Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

likevoyager tarafından gönderilen her şey

  1. Aşığınım dedim sana vurgunum Seni sevmesine çok seviyorum Bırak git dediler ondan hayır yok Dizim tutmaz oldu kırgınım bugün Bu zulme bir anlam veremiyorum Yurdumdan yuvamdan oldum sürgünüm Adını ağzıma almayacağım Kendime sözüm var dargınım bugün Alay edip gururumla oynadın Ar edindim o sebepten durgunum Rezil oldum utandım el alemden Sana aşık sana vurgunum bugün Kovuldum kapından şimdi sürgünüm Verilmiş sözüm var bu son yeminim Bilirsin naz aşık usandırırmış Soru sormadan git gerginim bugün Sana tek acı söz söylemiyorum Nasıl unutursun bilemiyorum Gitmek istiyorum gidemiyorum Sensiz ıraklarda sürgünüm bugün
  2. Bugün de dertli gördüm seni uzaktan Yine boynu bükük ağlıyormuydun Ayırdılar öleceğim ben kahrımdan Seni unuturum sanıyormuydun Bak dillerde destan oldu aşkımız Ne Keremiz ne Aslıyız ne Mecnun İkimizde bir Allahın kuluyuz Hani nerde adalet nerede kanun Eli kolu bağlı duracakmısın Beni benden çalıp giderken yıllar Çaresizim deyip kalacakmısın Zamansız düşürdün saçıma aklar
  3. Garip garip işler açtın başıma Neden su koyuverdin pişmiş aşıma Vicdanına sor düşüne düşüne Yarı yoldan yaya döndüğüm yeter Karanlık dünyama ışık ol yeter Her bacadan ayrı bir duman tüter Bizi bir araya getiren kader Ne azık isterim ne köşk ne saray Aşk pınarı oldu yorgun gözlerim Sana artık getirmiyor dizlerim Gerçek olsun istiyorum düşlerim Yorgunu yokuşa sürdüğün yeter Gururumu aldım ayak altına Seni çıkarırsa tanrı bahtıma Dermansın çaresiz gönül yarama Bekletme ne olur geri dön yeter
  4. Yeşil elbiseler giyme sırtına Nazarım değerse acırım sana Solmaya yüz tutma ilkbaharında Çok görme bu aşkı bana ne olur Daha koklanmamış gül goncasısın Canımın ömrümün tek yoncasısın Tapıyorum sana nur parçasısın Çok görme bu aşkı bana ne olur İzin ver saçlarını ellerimle öreyim Seni daha yakından doyasıya göreyim Gönlümce açılayım ölesiye seveyim Çok görme bu aşkı bana ne olur Zerre kadar merhamet varsa eğer içinde Ben cezama razıyım sevmek suç işlemekse Boynum kıldan incedir karar senden gelirse Çok görme bu aşkı bana ne olur
  5. Fırtınalı bir gecenin yarısı Sabah olmayacak sanıvermiştim Rüzgarın sesinden uğultusundan Kaskatı kesilmiş donuvermiştim Sen geldin aklıma uykuya daldım Sabah kalktığımda soluvermiştim Yine senden ayrı ırak kentlerde Kendimi boşluğa salıvermiştim Belki alışırım diye zamanla Ayrılığa bir an kanıvermiştim Bitsin bu işkence çekilmez hayat Bir ara sırtını dönüvermiştin Yaşama ve sana lanet okudum Mazimden bir kalemde silivermiştim Oysa sensiz çekilmezmiş bu hayat Şafak söktüğünde bilivermiştim
  6. Uzaklarda gibisin Sesin duyulmaz oldu Aylar geçti aradan Ne telefon ne kapı Hiçbiri çalmaz oldu Unutuldum mu bilmem Maziye mi gömüldüm Yaşamın anlamı yok Kalmadı tadı tuzu Sensiz bomboş sokaklar Her adım atışımda Gülüyor kaldırımlar Sanki alay ediyor Batan güneş doğan ay Sensiz çok çaresizim Aylar yıllara döndü Geçmez oldu saatler Zaman çok acımasız Ne yakarışımı gördün Ne akan gözyaşımı Seni sevmekten asla Ben bıkıp usanmadım Umutsuzca da olsa Dönmeni istiyorum Ta ki yolun sonunda Ölüm gelene kadar
  7. Oturmuş yalnızlığıma ağlıyorum Yıllar alıp götürdü beni benden Tüm dost bildiklerim de unutmuş Ne kapımı var çalan ne arayan soran Nefretle anıyorum geçen yılları Oysa ben olmamalıydım unutulan Elimde kalan en son resmi de attım Ne dalım kaldı tutunacak Ne de sığınacak bir yuvam Darmadağın etti bunca geçen zaman Oturup ağlardım halime eskiden Meğer cesaretli yürekliymişim Enginler kadar derin yüceydi sevdam Şimdi unutulmuşluğuma ağlıyorum Ne yüzüme bakan var ne ellerimden tutan Kahrolası kaderin oyuncağı oldum Kimden hesap soracağım Vefasızlık bırakmıyor yakamı Kanayan yaramı da yok saran Bakakaldım penceremde yapayalnız Onlar mı utanacak kaderimden ben mi Ağlıyorum duyurmadan ıssız köşelerde Hayattan hep böyle utanç mı duyacağız Yalnızlığıma ağlıyorum yalnızım yapayalnız
  8. Seni canım gibi sevdim Bana canın çıksın dedin Ben bir anlam veremedim Su dök artık küllerine Bu kadar katı değildin Sana diz çöküp eğildim İnan gerçek seven bendim Baktın niye el sözüne Bülbüller gibi şakıdım Sana şarkılar okudum Usulca yavaş sokuldum Girmem artık düşlerine Bitsin aşkımız demedim Bittim tükendim eridim Bir başkasını sevmedim Koyma beni el yerine Ayrılığı dilemedim Hüzün dolu şu yüreğim Bil kalbimden silemedim Sebep nedir terk etmene
  9. Zehir zemberek sözlerin Dayanmaya gücüm yetmez Oysa ki seni severim Kalpler incitmeye gelmez Durulunca akan sular Kimler okşayıp kim sever Alevlenir tüm arzular Buna aklım sırrım ermez Sırtında bir basma etek Arı gibi petek petek Nakış olmuş işleniyor Aşklar filizlendi demek Kuş kanadında anılar Uçup gider öbek öbek Bugün yine mevsim bahar Açtı çiçekler bin bir renk Okşamak için tenini İşte uzattım elimi Açta bir bak gözlerini Seveceğim sonsuza dek
  10. Başımı döndürüyor o mahzun güzelliğin Ne karanfil ne de gül ne bir lale gibisin Baharı müjdeleyen sarı nergis mor sümbül Onlara da değişmem sen bir başka çiçeksin Koklamaya kıyamam o pembe yanağından Dudakların bal olmuş öpmek cesaret ister Tuttum ayrılamadım o güzel ellerinden Ayrılmasın yollarımız birazcık cesaret ver Bakışların davetkar ömre bedel gülüşün Sen kalbimin sahibi senelerdir nerdeydin Bir eksiklik içimde demek ki o da sendin Dile benden ne dilersen ömür boyu severim El gibi uzak durma bana sımsıkı sarıl Dünyayı bağışlarsın ne gücen ne de darıl Sevdim bir kere işte gönlüme söz geçmiyor Feryadıma cevap ver sözüm gelmesin ağır Beni incitme yeter başıma taç edeyim Geleceğin yollara karanfiller serpeyim Gönlümce sarılayım okşayayım tenini Ancak mutlu edersin titreyen bedenimi
  11. Ah hayat! Sen hep böyle güzel, hep böyle acımasız mısın? Ah hayat! Sen hep böyle beni ağlatacak mısın? Hep böyle beni yıpratacak mısın? Ah hayat! Sen hep böyle, hep böyle misin? Ah hayat! Ben hep böyle sevgiye aşığım... Hep böyle umut peşindeyim. Ah hayat! Sen hep böyle tılsımlı bir güzelliğe sahip misin? hep böyle acı verir misin? Ah hayat! Sen hep böyle kalacakmısın? Ben hep böyle olacak mıyım? Ah hayat! Bütün acımasızlığına rağmen Sen böylede güzelsin!
  12. Sen hep yanımda olsan, Yirmidört saati ve sonrasını paylaşsak seninle Saatler seni benden alıp, hayaline mahkum etmese. Adını andıkça papatyalar bitse dörtbir yanda... Ben hiç ağlamasam, sen hep yanımda olsan. Ben hep kalbinde olsam, hep gözlerinde olsam Gün hiç bitemese seninle. Ay ışımaya başladığında Ellerin ellerimde, Yıldızlar ayaklarımızın altında kum taneleri olsa... Bir masal yaşasak seninle, sonra bu masal gerçek olsa. Ah bir olsa... Bir olsa... olsa...
  13. Aldırma gözyaşım akıyorsa Silme, bırak süzülsünler yanaklarımdan. Kelimelerin suskunluğunda, Sevgimin ifadesidir herbiri...
  14. Ayrılıkların da sonu var her şeyin olduğu gibi. Biliyorum! Çölde bir damla su belki özlemi gidermez Ama umudu filizlendirmeye yeter. Gözlerimde asılı kaldı son damlalar gülüşünle Düşmemek içindireniyor dallarda son yapraklar, Sevginin inancıyla, Ayak seslerini duyuyorum; Her geçen gün seni biraz daha yaklaştırıyor bana. Vusalata inat akreple yelkovan da bir rehavet. Umursamıyorum... Ben seni özlemenin tadını çıkarıyorum, bilmiyorlar...
  15. Öldürdüğüm zamanlar içinde Yaşatabildiğim kadar varsın sen Sanma ki sustuğum kadar çoksun İçimde sakladığım çığlık kadarsın sen.. Bilsen? Beklemenin sancısı düştü göz ucumdan Bir uçurumdan bıraktım günaha kendimi Kimsesiz vakitlerde ölümcül kavgaların Kan revan direncine yasladım sensizliğimi.. Ay?ı tam yüreğinden vurdular Sürgüne yolladılar göğün mavisini Toprağın rahminde öfkeyi döllediler Susturdular doğmamış çocuk seslerini? Yazgısı kör kuytularda kurşuna dizilen Yosma bir kadın telaşında kıvrandı şehir Uzak iklimlerin yorgunuydu sevişmeler Efkarın dumanından düş/tü, sızlandı şiir? Karaya vuran dalgaların hüznünde insan Çakıl taşlarında sakladığı amansız sabır Gel-Git sorgularında sus, yüzünde isyan Kumlarda sessiz bir hoşçakalın izleri kalır... Gitmek, seni özlemekten ibaret zaman Teninde yorulduğum akşam zulası Küfürbaz öfkemde sessizce kanayan Yüreğime sapladığın kurşun yarası?. Çarmıha gerilen çocuk düşleri Sen kokan ellerimde saklı cinayet Gölgemi ısırırken köpek leşleri İçimde son nefesini veren masumiyet.. Söyletme beni Sana öykündüğüm her akşamda Sabaha çıkmaz sancılar taşırım ben Kaç kez vururum kendimi bakışlarında Kaç kez yeniden doğarım bu aşkın küllerinden? Bil/sen?? Uğur Deniz Ülkegül
  16. Mesafe dediğin ne ki... Yol mu...Dağ mı... Göl mü dalgaları kendi sessizliğinin yakamozlarına sevdalı... Bir bakış mı ürkek, çekingen, sorgulu... Bir 'söz' mü cevapsız soruların metaforlarına savuran... Ne ki mesafe dediğin... Zaman mı...Ya da insan mı? Mesafe mertliğin yalancı yüzü belki...Aynanın sırrına saklı.. Ya da namert bir sevginin Onurlu sanılan korkak görüntüsü.. Yakınsak ve bir o kadar dokunmasız özlemlerin sancısı... Bilmek mi mesafe...Anlamak mı? .. Anlamazdan gelmenin yakınlığına sığınmak mı.. Önceyi bilmek..Ama şimdiyi... Şu anı... Kahrolası bir beklentinin can sıkan uğultusunda Kabullenmemek?Sorgulamak mı?. Nedir mesafe? Sendeyim demek...O?nda kalmak mı bir yanı... Ellerinden tutmak, lakin çağıramamak mı ayakları... Mesafe...An mı...Ya da insan mı? Bir gülüşe sevdalanmanın bedeli midir göz yaşı? Yok..Öyle değil?Kolay ağlamam ben?Ayrılık ne ki? Kendini kuşatan bir yürekten nereye kaçabilir insan? Hangi ağaç gölgesine sığınabilir, Hangi bulutun arkasına saklanabilir?. Gitmek mi mesafe? Yada elinde tuttuğun bir mum alevinin ışığında, Buzullar ülkesinde sıkışıp kalmak mı? Nereye koymalı?Nerde durmalı? Ah şu ?dokunmak yanım?? El verir sürgün zamanların susmuş gülüne? Dalında mı saklıdır acı, Beyazı, geceyi kirleten yaprağında mı? Ya kokusu? Hiç duymadım ki? Değmedim?Dokunmadım ki? Mesafeler?Kahrolası mesafeler? Nedir ayrılık dediğin? Söylemek mi?Susmak mı? ... Çok mu ?yenik? duruyorum aynanın önünde? Sakalımda biriken aklar da neyin nesi? Yorgun muyum? Bezgin miyim öncesi? Daha öncesine? Ölesim gelmiş gecede? Bu yüzden mi yanan sigaranın gerekçesi? Can yakan sözün, kelamın, şiirin yürekçesi? Yaşamın boğazına sarılmış ellerim, Sana adanmışken bu kavganın erkekçesi, Ölmek ne ki? Nedir mesafe dediğin? Sensizlik mi? Sessizlik mi içimde ki çığlıklara inat? Kim daha suçlu? Kim daha masum? Duyan mı? Haykıran mı? Nedir mesafe? Zaman mı gecikmiş tebessümlerde kalan, İnsan mı? Henüz adı bile konmamış vuslatların gölgesinde, Hasret kalmanın tadına değerken dudaklarım, Kalkar ayrılık treni yaşam istasyonundan, Kaldırıp başımı da? Bir kez olsun bakmayı kendime yasaklarım? Ben miyim yolcusu? Sen misin yüreğimi ateşe verenlerin en sonuncusu? Mesafeler?Kahrolası mesafeler? Yazılmamış mektuplardan sızar yüreğimde kan, Söylenmemiş sözlerin sırrındadır yaşanılmayan? Nedir ayrılık? Ölmek mi? Yaşamak mı? Düşmek mi yüz üstü sevdalandığın bakışlardan, Kimliksiz bir yokluğa karışmak mı? Sen, Ben ol? Bir anlık? Biraz s/us.. Başucunda, Biraz karanlık? Dokunmak yanım, Anlamak yanım, Sevmek yanım? Ayrılık ne ki? Ulan korkarsam namerdim bee! Sevmişim seni? Sonuna kadar..Dibine kadar! Senden de geçmiş bu aşkta, Yürek yanım???.. Uğur Deniz Ülkegül
  17. I- Sensizlikti adı...Seni Sevmenin... Kadavra olmuşum yine Sözünde şairin Belli ki yorulmuş düşünürken Zordur altından kalkmak Duygusal bir otopsinin... Ne kadar geç kalmış sabah Erkenci gitmelerin ardından Çayımın acımtırak tadı Sigaramın puslu dumanı... Yokluğun... İçimde aynı burukluğun Sokakta gülüşüp duran çocuklar Yine bulut olmuş elleri... Gökyüzünde Sanki yedi renginden gökkuşağının.. Uçurtmalar... Cebimde aşkın anatomisi Dilsiz, sağır Elleri soğuk, gözleri kör Bir yandan ayrılık kor Sustukça ağır ağır... Mektupsuz akşamlardan doğarım Yazgım acı, büyürüm sancılı Nazenin bir gül boşlukta duran Ertelenmiş saatlere dokunmalarım Yanlış yer, yanlış zaman..Sustum.. Bu kaçıncı? Sensizlikti adı..Seni Sevmenin.. Kahvede adım geçer Tavla masasında, laf arasında 'İşte şu ev mavi boyalı İçinde oturan yalnız bir adam...' Bir de susmayan telsizler 'Otuz yaşlarında adresi meçhul Sakıncalı dolaşır yol ortasında...' II- Sevmek koydum adını...Sensizliğin.. Baş ucumda gözlerin Gözlerim yok... Sözlerin bıçak yarası, yaram derin Sözlerim yok... Sıcaktı ellerin kar yangını düşlerde Gelmedin (-gitmedim) görüşlerde İzlerim yok... Seviyorum bahar kokusunu Çocuk seslerini Bir de yağmur sonrası Girdiğim ağaç kuytusunu... Alın terini toprağa düşen İnsanı..Hani erdemli düşünen.. Seviyorum inadına yürümeyi Yürürken sakıncalı görünmeyi... Seviyorum hayatı Adam gibi sonunda ölebilmeyi.. Ve yoksun... Sevmek koydum adını...Sensizliğin... Otopsim hep yarım kaldı...Biliyorsun... Uğur Deniz Ülkegül
  18. Uzanıp düşünüyorum gözlerini.. Sözlerin geliyor aklıma utanıp üşüyorum nedense.. Ne kadar da az şey sunabildim sana hayatımdan... Oysa çok daha fazla anlam katıyordun yaşantıma Benim anladığımdan... Bir kibrit alevi yakımlığı kadar Kısa bir anda yitirdim seni.. Belki biraz gurur,belki umursamazlığımdan.. Zamanın geçmezliği çöküp kalmış üzerime... Gecikmiş zamanların telafisi olmuyor bazen.. Dönüşüyor birer birer manalar.. Ve gidip geliyor yorgun yüreğim bu anlamlar karmaşasında.. Umuttan çaresizliğe, Yalnızlıktan sensizliğe... Bir sigara yakmak yetmiyor artık ciğerlerimi mahfetmeye.. Yetmiyor artık bütün 'var'lardan vazgeçmek ölebilmeye... Yaşamaya mahkum olmuşum bir ömür boyu.. Mahkum olmuşum her daim seni yitirmeye... Kan damlıyor kalemimin ucundan.. Kızıla boyanıyor gece.. Bir bıçak darbesi, Bir kurşun yarasına dönüşüyor her hece... Öyle bakma bana.. Öyle..Masum,sıkılgan.. Gitmek zorundaydım biliyorsun, Çıkmak zorundaydım hayatından... Bu kavga da yerin yoktu, Senin güzelliğin Bu çirkinlikler dünyasına çoktu... Belaydı ardımda ki, Ve ben olabilirdim bir gün Yerde cansız yatan kaldırımda ki.. Beni alıp sakladığın geceyi hatırla.. Yaramı sarmıştın, Üzerimi örtüp başucumda beklerken, Sabaha dek ağlamıştın.. Korkmuştun gözlerimde ki öfkeden, 'Kapat gözlerini canım,merak etme sağ çıkacaksın'demiştin Bu yenilgiden... Çıkmıştım... Bir tas çorba koymuştun önüme, Sokaklar da ölüm kol geziyordu, Ve sen meydan okumuştun o ölüme... 'Gözlerime bak'demiştin gözyaşlarını saklayarak, Bir tebessüm sunmuştun yüreğinden kopararak... Bakmıştım... Berbat zamanlardı o zamanlar.. Bir gömlek parasına adam satıldığı günlerdi.. Kan kokuyordu kaldırımlarda gece.. Ve örtülmüş pencere pervazlarından ihanet damlıyordu... Biz korkmuyorduk... Fısıltılı sözler arasında geçiyordu ismimiz, Vardı belki ama Geçersizdi cebimizde taşıdığımız kimliklerimiz... Ağaç kovuklarında,köşe başlarında, Kaldırım taşlarında aranıyorduk köşe bucak... Ve biz korkmuyorduk... Sonra her şey değişti.. Zamanla unutuldu bütün kavgalar, Giden gitti,kalanlar sakinleşti.. Ayazda kalan çocuklar kadar sahipsiz kaldık... Bir çoğumuz kendi dostlarımızca yaralandık.. Anladıklarımız anlayamadıklarımızdan fazla olmadı hiç bir zaman.. Neyin kavgasını vermiştik, Neyin çabasıydı onca yaşanan... Şimdi bildiklerimiz bilmediklerimizden fazla değil inan... Nerdesin şimdi? Hangi yönsüz mekanın ortasındasın.. Denizin kıyısına vuran yakamoz musun? Göğün maviliğinde dolaşan yalnız bir bulutmusun.. Çimen misin yağmur kokan taze toprağın üzerinde... Yitirdiğim düşmüsün gecenin sessizliğinde... Bir haber yolla,bir ses ver bana.. Bütün gitmelerim sana geliyor yollarda.. Bütün gelmelerim sana ulaşıyor sonunda.. Çağır beni... Sevdiceğim.. Olur ya bir gün takılır gözün diye.. Okur da yazdıklarımı,yüreğin tanır diye... Bir gece vaktidir, Gün yüzünde olsa tenim utanır diye.. Saklanarak yazdım bu cümleleri... Bütün gitmelerim sanaydı o gün.. 'Belki'ler taşıyarak dolaştım avuçlarımda yıllardır.. Belki geçerdi o günler.. Peşime düşmekten belki vazgeçerdi ölümler.. Belki sağ kalırdım.. Belki bulamazdı hiç bir bela tenimi,saklanırdım.. Belki dönerdim sana.. Belki yeniden dokunurdum o gül kokan saçlarına... Belki canına okurduk bu sahte hayatın.. Anlam katardık henüz doğmamış çocuklarına... Döndüm işte burdayım... Ya kanat açacağım senin uzak menzilllerine... Ya hep dardayım.. Bilesin.. Uğur Deniz Ülkegül
  19. inadına sen kokan iklimine soluğumu kattığım rüzgar dağ -eteklerini çekiştirip duran çocuk- gibi anne bakışlı bir hüzün çarpar duvarlarına şehrin.. özlemektin seviştim koynunda kara/basan ayak izlerinde yalnız düşlerimin yoruldum sınır çizgilerinde yüreğim mermi bakışlı bir kaçak mayın tarlasında gölgem ülkemden kovuldum.. örselendikçe kavga kızgın demir alazı umut su verdim dudaklarına yaşamanın daha çok güçlensin diye kolların çocuk yenildikçe öfke bir bulut seç gökyüzünden sözünden dönme sakın ağlamanın resmini çiz duvarlarına her gözyaşına bir gülüş ekle ama bekle önce yenilsin korkuların? silmelisin beni satırlarından daha çok yazabilmek için sevmeyi kadınlığına saplanıp kalan isyan bastırırken kasıklarına dolan öfkeyi bilmelisin beni bitmemiş bir şiir tadında özlemeyi? sor o zaman kaç yürek anlar sızıdan zamana kaç yiğit meydan okur soğur ciğerimde kalan mermi zulası gülerim katlime ferman düşen saltanata heyyy ki heyyy! ! Benimki aşk sılası yoktur ölümden ötesi ne celladın kolu, ne dar ağacının gölgesi bize ancak, vuslat dokunur??. Uğur Deniz Ülkegül
  20. Sensin; ıslak gecelerde ufkumda tüllenen, Sensin; atının üstündeki meçhul sır Sensiz zaman hem saniye, hem asır Anla artık vefasız sensin beklenen. 03.10.2001 Harun Marmara
  21. Gökyüzünde yapıştırma bir yıldız Şimşekler ormanında Bir tek yıldırım Selofan yağmurlardan sonra Yine patinaj Çekimine girdiğimiz Manyetik alan Dağılıyor elyaf ve aşk Sezon değişiyor Parabolik aynalarda Başka bir set kuruluyor Yepyeni bir dizayn Işıl ışıl göz alıyor megastar mikalar Klip hızında karton film derinliğinde Bir marka gibi yaşanıyor aşklar Merkezi sistem yönetiyor ayrılıkları, açıklamaları Acı yok. Can yakmıyor tuzla buz olsa da Dağılmış mika parçaları Kesin çözüm Acele servis Buyrun, siz ne arzu etmiştiniz?
  22. aşk dediklerinde çocuktum. gözlerimin kesilen ellerden yapıldığını öğrendiğimde bir katliam gibi sevişmeyi düşünmezdim, çoktum onlar ceset kuşlarıydı deniz en büyük ölü afrika uyanmıştı ya ben boğulmuştum
  23. akşam doğdu kollarımda sarnıçlar sularını saldı kasıklarından ince sızların ve yol diye dolandığı dar yokuşlar utandılar yoksul avuçlarından türküye uyandı yeller bir koşu taşınmaz yükler onmaz dertler açıverdi sabahın kapısıyla gecekonduyu uyandı mahalle uyandı mı insanlar bir tek kolların mıdır akşam sancısı ve bir de bizim Raif amcanın kırkbeşlik rakısı
  24. nasır bağlamış elleri yüreğinin kapısını yıllarca kapalı tuta tuta yağmur öncesi bir buluta gizlenmiş unutmuş olsa gerek zorludur, öç alır pişmanlığın elleri getirir kor insanı bilmediği bir hududa
  25. Kanını değiştirir suyla Birkaç dönemeç önceki ölü Tuzunu yıkar deniz Suyunu değiştirirken ırmağı Denize tılsım dağlıyor Kurşun yayılıyor tenine Ağır Ağır Kurşun Birkaç ölü her dönemeçte Bir ırmak kaç büklüm dönerse Doğuya edilen yemin Kan, tuz, ölü hakkı Kollarına çoğalan ırmaklar Geleceğini tasarlayan coğrafya Tarih ve yemin kuşatırken toprağı