reprezant tarafından gönderilen her şey
-
DÜŞÜŞ
sabah olmak bilmiyor, öyle ağır bir gece bıraktın ki bana vakit; içimdeki derin acıya sızma vaktidir ! nefesinde yükselen ormanlar yanıyor yâr geceye isini sürdüm ihanetin tam da ellerin gerek beni sarmaya oysa parmak uçlarında kavrulur kalbim duvarlarımda isyankâr bir şiir bu ev gibi, bu gece gibi, sen gibi susuyorsam, beni anla ! bu vakitlerde sevmek yetmiyor yâr bundandır; şiirler bitmek bilmiyor ağırlığını sorma yokluğunun göğü yıkılmış bir şehir kadar soluksuzum mavisi çalınmış deniz kadar ruhsuz şiirsiz kalmış şair kadar acınası caddelerin yabancısıyım yankesici gölgelerin tanığı bütün sokak köpekleri sever beni oysa kedi leşlerine gözyaşım beyazına yüzünü çizdiğim dalgalar tuz tanesi avuçlarımda söküp atasım var beni uğurlarken sarıldığın iskele demirlerini biliyor musun ? sesine hüznünü yüklediğim martıları vurdular ipe dizili renkli balonları sapanlıyor içimdeki çocuk kumdan kaleleri dağıtır gibi baştan sona sildim sınırlarını ülkemin kız kulesi?ni akdeniz?e taşıdım anıtkabir? i bodrum?a hasankeyf?e gömdüm selimiye? yi yerebatan?ı ağrı? ya diktim tokat?ın içine sakladım beş minareyi istiklâl?de bir başımaysam, yalnızlığa düşmedim; kalabalığı çektim gözlerimden sus... el ele gülüşlerimiz geçiyor önümden, duyuyor musun ? vakit; şiire sığınma vaktidir sabahında yoksam bil ki acına sarıldım ! ağırlığını sorma yokluğunun. Arzu Altınçiçek 07 Ağustos 2010 03.18 / kumbaramdaki harfler
-
ELİNDEN TUTMAK GEREK AŞKI
ölüm ve sensizlik kırar kolumu kanadımı soluksuzsam bil ki kent yangındadır kuruduysa dudaklarım Marmara çekmiştir mavisini güz sonrası sancılar yabancı değil dudaklarında idam sehpası kurulu boğazıma yapışan suskunluğum boşuna değil kalemin ucunda aşk dilenen bir şiir kirpiklerimde uykusuz üç gece ağırlığı kaç ayrılığı taşıyabilir bu kalp, daha kaç vedayı ellerinde yürür içimdeki çocuk uykunda seni izler nefesindeki kadın boğazıma yapışan suskunluğum boşuna değil onca savaşın içinde sarmışken yaraları onca dilin izini silmişken gülüşler her defasında silbaştan etmişken kavgaları halâ tutuyorsa aşk ince yerinden ve kıvranıyorsak yakıp yıkmamak için gemileri bu sessizlik boşuna değil bırak, aşk kazansın be gülüm kim ne kaybeder..
-
KIRMIZI BİR ÇIĞLIKTIR YOKLUĞUN
karanlıkların kıyısına çekildi şehir tüm sesler toplandı kuş kanatlarına ne kadar renk varsa yokluğuna bulandı mevsimler kavgalar sevişmeler sığ gülüşlere avuç açtı derin bir yalnızlık bilirim hiç bir yıldız dokunmaz saçlarına hiçbir bulut çalmaz gözlerinden hüznü hiçbir şarkı bırakmaz seni koynuma oysa; en güzel eflatunları getirdim yorgun sularına ellerinde dokunuyorum mevsim beyazına nefesimde üşüyorsa kelebekler demem o ki baharlar hiç gelmeyecek çocuk yüzlerinde solacak uğur böcekleri yırtık kuyruklarıyla kırık gülüşler bırakacak uçurtmalar hiçbir serçenin ağırlığını kaldıramayacak bu ağaçlar hiçbir yeşil dokunmayacak çıplak ayaklarına bilirim; senin ayakların bile yok gülüşünde sarmaşık köprüler kurardım her çıkmaz sokağın başında ülkeler açardı gözlerin hırçın bir rüzgar olsam düşerdi boynunda kolum kanadım ihanetlerin çığlığına avuç açardı yüzümde ellerin ağlama derdin ağlamıyorum: kuraklaşan dünyanın tüm suları bende toplanıyor tüm depremlerin merkez üssü yüreğim tüm faili meçhul cinayetlerin katiliyim en büyük savaşlarda, en çok benim içimde ölüyor bütün çocuklar "hayat sana ne bırakırsa bıraksın, ağlama ! her damla yaşın, kahır bırakır yüzüme" derdin hayat beni sensiz bıraktı bak a ğ l a y a m ı y o r u m... (annem...ağlamıyorum)
-
SEN BU ŞEHİRDEN GİDİNCE
(Ahmet Telli/ Sen gidersen?e ithafen) sen bu şehirden gidince; ardın sıra havalanır güvercinler ve bir çift kürek mavi sularda çrpınır dalgalar güne bakanların boynu bükük ayinde akşam sefaları mahsunluk çöker sen bu şehirden gidince; keskin ıslığıyla geçer rüzgar Buğulu pencerede yok olur parmak ucumda ismin kırk beşliklerde cızırdar yalnızlık kara bulutlardan çözülünce sarı kurdele omuzlarıma kadar dökülür siyah saçları ince askımdan düşer kadınlığım öksüz kalır içimdeki çocuk sen bu şehirden gidince; örülür duvarlarım sularım çekilir düş kapılarım kapanır balçık girdaplar yutar beni dipsiz kuyularda soluksuz kalır mı insan birini özlerken? Gökyüzü bile nefessiz kalır sen bu şehirden gidince; dile gelir dolaştığımız kumsal fısıldar çakıl taşları, ezberlettiğin şiirleri tüm portakal çiçekleri küser tarihi meydanda yükselir minareler saraylar sessizce saklanır ayak altı tavanından damlar gizemi sütunların. hasır taburelerden duyulur tavla sesi sigaranda -ben- tüterken zarın hep yek ve her şey susar birden sen bu şehirden gidince; kanatır çektiğin fotoğraflarda zakkum dikenleri bir uçak havalanırdı bilmediğimiz yerlere mavisi duvarında bırakınca tebeşir tozlarını şehirler yazardık, hatta ülkeler peşi sıra takılırdı yüreğimizden bir uçurtma dudaklarıma dokunduğunda ipini bırakırdık geri geldi yağmur bulutlarıyla sen bu şehirden gidince; dilsiz bekçilerin gölgeleri uzar mezar boylarında bildik tüm sesler yabancı beyaz kağıdı yırtarcasına oynar kalem elimde kilidi açılmamış sandıkta birikir yazılmamış mektuplarım Anılar bir bir sararır ...sen bu şehirden gidince. sen bu şehirden gidince; haritadan silinir sınırlar köprüler yıkılır baş kaldırır kale duvarları tarih kitaplarından düşer saman sarısı ferman ? ezib riheş kacalo milset? sen bu şehre dön de şiirim ol yine özledim seni 05/2005 *Eski bir şiirime ses olan sevgili Kahraman Tazeoğlu?na teşekkürler.
-
KENDİ YALNIZLIĞINDA KANAR AŞK...
bitsek neye yarar toprağa karılsan teninden silemezsin vebalimi * * * aşk acısı nasıl geçer anne nasıl kabuk bağlar ruhumda açılan yara her gün artan yaşlarım nasıl kurur bildiğim şarkıları nasıl unuturum gezdiğimiz sokaklardan ayak izlerimizi nasıl silerim kıyısına çekilmiş bir şehri nasıl yaşarım uzağında bir vapur güvertesinde nasıl vururum martıları dalgaları nasıl kanatırım kızkulesi?ni hangi gücümle sökerim yerinden bu kadar ağır acıyı nasıl çekerim dilimde dudak kesiği bir özlem gözlerimde tuzbuz bir adam teni bulut, gözleri orman dokunsam dört yanı yalan iki nefes aşk çeksem neye yarar bir ihanet daha koklasam? ismini bekleyen mezar taşı gibi soğuk koca bir yalnızlık koca bir ölüm bin pişmanlık soyunsan ?neye yarar bir şehri gözlerime sığdırıp da göğüme sığdıramadığım sevgili? iki kış bir aşk etti kırk yıllık ömrümde içimdeki yangın mı tenimdeki ayaz mı ayrılık aşk bir kez daha canımı acıttı bir kez daha aynı adam! seni dinlemedim anne kalan hiç?lermiş aşk dedikleri Arzu Altınçiçek Gizdökümü/Aralık-2010
-
KENDİME YOLCULUK
Öfke kusan tüm cümleleri sildim dudağımdan Kendimi hür bırakmak için affettim geçmişi Şiirsiz kaldım, belki tek dize geçmedi aklımdan Kaç masal yaşamışım elimi tuttuğundan beri sen susunca anladım. İçi boş zamanlarmış dile gelen onca şey Aşkın gerçeği yazılmadan yaşanılanmış Şimdi kalemlerim mi küsecek bana, mürekkep mi sitemli!!! Kendimi susma vaktindeyim... Gün gelecek yine yazacağım başka gözyaşlarını, ayrılıkları Memleketimde öldürülen köpekleri, Afrika?da açlığa öleceğim... Savaşlarda vurulacağım; dan dan dan! Diyecek bir sair, fakir bir cocuğun susuz tabancasında uçurtma olacağım... yazacağım yine tecavüze uğrayanları ekmek kavgasında kömürleşen babaları Okulsuz ...
-
AŞK SENDE SAKLI
Ben kıyısından sordum aşkı, sen okyanusu verdin Hiçbir denizin rengine bulanmadım oysa Şimdi okyanus rengi saçlarım Kum kum öpüyorum dudaklarını Köpük köpük kabarıyorum teninde Deniz yıldızlarını bıraktığın avuçlarımda Koca bir volkan a ş k Kıyılar kayıp İskeleler yıkık Aşkın sen yanı mı, senin aşk yanın mı en güzel Aynı yüzüyle bakar ay yeryüzüne, aynı yüzü görmez insan aynada Bundandır geceler aynı, rüyalar başka Bir büyü olsa çıplak uyansa insanlar Anadan dogma saf... Oysa ışığa ağlar tüm bebekler gün gelir ışığa yürüyene ağlar insanoğlu Ay yanar, dünya döner hayat soğuk mu soğuk bir damla turuncu yağmur kalsın kirpiğinde Baktığın her yüz güneşi yüzünde görsün sıcağı gülüşünden alsın Nefesinden uzak soluklamam hiçbir mevsimi Sana doğuyorum tekrar tekrar bakir gelinciklerde Sözlerim, inmemiş yağmur serinliği Beni bana sunarken ne kadar da aşksın Sensizlik, yanmış bir ormanın soluksuzluğu... Her gün yeni bir insan buluyorum kendimde. Aşkın gerçeğine sarılmamış kadınlar düşlüyorum sonra senin gözlerinden bana bakıyorum Devrilmiş ağaç...
-
ÇERÇEVE
ve uyanır sevilen rüzgarsız sabaha dışarıda utangaç güneş yastığında üc uğur böceği yüzünde çocukluğundan kalma gülüş saçlarında gecenin o "bitmeyen senfonisi" yar! sen beni bu kadar sevmesen nasıl varır uykularım sabaha ölümden öte korkum yok bilirim; annem kokar da aşk kokmaz bedene doymayan toprak ama güzeldir baktığımız resime aynı rengi seninle katmak. (ay donugu/2012 GA,Atlanta)
-
SAKLANAN KADINLAR
usul akan nehire yazdım kendimi ruhumu aramaya çıkmış şu buluta soluğumu mevsim donduruyor üşüyor nehrimdeki kurbağa kaçmak istiyor gözü kara rüzgârım eski baharların unutulmaz aşklarına kaçamadım içimden uzaklara korkular çıktı önüme sonra sevdiklerim bir benlik savaşı ki en çok kendime düşman saçlarım kaçmak istiyor benden ellerim düşmek.. yalnızlık sancısı değil sensizlikle kalmak zor olan bundandır yapışmışım gölgeme aşk yanar kendine rüzgardan başka o nehir söyler şarkısını andır akarsın renksiz bir yatağın kıvrılışında sözdür bir çığlık gölgesidir uzun gidişler öyle bir uğultu ki ölürsün sesinde
-
AŞK EN ÇOK ADINLA GÜZEL
'Kaldıysa içinde zerre kadar ben Bırak kendimi yaratayım küllerimden ' dedin ya! Sustum... Bir an; seni ilk gördüğüm merdivenler dizildi gözlerime Mayısın ikisiydi, saat yine yalnızlığımın üstündeydi. Çapraz düştüğünde ellerimiz, avucumuzdaydı mevsim çiçeği. İsmin bile hatırımda değildi elini elimden ayırırken. Zaman aktı geçti... Bir deniz kenarında bekliyordun beni. Maviye düşen portakal çiçeğiydi duruşun ve gülüşün...gülüşün şu an bile aynı sıcaklık içimde. İsmi bile hatırımda değil o günün, mayısın ikisiydi... Zaman aktı geçti... İstanbul'a deniz ötesi bakıyorduk. Sokak kedilerinin gölgesine şahitti yıldızlar... Piyanonun başında bir adam, şarkısı hatırımda değil. Tenimin tenine ilk düştüğü andı şiirlerin tutuşması... Duymadığımız bir aşk şarkısı çalıyordu bir yerlerde Biliyorduk... bize gelene kadar bir bir sulara düşmüştü notalar Martılar çalıyordu...gülüyorduk. Aşkın çığlığı kilitli kaldı dudağımızda. Dönüşe doğdu güneş... Islak otobana vurdu sarısı. Üzerinde leyleklerin uçuşları ve içimdeki çocuğun kahkahaları... Ne kadar da yakınmış İstanbul! Her yıl bir taş daha koydu bu şehir önümüze ve her akşam iki ayrı yakada, yine de tek bedende besledik aşkı. Her şiirimizde biraz sen vardın, biraz ben Ama en çok aşk vardı. Mevsimi bilmem, yılı da! Hani şiirleri kuma gömdükleri gece Yumruk içindeydi ya öfken, cadde üstü düşmüştük kavgaya. Kollarımdan tutup da, ayaklarımı kesip yerden Ya sahip çık bana, ya çek git dedin ya! O an tutuştu mevsim, o an kavruldu akdeniz. Sustum... Taa ki; Eski sevgilin diğer yanımda Bir yanımda sen... o gece, O gece öyle yandım ki Aşk ne zor şeymiş. Dokunduğunda gözyaşıma Sahip çık aşkına dedin ya! Bu sahne bildikti aslında... güçsüz olan benmişim. Gamzene dayalıyken düşlerim Bir kez daha tazeledin içimde sevişleri Parmağımda özgürlük, içimde tutsak olan aşk. Sol elinden çaldığım anları helal et bana. 'Az kaldı, döneceğim sana, Kaldıysa içinde zerre kadar ben Bırak kendimi yaratayım küllerimden ' dedin de; Bil ki; hep yangın yerisin içimde. Ne zaman sönerse ateşin, solar portakal çiçeklerim. Küllerinde düş kırıklarım...aşktan bizi silme. Aşk en çok adınla güzel. -Gamzen aşk kadar güzel- 21 ocak 2007 Arzu Altınçiçek
Jump to content