Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

deryadeniz79

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

Blog Gönderileri tarafından gönderilen deryadeniz79

  1. ŞİMDİLİK BAHARDAYIM

    Tam da bir bahar akşamıydı rastladığım sana, daha yenice düşmüştü papatyaların tohumu yağmurdan sonra toprağa. Boğazıma takıldı sözcükler ,dilim dolaştı,bir merhaba diyemedim ben sana.Kalbimin ilk koşusuydu ,AŞK maratonunda! öylede güvenişi vardı ki sorma! sanki dünya birinciliğine adaydı,hem de daha ilk koşusun da
    Ellerimle tutmasam belki de alacaktı altın kupayı ama korktum!!sonuncu gelip mağlup olmakta vardı işin ucunda!! hem daha bilmiyordum ki kimdin neydin sen? gökten mi düşmüştün yere, cennetten kaçan bir melekmiydin? Yoksa ademle havadan sonra sende mi kovuldun cennetten sende mi aynı elmadan kopardın.
    Yoksa melek kılığına girmiş Azrail miydin canımı almayanı gelmiştin gözlerinde miydi
    Hançerin ondan mı titremişti yüreğim ilk baktığın da, gözlerime gözlerin..
    Sen kimsin ? ellerindeki bu sıcaklık niye niye böyle yanıyor yüreğim geldiğin gibi gideceksin diye
    Sormayacağım artık tamam küsme bana, küsüp de gitme sakın! geldin ya, kal! uzun uzun ,kal! İstersen kimliğini gizle hiç söyleme..
    İster meleğim ol varlığıma, ister Azrail ol canıma ama gitme daha yeni tanıyorum seni yeni yeni öğreniyor kalbim seninle AŞK ı
    Tam da bir bahar akşamında rastladım sana tam da yağmurlardan sonra kokusu düşmüşken toprağa çimenlerin , beklide kimbilir sen baharsın bu karanlık kışıma , hiç gitmeyeceksin söz değilmi??...
    Daha Aşk'ın yazını öğreneceğim senden bahardan sonra, şimdi mevsim bende bahar seninle
    Önümüzde daha kocaman bir YAZ var AŞK bizimle ,kapkara kışlar ise şimdi çok uzaklarda kalan başka yüreklerde...
  2. ÖPÜŞTÜĞÜMÜZDE!

    Seni anlamadığımı mı sandın..? Umursamadığımı mı..? Eğer öyleyse
    yanıldın bebeğim, ya da ben yanılttım seni.
    Hezeyanlarımla kol kola geçerken günlerim, usul usul özledim senide
    farkettirmedim... Çocukluğuma ver.
    Bana her seni seviyorum deyişinde, bende seni derdim de kırılırdın ya
    gizlice... Tembelliğime ver.
    Hani seni kıskanırdım da belli etmezdim ya, hani uğraşırdın kasıtlı,
    kızdırmak için ama ben tepki vermezdim... Aptal gururuma ver aslında
    delirirdim.
    Sen her buluşmamızda gözlerini ayırmazken benden, ben sağa sola
    bakardım da bir türlü uzun uzun bakamazdım ya sana... Ürkekliğime ver
    Öpüştüğümüzde sıkı sıkı sarılırdın da bana, ben kollarından nazikçe
    sıyrılır arkamı dönerdim ya sana ... Rengime ver, kıpkırmızı olurdum o
    anda...
    Ve bir gün sen gittin, giderken seni hep saklıyacağım dedinde ben
    ağzımı dahi açamadım ya...Sabrıma ver arkandan çok ağladım oysa

  3. UMUTLARIM SENSİZ KALDI

    Her sabah hüzünle karışık bir umut var içimde. Sensizliğin hüznünü, yeni bir günün seni getireceği umuduyla bastırıyorum. Her doğan gün yeni bir umut, yeni bir arayış benim için. Belki sana kavuşacağım zamana bir gün daha yaklaşıyorum, bugün değilse yarın... Kim bilir beklide yalnızca kendimi avutuyorum. Gittiğinden beri hep yalnızlık şiirlerine takılıyor gözüm. Bir başıma değilim sensizlikten yalnızım.
    Terk edilip gitmek en çok nasıl koyar insanı bir ben bilirim. Gitmelerin gidenlerin arkalarında bıraktığı çaresizlikleri, en koyu özlemleri... Senin gidişin bişr ateş gibi çöktü yüreğime. Hiç bir yağmur yetmedi içimdeki hasret ateşini küllendirmeyi. Hiç bir sevgi yetmedi senin özlemini gidermeyi. Ben her sabah beni sana götürecek yollarda yürüdüm, senin duyacağın şarkıları söyledim yalnızca. Ve gelmeyişinin her akşamında aslında doğduğunu hiç anlamadığım güneşle beraber ben de battım bir kez daha...
    Geceleri hep uyudum, uyudum; gün boyu çektiğim hasreti rüyalarımda biraz olsun giderebilmek için. Her şeye iyi gelen yaraları iyileştiren zaman hiç bu kadar acıtmamıştı yüreğimi. Bin bir umutla sarıldığım sabahlar artık hiç doğmaz oldu. Benim günümde gecemde karanlık şimdi. Ne ay uğurluyor gecelerimi ne sana benzettiğim yıldızlar parlıyor. Elimde kaldı umutlarım.
    Sensizlik öyle kötü bir yara oldu ki artık., içimde öyle büyük bir boşluk açtın ki, bir gün olurda geri dönersen kendi yaptığın boşluğu sen bile yetmeyeceksin. Orası hep bomboş paramparça kalacak. Büsbütün çam kırıklarıyla kaplı kalbim. Ne zaman seni düşünsem, seni hatırlatacak en ufak bir şey görsem o kırıklarla dolu yeri batmaya başlıyor yüreğime. Artık sabahları yalnızca hüzünle uyanıyorum. Hiç bir şey beklemiyorum günden. Seni bile.
    Varlığında sensizliği yaşamaktansa içimdeki boşluklarla, kırıklarla, boş umutlarımla sensizken alışırım, alışmaya çalışıyorum yokluğuna...

  4. BENİ SEVEBİLİRMİSİN?

    Bitmez tükenmez martıların haykırışı var yüreğimde sana dair uçup gelen. Bir yarım sesle sesleniyorum beni duyar mısın? Ayın o acılı suratının ardından gün doğduğunda, kanatlarını çırpan bir küçük kuş olduğunda sabah, sen yüreğini geçmişin kirinden arındırıp benim ellerime koyacakmısın?
    Beni sevebilir misin? Niyetli misin buna ? Sen ilk yazın kuçağında uyurken yağmurlu serin akşamları düşünüp ödünç verilmiş yataklarda geçirdiğin sevişmeleri hatırlayıp kahrolacak kadar niyetli misin buna? Toğrağın iliğine ve kemiğine işleyen çok eski bir yağmur kadar beni içinde barındıracak mısın? Ay düşmüş toprakta menekşe kokulu öpüşmelerle geçikmiş iklimlerin ortasındayız seninle.
    Zaman durdu sanki birden tartışmalar bitti. Güneşe dönüyor ayçiçeği gün hızlandığında ve ben her güne uyandığımda sana dönmeye niyetli. Sana diyor ki gözlerim; sen bir kırlangıç gibisin. Hayatın sana verdiği uslanmaz ruhun içinde her baharda bana dönen ama güzün hep göç eden... Ve ben korkuyorum seni sevmekten.
    Bitmeyen şarkılarla avunmayacağım bundan böyle. Bak şimdi gökyüzüne, hayali bir gölgeye dönüşüyor benim bedenim. Her nefesinde solumaya başladın bile beni. Ve ben korkuyorum. Bir kasımpatı çiçek açıyor sarı taç yapraklarıyla. Ve gözlerim tiryakisi olduğum kahvenin tadında. Bunu biliyorum gece parçalanıyor, yıldızlar çıkıyor yüreğimden. Kirpiklerim titremeye başlıyor. Bu kız çoçuğu yüreğine yumulmuş ve bir daha ağlamak istemiyor, anlıyor musun?
  5. SENİ ANLAMAYACAĞIN ŞEKİLDE SEVİYORUM BEN

    Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. Benim olmak zararlı ya senin için, acı çekersin ya, işte bilerek bu gerçeği benim olmamanı isteyecek kadar çok seviyorum seni. Uzaklaş istiyorum kıyılarımdan, kayalıklarıma toslama, oturma karama... açıl, açıl, açıl. Uzaklaş benden, engin sularda ol. Lacivert mavilere dik gözlerini. Yosun yeşillerimden ıraklara düş. Yunuslar eşlik etsin yol alışlarına, hadi git artık, ne olur git. Baştan çıkartma beni. Uğurlar olsun. Gitmeni arzulayacak kadar deli bir kimlikle seviyorum seni.
    Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. Hani bir baba kızar ya, öfkelenir, döver ya hatta... arkasında ayıplarla dolaşan evladını. Ve ama yine de umutsuzca sever ve uzatır ya ellerini ne zaman düşse dara. Hani hem reddeder onu evlatlıktan ve hem de ama içten içe kanar ya baba yüreği. Kanayan içini de sever ya evladıyla birlikte. Hayırsız, huysuz ve hatta topluma zararlı olsa da bile; ister ya içten içe onun toplumun en mutlu insanı olmasını. Ve hatta döner döner de bakar ya kendine: "Ben nerede hata yaptım." Diye. Çocuğunun tüm hatalarından sorumlu tutar ya kendini. İşte öyle. Sorumlulukların acı, sızı mutsuzluklarıyla... evlatlıktan reddedecek bir inatla seviyorum seni.
    Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. Çok ama çok uzaklarımda olduğun zamanlarda bile kimi zaman... milimetrik ölçümlerle nefesimdesin. Sana dokunmak kadar yakın olsan da çoğu zaman... milyon kilometreler öteden duyulmuyor sesin. Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. "Her hareketinin sırrına varacak kadar sen olmak, nerede ne yapacağını öngörebilecek kadar ben olmak" gerçeklerinle seviyorum seni.
    Ey güzel sevgili çok sağlıklı bir beden değil artık bedenim. Beynim de öyledir belki. Ben bir hasta yatağını sen sanacak kadar... can yakan bir iğne ucuna sevdalanacak kadar... hastalıklı bir ruhla seviyorum seni.
    Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben.


  6. BEN OLDUĞUM İÇİN SEV BENİ

    Senin keyif aldıklarından benim her zaman keyif almam gerekmediği ihtimalini düşünerek sev beni...
    Kışları, seni kışın sevmeye başladığım için sevdiğimi anlayarak kışın gelmesine öfkelenmeden sev beni.
    En beğendiğin yemeği yaptıktan sonra, onu yerken erkeğinin beğenisini kazanmış kadının zaferini hissederek ye, sana yaptığım yemeği.
    Kötüde olsalar, sırf birlikte geçirdiğimiz için oralardan sev birlikte yürüdüğümüz yolları.
    Kalabalıkları da sev. Hatırla birlikte o kalabalıkların içinde trafikte sıkıştığımızı. Kimseyi fark etmediğimiz günleri. O günden sonra kalabalıkları sevdiğimi düşünerek sev beni.
    Söyleyeceğimi zannettiğin sözcükleri söyleyerek söyleyeceklerimi ipotek altına almadan sev beni.
    Her daim güvenerek, âmâ hiç gitmeyeceğimi sanarak değil her an gidecekmişim gibi sev beni.
    İyi olduğuma emin olsan bile nasıl olduğumu merak ederek sev beni.
    Nazlandığımı anlasan da şımart beni. Senden başkasına şımarmayacağımı bilerek nazlandır beni.
    Zorlandıklarımı benim için kolaylaştırmadan, âmâ omuz vererek sev beni.
    Aşkı sende yaşadığımı, senle birlikteyken anlayarak sev beni.
    Gittiğimde artık sadece önümdekileri yaşayabileceğimi düşünerek seni geride bırakmak istemediğimi anlamaya çalışarak sev beni.
    Sorgulamadan, şüpheye düşmeden, sınırlar koymadan, özgürlüğümü kısıtlamadan sev beni.
    Kırgınlıklardan sonra beyaz bir sayfa açtığımı, ama başka beyaz sayfalar açmak istemediğimi hissederek sev beni.
    Soğukta üşüyecek, sıcakta terleyecek kadar...
    Seninle gittiğimiz yerlere bensiz gittiğinde "yanımda olsaydın keşke" diyecek kadar.
    Meyve tabağındaki meyvelerin kötüsünü yiyip iyisini bana bırakacak kadar sev beni.
    Çok sevdiğim çikolatayı sadece seninle paylaştığımı anlayacak kadar çok sev beni.
    Yapmak istediklerim sana ters gelsede sırf ben çok istiyorum diye yüreklendirecek kadar çok sev beni.
    Yanlış anlatsam da, doğrusunu anlayacak ve yüzüme vurmayacak kadar sev beni.
    Dahası; kimseyi sevmediğim kadar sevdiğimi bilerek sev beni...
    DERYADENİZ79

  7. SEN GİTTİN

    Sen gittin.. Bir zifiri karanlık, bir zindan yalnızlığı, ağır bir boşluk bıraktın geride. Gittin ve dönmeyeceksin bir daha. Haklısın gidişinde, bu aşkı bitirmekte haklısın. Tek söz söyleyemedim. Yüzüne bakamadım. Karşında ağlamadım. Eridim, tükendim, bittim. Sonsuzlukta bir insan nasıl olur.. sesi soluğu nasıl duyulur?
    Elveda aşkım.. Elveda sevgilim. Sen kendini hiç böyle gereksiz, böyle değersiz, böyle yapayalnız hissettin mi? Ayrılık ölüm kadar acı ve soğuk.Aynalara bakıyorum. Aynada gördüğüm ben değilim. Gözlerim cehennem ateşi.. dudaklarım mühürlenmiş. Ellerim titriyor. Yüreğim kızgın demirlerle dağlandı. Yokluğunun bedeli çok ağır sevgilim.
    Sevinçlerim, hayallerim, umutlarım, renkli dünyam elveda.. Elveda yaşamak.. Yaşamın anlamı elveda. Kimse farkında değil yokluğunun. Sensiz ne hallerde olduğumu kimse bilmiyor. Anlamıyor yitip giden bir aşkın kederini.
    Düne kadar en yücesini yaşadım mutluluğun, ayaklarımın altından kayıp gidiyordu toprak, denizlerin ovaların üstünde uçuyordum. Güneş kadar yakındı bana aşk. Güneş kadar sıcak ve parlak. Bıraktın birdenbire, kanatlarım kesildi. Hızla çakıldım yere, boşluğun içindeyim, şimdi hiçbir şeyim.Oysa dünyanın en zenginiydim. Bütün çiçekler bizim için açardı, bizim için ballanırdı meyveler, ekinler bizim için bereketli, sular bizim için çağlardı. Şimdi toz duman içinde kızgın bir çöldeyim. Yönümü yolumu şaşırdım. Sam rüzgarlarına bıraktım gövdemi, sürüklenmekteyim.
    Sen bensiz nasılsın, bilmiyorum. Rahat mısın, mutlu musun, bu kadar çabuk beni unutur musun?.. Nasıl birden mazi olursun?
    Düne kadar gözlerinden aşkı içtiğim, dudaklarında yüreğimi erittiğim, uğruna bıçaklar çekip dünyaya meydan okuduğum ey sevgili nerdesin? Kimlesin?.. kimlerlesin?.. Kimlerle oynaşır gönül eğlersin? Ben burada, terk edip gittiğin yerdeyim. Elveda aşkım.. Elveda birtanem.. Elveda sevgilim! Elveda sana...!!!!!
  8. GÜCÜM KALMADI ARTIK

    Sen!
    Ey yalnızlığımın adı, sevdanın adresi, sonsuz ahı hasretimin. Tükenmeyen hülyalarımın sahibi dil-i suzan.
    Benim bitmeyen yalnızlığım, yalnızlığımın bitmeyen umut ışığı. Ruhumun sahibi, yüreğimin can yoldaşı dilruba.
    Beni diyar diyar süren gurbet ellere, seyyah edip gezdiren, hasretini çektiren ölümüne... Sonsuz acılara gark edip kanlı yaşlar döktüren gözlerimden... Gözlerindeki aşka mahkum kılan ve azat etmeyen bir ömür...
    Çıkıp gitme zamanı şimdi yine ey yar, uzaklar düşünce bir kez yüreğe, sen düşünce hayale, ruhumu zaptetmek mümkün müdür?... Ki, gittiğim her yerde senden izler ararım, hiç bir yerde olmadığını bile bile. Olmadık zamanlarda aklıma düşersin, yaralanırım...
    Dilimin ucuna her geldiğinde dilimi ısırırım, seni sevdiğimi haykırmamak için. Seni sevdiğimi yalnız sana söylemek için bir gün kavuştuğumda. Ne varki her yaklaştıkça uzaklaşıyorsun
    Ama artık anlıyorum ki sana kavuşmak sonsuz bir hayal, yine de sevdamı yükleyip yüreğime, seni bulmak, sana söylemek için sevdiğimi. her sabah düşerim yollara yeniden...
    Şimdi her seher çıkıp dağlara ismini haykırırım yankılı kayalara...
    İlan-ı aşk ederim, dinlemeselerde beni! Duymasalarda!
    Ey dağlar, ey nehirler, ey rüzgar, ey bulutlar, ey insanlar duyduk- duymadık demeyin, ben onu seviyorum, derim...
    Sensiz hayat yok benim için, yaşam yok. Söz vermiştim sevdama, yaşarsam aşk için yaşarım yalnız, aşkım için... Ölürsem aşk için...
    Gönül her zaman gelmeyeni beklermiş derler, sevdası saklı duran sevgiliyi. Gelmese de bir ömür yine beklenirmiş o sevgili
    Sen benim bir ömür hasretini çektiğimsin, beklediğimsin ey yar. Bütün boşluklarını seninle doldurdum ömrümün Yazdığım bütün şiirlerde, söylediğim bütün şarkılarda sen vardın yüreğimde. Aşka dair ettiğim bütün yeminlerde sen vardın yanımda. Gelmesende bekleyeceğim...
    ../Düşlerim dağınık şimdi, kara bulutlar kümelenip durur usuma, acılar çöreklenip yüreğime, yerden yere vurur beni olmadık zamanlarda. Ben seni sevdiğimden beri, ilmek ilmek hasret dokur ömrümün gergefine zaman... Seni ne zaman özleyip ağlasam güzelleşir yeryüzü, güzelleşir gökyüzü, ışık dolar gözlerime... Sevgiyi damıtır en derin yerinden gözlerim... Aşk olur adı...
    Ey yar yıldızım yitikse şimdi, doğmuyorsa ve ışımıyorsa gecelerime ay. Beni terkedip başka ufuklarda parlıyorsa, almıyorsa beni kucağına bir vefalı dost gibi ve gelmiyorsa beklediğim sabah. Özlediğimde yanımda yoksan eğer, uzaklar acımasızca vuruyorsa.
    Ben yine de hep seni düşlerim ışıl ışıl, seni özlerim zifiri gecelerde de olsa...
    Şimdi her gece bir tren kalkıyorsa gönlümün istasyonundan sana doğru, elim kalkmıyorsa ve sallayamıyorsam verdiğin mendili ardından. Gözyaşlarım ateş olup düşüyorsa ve hüzün olup yakıyorsa düştüğü yeri sebep sensin.
    Meğer ki aşk imiş beni bağlayan hayata bu güne kadar. Her soluk aldığımda sevdayı hissettiğim içinmiş, sevdayı yüreğimde ölümüne taşıdığım içinmiş ki yaşamışım... Ve savunmşum yaralı kalbimi, hicranlar içinde de olsa, savunmuşum gözyaşımı kimseye aldırmadan.
    Bilki, tomurcuklar açmadan kuruyorsa dalımda, her bahar bir tek kan gülleri açıyorsa gülşende, ey aşk, ey sevdiğim sensin sebep...
    Şimdi ölüme hüküm giyiyorsam her yargılandığım yerde, hüznün acılı ırmaklarında kalıyorsa hayallerim ve sonunda kırılıyorsa kalem. Bil ki sebep sensin ey aşk, ey sevgili.
    Ben sefilliği, garipliği, çölü, kimsesizliği, sahrayı, sahrada derviş olmayı, aşka mahkum olmayı senin için seçmişim ey yar...
    İstersen sev beni! istersen kır! Acıt, ez, öğüt, paramparça et.
    Gücüm yok tükendim ey yar! Çek ipimi...
    Söyle, ne desem son sözüm sorulup, zülfün boynuma dolandığında, Söyle ne etsem, nereye gitsem...
    Ah! etsem, delinir mi kara bağrım? Yaralı geyikleri kurtulur mu canevimin?
    Söyle, son sözüm sorulduğunda, tutar mı elimi aşk? Toplar mı yerlere savrulan hayallerimi? yaşatır mı anılarda?
    Gücüm yok... Ey sevgili tükendim artık! Çek ipimi öleyim...

  9. AYRILIĞIN ARDINDAN

    Beraber dinlediğimiz müziği dinliyorum yeniden… İnanılması güç, anlatılamayacak hüsranlar verdin bana, bu genç bedenim çok yara aldı...Bilirmisin? bu genç beden ne ölümlere, ne kayboluşlara tanık oldu...Sen hep o inanamadığım sözcüklerle geldin, inanmak istemediğim sözcüklerle...Hırpalayan, tüketen bir yaradılışın vardı. Her insan gibi ben olmanın duygusunu taşıyordun yüreğinde...( Beni anla, beni dinle, benim dediğim gibi olsun)...Kayboldum bu cümlelerin arasında bir girdabın içine girdim, bir çekmece gibi sıkışıp kaldım...Anlatmaya çalıştım bende kendimi anlamadın, kayboluyorum, sen olmaya başladım...Öyle derin ki sevgin kaybettiriyor bana kendimi ...Hiç bırakmayacaksın? Gitmeyeceksin değilmi? Öyleyse kal, hep benimle kal...
    Seni dinleyeceğim kendimi yok edeceğim beynimde yeterki kal...
    Artık hiçbir yere sığamıyorum, sığınamıyorum...Gittin işte, her giden gibi.. Uzun zaman oldu.. Ardından akıttığım gözyaşlarım dinmeden teselli bulamadan daha gerçek bana döndüm, kendime, en acı olan buydu zaten...Hata diye adlandıramam, pişmanlık hiç değil. O kaybolmuşluğun içinde mutluydum bir zamanlar...Bakışlarım ürkekti, sözcüklerim titrek, sevgiyle çarpıyordu kalbim tek farkla...Bu benim için en büyük farktı...Bu benim için kendimi kapatan bir farktı...İnanmadığım bir dünya kalbimin çarpıntılarıyla inandım ben...
    Çocuk oldum, haylaz oldum ellerinde, bazen sevgi dilenen bir dilenci...Her şeyden önce sevgi zayıf olmak demekti beklide bunu seninle öğrendim...
    Aşk...Aşk...O ilk çarpıntı, sarhoşluk hiç gitmedi benden seninleyken...Hep özeldin...Sevgimdi seni özel yapan, içimdeki aşk...Artık elma şekeri yemiyorum, oyuncak bebeklere tahammülüm yok...Gerçekler o kadar acı yüzüme vurdu ki, yanımda olsaydın görebilseydin derdim...
    Aşkınla uysallaşın bu haylaz kızın şimdi ne kadar dirençli olabildiğini...Hırçınlığıyla karşısından gelen kayayı toza çevirdiğini tanık olamadın...Neden mi? Senden sonra hayatıma dostlar almaya kalkıştım...İnce hesapların ardına sığınan, hiçbir zaman sözünde güven hissedemediğim insanlara tanık oldum, Bazen bende onlar gibi oldum...Kendimi bulma sürecinde...Kabul ediyorum yenildim bir dönem belki...Kendime gelmem için şarttı bütün bu olanlar şimdi o zamanlarıma gülüyorum...Aynayı yüzüme çevirip bakmadığım günlerdi o zamanlar güzel yüzümü her sevinçten sakladığım günler... Gömülmüştüm acıların içine...Aslında sensiz hayat yoktu....Sabah ne gün ışığı giriyordu penceremden... Nede gecenin karanlığı...Sonbahar,Kış, İlkbahar, yaz işte söylenen cümleler karanlığımda ...Sıcağı, soğuğu hissetmediğim zamanlar...Ölümlere tanık oldum yokluğunda daha öncede bahsettiğim gibi yaşamanın bir insan için ne kadar mucizevi bir şey olduğunu öğrendim...İçimde babamın yavaş yavaş kaybolacağını hissettiğim gün...İyi olmalıydım...Bu kayboluşla hiç farkında olmadan sevdiklerimi kaybedecektim...
    Kendim için değil başkaları için bir şeyler yapmalıydım her zamanki gibi...Babamın acısın hissettiğim gün...Öyle bir tokat indi ki yüzüme kendi yenilgimi, boşvermişliğimi öyle derinden hissettimki aynaya bak, kendine bak dedi içimdeki ses...Daha öncede tekrarlamıştı bu sözleri...Ama bu denli ağır gelmemişti...Gözyaşlarım sel oluyordu...Yine yüreğim ağlıyordu...Bu defa yaşanmamışlıkların adına hiç göstermediğim şefkati gösterdim insanlarıma, hiç inanmadığım yüzlere inandırdım içimdekini...Kötü bile iyi oluyormuş iyinin karşısında geçte olsa fark ettim...Artık hiçbir insan yenemez aşkım sen bile...Her insan ayrılığın ardından kendi oluyormuş yine...Kendimim işte...Tüm iyi niyetimle... Kaybolmamak üzere...
     
  10. BU GECE YİNE AĞLADIM

    Bu gece yine ağladım yokluğuna.. Gözyaşı damlalalarım sızarken dudaklarıma doğru, tuzu dilimdeki yarayı yaktı biraz daha... Bu gece yine ağladım sensiz şarkılarla... Hayatı ezmek yok etmek istedim son bir kez daha ... Neden bilmiyorum ama yine ağladım sabaha kadar... Sitem etmek istedim içimden bişeylere bağıra çağıra ...
    Belkide gözyaşlarım benim yerime tüm hakaretleyi bağırmıştır avazı çıktığınca..
    Bu gece bir kez daha ağladım sensizliğime, sessizliğime sessizce...
    Tutmak istedim ellerini, öpmeni beni.. Hissetmeyi sıcak tenini.. Bu gece bir kez daha özledim seni..
    Hasreti yine yüreğime aldım ve ağladım bu gece... Kaderime kızarak, ama yine ağlayarak seni düşündüm bu gece...
    Ne kadar çok isterdim yanımda olmanı, Çünkü benim bütün dünyam sadece sen olmalıydın, sadece seni görmeliydim ve bana sadece sen bakmalıydın...
    Aklıma gelen tüm herşeye rağmen sıyırıp bedenimden senin yanına yolladım ruhumu... Kıskandı yine her geceki gibi seni içten içe yüreğim... Ve Sitem de etti, ağladıda gözlerim... Çünkü Sen Bana Bakmalıydın şimdi, Ve sadece benim olmalıydı gözlerin... Benim senin olduğum gibi sende sadece benim...
    Düşünmek ansızın , ve apansız acılar hissetmek, bu gece bir daha yineledi her şey kendini... Ve ben bu gece yine ağladım, yine sevdim seni utanmadan...
    Kıskandım, özledim ve ağladım...
    Ve yine sadece senin oldum kendi kendime, yine yeminler ettim, yine dualar ettim, biliyorum bi gün bi yerde bedenim olmasada ruhum erişecek sana...
    Bu gece yine ağladım, yokluğuna...
    Geceleri yakmak istedim yine, yakıp yıkmak her şeyi her zerreyi yerle bir etmek, su olup söndürmek güneşi, senin yokluğunda beni ısıtmaya yetmeyen o güneşi söndürmek istedim !
    Bu gece yine tüm dünyayı ardımda bırakıp kaçmak istedim, yokluğundan kaçmak..
    Yapamadım, her defasında ölmek istedim ama ölemedim, bu acıdan kurtulamadım...
    Bu gece yine ateşi sardı bedenimi sensizliğin ve ben ağladım... Yine ruhum Can çekişti, yine boğazım düğümlendi, gözlerim yandı, üşüdü ellerim uzanmak, uzanıp tutmak istedim ama yapamadım... Sen yoktun ve ben yokluğunda kanadım...
    Yok Olmak istedim binlerce defa yine bu gece... Yok Olamadım, sensizlikte varda olamadım...
    Özledim ama sana anlatamadım, arayamadım, sesini duyamadım sadece ağladım...
    Her şeyi sana Yazdım...
    Ve Ben Bu gece yine ağladım...


  11. SUSMAYI ÖĞRENİYOR YÜREĞİM

    Susmayı öğreniyor bu yürek
    Yine bir gece ve yine baş başayım kendimle, işte yine seni bulup
    kaybettiğim yerdeyim.
    İnsanın bir şeylere karar vermesi ne kadar zor; ya seni içime gömmeli ya da artık içimden söküp atmalıyım. Ama her ne olursa olsun susmalıyım. Hangisi daha zor, hangisi daha acı? Gerçekten gitmeli miydin, yoksa yanımda kalıp savaşmalı mıydın?...
    Bir yol arıyorum kendime, bulduğum tüm yollarsa sana çıkıyor
    Kapanmalı artık gözlerim. Sonsuz bir karanlıkta tek başıma yürümeye devam etmeliyim uçsuz bucaksız yollarda...
    Yürümeliyim ardıma bile bakmadan, yürümeliyim parçalayarak uğrunda ölebileceğim değerleri ve sevgileri, yok ederek yaşadığım tüm zamanları...
    Nasılda acımasız zaman. Nasıl da yüceltmiştim seni gözümde. Tutup kendi
    ellerimle koymuştum en yükseğe, sonra keyifle izlemiştim yüceliğini. Ama
    yine ben bitirmeliyim. Tutup kollarından indirmeliyim olduğun yerden. Ya da seni ölene kadar yaşatmalıyım taş kalpli dediğin yüreğimde.....
    Ne kadar zor bir karar Hiç bu kadar zorlanmamıştı zonkluyan beynim..
    Bir yanım: "Bir daha kimse, hiç kimse onun kadar çok sevilmeyecek", derken, bir yanım sakin, sessiz...
    Zaman geçiyor, yüreğim acıyor. Kapanmıyor yaralarım..
    Tükenirken ben, aklımda bir tek sen varsın...
    Görüyor musun, yine konuşuyorum ama sessizce....
    Susmayı öğreniyor yüreğim..
    Ama ben kararımı verdim...
    Seninle olduğum zamanları düşünmek bile bana mutlulukların en büyüğünü yaşatıyor..
    Seni ne çok seviyormuşum... Söküp atamıyorum düşünlerimden...
  12. TERKEDİLENLER GERÇEK SEVENLERDİR

    Sevme kapasitesi sadece bencillikleriyle sınırlı olanlar, kendilerini sevebilen insanların onlara yüreklerinde ayırdıkları yer kadar büyüyebilirler.
    Kimileri "seviyorum" der terkeder, kimileri sever ama "şartlar gereği" istemeden terkeder; kimileri hiç sevmeden terkeder, kimileri mekan değiştirmeden terkeder, kimileri de Tanri nın ilahi bir kararıyla terkeder. Sonuçta, terkedilenler yürekten sevenlerdir, bu terkedilişin acısını hissedenlerdir. Onun için yalnızlık çekerler. Bununla beraber, aynı çatı altında yaşayıp, çocukları bile olduğu halde birbirini sevmeyen, sevmesini bilemeyen ya da tek taraflı seven insanların dramıyla doludur terkedilmiş hayatlar. Onlar kendilerini sevenleri mekan olarak terketmeksizin gönülden terkederek onlara manevi bir sürgün hayatı yaşatırlar.
    Doğruyu söylemek gerekirse, mekan ya da gönül değiştirerek terkedenleri önemli, anlamlı, sevgili, unutulmaz yapan, "onsuz olmaz" yapan hep kendi yüreğimizdir. Bizim gönlümüzde, bu insanlar bizim arzumuz ve sevgimizin gücüyle "büyük" olurlar. Peki, bu insanlar gerçekten bu sevgiye ve ilgiye layık mıdırlar? Onları bizim hayatımızda büyüten, onların üstün insanlık ve kişilik özellikleri midir, yoksa bizim sevgiye, sevgiliye olan özlemimiz ve yalnızlıktan korkumuz, ya da sevdiğimize inandığımız insana bahsettiğimiz ama kendi kendimize yarattığımız bir hava kabarcığının içindeki kelebek ömrü misali yaşanan bir düş dünyası mıdır? Bu insanlar bizim için gerçekten gönüldaş mıdırlar ya da hayatın karmaşasında yolda kazara çarpıştığımız, aynı asansörde beraber mahsur kaldığımız, ya da aynı otobüste beraber yolculuk ettiğimiz, aynı güzergahta binmiş ama bizimkinden farklı bir istasyonda inecek insanlar mıdır? Bizim yaşamdaki görevimizle onlarınki aynı mıdır? Acaba bu insanlar hayatımızdan çıkarken farkında olmadan ya da istemeyerek --- çünkü onlar kendilerini bizim devleştirdiğimizi unuturlar ya da fark etmezler... bize iyilik mi ederler? Önemli olan bu soruları sorabilecek kadar gerçekleri görebilmektir. Tanrı nın insanoğlunun yaşamına "kader" adını verdiğimiz alın yazısını çizerken "adaletsizlik" yaptığını düşünürüz çoğunlukla.. Ama aslında o, bizim hayatımızda, kapasitesi ve özel görevi nedeniyle sadece belli bir zamanda bulunması gereken ve kendisinin kaldıramayacağı bu görevi layıkıyla yapabilecek bir başkasına devretmesi gerektiği ve ötesini hak etmediği gerçeğini bize haykıran, o ilahi bir adalet degil de nedir?
    Sevenler ve sevmesini bilenler, sevilmeseler dahi büyümeğe devam ederler. Sevme kapasitesi sadece menfaatleri ve bencillikleriyle sınırlı olanlar, kendilerini sevebilen insanların onlara yüreklerinde ayırdıkları yer kadar büyüyebilirler. Seven insan, sevdikçe İNSANLIK katında yüceleşir, verdikçe büyür, Tanrı katında melekleşir. İşte böyle bir hayat tecrübesi sayesinde DOSTLUK kavramının yüceliğinin ve içindeki sevginin anlamının fark edilmesi fırsatı doğar. İşte o an, insanın iç dünyasındaki Rönesans uyanışıdır. Devrimlerim en anlamlısı, özgürlüğe açılan bayrakların en güzelidir. Dostluk sıradan bir kavram gibi görünmekle beraber, evrenin düzeninde ve yaşamımızda varoluş kadar bir öneme sahiptir. Karşımızdaki insanı olduğu gibi sevebilmemiz için, önce onunla ve inandığı değerlerle dost olmamız gerekiyor. Evrende de bütün cisimler arasında bir kütlesel çekim gücü vardır. Aşkta, karşımızdaki insanı olduğu gibi sevmeyiz aslında, olduğu şekilde göremeyiz çünkü bizim gözümüzde olması gerektiği şekilde görürüz her şeyi; ona olduğu gibi değil, kendi hayal dünyamızda olması gerektiği gibi bakarız. Tıpkı çölde susuzluktan ölüme mahkumken bir vaha görmemiz gibi
    Dostlar terk etmez. Ama, aşıklar terkeder. Çünkü aşk, bir sinema filmi gibidir. O filmde oynadığınız rol, film süresince vardır. Bir başka filmde farklı bir rolde olacağınız için, bir önceki rolünüzle ilginiz kalmaz. Dostluk üzerine bir aşk kurabilirsiniz. Ama aşk üzerine dostluk milyonda birdir. O tür bir aşkın temelinde az oranda bulunan başka duygularla karışmış olmakla beraber, dostluk duygusu baskın miktardadır mutlaka. Aşk, sevgi başta olmak üzere her türlü duygunun karışık bir şekilde bir araya geldiği bir manevi yoğunluk olarak çıkar karşınıza. Bu yüzden, aşkın barometresindeki ibrenin sevgiyle nefret, coşkuyla öfke, iyiyle kötü, ruhla beden arasında gidip gelmesine hiç şaşmamak gerekir. Size "Bu insana neden aşıksınız?" diye sorulsa, genellikle vereceğiniz cevaba kendinizden başka kimse anlam veremeyecektir. Hatta sizin bile çoğunlukla kendi cevabınıza anlam vermekte zorluk çekme olasılığınız çok yüksektir. Çünkü böylesine karmaşık yapılı bir duygunun sizce anlamı ya da derinliği değil, sadece varolması, bir morfin gibi sizi yalnızlık denen başka bir karmaşık duygunun zindanından mümkün olduğu kadar uzun bir süre için almasıdır önemli olan. Oysa ki, çok derin bir dostlukla bağlandığınız bir insana olan sevginizi anlatmak için fazla zorlanmazsınız. Davranış ve tavırlarınızla anlatırsınız sevginizi, ona verdiğiniz değeri Söylenecek çok şey vardır, ama sözlerin yerini bakışlar, davranışlar ve sadece sizin ikinizin konuşabildiği bir dil alır. Yıllar sonra bile, yine o kaldığınız yerden başlayabilirsiniz sohbetinize. Aşktaysa, insanlar birbiriyle bir daha o ayni dili konuşamazlar; ne kaldıkları yeri hatırlarlar ne de ne söyleyeceklerini. Çünkü aşk dinamik bir yapıdır, belli bir yoğunluk derecesinde ve etkileşim kıvamında olmak zorundadır. Duygunun olumlu ya da olumsuz olmasına bakmaksızın yoğunluk açısından üst düzeyde olması gerekir. Hangi insanoğlu nasıl bir insanüstü enerjiyle böyle bir duyguyu sürekli aynı düzeyde tutabilir ki?
    Dostlukta, sevilmemek ya da kaybetmek korkusuyla karşınızdaki tarafından bir anda terkedilmeniz söz konusu değildir. Aksine, onu siz terk ettiğinizde, o da sizi zamanla terkedecektir; bazen de hic terketmeyecek ama hafızasının ve kalbinin derinliklerinde bir yere gömecektir. Onu kolayca bulamazsınız ama kolayca kaybedemezsiniz de. Aşka gelince, o, hizla girer hayatınıza ve ayrılması da o kadar anlıktır. Ama insan olarak hayatınız o hızla değişen duygu yoğunluk ibresine ayak uyduramadığı için sizi hazırlıksız yakalar ve hasta eder. İşte, o yüzden aşk virüsünün bulaştığı beden hastalığın ilerlemesiyle normal işleyişinin dışına çıkar. Beyinle kalp arasındaki kan dolaşımı ve sinir iletişim ağı farklı bir şekilde çalışmaya başlar, haberleşme ve ulaşım yavaşlar; hatta, işlemez hale gelir. Duygulu ve duyarlı bir insansanız çabuk etkilenir, çabuk yenik düşersiniz. Ancak güçlü bir irade ve sağlam bir kişilik sahibiyseniz, gerekli iyi beslenme ve bakımla kendinize gelir, bir daha da kolay kolay hastalanmayabilirsiniz. Çünkü artık bağışıklık kazanmış olursunuz. Dostluk, aslında aşk denen virüsün yatağa düşürdüğü insanı ayağa kaldıracak tek ve en güçlü serumdur. Ne tıp ilmi, ne de diğer ilimler, etkisi daha güçlü alternatif bir ilacı henüz bulabilmiş değildirler.
    Dostlukta fiziki bir beraberlik ya da belli bir mekan olması gerekmez. Buna rağmen, çok yoğun bir birliktelik sözkonusudur... Gönül ve düşünce birliği dostları asktan öte bir duygu boyutunda yasatır birlikteliği. Ortak olan o kadar çok şey vardır ki... Belki aynı sokakta beraber yürümezsiniz, ama aynı ruh hali ve düşünceyle adımlarınızı beraber atarsınız. Yalnız olmadığınızı bilir, kendinizden emin olarak korkusuzca yürürsünüz o, yürümeğe çekindiğiniz yolları.
    Dostluk, gecelerin en alaca olduğu karanlıklarda bile bazen bir Ay ışığı, bazen de bir Kutup Yıldız'ının parıltısı olarak çıkar karşınıza. Bilirsiniz ki gökyüzünün en acımasız olduğu, karanlığın hiç gitmek istemediği zamanlarda bile bir yolunu bulup çıkar gelir bulutlar arasından. Bilirsiniz ki, o muhakkak gelecektir ve size umut verecektir, yola devam etmeniz için. Oysa, aşk, bir Kuyruklu Yıldız gibidir. Gelip geçiverir gözünüzün önünden. Dilek tutmağa bile fırsatınız olmaz. Kırk yılda bir gelir. Ne zaman ne amaçla geldiği de belli olmaz. Onu Kutup Yıldız'ından ya da Ay'dan daha çok arzularsınız, çünkü hiç sizin olmamıştır. Aslında, Kuyruklu Yıldız sadece sizin hayal dünyanızda yaşayan bir cansız oluşum. Gökyüzünde hayatınızın atmosferinden geçerken aşırı ısınmayla ateş topu haline gelmiş bir Göktaşıyla Kuyruklu Yıldız arasında hiç bir fark yoktur temelde. Kuyruklu Yıldız, sevmediği için terkeder; Göktaşıysa başka çaresi kalmadığı ve zayıf karakterli olduğu için düşer hayatınıza. Küçük olanları, küçük bir yarayla atlatırsınız ama kütlece büyük olanların hasarı daha fazla olur. Dostluk, sabahları Güneş, geceleri de ya Ay ya da Kutup Yıldızı olarak dünyanızı aydınlatır Sizi karanlıklardan ve kışın acımasız soğuğundan koruyan hep odur Farkına bile varmazsınız onsuz yaşamın ne kadar zor ve cehennem azabı olduğunu.
    Öyleyse, milyon yılda bir gelip şöyle bir yanınızdan geçecek diye beklediğiniz Kuyruklu Yıldız'a ümit bağlamak ve yaşamınızı karanlığa gömmek yerine, gecelerinizin güneşi yanı başınızdaki Ay'ı, en karanlık ormanda bile size doğru yolu gösteren, bilge Kutup Yıldızını ve varlığıyla sizin ve çevrenizdeki bütün güzelliklerin yaşam kaynağı olan ve etrafında sizin gibi nicelerinin deli divane olduğu Güneş'e neden gönül vermediğinizi merak ediyorum. Elinize, teleskopla gökyüzüne bakma fırsatı geçtiğinde, zamanınızı ve emeğinizi Halley Kuyruklu Yıldızını beklemeğe ya da kovalamağa harcamak yerine, yaşamınızda bu kadar önemli yeri olan Güneş'e, Ay'a ve Kutup Yıldız'ına ayırsanız, hem kendi yaşamınıza, hem de size yüreklerini açanlara haksızlık etmemiş olacaksınız. Tanrı'nın bir mucizevi lütfu olan dostluk, bir insanın kendisine ve insanlığa sunabileceği en anlamlı ve eşsiz bir armağandır. Sizi gönülden seven ve değer veren bir insan, böyle bir armağandan başka ne isteyebilir ki? Öyleyse, yeni bir yıla başlarken sevdiklerinize vereceğiniz en güzel armağanın parayla satılmadığını anlamışsınızdır ve zengin olmanıza de gerek yoktur... Yeterki kalbinizin sesini dinleyin

  13. YAŞAMIN ARDINDAN

    Rüzgar hızla yüzüne vururken hissetti denizin koyu mavi yosun kokularını. Yağmursuz bir günde, rüzgarla tanışmış olmanın mutluluğuyla denize doğru yol alıyordu. Kendini bile vurduran kokuyu tüm ciğerlerine çekti. Bir nefes bile olsa, rüzgara aşık olacağını hiç tahmin etmezdi. Uçmanın bile tadı bir ayrıydı buruşturulmuş yaşamda..
    Kollarını iki yana açtı. Son ayrılığında da açmıştı kollarını, son elveda hatırasına. Bir resim çekmiş ve asmıştı hatıraların en güzel duvarına. Yasaksız ve baskısız bir sevdanın ardından, aldatılmıştı en kötü şarkılarda. Bir kere bile olsa yanmıştı ya yüreği pulbiberin halt ettiği aşk acısıyla. Sonu ayrılık bile olsa gam yemezdi artık. Bir damla çıktı gözlerinden, alel acele yukarıya kaçtı..
    Bacaklarını kapattı. Adı konulmamış hedefe daha hızlı ulaşmalıydı. Bir gülü dalından koparırken duyulan heyecan gibi olmalıydı. Hızlı ve ürkek.. Kar yağmamış sevdaya hediye edilen bir beyaz gülün dramı geldi gözlerinin önüne. Yaşamın neresinde olduğunu bilinmeyen bir yaşta, gökyüzünde batmalıydı son diken. Gül koparılacaksa eğer, bir damla kan feda edilmeliydi ki, borç bırakılmamalıydı alev kırmızısı yaşama..
    Sırtını denize verdi. Gökyüzünü ilk defa böylesine güzel seyrediyordu. Dertlere ferman olmuş yıldızlara gülümsedi. Çoktan tükenmiş bir kalemle yazılmış yaşam kağıdının son satırlarındaydı. Sınavda olsa sıfır alırdı, çünkü kağıt bomboştu. Yarıda kalmış uykulara vurdu boğazın ışıklarını, sarı bir sancı vurmuştu gözlerine. Bir çocuk gibi hissetti yaşlanmış yüreğini, biri kalk parka gidelim dese, saatlerce sallanmalıydı semaya ulaşan yorgun salıncaklarda..
    Gözlerini kapattı. Sadece iki kağıdın var olduğu bir mekan düşledi. Sonradan akla gelmemeliydi pişmanlıklar ve kanamamalıydı gözler sabaha kadar. Adresi belirsiz bir trene binmiş yaralı kalpleri, destursuz şimşeklerin korkutamadığı bir mekan. Korku olmamalıydı kimsede ve haykırmalıydı tüm cefakarlar pasaklı yaşama, kirletilmemeliydi artık yakınındaki karanlık martılar..
    İçine çektiği nefesi bıraktı. Yalnız verilen bir nefesin, kötü kokmuş artıklarıydı saçılanlar. Tüm bu yıldızlara rağmen, bu kadar ağır mı olmalıydı yaşananlar ? Açık seçik paramparça olmuştu tüm evren. Satırlar bitti, imza çoktan atılmıştı boş yaşama kağıdına. verdi kendini kan kokmamış denize. Boğaz köprüsünden bedenini emanet etmişti boşluğa ve isyan bayrağını çoktan çekmişti, yüzyıllardır hicranını kaybetmiş yaşama..


  14. SENİ SANA EMANET ETTİM

    Tanımlayamadım..
    Varlığında içimdeki heyecan, yokluğunda yüreğimdeki korku muydu aşk? Yarım kalmışları tamamlayamamanın verdiği huzursuzluk muydu yoksa? Belki de sendin aşk bende, ben bunu hiç farketmedim.
    Öğrendim..
    Yokluğuna alışmayı, sensizlikte bir başıma savaşmayı.. Bunları hiç bilemem, bilsem de öğrenemem, öğrensem de yaşayamam diyordum oysa.. Neleri öğretiyormuş bu hayat insana..
    Unutmadım..
    Seni unutmak aklımdan bile geçmedi, düşünmedim bunu hiç. Öyle çoktun ki, hiç bir yere sığdıramadım seni. Ne aklıma ne de yüreğime..
    Sözler bitti..
    Böyle bitmemeliydi oysa, çok cümlesi vardı kurulacak bu hikayenin, senli, benli "biz" li öznelerle.. Daha o kadar söylenmemiş, ertelenmiş, yaşanmamış varken, yazmamalıydı hayat sonunu böyle..
    Sustum..
    Ağlamıyorum artık. Saymadığım kaç zamandır gözlerimden bir damla bile gözyaşı akmıyor. Ne sana dair ne de hayata, içimde bir yerlerde gizliyorum onları da, seni gizlediğim gibi.
    Sızlıyorum..
    Zaman sarıyor elbet kanayan yaraları, gittikçe acısı azalıyor, ama geçmiyor bir türlü. İnce ince sızlıyor saklı bir yerlerde, dokunulduğunda tekrar başlıyor acımaya.
    Bir perde açılıyor önümde, geçmiş zamanlara dair.. Gözlerimi kapatıyorum.. Sendeki ben oluyorum..
    İlk bakışın canlanıyor gözlerimin önünde, gülümseyişin..
    Sonra gidiyorsun, ardından bakıyorum öylece durup ben de.. Durdurmak için bu gidişi, sarılmak istiyorum ellerine, yapamıyorum..
    Kapanıyor perde...
    Suretimi kapatıp aslıma dönüyorum yine..
    Şimdilik;
    Hoşçakal..
    Aşkların en güzeli,
    Kavuşur elim sana günün birinde,
    Sarılıverir beline,
    Dokunur tenim sana yeniden..
    Hangi gün taşınır dönerim,
    Bilinmez..
    Boş kalacak yüreğim,
    Söz verdim sana,
    Ölene kadar...
    Ben seni sana emanet ettim sonsuz sevdam..
    Yüreğimin senli olan yanını alıp, ayak izlerimi bırakıp ardımda, yürüyorum sonu sana çıkan yollarımda...


  15. BEN SENİN YÜREĞİNİ SEVDİM

    Beni inandırmışsın bir kere, İki insan aynı yöne, aynı kararlılıkla ve de aynı yürekle giderse yer sallanırmış fikrine..
    Aksini benden isteme. Gittin mi geri dönmeyeceksin, Döndün mü bir kez, bir daha gitmeyeceksin. Adam gibi yaşatmadılarsa sevdamızı, zalimlere inat düştün mü kalkacaksın. Yarım kaldıysa yüreğin, yarım bıraktılarsa seni, benimle tamamlayacaksın kendini.
    Birlikte yürüdüğümüz yollara tek başına gitmeyeceksin,, beni de göndermeyeceksin böyle gözü yaşlı, kalbi kırık, per perişan.
    Birlikte büyüdüğümüz bu yer bizi bir arada görmemeye alışamadı da, sen bensiz yaşamaya nasıl alıştın sahi?
    Hiç mi terk etmedi gözyaşların gözpınarlarını, hiç mi atmadın beynini bir yerin en yüksek tepesinden, ya da hiç mi sarılmak gelmedi içinden bir daha ayrılmamacasına.
    Gözlerini benden kaçırma sevdiğim, gözlerine baktığım zaman kendimi göreceğim..
    Sen teslim olmayı erteliyorsun kendince. Peki ömrümüz ne kadar rötarlı dersin?
    Ben seni olduğun gibi sevdim. Ben senin yüreğini sevdim. Ne kocaman cüssene aldırdım, ne deli gözlerine. Ben seni sen olduğun için ve beni bu denli sardığın için sevdim. Ben omzuna bir yaşam boyu güvenle yaslanayım diye sevdim, kaybedeyim diye değil.

  16. GİZLİ SEVDAMSIN BENİM SUSUYORUM

    Bilsen neler yazmak geçiyor içimden sana.. Neler anlatmak istiyorum da, yapamıyorum bir türlü...
    Beceremiyorum! İnsan yüreğinde ki gizli kalmış sırlarını nasıl açığa çıkarabilir ki?
    Yüreğinin kuytusundan nasıl dile getirebilir? Zor iş doğrusu..
    Ben en zoru başarmışım galiba.. Yüreğimin en kuytusuna en derinlerine bir yerlere saklamışımda
    seni, şimdi bir türlü çıkartamıyorum.. Hani denizlerin, okyanusların diplerinde
    ulaşılmaz güzellikler vardır.. Suyun kilometrelerce altında bambaşka bir dünya vardır...
    Göremezsin onları, ulaşamazsında.. Ama bilirsin...
    Balıklar vardır renkli renkli, çeşit çeşit hayvanlar kimi zararlı kimi zararsız,
    sonra yosunlar yeşil yeşil.. Tıpkı gözlerin gibi... Yeryüzünde olmayan göz alıcı güzellikler..
    Onlar suya gömülü senelerce belki asırlarca gizemlerini sürdürecekler...
    Benim kalbimde böyle işte.. Önce su birikintisiydi, sonra göl oldu.. Sen içimde
    büyüdükçe denize dönüştü.. Boğulurum Diye korktum ilk önceler..
    Daha sonra baktım ki okyanus olmuş.. Ben bile anlamadan, öyle büyümüşsün ki içimde,
    Seni oraya bile sığdıramıyorum... Anlatamıyorum da, Kimselerde bilmiyor..
    Kendi içimde yaşıyorum senin güzelliklerini, sırlarını ve gizemleri...
    Her gün başka güzelliklerini farkediyorum.. Güzelliklerin gizem, gizemin ise
    sır katıyor sana.. Bense bıkmadan takip ediyorum seni.. Her gün biraz daha derinine
    inmeyi seviyorum.. Hep başka diyarlara götürüyor su yolu bizi.. Rüya gibi...
    Seninle birlikte bende büyüyorum, güzelleşiyorum...
    Seni yaşamak daha doğrusu seni içimde yaşatmak, büyüdüğüne her gün biraz
    daha tanık olmak.. Ve beni büyüttüğünü görmek güzel şey... Öyle bir büyüsün ki
    içimde, ölene kadar benimle olacak, içimde kalacak güzelliksin, gizemsin, sırsın...
    Sonu belli olmayan bu okyanusta, derinlerde kaybolalım.. Okyanusun kalbi olalım biz seninle...
    O bizimle yaşasın, biz onunla........

  17. YORULDUM ARAMAYACAĞIM DE NE OLUR

    içimde umudun umudu kaldı bekliyorum
    ellerim kollarım baglı
    karşılıksızca...
    yoruldum diyemiyorum dersem
    biliyorumki; aşkımdan ugruna canımı vereceğim
    dediğim aşkımdan vazgecmiş olacağım
    ama bilmiyorumki senden vazgeçişim
    topragın bedenimi sardığında olacak
    karanlıklar yine bana kaldı
    gittin ya sen senle beraber bu candaki
    bende gittim yok oluşum bilki senin bitişindir.
    .......................................................................
    Çok geç oldu saat gitmeliyim..
    merak etme sen beni.. ben böyle iyiyim..
    sakın aklına gelmeyeyim, arama beni olur mu? sakın arama.. üzülürüm arasan.. üzülmemi istemezsin değil mi? kıramazsın sen beni.... arama..
    bakma boynum bükük durduğuma sadece yaşananların anısına üzgünüm... kendim için değil senin için savaşım.. sen mutlu ol tamam mı?
    hadi söz ver.... aramayacağım,.. unutacağım de!!

  18. BANA DOKUNUŞUNUN BÜYÜSÜ BENDE KALICAK

    Beraber yürüyebileceğimiz yolun başlangıç noktasını bulamadık. Ortasından daldık yola, bir anlık bir mutluluk, bütün bir yaşama yetebilecek bir umut yaşadık...
    Ama hayat tek bir hamleyle bizi yolun farklı taraflarına atıverdi işte. Sona ulaşamadan; ellerimiz bomboş, dudaklarımızda çocukça bir gülümseme kalakaldık yolun kenarındaki çorak topraklarda. Oysa birbirimize yağmur olabilirdik biliyorum. Çok şey olabilirdik birbirimize; daha az yıkılmış olsaydık, yolun başını bulabilmiş olsaydık...
    Şimdi yanımda olsaydın; dudaklarınla silerdin gözlerimdeki yıldızları, ellerinle ay olurdun geceme biliyorum...
    Ellerimiz bir daha asla birleşmeyecek, buluşamayacak bir daha gözlerimiz, aynı buruk gülümseyişle aralanamayacak dudaklarımız. Belki de seni tekrar gördüğümde gözlerinde bana ait hiç bir iz kalmamış olacak. Parmakların tenimin tadını unutmuş ve ben de iyice içime gömmüş olacağım dokunuşunun sihrini
    Ayrı taraflarında olacağız yolun, dokunmak bizim gücümüzün dışında bir düş olacak. Engeller olacak aramızda; insanlardan, verilmiş sözlerden, anıların hoyratlığından oluşan engeller. Onları aşmak ya da aşmayı denemek bile acının adı olacak.
    Biliyorum; birlikte pek çok şeyi aşabilirdik biz. Her şeye yeni bir yüz giydirip, sesleri müzikle bezeyebilirdik. Çünkü aramızda başka benlikler, kırık dökük başka aşklar olduğu halde dokunabilmiştik birbirimizin özüne yine de...
    Bir gün geriye dönüp baktığımda tutunacak tek bir dal, dayanıp güç alabileceğim hiç bir anı göremesem de ellerinin sıcaklığı hala geziniyor olacak saçlarımda. Bir tek işte o dokunuşun büyüsü kaybolmayacak asla... Biliyorum...

  19. SEN BENİ HAKETMEDİNKİ

    Biraz dikkatli baksaydın gülen gözlerimdeki , ağlayan beni görebilirdin. Ya da gerçekten sevseydin beni kalbimin çığlıklarını susturabilirdin. Ben senken sen ben olamadın. Istırabımın sebebi oldu sevgim.
    Tükendim tükettim hıncımı almak için tekmeler attım sevgiye kendime yüreğime ..
    Birçok kez hazırladım kalbimi seni unutmak için
    Ne yaptıysam olmadı.
    Boyun eğdim varlığınla yaşamaya
    Artık özlemiyorum
    Dilim söylüyor ama hissetmiyorum. Sevgiyi kandırarak ve gizlenerek yaşıyorum. Daha fazlasını kaldıramayacak kadar yorgunum yada bahaneler buluyorum.
    İçim acıyor
    Gücüm yetene kadar dayanıyorum. Daha dayanabilirmiyim bilmiyorum. Zamana sığındım kurtuluşum için yaralanan kalbimi sarmak
    Biraz olsun hayata bağlanmak kaybettiğim kendimi bulmak için
    Sen benden gittin ardında bıraktığın beni düşünmeden gittin. Belki yıkıldım sevgiye güvenimi kaybettim ama
    Yürekten sevdim Şunu bilki terkedenim sen yüreğimi hiç haketmedin...

  20. EVLİLİĞİN HİKAYESİ

    Ben 32 yaşında evlilikte altı yılını doldurmuş bir kadınım. Eşim ile 2000'in Ekim'in de çalıştığım bir klinikte karşılaştım. Onu ilk defa merdivenlerden inerken gördüm. Gözlerimi ondan alamamıştım oda bana ısrarla bakmıştı. Oysa hiç beğeneceğim bir tip değildi. Sarışındı üniversite öğrencisi idi ve benden küçüktü.
    Ama ben bir anda ona kapılmıştım. Bir süre sonra odama yanını bir doktor arkadaşla geldi. Onunla tanışmak istediğimi söyledim ve tanıştım.
    Tanışmamızdan sonra hemen her gün çeşitli sebeplerle kliniğe geliyordu. Bu çok hoşuma gidiyordu. 3-4 gün sonra benimle çıkmak istediğini, ve niyetinin ciddi olduğunu belirtti. Bu beni biraz korkutmuştu. Teklifini yaşı nedeniyle kabul edemeyeceğini söyledim. Ama o ısrarlıydı. Biraz düşünmemi söyledi. Yine de kabul etmeyecektim. Çünkü ondan 2,5 yaş büyüktüm ve bu benim için önemliydi.
    Ama bir başka doktor arkadaşın ısrarı üzerine onunla çıkmaya karar verdim. Kendinden emin konuşması bana güven verdi. Onun yanında kendimi mutlu hissediyordum.
    Tanışmamızın üzerinden 1 ay geçmişti ve artık evlilik planları yapıyorduk. Ama ailesi evlilik planımıza karşı çıktı. O bir su istasyonu işletiyordu, bende bir klinikte çalışıyordum. Ailesi bizim geçinemeyeceğimizi söylüyordu. En önemlisi ben tesettürlüydüm. Ailesinin tehditlerine rağmen biz gizli bir evlilik yaptık. O gün bizim için hem mutlu hem üzücü bir gündü. Nikahta ikimizin ailesinden kimse yoktu. Biz yine de çok mutluyduk ve hala da mutluyuz. Geçirdiğimiz maddi ve manevi zorluklara rağmen ona olan aşkım her geçen gün büyüyor. Ona her baktığımda içimde sevgi ve mutluluk doluyor ve bu 6 yılın sonunda ondan gün içindeki birkaç saatlik ayrılık bile bana zor geliyor. Onu çok özlüyorum. Emin olun onunla evlendiğim için Allah a şükrediyorum, ömrümün sonuna kadar da hislerimin aynı şekilde devam etmesini istiyorum.
    Evlenmeye karar verdiğim zaman ona böyle aşık olacağımı düşünmemiştim. Sadece benim için uygun bir kişi diye düşünmüştüm. Oysa şimdi ona gerçekten aşık olduğumu ve her geçen gün aşkımın arttığını hissediyorum. Çünkü ben onu kendimden çok seviyorum. İki bedenin bir bedende olabileceğini düşünmezdim ama oluyormuş. Onu kaybetmem demek kendimi kaybetmem demek. Onsuzluğu düşünmek bile istemiyorum. Herkesin bu duyguyu hissedebilmesini istiyorum...


  21. İNTERNETTE AŞK

    Yıllardır internet ile uğraşmama rağmen ilk kez evimde chat (sohbet) yapmak için kanala girdim. Nickim (rumuz) Bebek19. Tabii bir anda erkeklerden yüzlerce mesajla karşılaştım.
    İnternetten çıkmaya karar veriyorum ama birden biri benim ona cevap vermemi sağlıyordu. Konuşma ilerledikçe biz hala klavyeyle boğuşuyor ve birbirimizi tanımak için elimizden geleni yapıyorduk. Aynı şehirdeydik.
    Daha yeni tanıştığım bu kişi bana ev adresini okulunu ve hatta cep telefonunun numarasını bile vermekte bir an tereddüt etmemişti. Ben de ona web sitemdeki fotoğraflarıma bakması için adresimi verdim. Bunu izleyen günlerde mail ve chat dostluğumuz sürdü. İkimiz de birbirimize farklı şeyler hissediyor ama bunun yanlış anlaşılmasından korktuğumuz için hep arkadaşlık temennilerini yeniliyorduk. Sonunda ben de onun fotoğrafını gördüm.
    Artık ilerleyen güven ve dostluğumuz ardından ben yine bir chat gecesinde, Daha fazla beklemenin bir anlamı yok artık tanışalım... dememin üzerine buluşma günümüz kararlaştırıldı.
    Buluşma yeri sinemanın önüydü. Oraya gittiğimde sinemaya girmek için bekleyen bir sürü insanla karşılaşınca bir an şok oldum ve üstelik aksi gibi hepsi bana bakıyordu. Kendimi topladım ve telefonunu çaldırmayı akıl ettim. O kadar kişinin arasında sonunda beklenen kişinin melodisi çalmaya başlamıştı. O yöne baktığımda kitapçı vitrininin önünde duranın o olduğunu fark ettim. Arkasını döndü ve hayatımın bundan sonraki kısmında büyük yer kaplayacak o tatlı gülümsemesiyle yanıma doğru yaklaştı.
    "Merhaba" dedi. Bense "Sen o olmayabilirsin. Bu yüzden bir soru soracağım. En sevdiğim çizgi film kahramanı hangisi?" dedim. Birkaç yanlış cevaptan sonra sonunda doğru olanı buldu. Sinemaya girdik. Oysa birbirimizin yüzünü sadece 5 dakika görebilmiştik.
    Gittiğimiz ilk film ortama pek uygun değildi. Hatta berbat bir seçimdi. Filmin adı "Şeytan" dı. Onun bir suçu yoktu ki, ben seçmiştim...
    Filmden sonra gerilen sinirlerimizi ancak buz gibi bir dondurma geçirebilirdi. Dondurma yerken bol bol konuştuk.
    İkinci buluşmamız için 10 gün daha beklemeliydik çünkü İstanbul' a gitmişti. O İstanbul'dayken birbirimizi düşünecek çok zamanımız oldu. Döndükten sonra çok şey değişmişti. Bu kısa süreli ayrılıkta ikimizde birbirimizden hoşlandığımızı anlamıştık.
    Onu takip eden zamanlarda sevgimiz katlanarak devam etti. Aşkın ne zaman, nerde ve hangi şartlarda size gülümseyeceği hiç belli olmaz. Biz o zor anı sanal alemde yakaladık. Şimdi 6 aydır her gün tanrıya bizi birbirimize armağan ettiği için dua ediyoruz. Ya o gece chate girmeseydik...



  22. DOSTLARIN AŞKI

    Fırtınalı bir hayatın ortasında birleştik. Sen, kendine yakın bulduğun insanların sana yaptığı hatalardan şikayet ediyordun, bense uzun yıllar acısını çektiğim bir aşkın yaralarını sarmaya çalışıyordum.
    İyi birer dosttuk, her şeyi paylaşır olmuştuk. Bu yakınlaşmamızın kısa bir sürede olmasına rağmen zamanım öyle tatlı, öyle güzle geçiyordu ki ben içimdeki kıpırdanmalardan habersizdim.
    Sanki rüyadaydım, gözlerimi açtığımda dostluğun yerini aşk almıştı. Kendimi tutamamıştım işte. Duygularıma hakim olamamıştım. Sen benim aşkım, bense senin dostundum artık. Sana aşık olduğumdan habersizdin. İçimdeki volkan öyle taşmıştı ki patlamak için sabırsızlanıyordu.

    Sonunda o gün gelip çatmıştı. Bütün duygularımı bütün hislerimi açıklamıştım ben sana. Sense bana sadece şaşkın bir ifadeyle bunların yalan ve şakadan ibaret olması için yalvarmıştın.
    Bende sana bunların ne şaka ne de yalan olduğunu üstüne basa basa vurgulamıştım. İçim rahatlamıştı. Çünkü bir insana "seni seviyorum" demek kolay bir iş değildi. Yürek isterdi. Ben bu işi becerememiştim ama sonucuna da katlanmak elimde değildi. Çünkü asıl olan benim için bugündü ve ben bugün sana söylemem gereken şeyleri yarına bırakmamıştım. Yarın böyle bir fırsatın elime geçeceğini düşünerek bütün her şeyi açıklamıştım.
    Dünya fani her an her şey olabilir bizim dünyamızda... Şimdi içim çok rahat ama bir o kadar da huzursuzum. Çünkü bunları sana anlatınca suçlu ben oldum. Şimdi o eski günleri arıyorum, hiç sebepsiz, ani ayrılışın şokunu üzerimden atamamamın sonucundandır. Ve zaman eskiden öyle güzel öyle tatlı geçerken şimdilerde, bin bir azap bin bir acıyla geçiyor.
    O günün üstünden çok zaman geçti. Şimdi ben senden benim olmanı değil bana biraz hak vermeni istiyorum. Bana duyduğun nefreti duygularımın üstünden çekmen için yalvarıyorum. Bana ne kadar kızsan ne kadar nefret etsen de ben seni yine de seviyorum. Duydun değil mi? Seni seviyorum...


  23. GÜL KOKULUM

    Enez in güzel yaz günlerinden biriydi. Her sabah ki gibi ormana koşmaya gittim. En yakın arkadaşımda yanımda denize girdik eğlendik. Akşamüzeri can sıkıntısı 3 kişi bulduk. Okeye dördüncü aranıyor.
    Ya ben yanlış görüyorum yada karşıdan maviş gözlü, kumral, şirin mi şirin güler yüzlü bir masal perisi geliyor. O an sanki büyülenmiştim. Okey oynamayı bir yana bir yana bırakın iki de bir taşları düşürür, ıstakayı devirir olmuştum. Ama galiba ben onun pek ilgisini çekememiştim. Okey bitti arkasına bakmadan gitti.
    Sonradan öğrendim ki arkadaşımın yeğeniymiş ve uzun süreli bir beraberliği varmış .
    " E be kardeşim dedim içimden...
    Yine bir yaz akşamı top oynamaktan geliyoruz. Kan ter içinde kalmışız, saç baş toz toprak içinde... Az ileriden birisi seslenir gibi oldu. Baktım aman Allahım yine o güzel gözlü kız. Tabii hemen havaya girdim bana "iyi aksamlar" dedi. Arkadaşım mavi gözü periye nasıl baktığımı görmüştü.
    Yaz bitiyordu ve biz İstanbul'a dönnüyorduk. Mavi gözlü perim aklımdan çıkmıyordu. Fakat sonunda kafamdan atmayı zor da olsa başarmıştım.
    Bir gün arkadaşımın ablası bizim bir yeğen var birbirinize çok yakışırsınız diye öyle bir söyledi. Ben pek önemsemedim meğerse abla arada aracılık ediyormuş. Tabiki bunlar sonradan su yüzüne çıktı. Bu arada bir detayı atladım. Uzun süre beraber olduğu gençten problemler dolayısıyla ayrılmış.
    Arkadaşımda oturduğum günlerden birinde aablası "Haydi gel kahve içmeye misafirliğe gidiyoruz dedi." Bende "Gidelim bakalım dedim" Aslında biz ne bilelim her şey daha önceden planlanmış. Maviş gözlü perimin evine gittik. Ben onu görünce elim ayağım dolaşmaya başladı. Hatta kahve fincanını elimde unuttu benim güzelim. Gece eve gelince bu konuyu ayrıntılarıyla düşündüm. Sanki içime doğdu. İlk başından beri tahmin ediyordum uzun bir beraberliğe, hatta ölümüne beraberliğe adım atacağımı. İçimden bir ses "Neden olmasın be Serhat diyordu." Ertesi gün yine onlarınn evinde bir tesadüf yapıldı. Beraberliğimizin ilk cümlelerini kurdum sonunda. Eh zor da olsa, kan ter içinde kalsam bile şu an üç yıllık güzel bir beraberliğim var. Dile kolay üç uzun yıl. Aman Allah bozmasın tahtaya vuralım. Biz yıldızlara astık yüreğimizi... Bizim aşkımız gül soylu bir aşk. Allah' tan herkesin kaderine benimki gibi güzel, temiz ve gül kokan bir aşk yazmasını dilerim.


  24. HIZLI KİLO VERMEK İÇİN

    Kısa sürede oldukça zayıflatan diyetlere büyük bir talep var. Kimi diyetisyenler bu diyetlerin çok kısa sürede kilo verdirmesini sakıncalı bulsa da Amerikan Kalp Vakfı acilen kilo vermeleri gereken kalp hastalarına bu diyeti öneriyor.
    Ancak 35 yaş üstü kişilerin ve sağlık problemi olanların Amerikan Kalp Vakfı'nın diyeti yapmamaları gerektiği baştan belirtiliyor. 3 günde tam 4.5 kilo verebileceğiniz bu diyeti üçüncü günün sonunda bırakmalı ve tekrar etmek istiyorsanız en az bir hafta ara vermelisiniz.
    1. Gün
    Kahvaltı
    Yarım greyfurt
    1 dilim tost ekmeği
    2 çorba kaşığı fıstık ezmesi
    Şekersiz çay / kahve
    Öğle
    Yarım porsiyon ton balığı
    1 dilim tost ekmeği
    Şekersiz kahve/çay/soda
    Akşam
    2 dilim et
    1 tabak yeşil fasulye
    1 küçük elma
    1 tabak vanilyalı dondurma (3 top)
    2. Gün
    Kahvaltı
    1 yumurta
    Yarım muz
    1 dilim tost ekmeği
    Şekersiz çay/kahve
    Öğle
    1 tabak lor peyniri
    3 tuzlu kraker
    Akşam
    2 sosis
    1 tabak brokoli veya karnabahar
    Yarım tabak havuç
    Yarım muz
    Yarım tabak vanilyalı dondurma (2 top)
    3. Gün
    Kahvaltı
    5 tuzlu kraker
    1 dilim cheddar peynir
    1 küçük elma
    Şekersiz kahve/çay
    Öğle
    1 katı yumurta
    1 dilim tost ekmeği
    Akşam
    1 tabak ton balığı
    1 tabak karnabahar
    Yarım kavun
    Yarım tabak vanilyalı dondurma (2 top)
    6 ÖĞÜNLE ZAYIFLAYIN
    Ünlüleri zayıflatmasıyla tanınan Haluk Saçaklı, hazırladığı diyet programları ve beslenme düzenleme teknikleriyle son günlerde adından en sık bahsedilen obezite uzmanı. Haluk Saçaklı davranış düzenleme tekniklerini Vitrin okuyucuları için şöyle özetledi: "Dayanamadınız ve atıştırmaya başladınız. Hemen kalbinizin sesini dinleyin. Kalbiniz eğer atıştırma sonrası kendinizi daha kötü hissedeceğinize dair uyarılar veriyorsa hemen soluklanın ve ortamdan uzaklaşın. Lokmalar arasında çatalınızı bırakmanız, yemek sırasında durup şöyle rahatça
    sırtınızı sandalyeye dayamanız olumsuz duyguların uzaklaşmasını sağlayabilir. Yemeğe karşı oluşan bir anlık duygusal boşluk ortadan kalktığında kontrolün yiyecekte değil kendi ellerinizde olduğu anlayacaksınız.
    Acıkmadan yemeğe başlamak büyük hatadır. Zira yemeği kesmek daha zor olacaktır. Yemek yemenizin fiziksel açlıktan olduğuna karar verdiğinizde acele etmeden, neyi ve neden yemek istediğinizi düşünerek hareket edin. Açlık ve iştahı iyi ayırt etmek gerekir. Bu ikiliyi çok iyi kontrol etmek gerekir. Açlık var olma mücadelesinin tehlikeli bir sinyalidir. İştah ise haz gereksiniminin göstergesidir. Tüm bu duyguları frenlemek için her şeyden önce güçlü olmak zorundayız. Güçlü olmanın ilk yolu 'hayır' demesini bilmekten geçiyor."
    Örnek diyet programı:
    Uyanınca
    1 bardak oda sıcaklığında su
    Kahvaltı
    . 1 porsiyon mevsim meyvesi
    . Şekersiz limonlu açık çay
    . 1 ince dilim kepek ekmeği
    . 1 kibrit kutusu büyüklüğünde yağsız beyaz peynir
    . 4 adet yeşil ya da siyah zeytin
    . 1 porsiyon domates - salatalık - yeşil biber
    Kuşluk
    . 1 porsiyon mevsim meyvesi
    . 2 adet grisini lŞekersiz bitkisel çay
    Öğle
    . 2 adet köfte büyüklüğünde tavuk veya peynir ilâveli 1 porsiyon yeşil salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı ilave edin)
    . 2 ince dilim kepek ekmeği
    . 1 su bardağı diyet yoğurt
    İkindi
    . 1 porsiyon mevsim meyvesi
    . 1/4 sokak simidi
    . 1 kibrit kutusu büyüklüğünde yağsız beyaz peynir
    . Şekersiz limonlu açık çay
    Akşam
    . 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile hazırlanmış 1 porsiyon 4 yemek kaşığı mevsim sebzesi veya sınırsız mevsim salatası
    . 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile hazırlanmış 1.5 su bardağı kepekli makarna ya da pilav veya 12 yemek kaşığı kuru baklagil
    . 1 su bardağı diyet yoğurt
    Gece
    . 1 porsiyon mevsim meyvesi
    Yatarken
    . 1 bardak oda sıcaklığında su
    Sağlıklı yaşamanın birinci maddesi sağlıklı beslenmedir. Yediğiniz ve içtiğiniz gıdalara özen gösterdiğiniz sürece, hem fazla kilolardan kurtulursunuz, hemde sağlıklı bir yaşama kavuşursunuz. Buradaki diyet örnek olarak verilmiştir. Diyetin, doktor kontrolünde yapılması gerektiğini lütfen unutmayınız!!!



  25. CİLT BAKIM ÜRÜNLERİ

    Cilt bakım ürünlerinin doğru kullanıldığında cilde inanılmaz etkileri vardır. Temizleyici, nemlendirici veya maskeler hakkında dermatologların söyleyebileceği bazı doğrular vardır.
    İçeriğindeki "mucize" madde nedeniyle tercih edip her hafta yenisini satın aldığınız ürünler cildinizi sadece tahriş edebilir ve uygun cilt bakımından uzaklaşmış olursunuz.

    Günlük Cilt Bakımında;
    1) Cilt tipine uygun ürünleri seçmek önemlidir.
    2) Çevreden biriken kirlerin, ter yağ gibi kişisel salgılarımızın, ve dökülmekte olan ölü cilt hücrelerimizin temizlenmesi ikinci adımdır.
    3) En hafif temizlemeyle bile bozulabilen cildin üst tabakasındaki doğal nemlendirme sistemlerinin nemlendiricilerle takviye edilmesi. Genel kural olarak da nemlendiricilerin yüz ve vücut halen nemliyken kullanılması vücuttaki nemi hapsetmektedir.
    4) UV ışınlarının verdiği hasarı önlemek için güneşten koruyucu kullanmak
    5) Normal cildin bilhassa foto yaşlanma ve hasarı için tedavi edici ürünlerin kullanılması uygundur.
    Kuru Ciltlerde; Kuru ciltlerde kurutucu ve alkol içeren ürünler ciltten nemi söküp atacağı için tercih edilmemelidir.
    Hassas yumuşak sabun içermeyen likit bir temizleyici sonrası gliserin , hiyalironik asit gibi ürünlerle formüle edilmiş nem kaybını azaltan nemlendiriciler kullanılmalıdır. UVA ve UVB ışınlarına karşı koruyucu SPF15 ve üstü bir ürün yıl boyunca dışarıya çıkmadan yarım saat önce açıkta kalan alanlara uygulanmalıdır.
    Yağlı Cilt; Yağlı ciltlerde aşırı yağlı ürünler, hassas ciltlerde ise uygun daha az hasar verecek narin ürünler tercih edilebilir.
    Yağlı ciltlere özgün yağ bağlayıcı likit veya jel şeklinde temizleyicileri tercih edin. Krem bazlı, kakao yağı, lanolin içeren sabunlardan uzak durun. Losyon şeklinde suyu çekip tutan (humectane) maddeler içeren nemlendiricileri tercih edin. Ergenlik çağındaki gençlerde görülen hormon değişiklikleri nedeniyle yağlı ve akneye yatkın cildin temizliği ve doktor tarafından önerilen ürünlerin düzenli kullanılması önemlidir.
    Yağ içermeyen (oil-free) güneşten koruyucuları kullanın.
    Cildinize fazla parlak diyerek, yağı kurutmak için sert sabun, alkol, fırça, kese kullanmayın. Cilt temizliğini günde 2-3 kezden fazla yapmayın.
    Karma Cilt; Kozmetik olarak T bölgesi ; yüzün yağlı alanları olan yanaklar, alın burun ve çene daha fazla yağlıyken diğer alanlarda kuruluk gözlenir.
    Normal karma ciltler için olan temizleme ürünleri yanaklar için nazik diğer bölgelerde daha sert etkililerdir. Yalnızca ihtiyaç duyulan bölgelere uygulayacağınız nemlendirici T bölgesinde sivilceye yol açabilir.
    Yağ içermeyen güneşten koruyucular kullanabilirsiniz.
    Cilt Bakım Ürünlerinin İçeriklerinden Bazıları ve Güneşten Koruyucular:
    Kırışıklık ve güneş hasarını önleyen en etkili ürün güneşten koruyuculardır. UVB ve UVA ışınlarına karşı koruyucu özelliği olan , güneşten koruyucu faktörü (SPF) 15 ve üzeri olan ürünler cildin yaşlı görünmesini önlemektedir . Düzenli olarak güneşten koruyucu kullanmak derin kırışıklıklar ve koyu lekelerin oluşmasını engellemektedir.
    Tretinoin ve Türevleri
    Güneşin zararlı etkilerinden olan yüzdeki ince kırışıklıklar, koyu lekeler veya kabalaşmaya karşı etkilidir. Cilt renginin açılmasına , yenilenmesine yardımcı olmaktadır.
    AHA (Alfa Hidroksi Asitler)
    Şeker kamışı, elma, üzüm ve limon gibi bitki ve meyvelerde doğal olarak bulunan asitlerdir. Cilt üzerindeki ölü hücrelerin dökülmesi ve bu sayede daha düzgün , yumuşak, renk düzensizliği olmayan yeni bir cilde kavuşulması sağlanmaktadır.
    AHA aynı zamanda cildin üst tabakası altındaki bağ dokusunun daha iyi üretimini, su kaybının ve ince kırışıklıkların azalmasını sağlamaktadır.
    Kaçınılması gereken içerikler
    Propilen glikol veya sorbital bilhassa hassas ciltlerde tercih edilmez.
    SLS (sodyum lauryl sülfat) ve SLES(sodyum lauret sülfat) gibi sürfaktanlar şampuan, dişmacunu , traş kremi, kurutemizleme deterjanları bulaşık sabununda ve birçok endüstriyel temizlik maddesinde bulunur . Etki mekanizması nedeniyle duruladığınızı zannetseniz bile uzun süre saç ve derinizde kalıp yağ , nem ve amino asitleri söker atar. Ciltte kuruluk, kabalaşma ve yeni kıl ve deri oluşumunu bozar.