labirent tarafından gönderilen her şey
-
ALABORA ŞİMDİ YÜREĞİM
Yüzüm mavi sularından, gönlüm ellerinden uzak kalınca Boşaldı imgelerimin zembereği, avuçlarım kana bulandı Hüznün kentlerinde, aşkın yağmalanmış tüm ülkelerinde Sensizliğin okyanuslarındayım ben, alabora şimdi yüreğim? Kavuşmanın ertelenen mevsimlerinde bir yangın mavisi çizilir düşlere. Hırçın bir dalga kayaları döver ve kıvılcıma sarılır gece. En büyük huzur, gözyaşlarının sarmalında bir sevginin kollarında uyuyabilmektir. Biliriz ki, ömrün karşılığı sevgidir ve biz hayatı en çok çıplak ayakla hissetmek isteriz. Her fırtına öncesi bu sessizliğe de alışacağız sevdikçe. Yürek dediğimiz bu diyeti biz ölene dek ödeyeceğiz. Sevda buysa eğer, bil ki gece gündüz anlık mutlulukların karelerinde bile anı gelince kendimize çok göreceğiz. Gönlümüzdeki tuzlarla çıngıraklı ağıtlar, ateşli türküler ve hüzzam sevdalar ülkesine yürüyeceğiz günlerce. Sen içimdeyken sevi ismindi. Gözlerin duvarlarımdaki desen, sözlerin yüreğimdeki sevdalı sazın teliydi. Yalnızlıklar bir türlü alışamadığımız beklentiler durağında utkumuzdu, tutkumuzu tanımadan önce. Dudaklarının iksirlerini tatmadan önce yemeğimi tahta tabaklardan yer, içime yerleşen endamını görmezden gelirdim. Sancısı sonradan düşen bütün sevdalarda yüreğimize şarkılar yükleriz sabırla. Bütün yargılardan ve unutulmuşluğun parçalı suretlerinde gün ışığını çok görürüz kendimize. Unuttuğumuz, uzaklarda bıraktığımız, ara ara sancılandığımız firari kaçışların gelgitlerine atarız bu bedenimizi. Ölmenin her mevsim aynı hüznü çağrıştırdığı kalabalıklarda fermanımızı kendimiz okur, kendi göçebeliğimizin şiirlerinde parça parça kalırız. Bir ucu masallara ulaşan, bir ucu da denizlerin maviliklerinde kalan sevda boyları duldasız sevinçleri de göğsünde taşır anlayacağın. İlmek yalnızlığımızın kor düşünüşlerinde yaralı hayvanlar gibi suya düşürürüz bakışlarımızı. Ağrımız yaman, rüzgârımız tamamdır böyle anlarda. İlençli yaşanılırlıkların hücre cezalarından soyutlayamayız yüreğimizi. Ellerim üşüyor günlerdir sensiz işte. Yüreğimin batıklarında her şeye öfkeli cevaplar sunuyorum. Açlığım, yazdığım şiirlerime bulaşıyor, çiçeklerin yazgılarına ağlıyorum nedensiz. Biliyorum ki, bütün dağların ardında denizler, bütün denizlerin bitiminde de şiirler beni bekliyor. Dalga dalga içime dolan, kimi de sessiz direnişlere dönüşen pusatsız hudutsuzluğumun kurgularında alaboralardayım böyle. Yeniden yaşamak üzünçleri, yeniden onarmak kırılmışlıkları ve bilmediğimiz yeni baharlara hükümsüz tutkuları belemek, kuytulara gizlenmiş sabrımızın dirençlerini sessizliğe belemektir yaptığımız. Vuslat inmiş içimizin kuyularına ve unutulan göçlere vurmuşuz bedenimizi. Gülüşlerinin düğünlerine özlem, aşkının yılkı atlarına sevda yükleyerek uzak ülkelerdeki şölenlere giderim ben. Dökülse de göz yaşım, atsan da beni yalnızlığın yaşanmamış bütün zamanlarına, imgelerime yüklemişim seni. Su yürüyüşlerinden, sevinç yüklü yüreğinden yeni baharlara uzanırım ben. Hicran bekleyişlerinde ruhumuz çok şeylerle işbirliği yapar. Kara bir dumandır yolculuğumuzda göğe yükselen. Umarsız hasretlerin yeminli kadehlerinden kimi öfke yudumlanır, kimi gerçek. Her yudumda yaşam iksiri dolar içimize aslında. Çok şeyleri değiştirmez yazılanlar, ama çok şeyi aydınlığa çıkarır geceler. Belki sesindi kırılmışlığımın kelepçesini onaran. Özlediğim şefkatindi hasretinin dişlilerini en başa sardıran. Zamanı ruhumuzdan sağarak, birkaç haylaz günün kuytusuna saklanarak durdurmak istedik sevgi trenini. Raylar gecelerce hıçkırık taşıdılar kentlerimize gizlice. Avuçlarımdan sıcaklığın gitmedi, üzerime sinen kokun hiç eksilmedi gül dudaklım. Kutsal yüreğini ve seven gönlünü getirerek ülkeme beni bir daha kuşattın sevdam. Bütün savaşlardan zaferle çıkmıştım sen gelene kadar. Yüreğindeki ordulara teslim ettim aşk sancağımı gururla. Doğurgan göğsünde nefes aldım, gözlerinde insan olmanın mutluluğunu yaşadım. Seni severek ben herkezden daha şanslıydım. Teninin kokusuyla dünyaları aldım, mükemmel yaşanılırlığınla, bil ki sonsuza kadar bu canı sana adadım. Bütün yolculuklar, bütün çabalar hep özlenen yere varmak içindir gül dudaklım. Bedenindeki gül bahçelerinden bir daha isimsiz kahramanlar geçmeyecek biliyorum. Sevgi öpücükleri kondur bu sabah yüreğine. Gururu tanısınlar gözlerinde, onura ulaşsınlar sözlerinle. Öfke düşürünce tetiği parçalanır gönlümüzün repliği. Dudak söver tüm yaşanmışlıklara ve denizlere dökülür sitem. Bizi böylesine tarumar eden belki de anıların sorgularıdır gül yüreklim. Zulamızda durmasın diye, bizi mutluluğun bahçelerinde bir daha bulmasın diye düşürdüm bu tetiği. Acısa da canımız, aksa da gürül gürül gözyaşımız, bir gün bu kutsal sorguyla yüreğimizdeki sevdayı daha iyi anlayacağız.
-
AŞK KİRLİ BİR MENDİLDİR
bakışının karelerini düşledikçe ben sensizliğin bütün eskimiş suretlerine çizgiler çekiyorum aralayıp aralayıp dudaklarını sevincin oluyorum oysa, ben seni sevdikçe mevsim hep kış kalmalı bunu istemiyorum yağmur durmamacasına yağarken ruhumda mevsimler hızla dönmeli gözlerin şiir ellerin sevda olmalı ben gözlerinde ağlamalı ellerinde hiç yürünmemiş hiç bilinmemiş ülkeler aşmalıyım bütün iyimserliğimin rüzgar direncinde ışıltılı bir sırça köşktür düşünü gördüğüm bu yalnızlık harmanında gülüşlerimle yoksul bir sevdaya mendil açarım üşür parmaklarım bölünür düşlerim ben sevdayı ince gülüşünden tanırım her sevdanın aşkla dönen değirmeninde ay parlak yıldızlar ak yüreğimiz çıplak geceler gündüzlere inat yaşamaktır umarsız sızılar büyüdükçe arar yüreğin efendisini sözcükler efsunlanır gizemin tütsü krallığı köleler pazara çıkarılır ve umutların kelepçeleri kırılır çünkü; aşk /kirli bir mendildir/ sustukça kanla yıkanır/
-
BÜYÜR DUDAKLARIMDA SEVDA
Öperek bütün öfkelerin sağrısını Bir yürekte bin dudak olurum ben Kapı aralığına sıkışan korkumla Koyaklarımda kaçak sevdaları gizlerim Yürürüm baharlara, ferman çıksa da katlime. Kirli gecelerin bağ bozumlarında sevinç ararım Başımda kurşun tetiği, kılıftan çıkamamış sevda Saz çalarım kendime, mızrabıma sokulur Leyla Yakar dilimi çığlıklarım, gurbette köpüklü denizim Büyür dudaklarımda sevda, toprağımda filizlenirim. Fısıltı tepelerinde turnaların yolunu gözleyelim Kınalı kekliklere su verelim biz gönül kafesinde Bir ikindi sofrası kur sevdam, şiir süreyim dudağına Bütün yaşanmamışlıkları unutup birbirimize doyalım En korkunç yargıları, yarı kalmış sevdaları unutalım. Bir şarkı yükle yüreğime, sancılar olsun içinde Katmerli günahlar işleyelim defalarca biz birlikte Anımsanmamış bütün düşleri yaşayalım bir çırpıda Bir yatak aç sonra ikimize, kıyamet kopsun dışarıda Sokulayım cennet kucağına, sürüneyim gece saçlarına. Yüreğime uzan sevdam, en tanımsız iniltilerle büyüt beni En gizli yaşanmamışlıkları sür sevdalı yorgun bedenime İlkbahar olsun mevsim, mavi teknelerle açılalım uzaklara Yaz iksirleri sür yüreğime, kış ağrılarım girsinler kabına Sonbaharlarıma anlam ol, saçların dökülsün saçaklarıma İstersen kışım ol, mevsimlerin en zıpkınıyla gelirim sana.
-
AŞK SUSKUN BİR İLAHİDİR
Tendeki tuz yüreklere dökülünce, Yüreğin bedendeki gizli ayinidir. Aşk, bütün sınırların kesiştiği, Tanımlanamaz, suskun bir ilahidir? Köpükten kulelerim vardı benim, toprakla örttüm üstünü, sevgileri aldım bir tek içinden. Duygularımı, sezgilerimi, korkularımı ve inançlarımı tıktım kafeslerine. Göğsünün çatal başlarında şehveti duyumsamak isterken gözlerinin bozkırlarında yittim. Saçlarının dalgakıran uçlarında zemheriler doldu içerime. Serseri bir mayıncasına dolaştım çevrende. Gecelerden tuzaklar kurup, gündüzlerin ufkunda sevdalarımı sundum yüreğine. Hiç sorulmamış nice sorular üretip, hiç söylenmemiş kelimeleri türettim senin için. Mutun ve mutsuzluğun en çözülmez bozgunlarında yaşayıp, yalnızlığın kocaman halkasında günün kederlerinden içtin. Sevinç bizim için güneşte dinlenen üzümlerin mahzende beklemesidir. Düş diye gördüğümüz nice güzellikler çağlayan bir ırmağın denize dökülüşüdür. Aşk güzelim, o asla tatmadığın aşk, her dokunuşta ölü bir beden gibi durduğun, anlamına ve tadına asla ulaşamadığın suskun bir ilahidir. Beni iyi anlaman, ya da anlamaya çalışman, ara sıra gözlerini iri iri açman, asla büyüyemeyen çocuk yüreğinle sevdama kafa tutman, yeni bir tutkunun mozaik ışıltılarından başka bir şey değil. Sevdalar hep böyle başlar, ama hep böyle bitmez anlayacağın. Uzun bir kervan gibi güneşte yol almak, yasak sevişmelerin ininden uzak kalmak, bütün zamanların en denklemsiz sevgilerini bir kuşun kanadığını okşar gibi sevmek senin işin değil. Böylesi bir dostluğun son nefesinde, bir kayığa binmiş kürek çekiyordum aşka. Buncadır hep ayrı dilleri konuşmuş, aynı düşünceleri tatmıştık belki de. Bundan böyle, adını asla koyamadığın ayrılıkların kentinde yaşayacak, geriye asla bakamayacağın yalnızlık yollarının kilometrelerinde aynalar arayacaksın kendine bakacak. Sorgularını yorumlayan dostlar gün inince denizlere, kaçacaklar senden birer birer. Akrepler kemirirken yüreğini, yeryüzünün bütün tahta köprülerinden geçeceksin sen de gizemin kızı. Yıldızların dansa durduğu karanlık sokaklarda, elindeki kör bıçaklarla saldıracaksın özüne. Sevdanın püfür püfür rüzgarlarında saçların dağılacak, tüm giysilerin savrulacak şafağa doğru koşacaksın. Kelimeleri yıldızlarına yükleyerek nostalji faytonunda dolaşacak, geçmişte kalan bir muhallebicide aşkı arayacaksın. Çok sır verdim dağlara ben. Acılarımı ağaçlar dinledi toprağa söyledi, toprak kızdı, yıldızlara müjdeledi, yıldızlarıma sor söylesinler sana. Küskün geçen her sabahımda, gecelerin beni saran hüzün yağmurlarında ıslanma bir daha. Birazdan gün yepyeni elbisesini giyer penceremden içeri girer. Beni besleyen acılarımı çekip çıkarırım fırınımdan ve karalarım kahır defterimi. Evet küçüğüm. Sabredersen büyür yüreğin senin de. Özlemlerinden yeni yarınlar yaratırsın kimbilir. Duvarlarını yıkar, yıkılmış kentlerinden kaçar, düşlerinin bilinmeyen iksirlerini sunarsın seni sevenlere. Bölüşülmüş tüm acılarından kurtulur, aynalarda asla göremediğin gerçeklerle nöbet pansumanlarına durursun. Kim bilir bir gün, el değmemiş karalarında korsanlar cirit atar, ruhunu dizginleyen, aklını sürükleyen, yüreğini titreten özgür mavilerde kaybolursun belki de. Mantığının köhne duvarlarında kaybettiğin anahtarları aramaktan bitap düşersin. Naftalin sürdüğün mendillere gözyaşlarını silerken aynalara gözün ilişir, masallar ülkesindeki o yaşlı balıkçıya bahçendeki yetiştirdiğin fesleğenleri sunar, sevda sularından hep boş çıkan oltanı denizlere hışımla atarsın?
-
GECENDE KALAYIM
Sessiz gülüşler sunağında gün sür dudağına gülüm Tuzun kederli bir sancı, kur sevginin otağını içime Bir ağrının safına diz yüreğimi, soyunuver gizlice Dağla gözlerimi, sık bileklerimi, atıver ataşlarına. Su dökülsün bedeninden, kavgalarındaki balan olayım Mavzerler doğrult gövdeme, kurşunlara gelip yıkılayım Şerbetini içeyim zulmün, istersen kan nehirlerine dalayım Sevdanın bütün dağlarını geçip gelincik göğsüne varayım. Sen ki, şimal rüzgârlarını estirirsin efsane gülüşlerinle Zamansız ve ölümcül bir yaraya eğilirsin öpüşlerinle Vurgunlar tüter yokluğunda dağlarımın zirvelerinde Saatler vurdu gelişini, şarkılar seni söylüyor şimdilerde. Dilimdeki yanardağ patlamalarına adaklar bağladım gülüm Sürmeli gözlerinde seni beklemenin afetlerine sarılayım Dolunay yüreğinde çalsın sazlar meylere sarılıp içeyim İçimdeki sevdayla, ruhumdaki aşkla gecende kalayım.
-
KORKAK BİR ŞAFAKTI AŞK
Kırmızı bir çekip gitmişlik tükenişliği sol yanımda Melez dağlarımda saf kan/lı atlar cirit atıyor şimdi Ağır bir uykunun döşeğinde keder torbası sırtımda Bir ırmak akıyor üzerime, aşkın milini taşıyor sanki. Perdesi kirlenmiş odalarda hasret çekerdik gönlümüze Korkak bir şafaktı aşk, divane sarılışlarla biz ağlardık Yelelerimizden terler iner, gel/git mahmuzları dişlerdik Bir çekingen sevdanın slâydında duruşumuzu arardık. Alnıma birkaç kırışık sevda yanığını sürdüm güneşle İnsanlar yüreklerini ararken pazarlarda, ben şiir sattım Çarşafsız bir geceydi sarılıp yattığım, ayrılığı da tattım Gurbet sancılı türkülerde bir otobüs camında çok ağladım. Bozkırda yüzüme çarparken yıldızlar, uzaktı çoban ateşleri Kendi ıslığımdan türküler serdim gecelerde, aradım rengimi Yeryüzünün en deli nehirlerinden geçerek, yendim fendimi Göçebe bir yaşanılırlığın çağında geçtim aşkın tüm köprülerini.
-
EN GİZLİ YERİMDESİN
Seninle mavi bir iklimin yangınlarına düştüm, yaram çok derin Çöl rüzgârlarına karıştım, pusularda kurşunlandım da ölmedim Avuçlarıma sığmayan sevdana döndüm yüzünü, pes etmedim Gözlerinle kuruldun sevda otağıma, şimdi en gizli yerimdesin? Dudaklarındaki yaşamak türküsüyle günleri ve hayatı adımlıyorsun nicedir. Ruhundaki gülüşleri çıkarıp günlüğünün kavanozundan ?ey hayat? şiirleri ekliyorsun arada bir. Birikip sana, beni yanına çağırdığında koşup geliyorum er geç yanına ve sarılıp uykulara dalıyoruz öylece. Sonra şafakla yine aynı hikâyenin sokaklarına dalıyor, savruluyoruz ayrı yönlere. Dilimizde yine o bildik türküyle. Geceye oltalar atıyoruz aşk için, sevda ve sevgiyle. Sende biriktikçe bende eksilen yankıların düşsel kanatlarıyla günlerdir uçuyoruz farkında mısın? Kimi duruyor ve tükendiğimi, gücümü yitirdiğimi fark ediyorum. Adın yanıp sönüyor bir ekranda ve ben sana dokunamıyorum. İçimde bir yerdesin, ama seni göremiyorum. Yok olmaya yol alan isimsiz bir gemide seninle maviydi oysa düşüm, ama neden böyle aşkınla üşüyüşüm. Elimde sana tomurcuk bir gül, bir parça hüzün, galiba ben seni yüreğimden çok önce düşürmüşüm. Sen göz kapaklarına uykuyu sürmeden gecem sessizliğe bürünmez gül gülüşlüm. Sen istemedikçe bu yürek yangınları dik yamaçlarına sıçramaz. Yanağına avuçlarımı sürer, ellerine uzanırdım bir zaman. Birikip sevda bulutu gibi ülkene yağardım yellerle. Kaç mevsim geçmiş, kaç zemheri atlatmışım bilmiyorum. Şimdi kanıyor yaram, dermansız bir sargı gibi acıtıyor merhaban. Bütün yangınların sorgusunu siyah geceler üstlenir gül yüreklim. Bütün anlamsız doğruların yanlışını sadece yürekler çeker. Gündüzlerin özlem tufanında yudumlarken biz yaşamı en zor dileklerle fal açarız ruhumuza. Geçecek, sevecek, özleyecek, görecek ve gerçektir aşkı tapınmamız. Şimdi yum gözlerini ve hayatı dişle. Yaşamak yine o sol ağrı, yine sorgusuz sancı gülüm. Nefeslen ve sevdayı düşle. Sor bakalım aşk adamı nerende? . Bütün sözlerin bölündüğü yerde, insan da parçalara ayrılır gülüm. Sert sözcükler üzerinde gezip, bulut imgelerle isim bulmaktır aşka benim işim. Büyük isyanlar kalır bir gün bizim de dudaklarımızda. Dirliksiz sevgilerin gürültüsüyle geçmişin delik ceplerine şiirler doldururuz, sevdanın sokağında düşürmek için. Umurunda bile değilim aslında, yüreğimdeki lâbirentlere girmeye, aç bırakılmış sözcüklerimi doyurmaya sofralar kuramazsın. Hep başkalarının acısını dinledim gönül frekansımda. Gölgem dolaştı kıyıları vuran dalgalarda. Ecelsiz sandım aşk'ı, ölümsüz şiirlerin yorumlarında ağladım, ama bir türlü kendi soruma cevap bulamadım. Hoşça kal demek en kötürüm eksikliğime bilgeliktir benim. Kapanır kapılar ve yeşil ormanlarda kendimi kaybederim. Avuçlarımdan kayıp giden zaman, mecalsiz sevişmelerin gizli odalarına konar. Yürekte ışırken kayıp kentlerin ölgün ışıklarında gökyüzümüzü arar, kelimelerin içimizi ağrıtan gözyaşlarıyla kırılgan yüreğimizi onarmaya çalışırız. Saçlarına evrenin bütün çiçeklerini takmak istiyorum yokluğun kapıma gelip dayanınca. Sen, nazlı çiçeğim, sen kardelenim, sen yaşam umudumsun benim. Dokunamadığım, günlerdir özlediğim kadınıma ne yazsam, ne anlatsam yetmiyor artık. Sözcüklerim benim değil, sahiplenemediğim bir duygu gibi sıkıyor bir kelepçe ruhumu. Olabilsen diyorum keşke içimde. Olabilsen diyorum yanı başımda. Sustukça, birbirimize çocuklar gibi darıldıkça, bir başka dünyanın adamı oluveriyorum. Sonraları hep ertelenen, hep yürekte demlenen bir çay gibi yokluğunun sarmalında yineliyorum kendimi. Özleminle, gülüşlerinle, duyuşlarınla seni yeniden hak ediyorum. Sesimizin yankı yaptığı bir odada düşüyoruz biz sessizliğin düşünüşlerine. Algılamaktan korktuğumuz sevdalı sözcüklerimizi yarına erteliyor, kapsül direncimizi uykulara saklıyoruz. Acılarımızın çelik kanatlarında sevdanın üzüm şıralarını mahzen gönlümüzde dinlendirdikçe sarhoş adımlarla hayatı voltalıyoruz. Ak kâğıtlara sığmayan vefanın, ömrüme mevsimler getiren sevdanın gül desteleriyle sevgiyi öğrettin bana. Boşa çiğnediğim yitmiş senelerimin sokaklarında hayali tutkunluğumla, ruhundaki konukluğumla geçen bir mevsimden sonra cemreler düştü gönlümün ozan topraklarına. Düşlerimi sulayan tanrısal düşünüşlerle, yüreğimi sulayan denizler ötesi köpürüşlerle, ovalarımı renk renk çiçeklerle donatan gülüşlerle serpildi ozan bağrım. Ocağımda ateş, tenceremde aş, yüreğime nefes oldun sen. Acılarına nefer, gemilerine yelken, yüreğine şiirlerimle ve sevgimle derman olacağım ben. Sevince hüznün giysisini biçince iplik bekleyişlere dolanır yürek. Tanıdık günaydınlar, tatlı hayallerin dikişini diker. Her bahar sancısı kışı kucağından atınca yürek yazın dalgakıranına düşer. Abartılmış düşler diyarında sessizlik kimi zaman rüzgârsız da eser. Aynalar her söz çığlığını aslında kendine söyler. Sen olmadan, gülüşünle ısınmadan nasıl geçmiş bunca zaman bilmiyorum. Suya yazdığım dizeler gönlümün sularına döndü kadınım. Biz ki, tutkumuzun zirveye ulaştığı anlarda kucağımızdaki sevgiyi değiş tokuş ederek sevişiriz uzak odalarda. Bedenimizin tutkulu tuz denizlerinden tas tas sular içeriz titreyişlerle. Gün kısalır, gece uzar özlemin isyana sarıldığı bekleyişlerle. Umut koyarız şarkıların isimlerini, bulut yüreğimizle okşarız gecelerin atar damar sürgünlerini. Uzun uzun düşünmeden, bire üçe, beşe bölünmeden, gözlerinin yatılı yerlerinde cam parçalarıyla örülü bir bahçedeyim seninle. Yol yordam bilmeden, dalmak istiyorum ruhunun derinliklerine. Aklımda gözlerin, içimde sen, ruhumda aşkla, yalnız sende yorulmak istiyorum. Poyrazlarla örülen bir seyir defterinin en özel yerinde, aynalar döşeyip pembe bir odaya seninle sevişmelere durmak istiyorum. Sen ki, açan gülsün en uzak bahçelerde. Sen ki, gerdeğin gergefinde kadınsın, ruhuma sarmaş dolaş bir halde. Belleğimde, gönül beşiğimde ve argın beklentilerin orta yerinde, sallanan mendillerle, çocukların duyumsamak istediği ninnilerle, uçan bir kuşun kanadında, yasak öpüşlerinle titremek istiyorum. Aşım ol, tuzum ol, kadınım ol haydi. Bu bilekleri ve yürekleri zincirli insan harmanında seninle, yalnız sevginle savrulmak istiyorum.
-
SEBEPSİZ İNTİHARIM OLURDUN
Ben gözlerinin rengini düşledikçe Kuş sürüleri geçerdi içimden Düş ertesi bir gündü Beni uçurum uykularından uyandıran Bir var/mış, bir yok/muştu umutlarım Bir Akdeniz akşamında Günahlarıma sarılıp uyurken Bütün sevdaları düşman bellediğim günlerde Gözlerin çarpardı içime Kuşlar havalanırdı o an Yapayalnız kayalıklarımdan Çığlığıma kimseler dayanamazdı Ben ormanlarında kaybolurdum Güneşin öte yüzünde Sevinç körebe oynardı akşamlarla Yağmur mevsimini andırırdı gözlerin Tanrılar utanırdı köpüklerine battıkça Yolumu yitirdiğimde derinlerine saklanır Sebepsiz intiharım olurdun Seni özlediğim zaman Yorgunluk telvesi dökülürdü yüreğimden Nehirlerle birlikte yürür Aşkın dağlarından düze inerdim İçimdeki ebedi sevdalardan topuklarım kanar Ağlamazdım İçimdeki imgelerle büyüyen kız Sessizce el sallardı bana Acılı bir geçmiş yansırdı oysa desenlerimden Hüznün bütün istasyonlarına uğrar Ama asla yıkılmazdım Yollarımdaki çığlıklara ve barikatlara aldırmaz Yaşamın çiçeğe kesen yüzünde Seni arardım
Jump to content