabilir aşkı başlangıçları unutanlar için artık imkansız olanı bu, hayatı tekrarlamaktır diyalektik bile bu yüzden aşktır aşk hakkında söylenmiş bütün sözler yaşanmadan yalandır aşk bir haktır sonuna kadar kullanır kullanılmaz olanı iyi aşk şiiri yoktur, hiç olmadı, bu da olmadı her aşk şiiri yalnızca tekrarlar tekrarlanmaz olanı her biri yalnızca bir sonrakinin ilhamı belki bu kadar söz bağışlatır bana bu aşkı 2001 yazıydı çok istedim çok istedi çok istedik ama olmadı
-
KIRMIZI
kaypak manşetler, sağır katalogları, karnaval biletleri kendini tanımanın korkusu sürekli bir canlı yayındasınız girdabı olmayan yüreğin sireni duyulmaz elbet mekanlar lunapark, hayat çarpışan otomobiller görüntünün kumbarasında hafızanız beş kuruş alarma yakın hiçbir kırmızıya düşmemiş yolunuz Bindiğin düş atı yorulmuş oysa Üstündeki binici çoktan değişti sana sormadan Kendine uygun bir ayna bile bulamadan Kalakalırsın baktığın boşlukta Bakarsın baktığın kadarsın Bundan sonrası Geç kaldığın yerlerdeki korunma duyguna bağlı anlarsan, anlamanın anlamazsan, anlamamanın boşluğundasın İşte şimdi Kırmızı!
-
ŞEBEKE
Aynana baktım. Kenarında resminin durduğu Senin yüzünü kendi yüzüme yakıştırdım Kullandım bakışlarını, diş fırçanı, donlarını giydim Okudum bütün mektuplarını kitaplarını, defterlerini anılarını parmak izlerime geçirdim Talan ettim geçmişini, inin yağmalandı bittin Şebeken artık bende Şimdi tenini tenimle değiştirmeye geldi sıra
-
KARA SAPLANMIŞ TREN
aynı tünellerden çıkarken yitirdiğimiz düşler birlikte kamaşan gövdelerimiz karanlıktan ışığa ürperen ten başka yolcularını bekliyor şimdi kara saplanmış tren ayrıntıların bağışlamadığı nabzımın vuruşları bir başkası olarak yaşadığın serüvenlerde tedirgin gövdelere yerleşen bukalemundan kalan nem korktum ve kaçtım alabildiğine kara saplanmış trenlerin yolcusu olmaktan; uzak durdum pişmanlığın kovanındaki içe dönük kurşunlardan mezatlarda dağıttım neyim var neyim yoksa unutuşla örtüldü belleğimin eteklerinde sönen yanardağ her seferinde erteliyordum büyük vazgeçişi bilet değiştirmekle oysa hiçbir yolculuk taşımıyordu beni hiç bir yere başka yolcular değildi bekletilen,yolcular başkalaşıyordu saplanmış trenlerse aynı tünellerde ilk karı bekliyordu.
-
KUZEYDEKİ PENCERE
kokladığın gülün kokusu kalmış sende baktığın denizin tuzu geçtiğin iklimlerin masalı sinmiş üstüne kuzeydeki pencere açık göçebe bin bir gece sözcükler sökülmüş bir anıyı ne kadar tamamlayabilirse bir andır eski defterlerin güneşinden vurur yüzüne yazsam olmaz dersin kimi zaman sırf bunun için yazmaya değerse de kuzeydeki pencereyi açarken yere düşen defterden görünür: eksik kule, yırtık nehir sımsıkı kapatmış olsak da bizi ürperten anıları hayatımızın eski defter ya da kuzeydeki pencere
-
ÖTEKİ MİTHOSU
göze alırsanız eğer kırılır dağılır aynadan sandığınız resimler sözcükler kalır geriye cam kırıklarına saklanmış az ışıklı odalarda sözcükler Ayna: anlam ve görüntü için sırlanmış kiler bulur çıkarırsınız bir yerlerden daha bulurken kararırsınız çok önce öğrenmiştiniz: Bedel özlenir ve kalır geriye gerekenler Sonra bir gün Sizin için bir gün Tehlikesiz, eski bir harita gibi uyuttuğunuz aynaların tozunu silerken elinize batar bir zamanlar yaranızı kanatmış sözcükler olaylar silinmiş, adlar unutulmuş, belirsiz bir geometride yerini bir türlü bulamaz kişiler, ilişkiler yalnızca bir duygu dipdiri bir acı çok eski tarihli bir çağrışıma eşlik eder bu nedir ki, yıllar sonra, telâşsız bir gün, ömrümüzün durulmuş bir mevsiminde, içinizin kazınmış yerlerinden ölümcül bir ağrı ansızın geri teper Eğilip bakrsınız aynaya Siz çoktan gitmişsiniz Yerinizde sözcükler Böyle zamanlarda sözcükler Bütün bir hayatın yerine ikâme eder Sözcükler.Tutmamış ömürlerin teyel yerleri camlatılmış kelebekler, kurutulmuş akrepler gibi başkalarına kaldınız bir zamanlar sanmıştınız ki hayat kitaplardan ve sözcüklerden geçer kendinizi eskiten oyunlara daldınız örneğin uzun tutulmuş bir önsöz yüzünden kitaba geç kaldınız Ki 'hayatınız' su içinde birkaç roman eder Sözcükler.Büyülenmiş, içi doldurulmuş, bekletilmiş, kullanılmış, anlamı çoğaltılmış, yani sizin yerinizi bekler, diye öğrendiğiniz Bütün sözcükler yaşamı çaldı sizden Aynadaki sandığınız şimdi bütün hayatınızı temellük eder Bilirsiniz aynalarla konuşur çok odalı evlerde büyüyenler düşün yerine ayna anların, durumların, duyguların yerine sözcükler masalın en iyi yani yeniden söylenebilmesidir söylendikçe büyülenirler birleşir nehirler, dağlar yer değiştirir, tılsım ve tehlike çığ ve lâv, kılıç ve ipek, coğrafya ve tarih yeniden keşfedilir ışığın kırılma yerlerinden geçerken sırlanır yüzlerin kuytu yerleri gümüş bir alaşımdır ilk imge: sınır ve melankoli yani bütünlük ve binbir gece ışıksız aynanın yalnız olduğunu böyle öğrenirler bir gün bir ışık sızar bir kapı aralığından giz ve ihanet ödeşir düş erir.masal biter.büyü tutmaz sözcükler Görülmüştürler. erken parçalanır çok odalı evlerde büyüyenler Ya da böyle sağlamlaşırlar belki her parçası kuzey yıldızıyken dağılmış aynanın yola düşüp, yoldan çıkıp hiçbir şeyi unutmadan, her şeyi yeniden öğrenirler aynayı, mithosu ve ötekini yeniden düşünmeye erken gecikenler ayna, mithos ve öteki özgeçmişin vazgeçilmez elementleri Ayna.Anayurdu ayna hepimizin.İçinden çıkıp kavuştuk dile ve eyleme geçtik, ve kendimizi sınadık ağır taşlar koyduk kişiliğimizin köşelerine yani kendi kanunlarımızı varlığımızın yerçekimine bilmeden ve böylelikle bütün yolcuları yasakladık kendimize kırılmıştı sözcükler, parçalanmıştı ayna anladık imgemizin yalnızca bir kovuk olduğunu ve bunu öğrenmenin göçünde dağıldık kuzey yıldızlarına Şimdi uzak yollardan ve uzun maceralardan sonra yeniden dönüyoruz ülkemize, kimliğimize; imgemizi orada bıraktık imge oyunlarını da bırakarak yaşlandık birçok şeyi Bırakmayı kabullendiğimiz günden beri. ağır yalnızlıklardan geçtik, ödeştik kendimizle bir uçtan bir uca savrulurken onca şey harcadık hiç düşünmeden oysa hâlâ ayrıntılar ve ayrımlar arasındaki yollar kapalı bize olgunlaşmakla göze aldığınız birşeydir bu, ya da düpedüz yaşanmakla, umudun bazı çeşitlerinden boşanmakla, gelecek için bunca zaman taşıdığınız birçok yükü atmakla adına ne derseniz deyin, göze aldığınız birşeydir bu yani başlar bir gün sizin için bir gün geç kalmış yüksek sesli soruların dönemi sürçmeye başlar Dil sandığınız tekerlemeler gündeme gelir yeniden değişik çağlardan ödünç alınmış bilmeceler gizini çözersiniz kendiniz için kurduğunuz bütün Serüvenin yaşlanmayan ve gerçekleşmeyen portrenizin tozu alınmamış her şey yalnızca geçmişi yineler sfenksi kendini sorulamış bunca yıl tek kişilik korosu yanıtlamış paradoksları kullanmayı hayatı anlamanın yolu sanmış okuduklarından artıp, okuduklarına kalmış göze aldığınız birşeydir bu aynada portre, mithosda serüven, ötekinde giz saklı dururken yolculuklar taşımaz sizi hiçbir yere Bunu çok önceleri öğrenmeliydiniz oysa oturduğunuzda soruların başına, kaç saatiniz vardı? ölecek ve yetecek kaç saatiniz? Zaman'ın saydam sırrı portreyi aynadan ayırmaktaydı Başlangıçtı. kazılarda eksilmiş bir kabartma gibiyidi imgeniz sözcükler örselenmiş, aynalar pantimento çıkmaz sokaklardı adresiniz.sığındığınız kalelerde birer birer eksildiniz. Çekip gidiniz buralardan.Her yaşın uçurtmaları vardır birinin ipini çekiniz şimdi gözlerinizin ermediği bir yerden yeni bir ufkun başladığını göreceksiniz çok yaşar, çabuk ölür, ilk tuttuğu sipere tüm bir hayatın kalesini inşa edenler ayna silinir, mithos biter, gider öteki kitaplar yalnızca ölümü erteler yaşam çıplak.siz giyinik.Utanırsınız kuşandığınız kavramlar kullanılmaz silâhlar gibi sizi terkeder Öteki: çoktan eskimiş bir metafor, Dostoyevski'yi ve onu izleyen sonrakileri anımsamak neye yarar şimdi? Geçmiş bizi bırakıp gitti O kadar çok şey öğrendik ki, kendimiz için bile bir klişeyiz artık En çok buna katlanamıyoruz Farkındayız. Ve çürüyoruz. Hepimiz artık gençliğin bizi terkeden kuşağındayız Eğer göze alıyorsanız bu kadarı da size yeter yedi renk, taze su, parlak ışık her zaman yeniden okunacak bir kitap bulunur öğrenilecek yeni sözcükler durduğunuz yerde, her yere aynı mesafeden bakıyorsunuz buraya geldiyseniz eğer, daha ne istiyorsunuz?
-
KÖMÜR
yorgun çeliği yalanladığın harflerin sözün tütmez içinin ham kilidinden sancıdaş küslük adaş yemin tuzaklarla doğar bazı insanlar kimse kimsenin gecesini anlamak zorunda değil düşman ve sırdaş cehennemi birbirine benzeyen erkeklerin içlerinde tutuşmayan, yanmayan çiğ kömür birbirlerini silahlandıran ve istisnalardan tanrılar sen de öylesin hem görünmeyeni okşar hem kendiyle dargın kömür siyah silah ya da şiir yaptıkları hoyrat hatıralarından kimse çıkamaz dışarı kendileriyle yüzleşmemek için dünyaya karşı açtıkları savaş yalnızca kendini kavurur ölü kömür sen de öylesin
-
SAMURAY
Çünkü sen bir samuraysın Çünkü o bir samuray Bir bulmaca gibi çıktın ortaya Parçalarını yanlış yerleştirmişler Ve sen bunun nedenini asla bilemedin Çünkü bir samuraysın çılgın savaşçı Değiştirmiyor seni takvimler Bir kılıca benziyor öne sürdüğün gövden Kaynağı belirsiz bir ışık aydınlatıyor Suyun verildiği yeri Ve bilmiyorsun kapıların ardında ne var Anlamak istemiyorsun seni bekleyeni Çünkü sen bir samuraysın Çünkü o bir samuray
-
PATLAYICI MADDE
Yüzey kusuru tarıyor İlerleyici yaşlanma Likit dinamit Çözülüyor Kalbin taş kuyusunda Susuyorum susuyorum susuyorum Belki de korkuyorum Bir konuşsam ortaya çıkacak olan İçimin simyasından Kanındaki tutku yapan element Nefretin incelikli kılınan pelikülü Dinamit saklı likit gözlerinde Buluştuğumuz yüzey Sakin ekran Gülümsüyoruz steril Sıfıraltı işlemine kadar inmiyor davranışlarımız Kapılar açılıp kapanıyor Başka koridorlara ayrılıyoruz Gülümsüyoruz steril Oysa dehşet yatıyor derinliklerimizde Susuyorum susuyorum sonra şiir yazıyoruz
-
İDARE LAMBASI
Bağbozumuydu hiç unutmam Lambanın ışığı vuruyordu yüzüne üzümlere vurur gibi sonra sesin,ışıkla aynı rekteydi nedense bal demek geliyor içimden ikisini birden düşündüğümde 'kendi içiyle ilişkisi kopmuş biri başkalarına gerek duymaz bir daha' demiştin.Susup seni dinlemiştik. O yılın şarabı bambaşkaydı. Duyguları çektik kıyıya hiçbir fırtınaya gücü kalmamış yorgun tekneler tekliyor gün günden çürüyen bir iç denizde kirleniyoruz son büyük dalgayı kaptırmamak için serseri bir vurguna bütün güvencemiz bu liman yatıştırılmış bir denizin çalkantısını idare ediyoruz idare lambası altında O yılın şarabını hiç unutmam!
-
KADIRGA
Senelerce, senelerce evveldi; Bir deniz ülkesinde... ve belki de birbirine aktardığım defterlerin hepsinde bu şiir vardı: Senelerce, senelerce evveldi; Biz seninle orada, o deniz ülkesinde tanıştık uzak denizler, uzak yakınlıklar içinde bir Kadırgada iki korsan tarih, yarın, ütopya dolu sandıklar arasında birbirimizi yaralarından tanıdık dışı korsan, içi iç denizlerde yaşayan çocuklardık konuşamadıklarımız bir bulut kalınlığında duruyordu aramızda oysa konuşsak yada dokunsak birbirimize çekip gidecekti içimizdeki o korkunç noksanlık batık gemilerin deniz diplerini saran umutsuzluğu vurmuştu yüzümüze birbirimizden ve aşkın keşfedilmemiş gizlerinden ürküyorduk bir definenin ikiye paylaştırılmış haritasında bilmeden birbirimize doğru ilerliyorduk.
-
MAT
aydınlığın duruyor giderken bıraktığın aynalarda domino taşlarında bezginliğin kıraathaneleri söndü yıldızlarım senden sonra zamanlar herkes için bir değil karanlığım taşrada bir kasaba.
-
SARI FERMAN
ihanet bildirir sarı ferman aldatanla aldatılan daha ferman üzerinde el değiştirir yoluna katlanmadan önü kesilir kalbin aklın sezginin her menzilde çözülen gerçek biraz daha kaybedilirken sararır gülümsemekten ferman okunmayacak kadar anlamını yitirir yazılanlar sonunda güneşe tutulmaktan dokusu çözülmüş lime lime bir gerçeklik kalır herkese hiçbir işe yaramasın diye çünkü ihanet anlaşılabilir bir şey değildir bu yüzden menziline ulaşamaz içinin yollarında zaman aldatmasına uğrar insan sebepler bahaneler yalanlarla sararıp uçmuş ferman hiçliğin kayıtsızlığında şimdi ne okuyan ne yazan ne anlatan
-
KIRKSEKİZ
kendine seçilmişler için bütün işaretler aynı yolu gösterir senin yolculuğa çıktığın yolu kime çıkar, niye çıkar, ne çıkar, kim bilir kimin kimden aldığını doğrular yarım yaşanmış yılları hayatın gölgesinde kalmış gölgesizler, yaşayan ruhlar göçmen bedenler kaç tarihten yapılır bir tek kavim öğrendikçe susmayı sözünü bekletir içinde durmadan ertelediğin ihtiyar gençliğin ve geleceğinle büyüttüğün kayıp kavmin çocukları bir bir içinden geçerken kanat hareketlerini yineler dünya kurulduğunda katledilmiş yarınları yarım kalmış melekler bazı hayatlar yaşandıkça bulur anlamını bazı hayatların yaşandıkça çıkar boşluğu hayat ne uzundur aslında ne de kısa ne yaşadığıdır yalnızca bazı pişmanlıklar hayatı kısa kılar bazıları için çok uzundur tekrarlar maceramızın incisi anlam kalbe zarar var oluş definesini kırk sekiz melek yaşarken yineleyebilmek katledilmiş melek kanat hareketlerini
-
AŞKIN KARANLIK METALİ
Karanlıkta duruyorum aşk vurmasın yüzüme Dokunmasın bana kimse Kimse ulaşmasın artık Tenimin incinen yerlerine Uyanmasın bir daha etimdeki yaralı hayvan Zamanın siyah deltasında çürümek istiyorum Biliyorum artık kimse yok kimsesizliğimde Biliyorum aşka kimse yok Aşkın karanlık metali Soğuyor yüreğimin derinliklerinde Aşklarım,arkadaşlarım,dostlarım Dağılıp gitti herkes İçimi sızlatacak kimse kalmadı içimde.
-
YAZGI
insanlar ya ölürler ya terk ederler bizi yalnızlık yalnızca yalnızlık çizer kaderimizi
-
MANŞET
Hayatıma manşet istiyorum. Birkaç manşete ihtiyacım var, günler tekdüze Karton filmlerden yapılma bütün serüvenlerin içinden geçtiğimiz karanlık tünel bizim olmayan gündelik Büyük bir köy artık bana tanınan, dünya! ölüm tek ticaretin Biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler sanal gerçeklikler için vurguna inmiş manşet Gözlerimize attıkları bandın sakladığı karanlık kimsenin ofsetinde kazınmıyor yalan sarmal grafik kendine çevriniyor Biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler Rekabetten başka yapacak bir şey bırakmıyorlar bize Şerefin, haysiyetin, adaletin ve ümidin eski moda öyküsüne bir biletim var, alıp cezalı bir biletle değiştiriyorlar. Sesim hiçbir metinde tanınmayacak böyle giderse. Aşık olmak istiyorum. Kendileri koyuyorlar kuralları. Naklen yayınlamak istiyorlar bütün duygularımı. Güzel pişmanlıklar yaşamak istiyorum, bırakmıyorlar, sterilize ediyorlar hemen yaşadığım her anı. Hilesiz kuşlar bile kartpostallarda tuzağa düşürülüyor, Tebrik ediliyor; poz verdiriliyor kanatlarına. Pozdan putlar yaratılıyor her yanda, afişlerde, ekranlarda, vitrinlerde, sokak pozlara tapmaya zorlanıyor insanlar. Zorlandıklarını hiç anlamıyorlar. Her yerde bela var. Olmayacak yerlerde üşüyorum. Çarşaflarımı denetliyorlar ben yokken. Pencereme konan kuşları takibe alıyorlar. Tek kişilik bir içbükey zaman bile bırakmıyorlar bana. Çıkmasam odam gömleğim oluyor. Çıkmasam sokaklar tundra. Aynaya bile şebekemi gösteriyorum. Bakın kimseyi dövmek istemiyorum. Aktör de olmak istemiyorum. Vücuduma ve ruhuma muhtacım. Rahat bırakmıyorlar. Yerimi bilmeliyim gitmeden önce. İzmarit olmak istemiyorum. Gençken ve yeniyken bir şeyler denemeliyim. Önce bir manşet bulmalıyım kendime, her şeye bir manşetten başlamalıyım. O zamanları anlatmak istiyorum. Zamanı öğrenmeye çalışırken yitirdiğimiz zamanları. Ölümden anlayan bir yanımız vardı gene de Sesimiz açılırdı. Uyurken korkardık. Sıçrardık uyku arasında ya da birinin elini tutardık Gecenin koyu kibrinde gölgelense de erden masumiyetimiz gelip geçerdik her şeyin yanı başından derinleşmekti en büyük tehlike Bağışlanırdık. Gençtik. Gençlik kaba cephane. hiçbir şeyin içimize fazla işlemesine izin vermezdik kahkahayla baş etmeye çalışırdık gözümüzle göremediğimiz her şeyle, ölesiye korkardık kendi içimizden tanımadığımız biri çıkacak diye günün birinde anonim bakış için rehin verdiğiniz gözler önünde geçip giden yazıp duran söyleyip eyleyen ben değilim duru suyun arı mantığın dingin optiğin önünde görülmek görünmek gözükmek isterim çok mu zor çok mu olanaksız bilmek isterim karşı durduğum şeyler vardır hayatta manifestoya varmadan daha kısa mesafelerde çözgüsü atkıya daha kolay dolanabilecek bir dolu yol derin çözümsüzlükte adı konmamış gizli bir sözleşme saklı madde imha ve imla ne çöllerde yiten geç dönemin mecnunları ne teneke kutularda biriktirdiğim madeni paralar en büyük günahımı işlemedim daha elementlerin minimal kullanımı daha yolun başındayım, yakında şimdiki zaman yalnızca çarşı pop ve popcorn zulmün bütün ayları iki bin yıllık kadim şehirlerde işkenceciler emniyet müdürü, katiller vali, Bağdat naklen bombalanıyor tarih ekrana çıkıyor, şifreli çantalarda taşınıyor parçalanmış haritalar, zulme çalışıyor devletin ve sermayenin bütün kanalları, polisler gazeteci, sarı kartlı muhbirler, satılık şeref koltukları, eski bir alınlık: Geçmişi anlamayan onu bir daha yaşamak zorundadır hem ortadoğudayız hem viyana kapılarında kuşe bir gravürde dağılıyor kimlikler değerler özsu; katil hep başkası çıkıyor kara piyasada kapalı iktisat her yıl geriye çalışıyor infilaka kadar körlük infilaka kadar kötülük herkes birbirine düşman olursa sistem mümkün oluyor ve buna, hayat işte, deniyor şairler biliyor sonuna geliyoruz büyük duvara herkes bir manşet bulmalı parçalandığı fragmanlara bugünlerden bir gün çıkacaksak eğer, çıkılacaksa, gömdüğümüz şeyler olmalı bugünlere, bir gün başka gözler bugünleri yeniden okuduğunda bizi görsünler diye, birkaç manşetlik kaba cephane ne yalnızca siper ne barikatta verdiğimiz ölüler şiir gizimizi herkesin gözleri önünde kaçırır geleceğe kolay kirlenmeyecek mecralar deltalara vurur akıntısı çıkarız çıkmalıyız acemi şiirler büyür başkalarının okuduğu olduğu yerde bizi de oldurur derin teorisiyle tekin olmayan şiirlerin kotuma altına aldığı yarınlar saklar kendi çocuklarını da eski ve kara bir şarkı yineler kendini başkalarının kaderlerinde: "kendini ele verdiğin yerde başkasına ihanet etmiş olursun yapma n'olursun! bizi almazken bizim kurduğumuz şehirler biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler varsın olsun sen gene de yapma n'olursun!" yarım bırakılmış bir fragman gibi, parçalanmışlığın sunduğu acemilikler gibi mükemmel olmaktan özellikle kaçınmış şiirler gibi söylenebilecek binlerce sözden yalnızca birkaçı gibi kirletilmiş kayıtsızlığın her vahşeti mümkün kıldığı bir dünyada hayatımızın başına çekin kendi manşetinizi
-
OPERA
ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim imrendiğin, öfkelendiğin kızdığın ya da kıskandığın diyelim yani yaşamışlık sandığın Geçmişim.... dile dökülmeyenin tenhalığında,kaçırılan bakışlarda gündeliğin başıboş ayrıntılarında zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu. Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha fazla önem verdiğim. Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan , benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin. Ve hala bilmiyordun sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana Bütün kazananlar gibi Terk ettin
Jump to content