Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

likevoyager

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

Blog Gönderileri tarafından gönderilen likevoyager

  1. FOTOMONTAJ

    Fotoğrafın geleneksel kaydetme özelliğinden uzaklaşmak istiyorsanız, fotomontaj tekniği denemeye değer olacaktır. Bu ilginç teknikte çeşitli fotoğraflardan alınan görüntülerin bir araya getirilmesiyle, yeni bir görüntü elde edilir. Bu görüntü oldukça gerçekçi olabileceği gibi, tamamen düşsel de olabilir.
    Her türlü montaj biçiminden en iyi sonuç almanın yolu önceden bir plan yapmaktır.
    Burada Normandiya kıyısındaki Mont St. Michel örneğinde olduğu gibi, tek bir yapının yanında ya da mekanın gerçekçi bir montajını yapmaya niyetliyseniz, en iyisi makinenizi bir sehpanın üzerine koymaktır. Böylece, son karmaşık görüntüdeki her unsurun perspektifi birbiriyle uyumlu olacaktır.
    Montaj
    Fotoğrafların beyaz kenarları varsa onlar kesin.
    Fotoğrafları, görüntülerin birbirlerine uyumlu olarak bağlanacağı şekilde, üst üste yerleştirin.
    Üst üste gelen fotoğraflarda, altta kalanın fazla kısımlarını bir yapıştırma payı kalacak şekilde bıçakla kesin
    Her resmin arakasına çift taraflı yapışkan bir bant yapıştırarak montajı birleştirin.
    Kuru kalem, mürekkepli kalem ya da boyayla birleşme noktalarını düzeltin, gölgeler ekleyin vb.
    Rötüşlarınızı kuruyunca, montajı çift taraflı yapışkan bantla sağlam bir kartona yapıştırın. Kartonun fazlasını kesin.
    Montajı kopya etmek
    Herhangi bir baskıyı, belgeyi, sanat eserini kopya ederken, orijinalin makinenin arkasına (filmin konduğu yere) parelel olmasına dikkat edin. Bu durumda, orijinalin yüzeyindeki her nokta filmden aynı uzaklıktadır ve net olarak çekilebilir.
    Montajı kopya etmek için düz bir yere yayın ve makinenizi, objektfi aşağıya dönük olarak merkezin tam üstünde tutun. Bu amaçla yapılmış özel kopya ayakları vardır. Bunlar, içlerine lamba yerleştirilebilen ve aşağı yukarı hereket ettirilebilen ayaklardır.
    Öte yandan, birçok fotoğraf agrandizörünü de kopya ayağı gibi kullanabiliriz. Bu amaçla agrandizörün kafasını çıkartıp, yerine makinenizi takmanız yeterli olacaktır.
    Görsel mozaik:
    Mont St. Michel'in bu montajından da görüldüğü gibi, konuya bu kadar yakın durarak tek bir kareye ön planı, adayı ve binaları sığdırmak imkansızdır. Bunu yapmak için konudan uzaklaştığınızda ise görüntünün boyutları ve izleyicide uyandırdığı etki çok azalacaktır. Bu yüzden biz konuya yakın durmayı tercih ederek, aynı noktadan sekiz farklı fotoğraf çektik. Ve sonuçta bunları birleştirerek görsel bir mozaik oluşturduk. Fotoğrafların birbirine uyumlu perspektifi görüntüye bir bütünlük kazandırırken, renklerdeki ufak farklılıklar dokusal bir etki yaratmaktadır. Aşağıdaki kroki, montaj sürecinin ilk aşamasını göstermektedir. Kompozisyonun genel düzenlenmesi yapılmış ve sekiz fotoğraf yerleştirilerek birbirlerine bantlanmıştır.
    Temel teknik:
    Vizörünüzün dört köşesine ve kenarlarına dikkatle bakın. her karede sahnenin ne kadarını aldığınıza özellikle dikkat edin. İlk fotoğraftan sonra makineye sehpası üstünde yana ya da yukarı aşağı öyle bir pan yaptırın ki, bir sonra çekeceğiniz görüntü, bir evvelki görüntünün bir kısmını da içersin. Bu ne kadar fazla olursa, sonuçta elde edeceğiniz montajın da bütünlük açısından o kadar başarılı olacağını unutmayın.
    Fantastik montaj:
    Gerçek hayatta hiçbir zaman karşılaşamayacağınız fantastik bir görüntü yaratmak istiyorsanız, yaklaşımınız çok daha rahat olabilir. Fotoğraf arşivinizde çekip de kullanmadığınız fotoğraflara bakın - büyük bir olasılıkla çalışabileceğiniz bol malzeme bulacaksınız. Bir ev fotoğraflarında kapının bulunduğu yeri kesip oraya birisinin yüzünü ya da aykırı bir sahne koyabilirsiniz.
    Bu tür hileler, bir araya getirdiğiniz görüntülerin ton, aydınlanma ve perspektif açısından uyumlu olması sağlanırsa, daha da etkili olacaklardır.
    Uygulama sonrası:
    Birleştirme işleminden sonra, montaj olduğu gibi çerçevelenip sergilenebilir. Ayrıca, bitmiş montajın, fotoğrafını da çekebilirsiniz. Bu durumda, çektiğiniz filmden yapacağınız baskı, orijinal montajın boyutlarından ufak olmalıdır; böylece, hatalar ve kaba birleşmeler görünmez.
    Araç-gereç:
    Bu teknik için herhangi bir makine uygundur. Buna karşın bir üç-ayak sehpa şarttır. 35mm format için 35-55mm arası bir objektif kullanın. Daha uzun objektiflerin görüş açıları dar olduğundan büyük konuların bütününü alabilmek için daha çok fotoğraf çekmek zorunda kalabilirsiniz. Daha kısa objektifler ve özellikle ucuz geniş açılı objektifler görüntüyü kenarlara doğru çarpıtabilir
    Sabit geniş açılı kompakt bir makineniz varsa, çektiğiniz karelerdeki görüntüleri daha çok üst üste bindirin ve montajda her fotoğrafın sadece ortasındaki alanı kullanın

  2. FOTOĞRAFÇILIĞA GİRİŞ

    Camera Obscura ile başlayan fotoğrafçılık serüveni, özellikle son dönemlerde teknolojiyi de arkasına alarak hızla hayatımıza girdi. Günümüzde fotoğraf makinası her insan için vaz geçilmez ürünlerden biri olmuştur. Fotoğraf makinesi hayatımıza girdi girmesine de doğru kullanıyor muyuz? duruma göre doğru fotoğraflar çekebiliyormuyuz?
    Korkmayın! İnsanların çoğu, güzel fotoğrafları yalnızca fotoğrafçıların çekebileceğini sanarak daha baştan kendilerini saf dışı bırakırlar. Oysa bir eğlencede güzel dans etmek için eğitimli bir dansçı olmak gerekmediği gibi, etkileyici fotoğraflar çekmek için de fotoğrafçı olmak gerekmez. Kendinizi başarılı fotoğraflar çekebileceğinize inandırın. Bu kitapçığında yardımıyla haksız çıkmayacağınızı göreceksiniz.
    Fotoğraf makinenizi iyi tanıyın, iyi kullanın. Makineniz ile birlikte gelen kullanım kılavuzunu başından sonuna kadar dikkatle okuyun; makinenizin tüm özelliklerini öğrenin ve ilk makaralarınızda tüm özelliklerini deneyin, sonuçlarını görün. Küçük bir ayrıntının büyük bir fark yaratabileceğini unutmayın. İyi bir fotoğraf çekmenin ön şartı, netlik ve ışık ayarını iyi yapmak, çekim sırasında makineyi sarsmamaktır. Ayarların nasıl yapılacağını iyi öğrenin ve özellikle ışığın zayıf olduğu durumlarda fotoğraf çekerken sarsıntıyı önlemek için deklanşöre basarken nefesinizi tutun; makinenizi gerekiyorsa dengeli, sağlam bir yere koyun ya da üçayak kullanın. Işık ayarlarını hatalı yaptığınızı nasıl anlayacaksınız? Çektiğiniz fotoğraf çamurlu görünüyorsa, yani dalgalı kahverengi tonlu, silik ve kumlu bir görünüşü varsa, ışık az gelmiştir. Tersine fotoğraf çok sert görünüyorsa, yani açık tonlar beyazlaşmış, kontrast çok yükselmiş, ara tonlar yok olmuşsa, ışık fazla gelmiş demektir. Işık ayarının iyi yapıldığı bir fotoğrafta renkler doğru, tonların arasındaki geçiş yumuşaktır.
    DOĞRU FİLMİ SEÇMEK..... Tüm dünyada insanların büyük bir çoğunluğu renkli negatif film kullanmaktadır. Çünkü, renkli negatif film daha ekonomiktir, baskı yaptırılması, çoğaltılması paylaşılması kolaydır. Kişisel beğenilere bağlı olarak siyah-beyaz filmlerde kullanılabilirler. Siyah-beyaz fotoğraflar daha çok sanatsal görünse de banyo işlemi daha zordur. Çekilen fotoğraflar bir projeksiyon makinesi ile perdeye yansıtılarak izlenmek isteniyorsa, diapozitif ya da slayt film kullanılması gerekir. Ancak diapozitif film ile hatasız fotoğraf çekmek biraz daha zordur. Film satın aldığınızda, kutusunun üzerinde bazı değerler görürsünüz: ISO 100, ISO 400 gibi. Bu değerler filmin hızı, yani ışığa duyarlılığı ile ilgilidir. Eğer hiçbir tercih belirtmezseniz, satıcı size büyük olasılıkla ISO 100 değerinde, normal hızlı bir film verecektir. Ancak, normal hızlı film bol ışıklı ortamlarda iyi sonuç verirken, ışığın az olduğu ortamlarda, gece çekimlerinde, ve hareket dondurmak istediğiniz (spor karşılaşmaları vb.) durumlarda yetersiz kalabilir. Böyle durumlarda daha yüksek hızlı bir film kullanabilirsiniz. Bu sayede daha karanlık ortamlarda fotoğraf çekebilir, hızlı hareket eden insanların ilginç görüntülerini yakalayabilir, gece çekimlerinde flaşla daha uzak mesafeleri aydınlatabilirsiniz. Yüksek hızlı film kullanmanın tek sakıncası, fazla büyütülen fotoğraflarda, görüntüyü oluşturan taneciklerin biraz kumlu görünmesidir. Ancak son yıllarda film üretiminde meydana gelen teknolojik gelişmeler sayesinde bu sorunda ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle, sağladıkları avantajları dikkate alarak genelde daha yüksek hızlı filmler önerilir (Örneğin Kodak Gold Ultra / ISO 400).
    IŞIĞI İYİ KULANABİLMEK.... Işık, fotoğrafçının en önemli malzemesidir. Fotoğraf makinenizi tanıdığınız kadar, ışığın nasıl davrandığını da iyi bilmeniz gerekir. Işığın rengi ve aydınlatma biçimi önemlidir. Piyasada satılan filmlerin büyük bölümü gün ışığında kullanıldıklarında doğru renkler verecek biçimde üretilmişlerdir. Ancak gün ışığının rengi hep aynı değildir. Sabah çok erken saatlerde ve gün batımı yaklaştığında, günışığı renk değiştirir. Film ışıktaki renk değişimlerine karşı gözlerimizden çok daha fazla duyarlıdır. Bu nedenle, sabah çok erken saatlerde çekilen fotoğraflar mavi-mor, gün batımı yaklaştığında çekilen fotoğraflar daha kırmızı tonlarda çıkar. Aynı şekilde, ampul ışığı ile aydınlanmış mekanlar bize normal görünse de, böyle yerde flaşsız çekilen fotoğraflar turuncu çıkar! Bu ille de bir hata demek değildir. Işıktan dolayı fotoğrafta belli bir rengin hakim olması, fotoğraflara özel bir duygu da katabilir. Işığın konuya hiç bir engelle karşılaşmadan, doğrudan ulaşması (örneğin bulutsuz bir gökyüzünde parlayan güneş ya da flaş ışığı), çok sert gölgeler oluşturur. Konu üzerinde ışığı alan ve almayan bölümler arasında çok büyük bir ton farkı olur. Buna yüksek kontrast adı verilir. Işık kontrastının yüksek olması fotoğraflarda genellikle çok dramatik bir sonuç verir. Dramatik etkiyi arttırmak için gün ışığının geliş yönü ile dik açı oluşturarak fotoğraflar çekebiliriz. Böylece konunun bir yanı aydınlık, diğer yanı gölge olacaktır. Dramatik etkiyi azaltmak için ise, güneşi arkanıza alarak konunun aydınlıkcephesini görüntüleyebilir, ayrıca fotoğraf makinanızda varsa, dolgu flaşı özelliğini kullanabilirsiniz. Dolgu flaşı, gün ışığında bulunmanıza karşın flaşın çakması ve sert gölgeleri yumuşatmasıdır.
    FLASHA DİKKAT.... Karanlık ortamlarda ise flaş, çok dikkatli kullanılması gereken bir ışık kaynağıdır Objektifin görüş açısı ile aynı yönde ışık verdiğinden, meydana gelen aydınlatma güçlü bir el fenerini karanlıkta bir insanın yüzüne tututuğunuzda elde edeceğiniz aydınlatmanın neredeyse aynısıdır. Gölgeler serttir. Herşey önden aydınlandığı için derinlik duygusu yoktur. İnsanlar, nesneler hacimsiz görünürler. Karşınızda yansıtıcı bir yüzey varsa rahatsız edici parlamalar oluşabilir. Ayrıca, insanların gözlerinde ünlü kırmızı göz etkisi oluşabilir. Yakındaki nesneler çok aydınlık, arkalardaki nesneler çok karanlıktır. Kısacası, flaş aslında iyi bir ışık kaynağı değildir. O halde: Zorunlu kalmadıkça flaş kullanmayın. Makinenizde kımızı göz önleme sistemi varsa, insan fotoğrafları çekerken devreye sokun. Yoksa, çekimden hemen önce güçlü bir ışık kaynağına bakmalarını sağlayın, ya da çekim sırasında objektife baktırmayın. Flaşınızın etki uzaklıklarını makinenizin kullanım kılavuzundan öğrenin ve daha uzakta yer alan konuları çekmeyin. Flaşın etki uzaklığının kullandığınız filmin hızına bağlı olarak değiştiğine dikkat edin. Daha uzaklarda yer alan konuları (örneğin kalabalık grupları) görüntülemekte zorluk çekiyorsanız, daha yüksek hızlı bir film (örneğin Kodak Gold Ultra/ ISO 400) kullanın.
    KONUYA YAKLAŞIN.....Gereksiz ayrıntıları çerçevenin dışında bırakın. Yalın, gözü yormayan, konusu belirgin fotoğraflar çekin. Fotoğraf makinenizin netlik ayarının izin verdiği kadar yaklaşın. İnsan fotoğrafları çektiğinizde, yüz ifadesine önem verin. Özel bir kostüm ya da duruş yoksa, yakından çekeceğiniz bir fotoğrafta yüz ifadesi daha belirgin olacaktır. Ancak fazla yakından çekilen bazı portrelerde yüzdeki burun, çene, alın gibi bölümlerin fazle büyük görünerek gülünçleçtiğini unutmayın.
    TÜM YÜZEYİ DEĞERLENDİRİN : Fotoğrafı bir dikdörtgen alan alan ile çektiğinizi hatırlayın. Sadece tam ortayı düşünmeyin. Portre çekerken, ortaya kafayı değil, gözleri yerleştirebilirsiniz.
    ALTIN NOKTA: Fotoğrafçıların kullandığı bir başka yöntem de, fotoğraftaki ana konuyu altın nokta adı verilen özel bir konuma yerleştirmektir. Ana konunun tam ortada değil, altın noktada yer aldığı fotoğraflar daha kolay algılanır ve daha dinamik görünürler. Bunun için, fotoğrafı hayalinizde eşit aralıklı iki yatay, iki de dikey çizgiyle kesin. Çizgilerin kesiştiği dört ayrı noktanın herhangi birini altın nokta olarak kullanabilirsiniz. Bu kural, özellikle boş bir alan içinde yer alan tek bir biçim, örneğin açık denizde giden bir tekne, boş bir kumsalda yürüyen bir insan gibi konular için geçerlidir. İki konu varsa, birbirinin çaprazında duran iki altın noktaya yerleştirilebilir. Otomatik netlik ayarlı bir fotoğraf makinesi kullanıyorsanız, ana konuyu merkezden uzaklaştırdığınızda netlik ayarını kilitlemeyi unutmayın. Konuyu dikdörtgen çerçeveye yerleştirirken, doğal çizgilerdende yararlanabilirsiniz. Özellikle fotoğrafı çaprazlama kesen çizgiler bakışı sürükleyerek görüntünün içinde gezdirir. Uzaklaşan tren rayları, kıvrılarak yükselen bir dağ yolu, gösteri uçaklarının gökyüzünde çizdiği renkli çizgiler ilginç komposizyonlar yaratır.
    Farklı Açılar Deneyin. Fotoğraflarınızı sürekli yatay ve ayakta durarak çekmek zorunda değilsiniz! Konuyu inceleyin. Daha aşağıdan, daha yukarıdan, makineyi dikey ya da eğik tutarak çektiğinizde sonuç nasıl olacak? Özellikle çocukları ve evcil hayvanları görüntülerken onların hizasına inin ki yüzleri daha iyi görünsün! Makineyi dik tuttuğunuzda, flaşın üstte kalmasına ve elinizle engellenmemesine dikkat edin.
    DERİNLİK YARATIN : İnsanların iki gözleri olmasının nedeni, uzaklık yani üçüncü boyut duygusunun oluşmasıdır. Fotoğraf makinesi ise tek gözlüdür. Fotoğraflara derinlik katabilmenin yolu, bir birinin önünde/arkasında duran konular oluşturmak, görüntüler arasında yakın-uzak ilişkisi kurmak, özelliklede ön plana bir ağaç dalı, bahçe parmaklığı vb. unsurlar katmaktır.
    RENK KULLANIN : Doğadaki tüm renkler, üç ana rengin, yani kırmızı, yeşil ve mavinin farklı oranlarda bir araya gelmesiyle oluşur. Bunu daha iyi anlamak için bir büyüteçle TV ya da bilgisayar ekranına yakından bakmayı deneyin. Kırmızı, yeşil ve mavi renkleri aynı fotoğrafın içinde belirgin alanlar halinde kullandığınızda ortaya bütünlük ve renk zenginliği duygusu olan bir görüntü çıkar. Kırmızı, yeşil ve mavinin birerde zıt rengi vardır: Sırasıla, turkuvaz, mor ve sarı. Zıt renklerin birlikte kullanıldığı fotoğraflarda çok çarpıcı sonuçlar elde edilir. Renklerin sıcak ve soğuk diye ayırmakta mümkündür. Sarı ve kırmızı tonları sıcak renklerdir. Çünkü ateşi çağrıştırırlar. Bu hakim olduğu fotoğraflar da insanlara sıcaklığı, duygusallığı hatırlatır. Yeşil, mavi, gri tonları soğuk renklerdir. Suyu, buzu, gökyüzünü çağrıştırırlar. Bu renklerin hakim olduğu fotoğraflar insanlara serinlik, üşüme, çaresizlik, yalnızlık duygularını verir. Ancak renk kullanımındada aşırıya kaçmamalı, karmaşa yaratmaktan kaçınılmalıdır.
    İnsanları doğal hallerinde görüntülemeye çalışın. Fotoğraflarda poz veren insanların sıkıcı ve yapay göründüklerini hatılayın. "Objektife bakın, çekiyorum ," yerine, Siz bana aldırmayın, ben bir yandan çekerim," demeyi deneyin. Bırakın insanlararalarında konuşsunlar, şakalaşsınlar, işlerini yapsınlar. Görüntülediğiniz insanlar kadar bulundukları mekan önemliyse, doğru açıyı bularak mekanı ve o kişinin mekanla ilişkisini de gösterin. Tanımadığınız insanları görüntülerken önce onlarla konuşun, yaptıkları işle ilgili sorular sorun. Bu hem sizi hem de onları rahatlatacaktır
    HAREKET DONDURUN : Bol ışıklı ortamlarda, yüksek hızlı bir film (örneğin ISO 400) ile birlikte sezgilerinizi de kullanarak, hareket dondurun. Bu yolla, spor yapan, dans eden insanların asla çıplak gözlerinizle göremeyeceğiniz çok ilginç, şaşırtıcı görüntülerini elde edebilirsiniz. Hareket dondurmak için karanlık mekanlarda flaş ışığı kullanabilirsiniz.
    DOKU ARAŞTIRIN : Kendisini tekrar ederek yüzeye yayılan görüntülere doku adı verilir. Çevremizde çeşitli nesnelerin, hatta canlıların oluşturduğu çok ilginç dokular yer almaktadır. Bu tür dokuları tek başlarına görüntüleyebilir, ya da insan fotoğrafları çekerken arka planda kullanabilirsiniz.
    OBJEKTİFİNİZİ DAHA VERİMLİ KULLANIN : Fotoğraf makinenizin objektifinin ya da objektiflerinin özelliklerini iyi öğrenin. Makinenizin sabit ayarlı ve değiştirilemeyen bir objektifi varsa, bu büyük olasılıkla geniş açılı bir objektiftir. Geniş açılı objektifin özelliği, aynı noktadan bakıldığında, insan gözüne göre daha geniş bir alanı görüntüleyebilmesidir. Böylece gerilemeye gerek kalmadan daha geniş bir alanı, daha fazla kişiyi görüntülemiş olursunuz. Geniş açılı objektifle çekilen fotoğraflarda mekanlar olduklarından daha geniş, nesneler olduklarından daha uzakta görünürler. Ayrıca, derinlik duygusu da daha fazladır. Çünkü, yakında bulunan nesneler çok büyük, uzaktakiler çok küçük görünür. Bu nedenle, geniş açılı bir objektifle yakından çekilen portrelerde insanların burunları büyüdüğü, kulakları küçüldüğü için komik görünürler! Eğer objektifinizin zoom özelliği varsa, durduğunuz yerden görüntüyü yaklaştırıp uzaklaştırabilirsiniz. Görüntünün yaklaşması teleobjektif, uzaklaşması geniş açı konumuna karşılık gelir. Teleobjektifin tek özelliği görüntüyü yaklaştırmak değildir. Perspektifte değişir. Geniş açı konumunun tersine, teleobjektif konumunda derinlik duygusu azalır. Birbirinden uzakta olan nesnelerin boyutlar birbirlerine yaklaşır ve daha yakyn gibi görünürler. Portre çekimlerde, teleobjektif kullanıldığında daha iyi sonuçlar elde edilir.
    ÜŞENMEYİN : Tek bir kare çekip bırakmayın. Aynı konuyu bir kaç kez farklı açılardan ve farklı anlayışlarla çekin. Unutmayın ki, görüntülediğiniz an bir daha geri gelmeyecek. O yüzden, hakkını verin. Profosyonellerinde böyle çalıştığını hatırlayın. Fotoğraf makinenizi ve yedek filminizi yanınızdan ayırmayın. Karşınıza ne zaman neyin çıkacağını asla bilemezsiniz. Raslantı sonucu çekilerek tarihe geçmiş fotoğrafların sayısı hiç de az değildir.
    FOTOĞRAF MAKİNENİZE İYİ DAVRANIN : Onun hassas bir cihaz olduğunu unutmayın. Walkmeninize nasıl davranıyorsanız onada öyle davranın. Darbelerden, tozdan, nemden, yüksek sıcaklıktan koruyun. Yaz tatillerinde fotoğraf makinenizin en büyük düşmanı kum ve tuzlu sudur, unutmayın. Objektif kirlendiğinde sakın t-shirt'ünüzün kenarı ile silmeyin! Özel objektif temizleme fırçası ve silikonlu kağıt kullanın. Bu mümkün değilse, önce yumuşak, tüy bırakmayan bir kumaş parçasını fırça gibi kullanarak, bastırmadan tozları alın. Daha sonra objektifin yüzeyinde soluğunuzla bir buğu tabakası oluşturup aynı kumaşla silin. Objektifi asla kuruyken silmeyin. Gözlük temizliği için üretilen ıslak mendilleri asla kullanmayın, objektifinize zarar verebilir. Uzun süre fotoğraf çekmeyecekseniz, pilleri makinenin içinde bırakmayın. Yolculuğa çıkarken yedek pillerinizi yanınıza alın. Artık çok farklı pil standartları oluştuğundan, gittiğiniz yerde hazırlıksız yakalanmayın. Kullanılmış filmlerinizi bir an önce banyo ettirin. Banyo ettirene kadar da ambalajlarından çıkan plastik tüplerin içinde, serin bir yerde saklayın...

  3. YAKIN (MAKRO) ÇEKİM

    Diğer ismi makro olan çekimler için uzun odaklı objektiflere ya da close-up lens, konvektör veya extension tupe denilen ve objektifin odak uzaklığını değiştiren küçük borular gibi yardımcı malzemelere ihtiyacımız olacaktır. Genellikle piyasadan alacağımız fotoğraf makineleri ile gelen 50 mm.lik normal açılı objektifler makro çekimi için uygun değildir. Bu objektiflerle konuya 45-50 cm.den daha fazla yaklaşmak mümkün değildir. Oysa tele objektifler aynı mesafeden konunun daha az (ayrıntıyı) bir bölümünün film üzerine düşmesini sağlar. Konuya daha fazla yaklaşarak ayrıntıların fotoğraflarını çekmek için tele veya Zum objektifler kullanılır.
    Makro çekimlerde, alan derinliği çok kısıtlıdır, dar açılı objektif ve konuya yaklaşma alan derinliğini azaltır. Bunun yanı sıra birde açık diyafram tercih edildiğinde alan derinliği bazen santimlerle (kullandığınız objektif ve yaklaşma durumunuza bağlı olarak bazen milimetre bile olabilir) ifade edilecek kadar azalır. Alan derinliğinin azalması, konunun can alıcı yerinin net, geri planın tamamen netsiz olması fotoğrafa ayrı bir anlatım katar. Böylece belirtmek istediğiniz konu çevresinden ayrılıp ön plana çıkar.
    Makro çekimlerde doğru noktanın seçilerek netlik ayarının yapılması gereklidir. Netliği etkileyen diğer önemli bir nokta ise, bu tür için kullanılan objektiflerin genellikle ağır olmasıdır. Bu ağırlık yüzünden makine ve objektif titremeye müsaittir. İlkbahar aylarında bir çiçek makrosu çekmek istediğiniz de ortamda ki rüzgar çiçeğin sallanmasına sebep olacaktır, bu yüzden doğru netlik noktasını bulmanız hemen hemen imkansız bir hale gelecektir. Bu durumlarda en uygun çekim için rüzgarın en az olduğu saatlerin tercih edilmesi ve çekimde sehpa kullanmaktır.
    Geniş açılı (balıkgözü) objektiflerle makro çekimler yapıldığında objede meydana gelecek perspektif kaymaları ilginç görüntüler meydana getirebilir.

  4. PORTRE FOTOĞRAFI ÇEKİMİ

    Portre fotoğrafı içine fotoğrafı çekilen kişinin anlık yaşantısının belgelenmesi olarak baktığımızda ortaya birçok sorun çıkar. Her insan ayrı bir dünyadır, her insan olaylara farklı bakar. Bütün bunların belgelenmesi ise oldukça zordur. Kimi fotoğraf sanatçıları (Ara GÜLER, Sabit KALFAGİL v.b.) sadece portre çekerek bu konuda ustalaşmışlardır.
    Her insan ayrı bir dünya olduğunu göz önüne alarak öncelikle anlatılacak kavramların fotoğrafçı tarafından iyi bir şekilde anlaşılması ve bu anlatım için en uygun zamanın bulunması gerekmektedir. Çok kolay gibi bu kavramlar fotoğrafçılığın belki de en zor yanıdır. Portre fotoğrafı çekerken kullanılacak film, makine, objektif portre fotoğrafçılığına uygun seçilmeli ve bütün bunlarla beraber ışık çok iyi ayarlanmalıdır.
    Portre fotoğraflarının çekilmesinde genelde 80-200 mm. odak uzunluğuna sahip objektiflerin kullanıldığı gözlenir. Daha geniş açılı objektiflerle perspektif bozukluğuna neden olur. 200 mm. Den daha uzun odak uzunluğu ise derinlik etkisi yok olur. Portre fotoğrafçılığına uygun objektif ise 80 mm'lik objektiftir.
    Sanılanın aksine güneşli bir havada dışarıda (güneş altında) portre fotoğrafı çekmek çok zordur, bu gibi ortamlarda parlak güneş ışığı kişinin yüzüne dik bir açı ile geldiği için kişinin yüzünü buruşturacak, gözlerini kısacaktır. Bununla beraber kişinin yüzünde engellenemeyen gölgeler olacaktır. Bu tür durumlarda sert ışıkların yumuşatması için yansıtıcı yüzeyler ya da dolgu flaş kullanılabilir ama bizler profesyonel fotoğrafçılar olmadığımız için yansıtıcı yüzeylerimizin olması beklenemez. Bu yüzden siz siz olun eğer güneş altında portre çekmek zorunda kalırsanız, objeyi direkt ışık almayacak bir yerde fotoğraflamayı deneyin.
    Güneş ışığının obje üstüne direkt olarak gelmesi sorun yaratırken bu ışığın objenin arkasından gelmesi enteresan etkiler yaratabilir. Bu tür fotoğraflar için en uygun güneş ışığı sabahın erken ve akşam gün batmadan bir iki saat önceki ışığıdır.
    Portre fotoğrafçılığında netleme kişinin göz bebeklerine yapılmalıdır. Objenin arkasında görüntüyü bozan ya da dikkati dağıtan detaylar varsa diyafram değeri ile oynanarak arka kısım netsizleştirilebilir. Böylece fotoğrafa derinlik hisside verilmiş olur.

  5. GÜNBATIM FOTOĞRAFI ÇEKİMİ

    Hemen her yaş grubu için günbatımı renkleri ve romantik havası coşkulu duygular uyandırır. Ve yine hemen her fotoğrafçı da güzel günbatımı fotoğrafları çekmeyi ister. Genellikle çıplak göz ile görülen günbatımı manzarasının, fotoğrafı çekildiğinde ortaya çıkan kare ise donuk ve zevksiz bir hale dönüşmektedir. Bu esnada daha önceden belirlenebilecek birkaç ufak kural ile bu sorunu çözmek mümkündür.
    Gün batımı sırasında ışık şiddeti çok düşeceği için fotoğraf makinemize yüksek hızlı filmler takabiliriz. Yüksek hızlı filmler daha az ışık ile çalışma prensibi ile geliştirildikleri için içindeki ışığa duyarlı parçacıkların (gren) ebatları daha büyüktür. Bu gren yapısı yüzünden çekilen fotoğraf üstünde renkli bir takım bozulmalar olacaktır. Bunu engellemenin yolu, normal hızlı filmler kullanmak ve fotoğraf makinesi ile çekim yaparken makineyi biraz uzun pozlamaktır. Uzun pozlamalar için tripod kullanmak en doğru çözüm olacaktır. Bu şekilde film hızımızdan ödün vermeden gren sorununu çözmüş oluruz.
    Makinemiz ve filmimiz tamam, ayak da aldık yanımıza, şimdi geldi en önemli yere. Günbatımı fotoğrafında açı gerçekten çok önemlidir. O zaman mümkün olduğu kadar geniş açılı bir objektif tercih etmeliyiz gün batımı fotoğrafı için. Fotoğrafı çekmeyi planladığımız mekânı bir iki gün gözlemlemek, en iyi açıyı ve en iyi fotoğraf saatini belirlemek için idealdir. Buna rağmen fotoğrafı çekeceğimiz gün çekim bölgesine belirlediğimiz çekim saatinden biraz erken gitmek faydalı olur. Bununla beraber gün batımı fotoğrafının en önemli ayrıntısı bulutlardır. Bulutların olmadığı bir günde günbatımı fotoğrafı çekmenin pek anlamı yoktur.

    Özellikle bahar aylarında güneş ışınlarının yatay olarak geldiği zamanlar, fotoğraf çekmek için uygun bir dönemdir. Bu tür fotoğraflarda amaç güneşin batışını anlatmak değil, güneşin batışı sırasında gerek güneşteki, gerekse bulutlarda ve doğadaki renk değişimlerinin ahengini ve esprisini yakalamaktır. Bu nedenle fotoğraflarımızda güneş olmadan da günbatımının bu renk cümbüşünü ifade eden fotoğraflar çekilebilir.
    Günbatımı fotoğrafı çekerken, günbatımı ile aranıza alacağınız ya da almayacağınız objeler anlamı güçlendirecektir. Günbatımını deniz kenarında fotoğraflıyorsanız kareye bir balıkçı teknesi ya da olta ile balık avlayan bir objenin konması iyi olacaktır.
    Günbatımı fotoğrafı çekerken araya girecek objeler arkadan aydınlandığın için genellikle siluet olarak düşecektir fotoğraf karesine, bu durum hoş görüntüler çıkmasına sebep olabilir. Ama siz bu objenin daha belirgin olmasını isteyebilirsiniz. Bu gibi bir durumda dolgu ışığı kullanmakta fayda vardır. Dolgu ışığını en kolay flaş kullanarak elde edilebilir.
    Kullandığınız flaşın özelliklerine göre çekim esnasında objenin üstüne ne kadar ışık düşeceğine karar verip uygun anda flaşı patlatabilirsiniz. Bunu yaparken flaşı ister makine üstünde, isterseniz de elinizde kullanabilirsiniz. Makine üstünde flaş kullanacaksanız pozlamanın başladığı anda flaşın patlayacağını (makine üstünde başka bir ayar yok ise) unutmamanız gerekir. Flaş elde kullanılacaksa pozlamanın başı ile sonu arasında patlatmaya dikkat etmemiz gerekir.

  6. GENEL FOTOĞRAF ÇEKİM TEKNİKLERİ

    Fotoğraf çekerken öncelikle fotoğraf makinesini iki elimiz ile tutmalıyız. Ayrıca kollarımızın dirseklerimizden vücudumuza yapışık olmasını sağlamalıyız. Deklanşöre basmadan önce derin bir nefes almalıyız. Bunlar fotoğraf makinemizi titretmeden ya da titretmeyi minimuma indirerek fotoğraf çekmemizi sağlayan temel önlemlerdir. Mümkünse bir duvar ve benzeri bir yere yaslanmak suretiyle, duvardan destek alarak da çekimlerimizi gerçekleştirebiliriz.
    -Özellikle portre fotoğrafları çekerken, arka planın sade olmasına özen göstermeliyiz. Böylece hem konuyu ön plana çıkartmış, hem de fotoğraf makinemizin doğru yere odaklanmasında büyük kolaylık sağlamış oluruz. Arka planda kadraj içerisine giren, ilgi odağının dağılmasını sağlayan objeler varsa ve başka bir şekilde kadrajlamamız mümkün değilse, bu sefer de net alan derinliğini kısarak (diyaframı açarak f:2,8 ya da f:4 gibi) çok daha etkileyici fotoğraflar çekebiliriz.
    -Bazı fotoğrafların göze çarpan ve onları çarpıcı kılan yanları vardır. Bu sebeplerden biri de fotoğraftaki güçlü kompozisyondur. Fotoğraftaki kompozisyonun basit tanımını; Kadraj içerisindeki objeleri, göze hoş şekilde seçmek ve düzenlemek şeklinde yapabiliriz. Öyleki bazı anlarda fotoğraf makinemizin küçük hareketleriyle çok değişik kompozisyonlar yakalayabiliriz.
    Genel olarak çoğumuzun, fotoğraf çekerken yaptığı bir hataya değinmek istiyorum, o da konuyu kadrajın tam ortasına yerleştirmektir. Bu şekilde çekilen fotoğraflar daha az hareketli ve çok daha az dikkat çekici olurlar. Bunun önüne geçmek için, çekeceğimiz kareyi aklımızdan yatay ve dikey olarak üç eşit parçaya bölelim. Bu çizgilerin kesiştiği noktalar iyi bir kompozisyonda ilgi merkezinin yerleşeceği en doğru dört noktayı gösterir. Bu noktala fotoğrafçılıkta "dört altın nokta" denir. Manzara fotoğrafları çekerken de ufuk çizgisinin bu çizgilere paralel ve kadrajın üçte birini dolduracak şekilde yerleştirmeliyiz. Ufuk çizgisinde oluşacak eğrilik kesinlikle istenmeyen bir durumdur.


  7. ENSTANTANE ( PERDE HIZI)

    ENSTANTANE (Perde Hızı - Ötrücü - Obturator)
    Diyafram göz bebeği ise, enstantane göz kapağının açılıp kapanmasıdır. Fotoğraf makinemizin içinde bulunan sensörün veya filmin üzerine düşen ışığın süresini ayarlayan sistem, fotoğrafın ne kadar zaman diliminde çekileceğini de belirler. Enstantane yaprak adı verilen metalden yapılmış perdedir. Deklanşöre basıldığında seçilen zamana göre perde-enstantane açılır film ya da sensör üzerine ışık üzerine düşer ve perde kapanır. Işık koşullarına ve hareket özelliklerine göre bir fotoğraf ya çok kısa ve ya uzun zaman süresinde çekilebilir. Işığın film üzerine düştüğü süreye "Pozlandırma" adı verilir. Güçlü ışıklarda az, zayıf ışıklarda uzun pozlandırma yapılır. Yine hareketi dondurmak için az, flulaştırmak için uzun pozlandırma söz konusudur. Düşük pozlandırma sürelerinde (özellikle gece manzara fotoğrafı çekimlerinde) perde daha uzun süre açık kalacağı için, fotoğraf makinemiz titreşime karşı aşırı hassasiyet gösterir. Bu gibi durumlarda kesinlikle tripod kullanılmalıdır.

  8. DİYAFRAM VE ENSTANTANE

    Diyafram ayarı objektif içerisindeki diyaframın veya iris'in hangi dereceye kadar açık kalacağının belirlenmesidir. Objektifler en fazla düzeyde ışık toplayabailmek için dizayn edilmişlerdir. Diyafram gözümüzdeki iris gibidir; güçlü ya da parlak ışık altında kısılır, az ışık altında ise genişler. Objektif içinden gelen ışığın bir kısmının engellemek için diyafram kapatılabilir veya durdurulabilir. Diyafram ayarı ile aynı zamanda bir portre veya macro fotoğraflardaki alan derinliğini de değiştirebiliriz.
    Macro'larda Alan Derinliği ve Diyafram Ayarı
    MODE: M-Manuel Mode
    Alan derinliği macro'larda çok büyük önem taşımaktadır. Bir objeyi macro olarak fotoğrafını çekeceğimiz zaman zoom ayarlarını yaptıktan sonra sadece objemizin mi net olacağına yoksa obje ve arka planın mı net olacağına yani alan derinliğine karar vermeliyiz. Bunu diyafram ayarı ile oynayarak yapabiliriz. Büyük diyafram açıklığı(Ör: f:2.8-f:3.0) alan derinliğini azaltır ve objenin net arka planın blur-bulanık çıkmasını, küçük diyafram açıklığı (Ör: f:8.0-f:7.6) alan derinliğini arttırır objenin ve arka planın net çıkmasını sağlar.
    Burada çok dikkat edilmesi gereken bir yer daha vardır ki o da enstantane hızıdır. Diyafram ayarı ile oynadığımız zaman lens-sensor'e düşecek ışık miktarı da değişeceğinden ona göre enstantaneyi hızlandırmak ya da yavaşlatmak gerekebilir. (Bunu çekmiş olduğum örnek fotoğraflarda çok daha açık olarak görebilirsiniz.) Fakat makinenizde "A" Aperture-Diyafram Öncelikli Mode varsa onu kullanmanızı tavsiye ederim. O zaman siz diyafram ayarını değiştirdiğinizde makine otomatik olarak enstantaneyi değiştirecektir.

  9. ISO VE ASA AYARI

    ISO-ASA AYARI
    Şimdi de ISO - ASA ayarları hakkında biraz bilgi vermeye çalışayım; ISO: fotoğraf filmlerinde, ışığa duyarlılık derecesini belirleyen standart ölçüm sistemidir.
    Kullanımından örnekler verecek olursak:
    -Uzun pozlama yapmayacağımız ve alan derinliğini kaybetmek istemediğin zaman ISO ayarlarını yükseltebiliriz.
    -Akşam üzeri az ışık altında dışarıda çekim yapmak istiyoruz, 1/125 enstantanenin altına da inmek istemiyoruz, çünkü titreşime karşı hassasiyet artabilir. Bu sebeple enstantaneyi 1/125 ayarlayıp diyaframı sonuna kada açıyoruz (f:2,8 - f:3,7 gibi) ve ISO'yu 50 olarak ayarlıyoruz. Fakat sonuç bize karanlık geliyor, o zaman aynı enstantane ve diyafram ayarıyla ISO'yu 200'e getirip çok daha iyi sonuç alabiliyoruz. (Verdiğim değerler ortam şartlarına göre değişiklik gösterebilir)
    -Yine dışarıdayız ve öğle vakti 50 ISO ile bir kuş fotoğrafı çekeceğiz, diyafram f:4 ya da f:5 enstantane ise 1/1000. Çekimiş olduğumuz fotoğrafa baktığımızda kuşun net, hareketli kanatlarının ise flu/blur olduğunu görüp enstantaneyi 1/2000'e çıkartmak istiyoruz ama ışık yeterli değil, işte o zaman ISO'yu 400 olarak ayarlayıp enstantaneyi 1/2000'e çıkartabiliriz ve istediğimiz sonuca ulaşmış oluruz.
    ISO ayarlarını yükseltmenin avantajları olduğu gibi dez avantajları da vardır. ISO yükseldikçe grain ya da noise (fotoğrafta kirlilik/kumlanma) da artar, bunun sebebi CCD'ye fazla voltaj giderek CCD'nin ısınmasıdır. Gece yapılan çekimlerde düşük iso ve kısık diyafram kullanılır, bunlar detayları ortaya çıkartmak için gereklidir. Fakat bu esnada hızlı enstantane ayarından ziyade düşük enstantane ayarı ve kesinlikle tripod+self timer kullanmak gerekir.

  10. FOTOĞRAFIN GÜCÜ

    Arabanın arka koltuğuna tek başıma kuruldum, ayaklarımı uzattım. Çıralıdan hareket ediyoruz. Köprülü Kanyon'u ilk kez görecek olmanın sevinci içindeyim. Bir süre sonra öndeki arkadaş gazeteyi uzatıyor. Gazeteyi karıştırmaya başlıyorum. Orta sayfalarda kısa bir yazı:
    "Yine bir çocuk öldürdüler."
    Irak'ta askerler komşu evlerde arama yaparlarken 12 yaşındaki Muhammed Kubaysi evinin damına çıkıp onları seyrediyor. Bunu gören Amerikan askeri hemen silahını doğrultup nişan alıyor. Komşunun 15 yaşındaki oğlu, onun bir çocuk olduğunu ve ateş etmemesini söylüyor, ne yazık ki asker dinlemeyip tetiği çekiyor.
    Hemen gazeteyi kapattım. Devamını okuyamıyordum. Bir süre nerede olduğumu nereye gittiğimi unutup dışarıya boş boş baktım. Ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, gazeteyi tekrar açtım. Ablası kanlar içindeki kardeşini aşağıya indiriyor. Muhammed'in ikiz kardeşi konuş benimle diye bağırıyor. Muhammed'in annesi Vefa gözyaşları içinde, "bu bir suç, bu kadar teknolojiye sahip Amerikan askeri neden bir çocuğu öldürür ki?" diye soruyor. Ve bu sırada bir köşede, çocuğu vuran asker ağlıyor. Hangi koşullarda bu topraklarda olduğunu tam olarak bilemediğimiz bu genç bence, eğer biraz vicdan kırıntıları taşıyorsa, artık yaşayan bir ölü.
    Savaş bitmiş, bombalar susmuş, kendilerine özgürlük getirecekleri vaadi ile ülkelerine saldırmış olan bu insanlar özgürlük getirebilmişler mi? İnsanın insan olmasından dolayı en temel hakkı olan yaşama hakkına bile sahip çıkamıyorlar. Hala sorgusuz sualsiz evlere girip insanları hırpalıyor, hatta öldürmeyi bile kendilerince haklı buluyorlar.
    Küçük Muhammed nereden bilecekti ki kendi evinin damına çıkmanın suç olabileceğini ve hayatına mal olacağını. Bu vahşeti haklı çıkaracak hiçbir açıklama olamaz.
    Bu savaşın olmaması için çabalarımız yetmemişti. Muhammed'in ve onun gibi pek çok çocuğun ölmesini engelleyemedik.
    Olay gazetede birkaç satırdı, ama benim gözümde bir film sahnesi gibi çakıldı kaldı ve gitmiyor. Savaş filmleri niçin yapılır? İnsanlara savaşın korkunçluğunu anlatmak, insana yine insanın (hayvanın değil!!) uyguladığı bu vahşeti diğer insanların görmesini ve bir daha olmaması için ellerinden geleni yapmalarını sağlamak için değil mi? Ya da ben öyle sanıyorum.
    Bu korkunç sahne yıllar sonra kaç kişi tarafından hatırlanacak? Belki bu savaş üzerine yazılan birkaç yazıda yer alacak.
    O korkunç anda, orada bir fotoğrafçı olsaydı ve olayı fotoğraflasaydı (tabii olayı engellemek elinden gelemedi ise çünkü tersi durumunda, ne insanlık ne de kendisi, onu affetmeyecektir), bu fotoğraf yüzlerce sayfa yazıdan çok daha fazla mı etkili olurdu, diye düşünüyorum. Tarihte örneklerini gördüğümüz bu an fotoğrafları küçük büyük herkesin görebileceği yerlere asılmalı ki insanlık bir daha bu tür hatalara düşmesin.
    İşte burada savaş fotoğrafçılarının yaptığı işin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bazı kişilerin değerlerini hala kavrayamadıkları bu fotoğrafçılar, kendi hayatlarını hiçe sayarak bu vahşeti tüm insanların gözleri önüne sermek için en zor görevi üstleniyorlar. Bu yolda hayatlarını bile kaybedebiliyor veya bedenen ya da ruhen sakat kalıyorlar. Ve bu bedeli , insanların, bin bir zorlukla çektikleri o görüntülerden ders almaları için ödüyorlar.
    İnsanlığın bir daha böyle acı fotoğrafların çekilmesine tanık olmaması dileğiyle...
    Tülin Dizdaroğlu