sevgiden tarafından gönderilen her şey
-
GÖNÜL
Bağından her güzel bir gül seçerdi, Bundan mı sarardın soldun, ey gönül? Kadınlar geçerdi,kızlar geçerdi, Bir zaman aşk için yoldun, ey gönül! Dünyaya baksan da gülümser gibi Uzuyor hayatın bir keder gibi, Ellerde dolaşan kadehler gibi Yıllarca boşaldın, doldun, ey gönül! Çare yok,matemin çok derinse de, Hasretin tükenmez yaşın dinse de. Gençliği hoş geçti,eğlendinse de Sanmam ki bahtiyar oldun, ey gönül!
-
CENNET VE CEHENNEM
Bu akşam bilmediğim bir âlem içindeyim, Ya rüyada bir seyyah, ya semavi Çin'deyim, Bir orman yangınıyle kızardı karşı dağlar, Taraf taraf tutuştu meş'aleler, çırağlar, Bir renge girdi eşya günün altın tasında, Bu kızıl kâinatın gezerken ortasında. Birden alev alıyor düşünceler, duygular, Ateştir burda hattâ ateşe düşman sular... Burda her göz ateştir, her gönül ateşperest, Ateş vermiş çizdiği esere bir çiredest! Duyuyorum bu akşam, din gibi, sevda gibi, Ne duyarsa içinden bir Mecûsi rahibi: Andırıyor hisarlar birer tütsü kabını, Leylekler ezberliyor Zerdüşt'ün kitabını, Benziyor bir mermere alnını koyan dere Bu ateş mabedinde bir ateşten ejdere. Parlıyor bir damla kan çamların sorgucunda Birer kâğıt fenerdir meyveler dal ucunda, Gördüm, sihirbaz gibi geçtiğini üç kızın Bu ateş âleminin içinden yanmaksızın! ... Sandım, ömrüm bitecek, bitmeyecek bu yanma! ...
-
ALLAHAISMARLADIK
Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın, Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git... Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git! Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı Andırıyor ışıksız evinde pencereler. Biraz yeşermek için beklesin artık kışı Çağlayansız yamaçlar,suyu dinmiş dereler. Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna, Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz: Benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna, Hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz. Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü, Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim. Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü, Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim. Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü Daha candan görürüm senden uzaklaşınca. Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü: Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca. Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın, Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git. Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!
-
BEŞİKTEN MEZARA KADAR
Seni istakbal için önce gelmek cihana, Ve başkasınan almak sonra geliş müjdeni. Bir nefes dinlemeden yıllarca koşmak sana, Aramak her tarafta... Bulmamak asla seni. Suda, rüzgarda,kuşta senin sedanı duyup Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak. Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup Hasretin azabına ermek için uyanmak. Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü, Boyamak gözlerini bir siyah, bir maviye. Tek seni hayal için süzerek batan günü, Gece mahtaba dalmak, sen de dalmışsın diye. Seni anlatmak üzre yazıp her gün bir gazel Geçirmek ömrü yalnız sana dair eserle. Saçlarını çözerek hulya dizinde, tel tel, Bugün güllerle örmek, yarın menekşelerle... Tesadüf ümidinin bittiği müşiş anda Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü: Seni istikbal için artık öbür cihanda, Dosta el sallar gibi, davet etmek ölümü.
-
KIZLAR
Size kem gözle bakamam, Kardeş bilirim hepinizi. Hatta en aşiftenizi Zavallı bulurum bulsam bulsam. Kendi mahallesinde Kurumuş kalmış kızlar. Nüfus kütüklerinde Kocaya varmış kızlar. Sevmiş, sevilmemişler. Kadri bilinmemişler. İffette aciz olan Hoppa, ellerde kızlar. Mihnette dilsiz olan Başka yerlerde kızlar.
-
YARI GECE
Boğaziçinin ufak bir iskelesinde Dolaştığım geceler oldu Yorgun, uykulu bir kızdı bu Son vapur yolcuları içinde. Araya başka denizler girdi Başka denizler attı beni başka uzaklara O tarihten tam beş sene sonra Gene oradayım şimdi. Söylesem inanmazlar, söylemiyorum Her gece gene o kız çıkmakta son vapurdan Tıpkı eskisi gibi karanlıklarda kaybolan Bu gölgeye hayaldeyim siz olun da Gözümle görüyorum, hayal diyemiyorum. Sular bir şıpırdadı kıyı boyunda İşte gene son vapur, çekti gitti önümden Arkamdan bir kız geçti Adımlarının sesinden tanıdım: Uykulu, Yorgun da. Geçen bu genç kıza desem ki: Bir haber ver hayatından, verir mi?
-
TOZPEMBE
Yıllar yılı yanımızda Kavruldun yağımızla. Hiç bu böyle kalır mı, Biraz geç de olsa Göreceksin hayatın sana da güldüğünü, Sabret yoksa. Nasıl mı? Topraklarda tohumlar vardır Karlar altında kış boyu, Kış geçer, bir bahar günü Çiçek açar tozpembe, Tıpkı öyle.
-
SEVGİLERDE
sevgileri yarınlara bıraktınız çekingen, tutuk, saygılı. bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı. bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz) bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı siz geniş zamanlar umuyordunuz çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi. gizli bahçenizde açan çicekler vardı, gecelerde ve yalnız. vemeye az buldunuz yahut vakit olmadı
-
YALNIZLIK
Yalnızlığımı büyütür kalabalık Gökdelen'in gölgesine siner Karanfıl Sokak kalınlaşır yoksul kadın çocuklarıyla çöplerin üzerine konar gözleri cam kırıkları sevgilim gelir yalnızlığım büyür çocukken gökkuşağına düştüğüm gökyüzü gelir kirli güvercinleriyle. Kimin öznesiydi mevsimler işkence öyküleri kimindi ayrılığın sesi miydi adımlarım suyu bekleyen uçurum mu kanatlandım yalnızlığımla son mevsime içimde bir kedi yavrusu.
-
YALNIZ KADIN
Gün ışığından güzel kadın renklerin koynunda çiçeklenmiş duruyorsun terasta, kızıl saçlarını sallıyor çapkın bakışların Hırsız gözleri yakalayan karanlık sana sessizce dokunuyor çitle çevirdiğin bahçende, Adonis bu yıllardır beklediğin ışık yitik sandığın ülke ve ezberlediğin koku, aryalarla parlayan ay çıplaklığına vuruyor leke. Bir yudum daha al kadehinden alevlensin kanın papatyalar gibi bir aklaşsın bir sararsın yüzün sar bırak sar bırak avuçların ıslanarak, kasıklarındaki yükü koparıp at gece yorulsun koşturmaktan uyku gözlerinden aksın, Büyük Sahranın kumlarına baksın sevişmelerini saymak isteyen boşalıyor teninden Erosun sunduğu kadınlığın
-
VIVA CELEVCBATO
bu gece ne bir yıldız, ne ay var yaşlı gecede hüzne yer yok yüreğimizde hüzne yer yok nasıl olsa kıramazlar filizlerini mutluluk pınarından kaynaklanan sevgimizin çabuk gelir geçer yaz yağmurları bu gece ne bir yıldız ne ay var yaslı gecede yine de hüzne yer yok yüreğimizde
-
ŞİİRİN GÖĞÜSLERİ
Korkuyorum şiirin göğüslerini emerken. Mavisi silindi gökyüzünün ırmağın ötesinde hızlı adımlarla el sallayamadım dudaklarına seni bıraktığım kente kızıyorum şimdi ay ışığında yürüyemediğimiz kale kapılarına. Sahne: korkuyorum göğüslerini emerken şiirin. İmgeler duyun terk ediyorum kenti yaratmak için en büyük kalabalığı menekşe çoğaltıyorum martı seslerinde yeniden maviye boyuyorum göğü. Sahne: göğüslerini emerken şiirin korkuyorum. İçiyor geçmişin kuyusu seni de aşka dönüyorum o en büyük şiire yalnızlık bin damla kumsala düşen su eski bir yosun göçmen gölgede. Perde: şiirin göğüslerini emerken korkuyorum
-
GÜN BOYUNCA
gün boyunca damladı güneşin altın saçlarından doyumsuz bir ezgi kavakların uzunluğuna gün boyunca terledi yapraklar hışırdadı dallar boynuma başları dönerek eriştiler buluta avuçlarım yapıştığında aydınlığa seninle bir nefes sessizlik bir fısıltı yağmuru okyanus dolusu özlem ektik dağların duvarlarına gün boyunca ipek kuşlar uçurduk bir küçük pencereden doğayı öğüttük umut değirmeninde kucak dolusu zamanlara uçtuk gün boyunca gün boyunca göğsümüze yeniden dolsak tan, gül ve ışık pırıl pırıl günlere ardışık sevgi duşuyla başlasak
-
GECENİN NAMLUSU
Kollarından tutup akşamın ıssızlığını damarları kurumuş atın sırtında her akşam-ya da gece-eve döndüğümde cam saydamlığındaki ellerini geceler boyu öptüğüm kadının komşusu bir kızı sevmişliğim vardı. umarsızlık saatlerinde sabahın fırçalanmış dişleri arasında yürürken at kestaneleri görünmezdi. Aşk, kadının erkek cinselliği altında ezilmesiyle pelte olmuştu aşkımız ama hala sisli bir ufku gösteriyordu güneş. Yok olmanın bataklığında bebek sonsuzluğa çivilenmiş bir yürek demektir. Toplama kampı toplumda yürek ise, mavi bir kardır süslüyor ellerimdeki dağı. İçinde ağaçların boğulduğu o uzak patika ikimize dardı geceler boyu öptüğüm kadının komşusu bir kızı sevmişliğim vardı
-
ANDANTE
birgün başımızda sevda rüzgarları eserse deli deli yıldırımlar düşerse yüreğimize hızlanır kan dolaşımı babil'in asma bahçeleri değildir artık dünyanın bilmem kaçıncı harikası karanlığın bahçesinde açan gülümüzdür. hüzün dolarsa içine bir gece yarısı çevir gözlerini güneşin doğacağı yere çek bir soluk rüzgarından sevdamızın, "kapı"yı, "duvar"ı "kara kara gelen ölüm"ü düşünme çevir gözlerini güneşin doğacağı yere.
-
ADAGIO
Yaşamın vişne rengi dudakları vardır sevgilim öpüşün kadar sıcak ve tatlı özgürlük türküleri de söylenir bu dudaklarla sevda türküleri de vişne rengi dudakları vardır sevdanın gülümser dudakların gibi titrek ve dokunaklı okyanus olur sarar dünyayı ölümün vişne rengi dudakları kimi kez dudaklarınca içten ve inançlı ölüm asude bahar ülkesi değildir o zaman ölüm: yiğit ve sevecen bir yaşamın mutlu günlere sunulmasıdır canlı bir gül gibi somut ayrılık yoktur artık zaman içinden yaşamın ve sevdanın, ölümün kimi kez de öpüşün kadar sıcak ve tatlı vişne rengi dudakları vardır sevgilim...
-
BEN BİR YILDIZIM
Ben bir yıldızım yıldızlar ortasında, Sağa bakarım, sola bakarım, eyvah, Yapayalnızım yıldızlar ortasında. Bir bitmez düzelikte akşamla sabah. Alabildiğine bana vermişler, ?al! ? Dayanılmaz boşluğuyla bu evreni ?Bu gerçek, bunu al! Bu düş, bunu da al! ? Ne ki varsa, bana yazılmış nedeni. Mutluyum, bu güzel, bu tek yıldızlıkta; Milyonlarca sunu, adak sana, tanrım! Ama kalbim çatlayacak yalnızlıkta, Hiç olmazsa bir ayna ver bana, tanrım!
-
BEKLEYECEĞİM
Aylar geçip yıllar olsa da Yıllar geçip zaman dolsa da Aşkın arzuları beni boğsa da Bir gün seversin diye bekleyeceğim Bugün nişanlansan, yarın evlensen Benden başka binbir kişi sevsen Hepsiyle ayrı ayrı izdivaç görsen Bir gün dönersin diye bekleyeceğim Seni beklemekle geçse de ömrüm Şu fani dünyada kalmasa günüm Senden uzakta ölürsem bir gün Ahirette seni bekleyeceğim...
-
İLK UYKULAR
Yıllar var, o zaman küçüktü göğsün Boğuşmak bilmezdin bu kuş tüyüyle Hülyanın ve yazın ve teneffüsün. Sihriyle uyuyan bir kızdın öyle. Alsan da koynuna seher yelini Saçının vermezdin ona telini Elinin üstüne konan elini Çekerdin ansızın bir ürpermeyle. Ey şimdi boğulmuş, yorgun, soluyan Kumral kız! Şu atlas yastığa dayan O hafif, hülyalı ilk uykulardan Ne zaman, ne zaman uyandın söyle?
-
İHTİYAR AŞIK
Yıllardan beridir ağaran teller Bu akşam parıldar şakaklarımda "Bu gece ömrümün en son demi, der Büsbütün ağarsın varsın yarın da.." Çırpınır göğsünün içinde kalbi Bir yaşlı ağaca sinen kuş gibi Nedir bu esrarlı halin sebebi? Neden parlıyor o gözler? Bir oda: Yaşlanmış, altında ipek bir sedir Bir kız ki ay ondan parlak değildir Öptükçe ağaran bir gül denilir İhtiyar bülbülün dudaklarında
-
SENİ SEVİYORUM DEMEK İSTERDİM
Seni seviyorum demek isterdim ölesiye bir duyguyla, taparcasına dil dökmek ve saçlarım ağarmadan söylemek isterdim seni sarmak isterdim sonsuzlukla delicesine sevmek bir sarhoş gibi adını sayıklamak ve bağırarak kollarında ölmek isterdim gülüm... AHMET KUTSİ TECER
-
RÜZGAR GÜLÜ
Her yandan duyarım bir gül kokusu, Meltemle dağıtır uzak bahçeler. Günbatısı, poyraz ve gündoğusu, Cenup rüzgârları ruhumu çeler. Bilmem ki nerede bu gizli bahar? Nereden bu ıtri alıyor rüzgâr? İklimler dışında bir iklim mi var? Ne fecir bir şey der, ne şafak söyler. Gün olur çağırır beni her ufuk, Sevdalar eline başlar yolculuk, Elinde bir rüzgârgülü, bir çocuk, Durmadan yüzüme bakarak üfler.
Jump to content