ogniela tarafından gönderilen her şey
-
YER YÜZÜ AŞKIN YÜZÜ
Aşksız ve paramparçaydı yaşam bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Aşk demişti yaşamın bütün ustaları aşk ile sevmek bir güzelliği ve dövüşebilmek o güzellik uğruna. işte yüzünde badem çiçekleri saçlarında gülen toprak ve ilkbahar. sen misin seni sevdiğim o kavga, sen o kavganın güzelliği misin yoksa... Bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar. yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz bin kez korkuya boğdular zamanı bin kez ölümlediler yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri suyun ayakları olmuştur ayaklarımız ellerimiz, taşın ve toprağın elleri. yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık törenlerle dikilirdik burçlarınıza. türküler söylerdik hep aynı telden aynı sesten, aynı yürekten dağlara biz verirdik morluğunu, henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz... Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne ne tan atışı doğumların sevincine ey bir elinde mezarcılar yaratan, bir elinde ebeler koşturan doğa bu seslenişimiz yalnızca sana yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Saraylar saltanatlar çöker kan susar birgün zulüm biter. menekşelerde açılır üstümüzde leylaklarda güler. bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler... Şiirler doğacak kıvamda yine duygular yeniden yağacak kıvamda. ve yürek, imgelerin en ulaşılmaz doruğunda. ey herşey bitti diyenler korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler. ne kırlarda direnen çiçekler ne kentlerde devleşen öfkeler henüz elveda demediler. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
-
ACININ RENGİ
Ey acılara tat veren güzellik Yüreğimize hoşgeldin Geldin de Çiçekli dallara döndürdün öfkemizi Artık ister dolu yağsın ömrümüze İsterse kar Biz ki bildikten sonra sevmeyi Bütün sabahlar Acı renginde olsa ne çıkar.
-
RÜZGARSIZ UYANAMAM
Gün batarken ayrılırsak eğer Gizlice bakışlarını doldur koynuma Güneşsiz ayrılamam Az sonra Suyu kesilecek insan ırmağının Yeminim var şafaklar adına Yorgun yüreklere biraz umut Biraz sevgi sunmadan duramam Doğanın dudaklarında dolaşır ellerim Yaşamın tenini okşarım bütün gece Karanlıklara karşı biraz bilim Biraz estetik Şiirsiz uyuyamam Sular çoktan ışıdı koynumda Gel artık uyandır beni Seher vakti dağıt saçlarını yüzüme Rüzgarsız uyanamam İstersen fırtınalar yarat soluğunla Yorganı kaldırıp savur üstümden Kendinle ört her yerimi Gün doğarken sensizliğe dayanamam
-
GERİYE KALAN
Neyi yaşıyoruz şu anda Nelerle sığmıyoruz dünyaya Aşktan Öfkeye geçiriyoruz birdenbire Sevinçten üzüntülere Durgunluktan coşkulara koşuyoruz Coşkulardan Mutsuzluğa gömülüyoruz sessizce Ve yaşıyoruz böylece her yılı Koskoca bitmez bir saniyede Bu çelişkili yürüyüşler içinde Bizden ne kalır ki geriye Bir ölenle ölebilmek Bir gülenle gülebilmek Mutluluğuna sevinmek insanlığın Kan ağlamak ölümlerine Ve Afrika'lı kapkara bir acıyı Duyabilmek bembeyaz yüreğimizde
-
AYIŞIĞINDA
Geceler midir tükenip giden Aylar mı yoksa ay ışığında Ey soluğumu soluğunda sevdiğim Sesimi sesinde dinleyip,yüreğinin rengine gönül verdiğim. Bil ki senden uzak ne kuşları avutabilir beni buranın
-
YAĞMUR AŞKINA KAL
Seni nasıl unuturum usul boylum, nazlı huylum yeşil gözlüm aybakışlım, bal sözlüm gülnakışlım nasıl unuturum seni deniz yeşili gözlerini, ipek sarısı saçlarını kalbim kalbine düğümken ben seni sevdiğim zaman yağmur yağıyordu alanlara yeşil gözlüm sokaklar ağlıyordu kar yağıyor şimdi dağlara gitme kal yağmur aşkına kal gidersen gecenin siyahı çöker yüreğime göç eder kelebekleri ömrümün boynunu büker gelincikler dağlar ceylansız nehirler türküsüz kalır Gidersen tarlalar susuz çocuklar uykusuz kalır bahar gözlüm ben senin yürekkırgını gülüşünü sevdim en çok umutsuzluğa umudu sürüşünü acılara sevda yazışını sevdim kendinle barışını yeşil gözlüm seni seviyorum deyişini sevdim en çok tüm sevgiler sürgünken yaşamak bir türkü seninle bahar bakışlım yediveren tomurcuk gidersen boynu bükük kalır bu şehir ölür kahrından bu içli çocuk yokluğuna nasıl alışırım dudağın dudağıma mühürken ben senin en çok ince kırgın gülüşünü sevdim seni seviyorum deyişini bir ekmeği bölüşünü düşkünlerle öksüzleri sevişini sevdim ve yüzündeki hüznü yeşil gözlüm bakınca insan gibi bakışını ağlayınca çağlayanlar gibi akışını sevdim insanı sevişini sevdim en çok yeşil gözlüm omuzuna dayanmayı efkarlıyken ve affedişini sevdim düşmanını bile düşkünlere el uzatışını hayatın bu kirli sahnesinde temiz kalışını sevdim en çok bir umut gibi, bir türkü gibi, bir şiir gibi duruşunu bin bahar tazeliğinde saçlarına günün vuruşunu sevdim ben senin bir gülü koparmasınlar diye günlerce gül düşmanlarına yalvarışını sevdim bir annenin acısına ağlayışını tüm kavramları ve kuralları çiğneyip küflenmiş törelere ve haksızlıklara karşı çıkışını sevdim ben seni beyaz beyaz sevdim yeşil gözlüm mavi mavi, yeşil yeşil, al al seninle sokaklar dolusu çığlık, acılar dolusu yalnızlık çiçekler dolusu sevgi ektik dağların doruklarına maviler boyunca beyaz güvercinler uçurduk meydanlara sınırlar çiçek açmaz dikenli teller içinde bahar gözlüm gitme kal gidersen mutluluğumdan sızılar kalır yüreğimde yarım elvedalar kalır, soğuk odalar, karanlık geceler sensiz koma yüreğimi yağmur aşkına seninle başlayan hikayem seninle son bulsun yağmur gözlüm elveda demek zor şeydir bilirsin
-
SEVEN YÜREĞİME SOR BENİ
Her gece kan-ter içinde uyanıyorsam eğer hasretin ateş olup giriyorsa koynuma ıslanıyorsa kirpiklerim seni her andığımda her düşündüğümde hızla çarpıyorsa kalbim sensiz bir kez olsun gülmüyorsam bu şehirde savruluyorsam sokak sokak ürperiyorsam yaprak yaprak esip geçen rüzgarlara sor beni hasret ateşleri yağıyorsa üzerime her gece kül ateş, ateş alev, alev kor olup yakıyorsa kahroluyorsa kalbim seni her andığımda ve tanımıyorsa hiç bir kural yüreğim kaçmak istedikçe sana dönüyorsam yine ölüyorsam aşkından her gün dirhem dirhem ateş - alev sevdalara sor beni seninle gözgöze geldiğimde ben lal olmuş bülbül, sen gül oluyorsan düğümleniyorsa boğazım çıkmıyorsa sesim, daralıyorsa nefesim konuşamıyorsam tek bir kelime depremsi bir titreme başlıyorsa bedenimde ve çözülüveriyorsa dizlerimin bağı deli - divane gönlüme sor beni kirpiklerimden süzülen damlalar islatiyorsa yüreğimi her gece hep bulutlarda saklıyorsam seni düşüyorsan içime tane tane her yağmur yağıdığında kirpiklerimin kıyısında martı olup uçuyorsan susuyorsa denizler seni düşündüğümde gelip seriliyorsan kıyılarıma sular gibi gelip sokuluyorsan uykularıma gelip sokuluyorsan rüyalarıma sensiz geçen gecelere sor beni damarlarımda aşk olup dolaşıyorsan şiir olup doluyorsan kulaklarıma masmavi bir coşku oluyorsan bedenimde aşkça çıkıp ırmaklarla dertleşiyorsam her gece ay gibi akıyorsan yüreğime beyaz tüller içinde yalnız yıldızlarla paylaşıyorsam seni sevdiğimi sana anlatamıyorsam bir kır çiçeği hüzün saçıyorsa gözlerime su olup akıyorsam, ateş olup yakıyorsam ve beceremiyorsam sensiz yaşamayı ve ölmeyi şu seni ölümüne seven yüreğime sor beni
-
UMUTLARIM SENDE SAKLI
Mutluluk ağacımda sevinç çiçeğimdin bir zamanlar bir zamanlar bütün dudaklarda şiir bütün yüreklerde sevgi gülüydün bak çiçek, çiçek dağlar yine yudum, yudum sevda bahar, bahar umut oysa bir yaralı kekliğim şimdi ben hep uzakları arar uçurumlar büyütür gözlerim durmadan ey benim bahçemdeki sevinç gönlümdeki hasret gözlerime yağmur diye düşürdüğüm acılarıma tipi, saçlarıma kar yağmadan gel gel, kırılmadan dudağımdaki son menenekşe gel ki yüreğine sığınayım umutlarım sende saklı ey uçurum çiçeğim ay beyazım gülbeyazım gel ay koksun mutluluk yine dağlarda gel dal kurumadan solmadan yaprağım gönül haneme konuk ol gel Gün/eş/im Ol.... Eş/im Ol.. kurusun gözlerimin pınarı artık bil ki ben sensiz yaşayamam güvercinim, turnakuşum, gülgüzelim bu yürek sensiz yaralı bu can sensiz ölü bu ses sensiz bir ah! herkes duydu bu feryadı bir sen duymadın yollarda sonbahar rüzgarları esiyor artık şimdi sana gelecek ne el, ne ayak, ne de göz kaldı şimdi seni anlatacak ne şarkı, ne şiir, ne de söz kaldı ömür yorgun gönül suskun sustuğum rüzgara sesimi, baktığım uzaklara gözlerimi taşımaktan yorgunum... milyon kere çoğaltıp hüzünleri sorma, ellerim niye yanar sorma, gözlerim niye arar tek mümkünüm sensin üşüyorum, umudunu bana ödünç ver umutlarım sende saklı gel/ Gün/eş/im Ol.... kurusun gözlerimin pınarı
-
GÜLSEM GÜL İNCİNİR
Gittin, gidişin yarama tuz basılmış acı gidişin karlı kış gecesi gidişin dağbaşı ıssızlığı çiçeksiz, renksiz ve uğul uğul bir rüzgar başımda Gittin öyle apansız hayaller birikti gözlerime ıpıslak büyüdü gitgide yalnızlığım yıldızlarda terketti beni, ay küs ardında yalnızca anılar kaldı kırık dökük boynu bükük anılar Yoksun işte gözlerin yok ellerin yok kar yağıyor anılara üşüyor hayat Her gece ırmaklara salıyorum gözlerimi denizler ortasında, kaybolmuş bir sandal gibi binlerce kıyıya çarpa çarpa öylesine yitik, öylesine çaresiz öylesine perişan yaşıyorum? Sen bu şehirde bulutlarla gittin zifiri geceydi,yağmur yağıyordu bütün sokaklar ağlıyordu gittin işte, gidiş o gidiş bir daha dönmedin bu yürek yara şimdi, bu hayal kırık ömrüm sokaklarda bir yaprak artık gelme, öyle yorgunumki? zemheri karlarını bekle? Gözlerimde sessiz bir gözyaşı bekler öylesi dağ sevdalı rüzgara hasret bir ince dal aşkına. gülsem gül incinir ağlasam dal gelme, seni çok özledim? nisan yağmurlarını bekle? Ben ki, unutulmuş gökyüzü masalıyım uzak iklimlerin güz çiçeği ve ben hala o gözleri sürgün hüzün bakışlı çocuğum öylesine sessiz, öylesine dilsiz. ne analar kucaklıyor beni artık ne de hasret kokan ıssız geceler Bir gün tarih düşülürse çizilirse aşkın miladı yapraklar düşerse, kuşlar göçerse ve sen dönersen kilitlenirse gözlerim gözlerine işte asıl o zaman ölürüm ben... işte asıl o zaman ölür... işte asıl o zaman? işte asıl o...
-
RÜYALARIM SENDE KALDI
İçimde bir şeyler eriyip gidiyor her gece sancılı ve sessiz akıp gidiyor bilmediğim yolculuklara suskularla örüyor alnımı zaman ah aldığını geri vermiyor yıllar umutlar kırılıyor iç çekişlerimde düş bahçelerimde çiçekler üşüyor yıkılıyor yıllarca kurduğum hayaller yedi kat yerin altında kaldı haykırılarım ah sesimi kimse duymuyor yoruldum yıllarca kendimi taşımaktan bir serseri gibi yaşamaktan içimde tutsak kaldı geçen günler dönüp bakamam geriye rüyalarım sende kaldı hayallerim sende ümitlerim sende yüreğim sende kaldı ah adresini kimse bilmiyor bir sonbahardı alıp gitti gemiler seni kaldım avuntusuz öyle bir başıma yanlızlığım sende kaldı, sensizliğim sende sende kaldı baharım, sabahım sende kaldı bir de martılarım kaldı çığlık çığlığa ah şimdi hiç bir gemi almıyor beni bir yanım ellerin parmakların bir yanım gözlerin dudakların rüyalarım sende kaldı ümitlerim sende yüreğim sende aklım sende ben sende kaldım ah adresini kimse bilmiyor
-
HANGİ HÜLYAYA UZANSAK AVUTMUYOR
Sesine dokunsam sesim kırılır kirpiğine dokunsam kirpiğim yaralı bir serçeyiz incecik dallarda nereye tutunsak bir yanı kırık bir ince gönül sızısıdır bizimkisi bir ince aydın duyarlılığı sahte gülücükler ürkütür yüreğimizi pazarlıklı dostluklar güzellikler ki, yedeğimizde kıyısız bir deniz artık kötü zamanların yitik öyküsü hayatımız karanlık her sokakta ışıklı acılar topluyoruz bir açıp bir soluyoruz kendi içimizde. ağaçta titreyen yapraklar gibi, acı çekmeye yazgılı ömrümüz. geceler boyu yalnızlık çekiyoruz yürekler dolusu sevda ıslandıkça ıslanıyor duygusallığımız her yağmurun adı gözyaşı her çiçeğin adı hıçkırık bir yanımız göğün üşüyen yıldızları bir yanımız umudun sancıyan sızıları nehir nehir yalnızlıklar akıyor içimize her gece bir çocuk alıp başını gidiyor bir çiçek küsüyor bahçesine her gece mevsimler bölüşmüyor artık sevdaları hangi hülyaya uzansak avutmuyor bir kanadı kırık gönül kuşumuzun ne yana vursak ayrılık oysa sevmekti en çok yüreğimize yakışan seherin umut veren güzelliğini bahar çiçeğinin çiğini tomurcuğunu ayışığının düşlerimize dökmekte ustayızdır çünkü içimizdekileri şimdi günler güneşsiz, geceler ıssız, biz yorgunuz yine de herşeye rağmen hayat güzel dostum ayakta kalışımız, yıkılmayışımız, tutunabilmemiz bir yerlere sarssada kuyularımızın derinliğini karanlık
-
RÜZGAR OLMAK
Şahin olmak ister kimi gökyüzünde uçan kimi dağ yüksek havai ben toprak olmak istedim hep bağrında çiçekler açan cerenlerin suya indiği bir pınar başında gün boyu kokular saçan dağ dağ dolaşan rüzgarların nefesinde? güçlü olmak ister kimi haklı - haksız savaşlar açan kimi zengin karun kadar etrafına paralar saçan ben bir ağaç olmak istedim hep tüm serveti yaprakları olan dallarında kuşların çıvıldadığı altında çocukların oynadığı şiir şiir su tadında gönüllere dolan? ben bir çiçek olmak istedim hep karlı dağların yamaçlarında bir rüzgar olmak istedim gece- gündüz bahar türküleri söyleyen su seslerini dinleyen karlar erirken insanlara dost, sevgilere sevdalı kin nedir, düşmanlık nedir bilmeyen ben bir çocuk olmak istedim hep karlı dağlarda özlemlerle kucaklaşan ıssız bir yayla yolunda kuzular peşinde koşan kelebeklerle uçuşan çiçekler açarken ırmak ırmak dolaşan pınarların sesinde ve her gün yeni yeni sevdalar büyüten yaslanıp yaşamın yamacına korkusuz.
-
BİR GÜLE SIĞDIR BENİ
Bir garip yolcuyum uzak çok uzaklardan geldim asırlar ötesinden ellerim boş boynum bükük yorgunum koynumda ayrılık türküleri dudağımda özlem özlem şiirler var aç pencereni sana demet demet hasret bulut bulut yağmur getirdim gözlerimden bir mecnunum saçlarımda çöl rüzgarları esiyor yüreğimde leyli yollar tanımadığın memleketlerden bilmediğin kentlerden geldim yüküm ağır yorgunum bir göçmen kuşum göğünü yitirmiş kelebek bir kanadım aşk dolu bir kanadım hasret bülbülüm gönlünün altın kafesine tutsak bir kanadım ateşler içinde bir kanadım gülistan düşsüzüm düşlerine al beni soluksuz sevişmelerine sakla bin yıl hasretini çektim bir güle sığdır beni
-
YANLIZLIĞI KARARINDA SEVERİZ
Yalnızlığı Kararında Severiz Biz yalnızlığı kararında severiz Kendimizi aynalar için saklayan güzelleriz Yeri gelir padişah yeri gelir köleyiz Ateşten sudan düşmandan değil Kendi ayak seslerimizden ürker Ruhlarımızı taşıyan bedenlerimiz Salim Kanat
-
SENİ ÇOĞALTIRIM İÇİMDE
Seni Çoğaltırım İçimde solmaktayken renklerim an be an ve kararmaktayken dünyam her yandan sana doğru bir adım atarım.. sana yaklaştıkça azalıyorum huzurunda hepten kayboluyorum sevgili yalnız senin karşında bütün âzâlarımdan böylesine kanıyorum az sonra çıkıp gideceğim yanından unutacak mısın o zaman beni oysa ben nasıl azalıyorsam huzuruna yaklaştıkça uzaklaştıkça sen öyle çoğalıyorsun bana bu durumda gitmek mi zor kalmak mı huzurunda bilemiyorum her neyse ömrüm olursa huzuruna yine gelirim bütün bir ömrü gel-gitlerle tüketirim gelip kendimi azaltır gider seni çoğaltırım eri geci ey sevgili sen olur çıkarım Salim Kanat
-
SENDEN ÖTE YOLUM GİTMESİN
Senden Öte Yolum Gitmesin günbegün solmakta renkler belki bozulmakta gözlerim belki azalmakta canım sona yaklaştıkça uçar gider benliğimden bir şeyler bilmediğim bir boşluğa bilinmeze doğru kararır çağım günbegün azalırım kaybolur efsunu hayatın biliyorum bir boşluk oluşacak sonunda şu an bulunduğum yerde mirasım bu olacak benim bilmiyorum bu mirası kime bırakacağım yanımda götüreceğim yine umut umut olacak sadece bir umut ki yer etmiş aksine ben azaldıkça çoğalan hatıralar denizinde senle hemhal oluşlarımdan artakalan bu yeter bana başkası zaitti zaten senden öte yolum gitmesin sensizliğe yolum gitmesin bilmesin benliğim senden bana kalandan başka şey yalnız bunu isterim bunu isterim Salim Kanat
-
SANA GÖRE DEĞİL BU SEVDA GÖNÜL
Sana Göre Değil Bu Sevda Gönül ____________yirmili yaş sevda şiirleri Yine renkten renge girdi şu gönül Başıma bin çorap ördü şu gönül Sana göre değil bu sevdâ dedim Beni bile dinlemedi şu gönül Güzeller güzeli sana bakar mı Bakıp da umuda kapı açar mı Açsa da dar eve şehir sığar mı Sana göre değil bu sevda gönül Züleyha Yusuf'a tutuşmuş yanmış Söyle ki vuslata ne zaman varmış Hangi âşık bu ateşe dayanmış Sana göre değil bu sevda gönül Dünyalar güzeli sevgili odur Az söyledin hilafı yok doğrudur Söyle onun dengi nerde bulunur sana göre değil bu sevda gönül Salim Kanat
-
HASRET
Hasret Kalbimden kalbine bir merdivende Geçer gündüz gecem hep hasretinle Salim Kanat
-
GÖZLERİN YETİŞİR İMDADIMA
Gözlerin Yetişir İmdadıma bakışların şifadır dertlerime dünyamı genişletir varlığın gözlerin yetişir imdadıma ne zaman ışıksız kalsam azgın nefs küçülür heybetinden nefesimi tutarım büyür kalbim olabildiğince bakışların ağıt olur hançereme yanar bukağılar gözyaşlarımda erir esaret kelepçeleri ruhumun hür olurum.. işte yine huzurundayım hangi şifayı sürecek bakışların kalbime Salim Kanat
-
GECELER BİTİREN GEZİNTİLERDE
Geceler Bitiren Gezintilerde geceler bitiren sohbet çoğaltan gezintilerde bize eşlik ettiler kulak verdiler kimi sığ kimi derin sözlerimize... Usta kim öğretti kaldırımlara sohbet dinlemeyi âdâbınca? kimi zaman kin kustuk kıskançlık saçtık bazan kimi nefretle attık adımlarımızı utangaç pembe yanaklarına kim öğretti Eyyub sabrı takınmayı Usta pembe taşlara? biz ehlinden dinledik sohbeti sâdıklardandı yani âdâbı yaşayanından miras aldık yaşayabildik mi hakkıyla bilemem bir şekilde baktık çaresine başımızın bundandır sabit-kadem oluşumuz güvenkâr duruşumuz kaldırımlarda... ..ve ama söyle be Usta geceler bitiren sohbeti çoğaltan gezintilerde nereye götürür bu kaldırımlar bizi? Salim Kanat
-
BÖYLESİ HALLERİN YOKSA AŞKTANMI
Böylesi Hallerin Yoksa Aşktan mı ellerin titriyor durup dururken gülümsersin bazen hiç sebep yokken yanağında gamzen şekiller çizer dalıp dalıp gitmen yoksa aşktan mı? değişti huyların şu son günlerde güneşler parlıyor siyah gözlerde neşe dağıtırsın sohbetlerinde sevinçle şakıman yoksa aşktan mı? gündüz duramazsın asla yerinde gece neler gördün bilmem düşünde dünyada girmişsin sanki cennete böylesi mutluluk yoksa aşktan mı? Salim Kanat
-
BİR KAÇ DAMLA SEVDA DÖKÜLEN
Birkaç Damla Sevda Dökülen ışık mıydı nur mu bilinmez bir damla sûretinde düşen bozarak sessizliği alacakaranlık bir zihin humması Habil için belki belki Kabil nedameti gözbebeğinde doğup yanakta süzülen izdüşümü vicdan ısıtan vicdan yıkayan sonra genleşen genleşerek şehri kuşatan bir damlaydı kadırgalar batıyor gemiler savruluyordu düşüşün şiddetinden fırtınalar doğuyordu zifir kalmamıştı gecede düşerken ikinci damla buğulu hatıralar ırmağına berraklık katıyordu kendi özünden bir zaman yolculuğuna çıkıyordu ikinci damlayı akıtan ırmağa dalıyor yıkanıyordu Settar üstünü örtüyor mahrem yerlerin bir damlacık su yâr için dökülürse ne işler yapıyordu üçüncü damla ateşti sanki süzülürken aşağılara yakıyordu geçtiği yerleri 'Kibrit-i ahmer' gibi kalbin fitilini tutuşturup geçiyordu eriyip buhar olmadan önce ritmini kazandırıyordu kalbe ilk günkü gibi dördüncü damla damla değil deryaydı bir gemi vardı deryada nefse sunulan açılsın diye kıyıdan serin sularda yol alsın bilinmez diyarlara ulaşsın avlasın balıklarını meşrû sularda teskin olsun rıza kapısına varıncaya dek oyalasın kendini kurtarsın nimetin kadrini bilip kendi zulmünden kendini beşinci damla bir güvercindi paçasında bir mesaj gizli aşağı değil bu damlanın gidişi uçtu ufuklara kaybolup gitti bir ulaktı bu damla bu damla taze haber umuttu bu damla bu damla muştu bu damla yâre sunulmuştu altıncı damla nerden gelmiş niye gelmiş belli değildi yine de bir işlev yüklenmişti belirsiz bir âtinin çizgilerini çizdi süzülürken yüreği çizerek geçti kim bilir belki kader-i muallak ya da mübremdi son damla sanki akıtan onu aynı göz değildi son damla yârin yaşıydı taş gibi ağırdı asit gibi delici indi kalbin en derin yerine gizli bir yere yerleşti bunun varlığı bunun etkisi ebediydi bu damlanın varlığını kimseler hakkıyla bilemezdi Salim Kanat
-
BİLKİ VAZGEÇMEDİM
Bil ki Vazgeçmedim severdik hani birbirimizi sen şarkılara söyletirdin bana olan sevgini ben şiir yazardım sana her bir haline bir mısra benzetirdim resmini çizerdim defter yapraklarına ne oldu gülüm bize çok mu zaman geçti aradan ayrıldık da kuruttuk mu sevgi damarımızı gömdük mü ölümsüz(!) sevdamızı bil ki vazgeçmedim ben seni sevmekten bir sızı gibi aşkın kalbimde günde kimbilir kaç kez çiziyor saçlarının kavisli uçları kalbimi en derin yerinden işte bundandır kan tükürüşüm hayta hayta duruşum dağınıklığı hayatımın isyanımın iflah olmaz damarı bundan hayata küsmüşlüğüm bundandır işte (bunun böyle olduğunu bil diye söylüyorum) Salim Kanat
-
BIRAK UZATAYIM UYKUSUZ GECELERİMİ
Bırak Uzatayım Uykusuz Gecelerimi bir yaz yağmuru bile olamadım betonlarını tuğlalarını ıslatacak duvar ve yollarını sulayacak matlaşan renklerini yıkayacak korna gürültüsü siren sesinden bezen insanı biraz olsun rahatlacak bir su bile olamadım ey şehir.. saat gecenin bir yarısı kalp atışlarını dinliyorum yine elimde sigara uzayıp giden külleriyle kıvrılıp yükselen dumanlarıyla dinliyorum seni bir bebek gibi uyurken sen şehir.. uykusuz gecelerimi hoş görmelisin sessizliğimi de.. anlasana sana çok söyledim derdimi dinlemedin ki.. kırk yıl önce yine böyle bir gece sen uyurken gelmiştim ben belki bu yüzden tanımıyorsun beni şehir.. nerenden öpsem diyordum seni geldiğimde çünkü yeridir nerenden öpsem öyle güzeldin şehir.. oysa sen bihaberdin gelişime rüya görüyordun belki derin uykuların koynundaydın şehir.. bir yağmur olamayınca sana sessiz isyanlar biriktirdim her cephede sürmek için öne hazırım her türlü herbeleye.. savrulur ruhum bir semtinden diğerine ölüm korkusu değil hayat korkusu sardı nefsimi duvarların öyle geliyor ki üstüme.. canımı sunacağım sana dost elin bir değse elime şehir.. toplasam tüm iyi duygularımı aşk muhabbet meyil iyi temenni ve dualarımı eş değil bir bahçendeki tek çiçeğin rengine.. bırak uzatayım sitem ve kırgınlıklarımı sigara küllerimi ve uykusuz gecelerimi.. tutayım mahrumiyetlerimin yasını yeter ki sen muammer ol şehir.. Salim Kanat
-
AYDINLANMA UĞRUNA
Aydınlanma Uğruna aydınlanma uğruna ne zorluklar göğüsler her çileye katlanır yanmayı göze alır
Jump to content