gunluk tarafından gönderilen her şey
-
ÖLÜMÜN OĞLU
Bir çocuk sesi uzanıyor Geçmişten geleceğe Canevi'mden geçiyor Eylül'ün pusuna karışarak Kuşların kanat çırpışlarıyla Dalıp gidiyorum yine Kıvranan lacivert düşlerime Albenisi gözlerinin Gün gibi döndü Bir çiçeğin kayboluşuyla Gecenin yalnızlığında Kızgın yüzümde ısınıyor sabah Ve gözlerimde büyüyen kara sevda Sevincin kanattığı sıcaklığı örterken Can çekişiyor buruk sesimde içlenen anlam Yok ağlamıyorum Bir deri bir kemik toz içinde Yemin ediyorum seni sevdiğime Kaç kez sarıldım sana Ey sıcacık öpüşlerin Uçsuz bucaksız yumuşaklığı Boğuldum kaç kez içinde Ölüm kokusu karışıyor yüreğimden gelen gül kokularına Karanlıkta çepeçevrelenen bedenime sarıldım sıkıca Özlediğim gülüşü yüzünde sakla Sen ey ölümün oğlu ve gecesi sevinin
- BEN
-
BARUT KOKUSUYLA HESAPLAŞMA
Suskunluk bazen en buyuk sesleniştir Coşku çırpıntılar toplamı değil Öfkeyi aklın kınında büyütmektir Belki bir rastlantı fısıldar ayrılığı Belki etimi kemiğimi talan eden sızıyla Esmer gün sağanak halinde Neyeydi bu kendini bilmez sancılar damarlarımdaki Ve neyeydi iblislerin hıncı Bekleyişimin içine sarkan Aynı üzgün yürekler emziriyor Pıhtılaşmayan direncimizi Aynı akıntı aynı gümbürtüyle Aynı çağlayandan Gül değmemiş gözbebeklerine Kurşun yaraları düşer ömrümün.
-
AYKIRI
düş dağınıklığında yatağım gözlerimde diş izleri katıksız bir ölüm gecede çoğalan ve yattığım yerdeki acının motiflerinde kanar oyası yüreğimin zamanla dayanağımı kopardığımda varoluşa aykırıydım özlem cinayetleri karaya demir atan büyür seslerde kin tersine dönerken masaüstü takviminde saniye ve müthiş bir yokluk öykülerden alınıp gömülür son esrarlı dağa kız kaçıran bir umudun ışıltısı dolunayda ezberletir tüm şiirleri yalnızlığıma şimdilik misafirim doğada
-
AYDINLIĞI YÜZÜNÜN
Sen ey sevdalı güzel Gülüver nolur bir kez olsun Yüzünün aydınlığı denktir gün kavuşumuna Gelecek seninle kırlara koşuyor Geçmiş türküye dönüşürken ansızın damarlarında Nasıl da korkusuz zaman Oluşturuyor acıyı hüzünle el ele Gülüver nolur bir kez olsun Ki yaşam sensiz olmaz Sürekli avuçlarımdasın Yeni filizlenmiş göğüslerini ellerin sağadursun Dolunayın hizasında bekliyorum Kıvılcımlı öpüşlerini Gel nolursun
-
ATEŞE TEPKİ
yalnızca bir an geceye akışla yaşam süzgecinden geçen sayısız bozguncu gördük yalazlandı denizin koyu tonu evcil bir duyguyu sınadık gözucuyla bir parantez, içinde canayakın renkler sağanak saf fışkırır duyundan bu ateş kor sevgiyi umuda tepki yasası puhu gözlü gece tüneyen hüznümün aşılı dallarına
- AŞKTAN
-
ANNE
hüznün damlalarıdır sevgime yağan dolduğunda çatırdayan kalbim uçurum yarıklarıyla dilim dilim kesilmekte gözbebeklerim sarkarak toza bulanan işte o zaman ışığına dolanıp düşlerinin göğsüne yatardım karışık sesinle kanat çırpardı sesim elllerine erir karışırdım ıslaklığına eğirmek isterdim kestane saçlarını iğle saçlarıma zorlu anlarımda çıkıp gelirdin hep yanıma eziyetle yürüdüğün yeter dökünüyorum yorgunluğunu bedenime sarnıçlarda yağmurlar dinlenirken senin için anne, gül et beni kederine
-
AKŞAMÜSTLERİ
Avuçlarım öyle boş ki Küçücük koynuna sığınıyorum sancıyla Savrulmuşken yüreğimin dümeni Bir parça mavilik uğruna Ne vakte kadar beklerdi Bir insan üzünçlü gülünü Susuz bırakıp gözbebeklerini Apaçık görmüştü oysa Olan biten her şeyi Akşamüstleri Akşamüstleri
-
AKŞAM SERÜVENI
Çırılçıplakken içinde yaşamın acılar giydirildi üzerine aşka elendin sana dağlar yakışır Salıver ellerinden maviyi kelepçeliyken her yerinden geceye demlensin sokaklar artık ağlayabilirim Eğreti bir taşkınlık çöktürdü sesimi kapı gıcırtısı motor hırıltısı Hiç konmamış gibi kocaman kağıdın ölü noktası ayrılığın gölgesinde kederin yüreciğim serin Zaman soframızda su birikintisidir ölüm kamburdur sırtımızda karışık saçları ıslak gecenin Ve akşam serüveni sereserpe memecikler
-
AĞITLI KÖY EVİ
Alev soluklu insanlar görülüyor Kapısız bir köy evinin Geceye dönük penceresinden Ağıtlar ölüyü soğuturken
-
YOLLUK
bavuluma dağınıklığımı koydum iç çamaşırı kazak filan kağıt kalem almıyorum otellerde var antetli kimsesizliğimle kalıyorum geceleri kirpiklerimin yardımıyla kapıyorum perdeleri hem tek başına hem kimse görmesin derdindeyim çıplak tenimi ay çıkıyor boğazımdan kanamalı bir sözcük gibi ay çıkıyor ışığımdan ihanete uğramış hainler gibi öfkeli bir meddah çekilmez oluyor sahnede güzel bir şarkıdan çıkıp kirletiyor evcimen kadınları bavuluma yıllanmış acılar koyuyorum oralarda lazım oluyor pis bir sevişmenin ardından atıştırıyorum biraz on yıl öncesinden sakladığım bilek burkuntusunu bağlarım eziliyor yeni evlere eski aşklar taşıyorum gözyaşlarını biriktiriyorum eski sevgililerin nefret asıyorum yatak odamın duvarına kanvas üzerine yağlı boya elliye yetmemiş bir kadının ellerinde diyorum ellerinde gömülüyüm her hafta düzenli olarak törpüleniyor mezartaşlarım bir kadının diyorum bir bavulun diyorum içine sakladım sancılarımı bir bavul cinayetidir umduğum diyorum bütün üçüncü sayfalarda var. Yılmaz Erdoğan
-
YENİLİYORUM
yaralı yanlarımı kuşanıyorum çırılçıplak ve erkek uykuların kadar uyanık ve yenik şiirler kadar içtikçe cam kırıklarına basıyorum hayatımın yeniliyorum galip gelen yerlerimi seninle öncekiler gibi sıradan gidenler gibi kızgın kırgın tarihinden savaşların başlangıç ve bitişlerini imzalı imzasız antlaşmaları kan renginde verilen sözleri hatırlıyorum uğursuz haziranlarını meydanlarda çürüyen ölülerin yetiş diyorum yeniliyorum galip gelen yerlerimi ölü sevişmelerden devşiriyorum içine boşaldığım sabahları sancı diyorum sancı köpeklere kızıyorum nedensiz yeniliyorum galip gelen yerlerimi önsözlerini ezberliyorum okumadığım kitaların kahramanlar adam gibi ölsün istiyorum sozsözü intiharla yazılan romanlarda herkes için mutsuz sonlarım var yar yeniliyorum iyileştirmiyor beni yarım kalmış uykular durup dururken yabancı dillere çevriliyor en sevdiğim şarkılar yineliyorum yar yeniliyorum galip sandığım yerlerimden yeniliyorum yar yenildikçe yenileniyor aramızdaki duvar... 12 haziran '99 ,cihangir Yılmaz Erdoğan
-
YEDİ UYUYANLAR MASALI
biraz kekredir derler buranın suyu beşe beş dayanakları vardır duvarlarının çünkü toprak kayar uyku zamanı taş yerinde değil düşerken ağırdır nasıl ki ağrı'da dipsiz kuyular yedi uyuyanlar mağarada telefon sesini duyarlar da üşenirler açmaya yedi uyuyormuşgibiyapanlar mağarada pamuk prenses çözmüş sorununu üvey annesiyle ayna fişteklemiyor güzellik meselesini -ayna ayna! söyle bana, benden güzeli var mı dünyada? -vallahi pamuk prenses var ama onun da yatağı kötü diyorlar... kendini cüce zannedemiyor uyuyor çünkü yedi andavallılar biraz kekredir derler buranın masalları prens geliyor gerçi öpemiyor fakat uyku kokan ağızları ve aradan yıllaaaaar yıllaaar geçiyor... derken uyanıyor yedi'den biri hassiktir diyor amma uyumuşum be... çıkıyor kahvaltılık birşeyler almaya dömüyor fakat... ve derler ki altı keriz uyumaktadır hala ege'de turistik bir mağarada... Yılmaz Erdoğan
-
YAZMAK İÇIN
mevsim dışı sarışın bir kederdin soğuk yazlıkta... Sayfiye hanımın tembel düşlerine ve çıplak ayakla betona basıyordu yaz.. bense paslanmış bir keyifle hayatımı yazamak istiyordum sensizliğe gül buğusu bir edebiyat arıyordum.. her tanışmada bir 'memnun oldum' öldüren devrik katillerdik hepimiz ve sen faili yaz bir cinayettin o maktül yazlık akşamında... Yılmaz Erdoğan
-
YAZLIK
açılır içimin yaz gülmeleri iyi yazılmış kötü okunan şiirler gibi vazgeçilebilir bir öğlesonrası tadından yenmiyorsa tadı nasıl biliniyor mademki yenmiyor bu güneş suyuna siesta çorbası? açılır içimin sayfiye yerleri yaşasın sosyalizmir?in işsiz güçsüz öğlesonları! havuz klorunda yıpranan gençliğim eyvah! rica etsem sırtıma sürer misiniz kaçırdığım fırsatları? açılır yüzümün yazlık bahçesi evet belki artık çok geç ama herkes bilsin ki zamanında gençlerbirliği?nden istediler ama ben gitmedim! Yılmaz Erdoğan
-
YALNIZLIK
Neden gulmesin gul gibi yuzler; Nicin aglasin o guzel gozler; Niye sevgiye sevimsiz sozler, Soylenir diye sasar aglarim. Su gordugumuz reng-a-reng cicek, Sevdali bulbul, ari, kelebek, Yek digerini birakip gidecek: Vefasizliga bakar aglarim. Solmasin dersin sunbulum, gulum; Yarin elinden alacak olum; Butun dunyayi inletse unum; Caresizlikten cosar aglarim. Nes'e gizlenir, coker bir melal; Her vucud, her sey mahkum-i zeval; Son nefese kadar tukenmez cidal. Tukenmez derdim sayar aglarim. Yılmaz Erdoğan
-
YAĞIŞ BEKLENİYOR
hiçbir kelimesini kullanmıyorum eski hikayelerimin. yeni sözlerde yıpranmış şeyler vardır. toz, buğu ya da kir. nasıl sevinirse bir kedi, bir karanfil. her mevsim kendini kendi yağışına yedirir. buluttur bir bakıma yağmurun anavatanı. işte benim dönüp dolaşıp Anadolu?ya yağışım bundandır. eylül ?99, cihangir Yılmaz Erdoğan
-
YAĞDIKÇA
Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü, Kavim göçlerinden bu yana ağlayan Ve durmadan Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler Çalan, çaldıran, yakalatan Adı bende gizli bir kadındı İstanbul Şehre bir yağmur yağdı Ben ağladım Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk sipariş edildi yeniden Bir şehre yağmur yağdı Ben ağladım Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında Hangisi talandı demli öpücüklerin Ve buğularda yitirilen kimin adıydı Bir aşktan diğerine kaç saatte gidiliyordu Soyulur muydu kabuğu hayatın Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı? Yağmur şehre bir yağdı Ben ağladım Ben ençok seni götürdüm giderken Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı Ben... Yağmur... Ağladım... Yılmaz Erdoğan
-
ÜVEYLİK
nerden baksan üzünçgiller akşamdan kalma uyuşuk bir keyif sofrada geceleri temize çekiyorum steril satırlarla seni düşünüyorum kimseye belli etmeden nerden baksan hasret kurusu nerden baksan üveylik altın özü arıyorum işe yaramaz kelimeler arasında şeçip şiir yapacağım posasından düz yazı nerden baksan yürek simyası akış içinde sevili bir tekrar oluyor kaş altından bakışın gül ki uzun kenarı da olsun üçgenimin nerden baksan pisagor bağlantısı nerden baksan üveylik? Yılmaz Erdoğan
-
UYURUYANIK
sana uykular taşıyacağım deliksiz süslü kahvaltılar gibi kahvaltısız sabahlar seni uyandırmanın en güzel yolunu bulup kıyamayacağım uyandırmaya kimse görmüş değil henüz bir meleğin nasıl uyuduğunu ama hala benzetiriz bir meleği bir güzelin uykusuna ama sen melekler gibi uyuma melekler gibi uyan tam da çağla zamanında baharın gözünün sürmesini yüreğime akıtman bir uykunun en güzel yanı seninle uyanmaktır senden uzak bir uykuyla kandıramıyorum hiçbir geceyi. Mayıs 2000, new york Yılmaz Erdoğan
-
TARİHÇE
önce hain bir uykunun sevimsiz sabahı gibi sıradan mahmur, aynı sabahın ilk sıcak çayı gibi ferah bir karşılaşma... -merhaba! sonra güzel ve en sıcak gülüşmelerin ev sahibi bir yüz.. -görüşürüz! derken sanki elin elimde kem gözlere kedere dünya güzeli sohbetler -ara beni! ardından derimizin altına sızan hani katiyen rakı içme mecburiyeti çağrıştıran bir korku ki -eyvah! ve şimdi kalbimi karanlıklarda hançerleyen aklımı başımdan eyleyen çok uzun yollarda hiç uykulu otobüs saatleri gibi acıtan kanatan yani korktuğumuz yani başımıza gelen büyüdükçe büyüleyen aşk... -seni seviyorum! şimdi sen kalbimin közünde kıvılcım kıvamında ağrıyan... Yılmaz Erdoğan
-
TANIM
kısaydı kalem ömrü yetmedi uzamaya kaybolmuş tılsımlı aceleci bir gezginin kurulmuş kumsaatiydi ağlamaya adını soruyorlar adını söylemiyor hırçın bir yağmurum ben harflerim yetmez akrostiş ya da kartvizit yapmaya şiir bir sezdirmedir diyor lamsız an'lar için imgeler yalan söyler yalanı şiir eyler imgeler dokunduğun yerlerde izsiz ıssız sesler kalıyor adsız ama elmacık kemikleri belirgin mısralar başlıyor saçlarının kaldığı yerden konuşmaya adını soruyorlar adını söylemiyor biraz da susmaktır diyor şiirimi okumak usta işi bir tabloya yeniden yeniden yeniden bakmak van gogh'un kulağıyla duymak tanrısal seslerini hayatın pazar günkü bir sokaktır cismim vesaitin yetmez yeryüzümü adımlamaya adını soruyorlar adını söylemiyor efsunlu kaldırımlar boyu açık açık susabilen sınırsız şehirsiz uzadıkça vatansız çoğaldıkça isimsiz yurttaşlarım yaşar dünyanın on bir yanında yalnızlaştıkça adını soruyorlar susun diyor şiirim yeri yurdu sahibi olmayan haymatlos bir piç bir gölgenin yorgunluğuyum ben yazılması unutulmuş günahlar için bir fihrist bin yıl sonrası için bir ajanda anlatmaktan sıkılmış bir meddahım ben otopsisiz gömülmüş! Yılmaz Erdoğan
-
SUSUŞTU YÜZÜN
bir ufukta bitiyor yüzün ve başka bir gökyüzü başlıyor komşu ellerle sarmalanıyorsun yanıyorsun... ne kadar övülsen az avazım çıktığı kadar susuyorum ismindeki sesli harfleri mayınlı bir gülümsemeyle senin karasularında olmak üstünde ilkbahar bir entari; sanki yeniden eski bir öyküye başlamak... yüzündeki o billur akşam kahvaltısı sürgülerken özümü, ne kadarını sustuk konuştuklarımızın?... Yılmaz Erdoğan
-
SON DURAK
Kilitlenmiş beton kanatları kuşların Oksit gibi yakışkan bir mayışmayla ağarmış gün Pas tutan kelimeler için bir iksir belki de Ya da aklına susamış sevgililerin safdilliği Acıtmış ömrünü çekirgelerin Medyatik soruşturmalardaki enflasyonist yargılar Haber değeri taşımıyor haber spikerinin ölümü Herkes kendi manşetinde satır arası Hiçbir bakışı aydınlatmıyor florasan buğusu Burası son durak inecekler için son fırsat Bir daha ne süper ne mega kupon verilecek Kalanlar şoförün evini göremeyecekler hiçbir zaman Oları sonsuza götürecek,afaroz edilmiş bir merak Burası son durak Hafızada kalan tek numara için Telefona uzanır elleri Ölümüne randevulu insanların Temize çekilemez not defterleri (Ocak 1995) Yılmaz Erdoğan
Jump to content