Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize taşkınıyla bir tek dizenin sular altında kalan kitab ölenin, kavuşanın eski aylardan şaban yıldzımsın Arabi gökyüzümde ben öldüren ırmağa hala vuruyor ışığın biliyorum az kaldı denizime biliyorum bu ferman çıkmaz bir yere ben gittim, murathan kalsın sende
  2. yaz geçer, ömürde geçmeyen nedir, geçer görünen sessiz parklar kimsesizliğinde ya başka kentlere gitmiş insanlar ya sokağa çıkmıyorlar kimsesiz öğle sonları kimsesiz öğle sonlarında yaz sinemaları içimde o tenhalık dilsizliğimde olumsuz aşkların kanlı diyalogları (beklemiş sözler. bekletilmiş sözler öksüz kalır kaçınılmazdır. ya da yanlış yerlerde , yanlış kişilere kullanılır nasıl saptanır bir ömürde bir dilin kırıldığı yer?) o zamandan bu yana çok şey değişmedi nasıl 'anlaşıldı' sanılırsa bir yazıda bir dilin kırıldığı yer öyle şurup gidiyor sözcükler, beraberlikler öyle şurup gidiyor unutmakla, alışmak arasında bütün eylemler yetişkin biriyim artık. oysa yetişmiyor sözlerim duygularıma siz gelirken içimdeki öteki (öne fırlar , el koyar olayların gidisine her zaman olduğu gibi saklanır, gizlenir yara alacak yerler ) yakalanmamak için kimseye bölünüp durdum bir filmden ötekine neye baksam buzlu cam görünmez ediyor ardındakileri neyi yazsam kalıyor buzlu camin ardında bölünüp durdum değişik yüzyıllara dağılmış kimliğime öyle çoğaldı ki duyan , acıyan , gören yanlarım yıllardır birbiriyle konuşup duran iki kişi kaldım geriye yazgımı bağladığım zamanlaması yanlış düello tetiğine yazgımı bağladığım sonunu basından anladığım filmlere bitirilen bir yazı daha ya da kendiliğinden biterken yaz yorgunluğunuz hatırlatır zamanın geldiğini her şey hazırdır, öyle sanırsınız emniyeti acık, namlusu temiz yedeğinizde birseli çok sonra anlamanın bedeli bizi bugüne getiren yollar anılardan ayıklanmıştır artık gidebilirsiniz siz gelirken ansızın içimdeki öteki çeker tetiği oysa yankılanır ateş almayan bir tabancanın sessizliği sessiz parklar kimsesizliğinde bu kez de olmadı. bir dahaki filme
  3. biliyorsun sen bunu en son duyulan ayak sesi ve üzrine kapanan demir kapı çıkıyor musun bu sefer, yeniden mi giriyorsun içeri anlaşılmıyor şarkıdan anlaşılmıyor joe gençliğimizin polisiye günleri kendi romanlarımız içinde uydurduğumuz adlar sanki o romanlar sahi de yaşadıklarımız yalan unuttuğum adların gece parklarında kaç kez aldattım seni ben ihanetle öğrendim sadakati kaç kez korkunun gözleriyle bakıştım bıçağının yüzünde artık kimse öldüremez beni çok zaman geçti herşeyin, herkesin üstünden hayat ödünç tenha uzak biz birbirimizin şarkılarının mirasıyız joe şimdi kaç kişi kaldık göğe bakma durağında el ele tutuştuğumuz gençlikten ben yine de bir yola çağırıyorum seni ister inanç de buna ister çaresizlikten dudaklarımı kanatırdı ıslığın hiç unutmadım hiç unutmadım ne zaman karanlığa düşsem senin ıslığını çalarım ben seni en çok dizlerin titrerken sevdim joe çık saklandığın yerden joe nerdeysen çık, ölmek değilse bu, bak kayboluyorum yoruldum seni beklerken vakit geçirdiğim dublörlerinden sana yazdığım hikayeyi yanlış okuyorlar her seferinde ah şimdi joe burda olsaydı diyorum joe şimdi burda olacaktı ki diyorum bazen sarhoşken kalabalığın içinde yüksek sesle söylüyorum adını ya da birinin kollarındayken, bazen pencereyi açıp sokaktan geçiyormuşsun gibi ardından sesleniyorum, hep başkaları bakıyor yukarıya. ben gülümseyerek, gitti, diyorum, yakalayamadım, gitti. sahi gittin mi joe? yoksa hiç mi olmadın? çık ortaya saklandığın yerden yoruldum, azaldım beklemekten bazen düşünüyorum da var mıydın sahiden, yoksa bir şarkının anısı mı uydurdu seni hiç bir şey benzemiyor değil mi, şimdi geçmişten daha çok bizim olan gençliğimize bilmem ki, karşılaşsak bile birbirimizi hatırlayabilir miyiz yeniden ikimiz de artık bir başkasıyken gene de sen bilirsin joe, sen bilirsin öyle iyiydik, bir düşün istersen.
  4. Güz beyleri Güz beyleri Kızarmış yapraklar saltanatı, nal sesleri cam çekiçler göğsünüzde hiçbir uyku silemez yüzünüzden yılın değil bu ömrün hazanı başka göklerden bir yıldız başka dağlardan bir ırmak başka atlaslarda yaşadı bağrınıza kadar battığınız gece hiçbir yağmur yıkayamaz artık bu duayı bulutların atlarla birlikte uyuduğu bir zamanlar sizin olan mevsimden bir yaprak düşüyor ne zaman gözlerimin önünden geçseniz cam çekiç yüreğimden kopmayan çığ Siz yoktunuz ben sizin mevsiminize geldiğimde
  5. Birbirinde arınan iki nehir gibi Birbirimizden geçerek Çıktığımız açıklık Ruhlarımızı yeniden bölüştürüyordu bedenlerimize Uçurum içini çekiyordu Orman fısıldıyordu Kumlarını silkeleyen göçebe bedenin Yeniden düşüyordu yola Görönmezin atlarıyla uzaklaşıyordun Erkekliğin sütünü bıraktığın Tuzlu dudaklarım Ardından bi şiiri mırıldanıyordu sana Uçurum, orman, ay ve bedenindeki birkaç işaretle Zamana geçirilen dayanıklı söz, o gece Ardından mırıldandığım şiir Şimdi başkalarının dudaklarında göçebe
  6. yorgun kentler dinamittir bilir misiniz? bu yorgun kentlerin dinamitleriyle tarihin mahsup defterinden silinir misiniz?
  7. Damla düştü toprağa cemre misali En büyüleyici pırıltısıyla dün akşam, Mis gibi kokusuyla büyüleyen etrafı Eksikliğini hissettiğimiz ama söyleyemediğimiz, Tek tek ama beraberce kardeşcesine Göl gibi derler ya işte öyle durgun ve sessiz Üzüntülülerini paylaşırlar sevinçleri paylaştıkları gibi , Lisanlarıyla sevgiden bahsederler hep Esintisinde bir samyelinin bir ömür boyu, Rahatlatıyor tüm sevgiye muhtaçları şu yağmur taneleri.
  8. Hakikatim, mağfiretim yadigarım. Kalbini bende sınamışlar için, adadığım divanım.. Ömrümü hayat yapan bütün erkeklere, Bir kere olsun, Unutmak için... Nafile bin kelime......
  9. Yaşıyorsan eğer' hiçbir zaman deme'. Yıkılır, yıkılmaz görünen, Kalmaz hiçbir şey nasılsa öyle Buyuranlar verdiklerinde son buyruklarını Buyruk altındakiler başlar konuşmaya, Kim'hiçbir zaman' demeyi göze alabilir? Zulüm yürürlükteyse, kim suçlu: Kendimiz Ve kimdir omu yıkmak zorunda olan: Biz Yenilen kalk ayağa! Herşeyini yitiren, dövüşe devam! Kavramışsan olup biteni, seni kim tutabilir? 'Hiçbir zaman'dan 'bugün' doğar Bugün yenilen yarının yenenidir.
  10. geceleri erkekliğini soyunan sesimiz boyuna yarım kalmış bir kadın saati vurur sokağı başlar bir karanlık sigara dumanının macerası uzun her sabaha kanlarla devriliriz.
  11. en güzel serüvenlerimizin gemilerini yaktık perişan ayaklarımızda yağmur sesleri çılgın saçlarımızdan kaçan dağınık ordulardık gözlerimizde paslı kilitler huysuz öperken korkunç sağır dudaklardık sağır dudaklarımızla uzun soluklu yağız atlardık yağıyorduk korkusuz
  12. Bir omuzuna attığı kolan Bir omuzunda samanyolu nehir yataklarında bir ayağı ötesi görünmüyor kamçılı karanlıkta suları sırtlayıp geçmişti buradan Çolpan yıldızı hangi dağlara düştü? Ergir mi demirdağ? Bıçağın sayada hafifliği boşuna Boydan boya göğsümü geçen yaralı hayvan Adadım yüreğimi ardından giden aya Dilsizim ve adsızım şimdi Aşk diyorlar değil mi buna? ay, saydam kuyu yüzünün yüzüme ettiği zulüm işte çuhaçiçeği, işte kayın ağacı gecikmiş yağmurlardan su içmeye inen söğütler tuzlaşıyor kemiklerim sönen suların üstünde sabrın ilahisini bitirdim, dindi yollarım Görünmez karanlıktan biçtiğim elmas kesim döner dururum hala Bilirsin tenhadır can boynumda asılı ay, söyle kimse geçmedi değil mi buradan?
  13. Ayrıldığımız gündü. Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı, herşey bambaşka görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta "Biliyor musun " dedin. "Sen neye benziyorsun biliyor musun?" Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç, hem keder veren gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı. Sis ışığa çıkmıştı. Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla. "Neye?" dedim,yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi,"Neye?" "Bilardo toplarına." "Neden?" dedim. "Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan..." Bir uçurum gibi derinleşen sessizlik o an başlamıştı bile bizi birbirimizden uzaklaştırmaya. Beni terk etmeden önce yaptığın son konuşma oldu bu. Sonra iki arkadaşım geldi,birinin omzunda ağladım,hangisiydi şimdi hatırlamıyorum. Sonra birlikte başka bir kente gittik,anlarsın ayrılığın ilk günlerinde o eve katlanamazdım, sonra ben başka aşklara, sonra başka evlerin duvarlarına başka takvimler aştım Şimdi ne zaman birinden ayrılsam ıstakaların sesi patlıyor kulaklarımda ardından bilardo topları dağılıyor dört bir yana Seni hatırlıyorum o soğuk ışıkta bir daha bir daha bir daha
  14. Kanla geçen kalıt o yabancı tehlike bir kara büyü bırakır gibi geçmişime bıraktım şiiri kullanılmayan silah içimdeki ışıklı parça bende kaldı yazıda yaşayan ikiz uykudaki cinayet bıraktı peşimi kan dondu cin öldü ruhlara karıştı şiir hiçbir yangın işlemiyor artık içime benim gördüğüm aynalar görmüyor artık beni azat ettim suretimi, gölgemi, kendimi yaşasın diye benim yerimi alan ikiz
  15. uzun yanlışlarla battı gemiler geçtikleri her yerde İçindekiler toy rüzgarlarda yelken açan düşlerimiz uğradığımız adalarda dağıldı geçtiğimiz gemilerde kaldı çarpılmış yüreklerimiz boşlukta el sallayan biri var hala bizim varamadığımız uzaklıklara ne kulaklarımızda siren sesleri ne kadırga serenlerinin yol açtığı birkaç tuzlu resim içimiz bir ada kuraklığı sualtı batıklarıyız gündemin en fazla neyi bilebiliriz şimdi bulmacalarda geçen gemici deyimlerinden başka hangi rakıya vursak kendimizi dalgaların kat yeri mazisinden yeni bir insan çekip çıkaramayanlar için eksilerek kazanılan deneyim örgütlü rastlantılarda her şey sessizliğe güvendi oysa eski fenerler eski gemiler içindi paslandı ay ışığında gümüş eyerli tekneler uykuları çevik tutan deniz rüzgarları dağıldı şimdi her şeyi çıplak görmenin acı veren aydınlığı umudun yeni ve altın anlamı.
  16. Eski sular, silahsız akşamlar, erken vurulmalar sığırcıklar ötüyor bir yerlerde gün düşüyor çılgın bir portakal gibi bir yolculuk defterinin içine tundraların gizlediği izlerden Bak yine eşiğine geldim İnce L, Lalena izin ver inine sokulayım bu gece Bak safkan geldim gittiğim uzaklardan Yaşadıklarım işlememiş hiçbir yerime şuracıkta kıvrılayım, teninin tarçın gökleri altında temiz bir çarşaf ser; beyaz, yumuşak bir yastık rüya istemem sobanın üzerinde kaynayan çaydanlığın huzurundan başka köşedeki mindere otur eski günlerdeki gibi, usul sesle bir şeyler anlat bana, bana bir şeyler söyle herşey eskisi gibi olsun ben hiç gitmemiş olayım sen evlenmemiş ol, ölmemiş ol Lalena İnmem gerektiği söylenen düşlerden indiğim gecelerde kaç kez sardın yaralı bedenimi kaç kez yeniledin ertesi gün sokaklarına kendimi bulurdum başka terkilerde derdim yaşam elimden kaçmamış daha uyardım kurallarına, kısık ışıklarına senin koyduğun bütün sessizliğin bilirdim kelimelerle bile paylaşılamayacak kadar derinde 'Lalena'yı dinlerken sokulgan bir kedi gibi bırakırdın kendini beni bile unutarak benim göğsümde neyi sevsem kime dokunsam saçların akıyor yıllardır parmaklarımın arasından ben kendime ne yaptım, sana ne yaptım Lalena? hatırlıyor musun ne aptalca şeylere güler sonra mutluluktan ağlardık sevişirken aşkın ve birbirimizin derin kucağında San Fransisco'ya giderken olmasa da Doors dinlerken bir çiçek takardın saçlarına Nasıl dönerdik ortancalar vadisinden daha silah sesleri gelmezken hüzünlü tepelerinden daha başkalarına kıymanın bilgisi bulaşmamışken parmak izlerime nasıl kaygısızdık ve nasıl farkında bile değildik içinden geçtiğimiz zamanın masum şehvetini kendimizden ayırt edemezken hem zayıf, hem korkak, hem maço korurum kendimi sanır kaçtığı uzaklarda hiçbir şey vurma yüzüme, hiçbir şey söyleme eksileceğim kadar eksildim dönüşün yollarında buraya gelirken geriye pek bir şey kalmamış aşkın bütün imkanlarını sende tüketmişim ben yol bitiyor işte, bir kaç adım kaldı eşiğine varmya şimdi herkes Doors dinliyor yeniden seninse saçlarındaki çiçek duruyor mu hala Orada mısın? Bu şiiri okuyor musun? İnce L duruyor mu şarkının kaldığımız yerinde? Orada ol Evlenmemiş ol Ölmemiş ol Hiçbir şey olmamış olsun sana n'olur n'olur n'olur Lalena
  17. Yaratıcı ruhun tırnakları Kırmızı film Vamp bir vampir Kaynak yapılıyor Ruhların geçmişine Oksijen maske Korkunun alt yazısı Kullanılmış biletler Deri jartiyer Siyahı Sahaflara düşmüş Sivri topuklar çeviriler Derinleşmeden kullanın Bütün korkuları Fil dişi vampirin Ve gece yüzölçümü pelerini Olmayanı yazmanın romanı Kuralları bile değişmiş Nasıl öldürüleceklerinin Herkese bir tane kırmızı film Satrancın 64 karesi üzerine Çarpılan sayısız oyun gibi Aynı kan farklı kurular Doğadaki üç ana renk Yalnızca sekiz nota Ne kadar az ve ne kadar çok Atomdan bombaya giden Kan karanlığı yollar Olmayana inanmanın sineması Dişlerindeyiz vampirin
  18. ruhu yürekte gidenin ayak sesi ağır dönen kilit görünmez hayvanını yatıştıran mimozalı gölgeler sularda dünyanın batışı cama vuran,camına vuran kapısı çekilmiş evler loş pencere,kör kapı,puhu sokakta oynayan için bekliyor camdaki gölgen kalendeki mürekkep uzayınca sokak silinir onun için gölgen ya da sen silinirsin aynı puhu ama şimdi her şey daha uzak
  19. ısrarlı bakışların taşıdığı o acıtıcılık seğirir durur kasıklarımda ilk sevişme acemiliklerini arayan tat anılarına tutkundur aslında
  20. Bundan birkaç yıl önce yazmaya karar vermiştim bu öyküyü. Güzel ve uzun bir öykü olsun istemiştim. Her zamanki gibi onca iş, onca uğraş girdi araya; gündeliğin hayhuyunda başka öyküler, başka öykücükler; yalnızca yazılan, yazılmayı bekleyenler değil, yaşananlar da geçit vermedi... Sonunda, 'Bir gün yazarım, nasıl olsa bir gün yazarım, ' diye beklettiklerimden biri olup çıktı bu da... Kimi zaman, yazdığımda, kim bilir nasıl müthiş bir kitap olacağını düşleyip, heyecanlandıklarımdan biri olarak geliyordu aklıma; kimi zaman da yazamadıklarımın yüreğimi daraltan ağır çeki taşlarından biri olarak... Bu tür 'muhasebeler' içinde bulunduğum ruh haline göre değişiyordu; belki yazacağı onca şeyi üst üste yığıp yıllar boyu onlarla birlikte gezen bütün yazarlarda böyle oluyordur. Artık onları bilemem. Ama her zaman söylerim, yazıp da, düşlediklerinizin ne kadarını yazabildiğinizi görmektense, 'bir gün yazdığımda nasıl müthiş bir şey olacak kim bilir! ' diyerek kendinizi geleceğe ertelemeniz daha heyecan vericidir. Bilirsiniz, insanları heyecanları yaşatır. Buraya kadar söylediklerimden benim bir yazar olduğumu düşünmüş olmalısınız; hayır, değilim, ama öyle zannedilmek hoşuma gidiyor. Aslında yazıya gönül vermiş olduğumu, boş zamanlarımda, nasıl derler, 'kendi çapımda' öyküler, öykücükler, çeşitli denemeler yazdığımı, ne yazık ki, ancak birkaç yakınım biliyor. Onların da pek ciddiye aldığını sanmıyorum. Başarılı bir grafikerim, işime çok asılmamakla birlikte fena para kazanmıyorum; bunların bana yettiğini düşünüyor olmalılar. Yazdıklarımdan, yazmaya çalıştıklarımdan kimselere pek söz etmem; hem kendimi sahiden bir yazar olarak görmeyişimden kaynaklanıyor bu -insan kendini bir yazar gibi hissetmezse, başkaları için nasıl ikna edici olabilir? -; hem de heyecanlarıma kapılıp birkaç kez anlatacak gibi olduğumda, karşılaştığım genel bir kayıtsızlık, umursamaz tavırlar ya da anlattıklarımın başkaları tarafından inançsız gözlerle dinlenmesi, beni bu konuda iyice ürkek yaptı. Ben de bu arzumu kendime saklamaya karar verdim. Eğer günün birinde iyi bir kitap yazabilirsem, hepsinden öcümü almış olacağım.
  21. Çek silahını dedim baba vur gözlerimi aglayan yerlerinden. Yüzüm ıslak bir kaldırım gibi baba bas üzerimden geç, kaderim duello sesizliği çek silahını dedim baba affet.
  22. Sudra gömlekleri içindeyim Zaman tanrı hem erkek hem kadın Amcamoğlu beni bul Mahpus değilim Bir mahpusun saydığı günlerdeyim Dağlanmış dövmelerim okunmaz etmiş izlerimi Yittim ben, bilmiyorum nerdeyim İkindiyle aksam arasında Ne kadar taşıyabilir tebdilim beni Ben ki reddettim Mahpus, casus ve katilken Yıkanmamışların takdirini İçimi olduruyorum. kazıyorum içimi Çoğalmasın diye ötekilerim Çoğalmasın diye parçalandığı yerde Kaldı bedenim Gövdemi çoktan aştı gitti gövdemin tarihi Geçilmez yerinde karanlığın Başkasını denedim Bazen isliğim çalınıyor kulaklarıma, bazen gelirken Düşündüğüm kelimeler Maden ocakları hatırlıyorum, demirci körükleri, kaçarken Değiştirdiğim şayisiz kan, bir her konaklama yerinde Ödediğim defterler İçime attığım taşlar tıkadı sarnıcımı Tuzun ve kirecin şerbeti dindi Kuzey defterleri güney rüzgarları arasında Mühürlü mektuplar taşıdım Bozgun zamanlarının çarşılarında dağıldı Başka bir kader için sakladığım kıymetler Ey benim ateşler kitabındaki babam Nemde sazımın mızrabı Nemde kahribarim Amcamoğlu beni bul Gidemem, bu yıl güney Zaman tanrı Zurvanic Beni de ezberine aldı Resimde ellerin örtülü olması Kaderin Esrarengiz karakterini simgeler Denedim kabartmaların hacminden öteye acılan butun imkanlarını Ne yapsam gölgede kalıyordu Hem Hürmüz hem Ahriman Kendime dönecek butun zamanı kılcala daraltmıştı Taşıl katmanlar Simdiyse boşluğundayım Bir büyük kabartmanın Örtülü ellerin arkasında Gömleğimi ilikleyen kopça Gövdemi yazılan esrar Karışır yazının gövdesine Başkaları okudukça Amcamoglu buradayım Otların gürültüsüne, tasların tarihine bak Mezopotamyadayım.
  23. Yolcu bir mağaraya uğrar Ve olaylar başlar Kuzey ışığı, doğu rüzgarı Güney denizleri Günbatımı Yasemin, zakkum, kara manolya Başımızı koyduğumuz yılan yastığı Efsane, zehirden sonra başlıyor Ey içinden geçtiğim ateş Yıkandığım su İncinmiş sisler içinde kalbimin doğusu Bakımsız yüzyıllardan sonra On binlerin dönüşünü akan Geri çağrılmış ırmaklar Her gün gizleriyle bakıştığımız eski uygarlıklar Kadar yabancı Gündeliğin karanlık uğultusu Efsanesi içimizi yakan Yılan yastığı Güneşin akşam dualarını söylediği mezralarda Her şey dünyanın yaradılışına benziyor Doğu rüzgarları ağzında zehirli yaprakları Esiyor esiyor Mağarada ejderha uyanıyor Yedi uyku uyumuş yolcu Yılan yastığı terliyor
  24. Hanlarda uğuldayan çılgın hayaletler çölün zamansız epopesinden gündeliğin sefertasına daralan günler çimentonun aktığı oluklarda harflerdeki kehribar tekrarlanarak kaybettirilen yollardan gecece vardığımız dünyaya kapatılmış kapılar çimento akıyor harfler soluyor başkalaşmış bir benliği kendimizle değiştiriyoruz her seferinde çıkmıyor gönlümüzden hiç kimse her yer çöl her yer duvar
  25. el yapımı kağıt üzerine el yapımı şiir ellerden sakladığın gün gelir elden ele gezinir herkesin içindeki ham içindeki çiğ düşman duygular insan içi eskitir gel geç buralardan gerisi zamanın işidir kiminin yüreğindeki zaman okutur geçmiş fermanları zamanda saklanan ham bilgiyi aktarır kendi zamanını aşanların kalbiyle el yapımı şiirin hâlâ mümkün olduğu kalplere.