Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

safir

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

safir tarafından gönderilen her şey

  1. Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.. Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ?Sana ihtiyacım var, gel ! ? diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ?git? dediğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.. Özür dilemek değil, ?affet beni? diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş
  2. Beni tanımadın mı dedi Bir sözcük bir sözcüğe Çevir zamanın sayfalarını Belleğini iyi yokla İyi bak gözlerimin içine Anılar devşir yüzümden Bir yağmur sonrasıydı Yan yana düşmüştük hani Bir şiirin ilk dizesinde Göz göze gelmiştik birden Bir şey kımıldamıştı içimizde Sonra sürülmüştük şiirden İzinsiz öpüştük diye Anımsadım dedi öbürü Elin elime değince Bindim sevdanın mor atına Gittim ta eski günlere Küçüldükçe büyüdü hüzün Adını bilmediğim bir şey Çıt diye kırıldı içimde Ne acılar çektim bilsen Nelere katlandım gurbette Senetlere tutanaklara Mahkeme kararlarına geçtim Yıllarca ad oldum bir kötüye Bir an bile unutmadım seni Göz göze gelmedim hiç Senden başka bir sözcükle Sesin sesime değince İçimdeki süt denizleri Köpürmeye başladı gene Öpüşe banınca dudaklarımızı Kendi kokusunu duydu yosun Şiirin gizli aynasında Kendi rengini gördü menekşe Haydi gel dedi Dişi sözcük erkek sözcüğe Başka bir şiire girelim Görünmeden ozan abiye ALİ YÜCE
  3. Eyvallah haklıymışsın doğruladım ben seni “Rüya gördün” diyordun uyandım gözün aydın Karanlık kaybedermiş içine her gireni Bir veda siyahına boyandım gözün aydın İtaat ettim artık söylediğin her söze “Arın benden” diyordun arındım gözün aydın Mecnunluğu bırakıp aşk-ı inkâr bir yüze Bilerek isteyerek büründüm gözün aydın Düşününce çok garip, sana “nefesim” derken “Büyütme” diyordun ya küçüldü gözün aydın Ardına bakmayınca bırakıp da giderken Bu aşk düştü gözümden alçaldı gözün aydın Gece gündüz ben seni düşünüp yaşatmaktan “Düşünme” deyişinle vazgeçtim gözün aydın Ki vazgeçtim dilimi adınla kuşatmaktan Bir daha anmamaya ant içtim gözün aydın Gerçeğin ta kendisi yaptığım bu itiraf “Bekleme” deyişini duydum ben gözün aydın Mekânım olsa Araf hatta yansa her taraf Nefret denen şeytana uydum ben gözün aydın Elimden almadığın o gülün soluşuna “Ağlama” diyordun ya bak güldüm gözün aydın İnanmazdım ben amma, uzakta oluşuna Sevinçten şafak şafak söküldüm gözün aydın Bu şiirle kapandı şairin sen sayfası “Yazma beni” diyordun bu sondu gözün aydın “Sözlerinde” boğuldu aşkın duygu tayfası Her birine Azrail dokundu gözün aydın Tüm dillerde salâsı okundu gözün aydın İHSAN TURHAN
  4. “Kaçmaya çalışırken hayatın kısır döngülerinde Umutlarım bir bir öldü, dost sandıklarımın süngülerinde Gece gündüze inat karanlığı verdi hep yüreğime Sus pus oldu aydınlık hiç çıkamadı önüme Oysa fanusta yakmıştım Yürekleri aydınlatsın diye mumları Hesap edememişim dikine esen fırtınaları” Diyordu… O mağrur ve onurlu kadın Nedenlerini gördüm toprağın bağrına mezar eşerken Akmayan akamayan gözyaşlarını seyrettim kaç kez Bir martı gibi süzülüp… Yüreğimin deryasına hüzünle düşerken… Siz hiç, aklanmış bir yüreğin Karanlığa yürüdüğünü gördünüz mü? Ben gördüm! Bir kadının onurlu gözlerinde gördüm. Uzattım ellerimi, önce korktu sonra tuttu ellerimden Hissettim. Beklediği sadece ama sadece umuttu. Kalkanlarını dövmüştü yıllarca acılar Ve en çok sevdikleri sevilmeyi hak etmemişti Dokunduğumda parmaklarımı ateşe verdi Yüreğindeki kesif sancılar… Yüreğindeki cam kırıklarında yürüdüm Canım yandı en az onun kadar Belki de ondan bile fazla. Sonra bir şarkı söyledim usulca kulağına Gülümsedi! Gözlerinde belki de ilk kez güneş belirdi Bu çok güzel bir şarkı dedi ve eşlik etti “Bende seni, bende seni” Bakışlarında okumuştum o an her şeyi. Diyorduk ki, işte gönlüm ve kulağım yıllarca bu şarkıyı bekledi Anladık ki, aynı şarkıda buluşmuş Yeniden oluşmuştuk yüreklerimizin içinde Ve anladık ki, vuslat saklıdır yaşanılan her hasretin içinde Bir gün yeniden aynı şarkıda buluşmak üzere Tanıdığım en onurlu ve en gururlu Saygının bile saygısını kazanmış kadına, sevgilerimle… İHSAN TURHAN
  5. Bazen.. Bir anıdır yaşanan, yaşanmışlığın ötesinde Hayatın bütün alaycı gülüşlerine rağmen Aşkın öldüğünü söylemeyerek Senin bütün yaptıklarına rağmen Aşkı öldürmeyerek... Bazı şeyler anlatılmaz, yasamak lazım Bir kardelen misali karlara kafa tutmak Tüm acıya rağmen, güneşi kıskandırmak gülüşünle Ve sevgiyi tek başına yaşatmak, yaşatabilmek İşte aşkta erdem, İşte yüreğimde bu olacak yaşanan her dem Bunun için gereken neyse yapacağım Mavi düşler kuracağım Kararan gökyüzüne inat Hayalden uçurtmalar uçuracağım kırmızı kuyruklu Sen terk etmişliğinle yaşayacaksın Ben her şeye inat aşkı terk etmeyişimle Geceler isterse gündüzlere set olsun Senin gözlerinde kaybolan o güneş Benim gözlerimde her gün yeniden doğacak Senin kocaman dediğin yüreğine sığmayan o aşk Benim küçücük bildiğin yüreğimde yaşayacak Var git… Dönüşün olmasın Kızıla çalan güneşleri kucakla Karanlığın habercileri bir gün kapını çaldığında Sadece beni hatırla Bil ki… Senin lal ettiğini sandığın aşk Benim yüreğimde yaşattığım güldür Senin bana bıraktığın her gözyaşım Benim büyük sevdama döktüğüm ödüldür Kim demiş aşk tek başına yaşanmaz İşte yaşıyorum sana ve tüm söyleyenlere inat Yaşıyorum… Çünkü aşk gerçekse ölümsüzdür sevgili… Ve aşk gerçekse ölümsüz yapar sevgiliyi… İHSAN TURHAN
  6. Ey sultan-ı Leyla Ey uzun gecenin kızı Binlerce Mecnun’un kalbi ile Binlerce çöl geçerek geldim sana Ne ayaklarımın kumda yanması Ne yorgun düştüğümde şahdamarıma akreplerin dayanması Hiçbir şey durduramadı senin gözlerinle efsunlanan bedenemi Kutlu sarayının rengine göz sürmeye Saçlarından süzülen yağmur damlalarında yıkanmaya geldim Aşk seninle kutsanmış diyorlar Mecnun senin nefesinden çıkan rüzgârmış Öyleyse bir nefes ver çöl yorgunu yüreğime Ver ki dökülsün üstümdeki çöl kumları Ver ki suretim nefesinde yeni bir bahara uyansın Kutsanmışlığınla kutsanmaya Yeni bir tarih açmaya Yeni bir aşk-ı efsane olmaya geldim ben sana Aczimi bağışla... Tutabilseydim ve kudretim olsaydı eğer Yıldızları toplar, güneşi avuçlar Bırakırdım ayaklarının dibine Ben yapabileceğimi yapıyorum Yüreğimi bırakıyorum onların yerine Ey sultan-ı Leyla Ey uzun gecenin kızı Binlerce Mecnun’un kalbi ile Binlerce çöl geçerek geldim sana Attığım her adımda sen vardın Şahittir çöller, şahittir aşk-ı melekler Aşkın bir mahşeri varsa eğer O mahşerde anlatılacaktır sana… Hiçbir nefesim sensiz değildi Çünkü aldığım her nefeste çöller önümde eğildi Hiçbir gözyaşım sensiz değildi Çünkü düşen her damla çöl kumlarına değdi Değdiği her kum tanesi bir aşk-ı maviydi Kumları ehil eden gözyaşımla geldim sana Diyorlar ki! Aşkın dört mevsiminden biri seni aramak İkincisi seni bulmak Üçüncüsü sana beni sunmak… Dördüncüsü yaşanmamış, O Leyla’nın yüreğinde gizli, O sadece yüreği Mecnun’ların mevsimiymiş... Üç mevsimi geçip Dördüncü mevsiminle kutsanmaya Ben sana, beni bulmaya Ben sende, beni bulmaya Ben sende, Mecnun olmaya geldim Leyla’m ol, Mecnun’un eyle Aşkınla kutsa beni İhsan TURHAN
  7. Sırra kadem basmış gündüzlerimi ararken ben Karanlığı aşikâr gecelerimin parlayan yıldızıydın sen Soluksuz seyrederdim seni Her seyredişim bir şiir olurdu Finali sen ortası sen başı sen Kumdan bir saat gibiydi düşlerimde ki vuslatın Biterdi kum, çevirirdim saati Bıkmadan usanmadan Uyanışlarımda ki farazi sensizliğim Bir kardan adam bıraksa da kirpiklerime Sen, gözbebeklerimde hemen dönüşürdün bir kardelene Aslında benim ki Ne aramaktı seni, ne de beklemek Hiç gitmemiştin ki! Gitseydin Hâlâ mavi olur muydu bu kentin denizleri Serçeler şakır mıydı adını Sen kokar mıydı bütün güller Sen, gittiğini sandın Ruhumun efsun gözlü kadını Oysa Batmıştı bu şehrin seni taşıyacak gemileri Otobüsleri devrilmiş Rayları sökülmüştü trenlerin Bu şehirden seni götürecek tek şeydi yüreğim Onun da kaptanı bendim Sen, gittiğini sandın, üzgünüm sevgili... Bir gün gerçekten gittiğinde sen Bir sala okunur bu şehrin minarelerinde Solar gözlerimde açan kardelen Çığ düşer kirpiğimden makbere İHSAN TURHAN
  8. Ey kalbim bu halin ne bu nasıl bir eziyet, Bırak şu vefasızı sonsuzluğa sürgün et, Et ki cesaret olsun dilimin suskusuna, Et ki kalem son versin yazmanın korkusuna, Et ki eşlik edeyim şiirler coşkusuna, Bir bir kayboluyorken elimde her meziyet, Yetmedi mi aşk deyip ödettiğin bu diyet? Hayalimde, düşümde hep O’nu görmem niçin, Peşine düşmek neden böylesine bir hiçin, Dostlarım her gün derken “Telef ettin kendini!”, Ne diye büyütürsün tutkusunun bendini? Çözmek bu kadar mı zor esaret kemendini, Boynunu büken oyken içinde her sevincin, Neden hâlâ aşkıyla yanarsın için için? O giymişken sırtına vefadan yoksun kürkü, Ve şunları söylerken aşk adına her öykü, Kays çölden dönemezmiş Leyli ondan vazgeçse, Ferhat dağ delemezmiş Şirin başka yar seçse, Aşkları yaşamazmış ihanet zehri içse, Bunları bir bir bilip taşıtman bunca yükü, Nedendir hâlâ o’nu yaşatman türkü türkü? Düşün ki solmaz mı hiç dalından düşen yaprak, Üstünde ot biter mi suya hasretse toprak? Yıldızlar parlıyorsa ışığı Şems’ten alır. Can bile bedeninin içindeyse can kalır. Beslenmeyen ateşin harı elbet azalır. Gel bunları anlayıp dünü arkanda bırak, Bırak ki yarınların su gibi olsun berrak. Hâlâ “Aşk mı?” diyorsun vefasıza yanmaya, Olmayacak hayale şuursuzca kanmaya. Anlaşıldı yetmemiş her yerini oyması, Neyin varsa alıp da bir kenara koyması, Egodan sofrasında senin ile doyması. Madem ki niyetin yok gerçeğe uyanmaya, Öyleyse sen devam et rüyana inanmaya. İHSAN TURHAN
  9. Biz doğarken duymuşuz o ezanın sesini. Yüreğimiz Vatan?dır Bayrağımız yar bizim. Uğruna kaç kahraman verdi son nefesini, Sınırlar namusumuz, toprağımız ar bizim. Sancağımız kırmızı, hilalimiz beyazdır Ana, baba özlemdir, şahadetse niyazdır. Allahuekber hala dayanılmaz ayazdır, Sarıkamış içinde gözyaşımız har bizim. Enver Paşa askerdi, ama o da insandı. Yüreğindeki sese tereddütsüz inandı. Kar değil yağan kordu, yanan doksan bin candı, Buzlar altında nice şühedamız var bizim. Aklığından utandı Mehmet?i donduran kar. Sarıkamış Dağı?nda o gün bugün matem var. Nice destanda hala nazlı gelinler ağlar, Şehidiyle öğünen gözü yaşlı yar bizim. İyi dinlesin herkes, bu bir şeref sözüdür. Irmak gibi yaş döken anaların özüdür. Bu toprakta her karış bir taze kan izidir. Mehmetçiğe emanet o gözdeki fer bizim. Şehidim rahat uyu, mekânın Cennet olsun. Sarıkamış dağları ebediyen nur dolsun. Al sancağa şan veren yiğitlere ant olsun, Bu dünya var oldukça VATAN denen yer bizim İHSAN TURHAN
  10. Yanıyor tarifsiz bir alev ile Aha dedim sana aha şurası Alevin altında kül geldi dile Sen neden gelmezsin kurban olduğum Halimi sorarken şu kurtlar kuşlar Senin göz üstünde çatıktır kaşlar Ki böyle sevseydim gülerdi taşlar Sen bir gün gülmezsin kurban olduğum Enişte diyorken sevimli baldız Senin her sözün de sivri çuvaldız Sevdamı bilir de gökteki yıldız Sen neden bilmezsin kurban olduğum Yemin, onca kızın oynarken gözü Uğruma döktüğü cilveyi nazı Görmem, sana derim kalbimin kızı Sen beni almazsın kurban olduğum Düşünüp, düşünüp kendimi yesem Ben bu dertten böyle ölüp de gitsem Güzel gözlerinde kayboldum desem Sen beni bulmazsın kurban olduğum Aşkın ateşiyle dünyayı yaksam Deli boran gibi karşına çıksam Yeter artık deyip kafana sıksam İçimde ölmezsin kurban olduğum Mecnun olsam çölde tutuklu kalsam Bir kerem misali ateşe dalsam Düşsem yataklara verem de olsam Kapımı çalmazsın kurban olduğum Kalemim aşkının sonsuz esiri Ne şiir bıraktım ne de nesiri Hasretin olsa da ölüm tesiri Dur diyen olmazsın kurban olduğum Anladım sendeki ne işve ne naz Benden uzak olmak ettiğin niyaz Hâşâ ki ben olsam beş vakit namaz Sen yine kılmazsın kurban olduğum İHSAN TURHAN
  11. Bir anıdır yaşanan, yaşanmışlığın ötesinde Hayatın bütün alaycı gülüşlerine rağmen Aşkın öldüğünü söylemeyerek Senin bütün yaptıklarına rağmen Aşkı öldüremeyerek... Anlatılmaz, yasamak lazım Bir kardelen misali karlara kafa tutmak Tüm acıya rağmen güneşi kıskandırmak gülüşünle Ve sevgiyi tek başına yaşatmak İşte aşkta erdem, İşte yüreğimde bu olacak yaşanan her dem Bunun için gereken neyse yapacağım Mavi düşler kuracağım Kararan gökyüzüne inat Hayalden uçurtmalar uçuracağım kırmızı kuyruklu Sen terk etmişliğinle yaşayacaksın Ben her şeye inat aşkı terk etmeyişimle Geceler isterse gündüzlere set olsun Senin gözlerinde batan güneş Benim gözlerimde doğacak Senin kocaman dediğin yüreğine sığmayan o aşk Benim küçücük bildiğin yüreğimde yaşayacak Var git? Dönüşün olmasın Kızıla çalan güneşleri kucakla Karanlığın habercileri çaldığında kapını sadece beni hatırla Bil ki? Senin lal ettiğini sandığın aşk Benim yüreğimde yaşattığım güllere bülbüldür Senin bana bıraktığın her gözyaşım Benim büyük sevdama döktüğüm ödüldür Kim demiş aşk tek başına yaşanmaz İşte yaşıyorum sana ve tüm söyleyenlere inat Çünkü aşk gerçekse ölümsüzdür sevgili? Ve aşk gerçekse ölümsüz yapar sevgiliyi? İHSAN TURHAN
  12. ayak uçlarımda belirdi gölgen öylesi usul, öylesi sessiz delip geçtin acımasızca boynu bükük salkım söğüdü kim bilir kaç şehir koynundadır şimdi ya da kaç şehirde damla damladır gidişin karşımda ne varsa altına almış.. düş kırıkları nemli zulada kalan hatıralarla saçlarım avucumda gözlerimde uykusuzluğun bildik hali in cin gürültülerine tıkalı kulağım yalnızlığın tokadı yine suratımda kızarıklığı, altında üzerimdeki elbisemin hatta solgun tenimin serildikçe üzerime titrer arzularım korkular diken diken bedenimde bileklerimde prangasın şimdi kaçışım boşuna git gide büyüyorsun üzerimde siliniyorum... bacaklarımı kavrıyorsun ellerimi, göğüslerimi saçlarımın ucundan asılıp akıtıyorsun sarıyı dudaklarıma çarpıyor serinliğin kulaklarımdan pasını alıyorsun buruk bestelerin dirensem kalkar mısın üzerimden? kınalı ellerimi bırakır mısın bana? gözlerimde batıyorsun en çocuksu yanıma... kara lekeni sürmeden bak yüzüme! ben karanlıktan korkarım, güneş benle kalsın... giderken, bakir bir sabah bırak düşüme. yalnızlık, en çok geceleri kor adama sahi! sen olmasan... kim basar ihanetleri koynuna? çekil üzerimden; gece! ?aabalar?dan çok yoruldum. bırak, ırzına geçmeden çıplak kalsın gün. ihanetlerine razıyım karanlıkta kalmayayım yeter. tüm pisliğini saklasanda eteklerinin altına bırak ben dizlerinin üstüne koyayım başak saçlarımı ayçiçeğiyim ben, güneşsiz nasıl yaşanır hiç bilmedim. Arzu Altınçiçek
  13. Fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına bir güvercin uçurup kıtalar arasından çağırdın beni geçerek birer birer sürgün kanyonlarını derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı yetim çığlıklarımı duyurmak üzere sana koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına adını söylemek istemiyorum her hecesi amansız bir kor dudaklarımda her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım adını söylemek istemiyorum Rüveyda dediğim zaman anla ki, senin için yürüyor kelimeler çığlığımın atardamarlarından hangi yıldızdır bilmem, gözlerin kayar da üzerime Rüveyda önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime sonra açılır önümde ıstırab vadileri silik renkleriyle adımlarıma çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir hayalin bittiği menfeze doğru alaca bir at koşar içimde zamansız, mekansız nefese doğru uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda oysa Rüveyda baştan başa ben kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden bir anlatsam nasıl utandığımı bir doğrulsam eğrildiğim yerden ağarır tanyeri nilüferlerin alaca bir at koşar içimde ezer toynaklarıyla anılarımı sular köpürmemeliydi Rüveyda kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin ben zehire alışkınım, şerbete değil rüyalar nefret eder avare duruşumdan kabuslar çekerek ancak derdimi yeryüzünde sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber ben her gece bir mehdi türküsüyle çilekeş yargılamak için zeval kayıtlarını inkilap bekliyorum hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin uzanır da gönlüme Rüveyda derinden bir ok saplanır bağrıma beynimi çağıran bir sese doğru alaca bir at koşar içimde zamansız, mekansız nefese doğru varlığın cinayettir memleketimde işlenen akıtır kanını asil pehlivanların yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın artık eskisi gibi bakamıyorsun göklerinde bir belkıs otururdu Rüveyda binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin güneş bir ane gibi dururdu başucunda artık dokunamıyor kakülün bulutlara karalara bürünmüş saçlarında dolunay Nurullah GENÇ
  14. Dün gece ağzımda bir ıslık, Elimde ıslanmış bir sigara Evinin önüne geldim... Pusluydu hava, başımı yukarı kaldırıp dikkatli bakınca anladım perdeler kapalıydı... Ama yine açık unutmuşsun Gece lambasını... Bir an öylece durdum... Sonra, Kanıma girdi serserilik... Merdivenleri bir bir çıktım. Cebimden yedek anahtarı çıkarıp Açtım kapıyı. Dalgınlığına gelmiş olmalı Kilitlemeden yatmışsın... (eve de ayakkabıyla girdim, affet beni....) saat gecenin üçüydü galiba, yalan olmasın... uyuyordun, odana sessiz adımlarla yaklaşırken, belki o an görmekte olduğun rüya takıldı aklıma. Duraksadım.... Gözlerim alışınca karanlığa, İyice belirginleşti suretin. Yüzün bana dönüktü, öpmek istedim, Başaramadım... Saati yediye kurmuştun, Onu bir saat geri aldım... Sonra, önünde sana ilk kez sarıldığım Aynaya çarptı gözüm. Üzerine kırmızı rujunla, ?melekler uyumaz? diye ben yazdım! vakit ilerliyordu, apar topar bir kahvaltı hazırladım sana portakal falan sıktım, seversin sen... bu iyiliğimi de unutma. Geçince alkolün etkisi, Baş ağrısı tuttu yine. Uykumda gelmişti epey Gittim evden, Bıraktım seni rüyalarınla başbaşa... Bilmiyorum Bu yangın ne zaman son bulur... Belki gün gelir, Yine kollarımda uyursun. Benimki de iş mi be! Gecenin bir yarısı hırsız gibi eve gir Sonra öpemeden çık git! Neyse, alacağım olsun... Gördüğün gibi,acemi bir hırsızım ben Çalamadım işte yanağından..... Bunları boşver... Senden isteğim; Kendine dikkat et Aç karnına evden çıkma, havalar soğudu iyice, sıkı giyin. Geceleri yatarken, kapıyı kilitlemeyi unutma... Okan Savcı
  15. Kapat perdeleri ! Kapat ki, yalnızlığın başlasın... Ürkme ! İyidir insanın kendi kendine kalması. Alışmalısın... Mevsime pek gitmiyor Şimdi o şarkıyı sustur ! Dinleme artık. Sanma ki aylardan ağustostur... Duvarlarına yüzümün gölgesi düşerse, Şaşırma ! Bazı geceler ruhum, göç edecektir evine. Bu akşam tek kişilik yap kahveyi. Masaya bir tabak eksik koy... Şimdi rahatça seyret istediğin filmi... Vaktinde yatıp, Vaktinde günaydın diyeceksin. Kurtuldun dırdırımdan. Bundan sonra akşamları tek başına içeceksin... Kitaplarım sana emanet, Canın sıkıldığında okursun. Baktın ki işe yaramıyor, Sen de yırtıp atarsın. Unutuyordum az daha... Silme camdan o dörtlüğü, olur mu? Nasıl olsa kaybolur kendiliğinden... Bırak, ne olacak? Hüznüm bir süre asılı kalsın. Sen şimdi kapat perdeleri ! Kapat ki, yalnızlığın başlasın... Okan Savcı
  16. Öncesini düşünmek istemedigim sonrası ise meçhul bir aşktı yaşadığımız.. Ve aşk bitti.. Giderken geride bıraktığın, içinden seni de almayı unttuğun bir kalp.Biraz hasarlı, ürkek, bir o kadar da beceriksiz.. Seni unutmayı bile beceremedi bu kalp.. Aşk bitti... Sensiz uyuyamadığım geceler,karanlıktan korktuğumda çevirdigim numara, sabah kalktıgımda huzur verici sesin yok, gözlerin yok... Dedim ya gittin... Sen gittin gideli bu ilk ve son mektubum sana... Artık seninleyken yazdığım şiir ve mektupları düzeltiyorum ve düzeltecegim... Seni seviyorumları 'seni ne cok sevdim' yaptım,meğer ne çok seni seviyorum yazmışım, seni öpüyorumları 'seni özlüyorum ' yaptım... Yaptım da bir 'seni unuttum' yapamadım... 'Seni unutmalıyım'da kaldı hep... Seni unutmalıyım... Ve gittin... Sadece bitti dedin... Fazlasına gerek yoktu zaten... Herkes anlamak istediğini anlardı degil mi.? Ama inan hiçbir şey anlamıyorum... Sana lanetlermi yağdırmalıyım,yoksa yolun açık olsun mu demeliyim... Yok bu çok fazla,dilerim Allah'tan bensiz gittiğin hiç bir yol açık olmasın... Sensiz aldığım nefes nefes değilken, bensiz aldığın nefes nefes olmasın... Yok bu da çok fazla... Ben kıyamam ki sana... Ben sadece geride bıraktıgın bu beceriksiz kalp için yalvarıyorum... gel unuttur bana seni.. Herseyi tam sanmıştım hep, eksikleri görene kadar... Ama şimdi farketiyorum ki, eksiğin ötesinde kayıp var... Ellerim...Saklanmışlar gölgelere, bomboş ve soğuklar... alıntı
  17. En çok seni özledim ben. Karşı komşunun sokağa çıkacağı zamanı beklemeni. Her teyzeyi annen gibi sevmeni. Sanki ayıpmış gibi kimselere söylememeni. Ve o saçlı bebeği ilk gördüğündeki mutluluğunu. Yağmurlu bir günde annenin elinden yediğin ekmeği. Islanan sokaklara bakıp duygulanmanı. Yaz akşamlarında oturduğun kaldırımı. Seni bir kez daha görmek isterdim... Hiç konuşmadan.. Uzun saçlı siyah beyaz haline.. Bir lokma boyuna.. Diz çöküp yere Sımsıkı, ama çok sıkı sarılmak isterdim. Gözyaşlarımı omuzlarına bırakıp, Sana kim olduğumu söylemeden, Ağlamak isterdim doyasıya. Ağladığımı sana göstermeden Seni çok özledim Ama çok özledim Çocukluğum! !
  18. Sen hiç benim gözlerimle ağladın mı... sarıldın mı ben diye bir yastığa.. her gece bin bir karabasanla savaştın mı.. dikip gözlerini tavanda bir yere yaşadığına lanet ettin mi hiç... Sen hiç susadın mı bana.. acıktın mı gözlerime.. gözlerinin değdiği her yerde benden bir iz aradın mı.. Sen; ya telefonuma cevap vermezse diye telefon elinde kıvrandın mı bütün gece... bu kadar gururluyken bu kadar dik durmuşken bütün yılların acımasızlığına karşı, bir sevda uğruna eğildi mi başın... kendine kızgınlıktan sigarayı 3 pakete çıkardın mı hiç... Soluksuz üst üste ha bir eksik ha bir fazla.. ha sensizlik ha ölüm deyip ciğerlerini tükettin mi hiç... Aradın mı geçtiğin her sokakta beni... her kaldırım taşında oturup ağladın mı peki... Her parkta her bankta 2 kişiymiş gibi oturdun mu hiç... Her yağmuru ağladığını kimse bilmesin diye fırsat bilip attın mı kendini sokaklara peki.. Hiç iki kişiymiş gibi yanında ben varmışım gibi yalpalanarak yürüdün mü caddelerde... Sen sevdiğinin bir sokak köpeğine bile gülümseyerek bakacağını bilirken, o gözlerin asla sana bir daha gülmeyeceğini bilmenin acısını tattın mı hiç?... Nasıl tüketir bir seveni, nasılda yakar insanın canını bilir misin? Sen ona acıkırken, ona doyarken, onun bir daha sesini bile duyamayacağını bilmek nasıl bir ağrıdır biliyor musun... Hatta şuan nerde ve ne yaptığını bilmemenin nasıl en umulmadık zamanlarda insan beynini bir hiçten farksız kılar düşündün mü... Ölümü kendine hem bu kadar yakın hem de bu kadar uzak hissettin mi hiç... Ölmenin bir kurtuluş sensiz yaşamanınsa en feci ölümlere bedel olduğunu hissettin mi kendini bir kez benim yerime koyup... Hani yaşıyormuş gibi hani ölmemiş te mutluymuş gibi, hani yanında sevdiğin varmış gibi ellerini avucunun içinde düşleyip oyunlar oynadın mı hiç etrafına... Boş gözlerle için kan ağlarken gülmek nasıl bir duygudur biliyor musun sen... Her çalan telefona bin umut sarıldığın oldu mu hiç... Bir insana hem sevilmeyi bu denli yakıştırıp hem de onu içinden atmak uğruna kendini intihar etmeği düşündün mü gece gündüz... Acabalar ve keşkeler hayatını anlamsızlaştırırken günden güne canını bu kadar acıtan birine hayatımın anlamı deyip sarıldın mı yinede... Çaresizliğinin bir kan emici gibi seni tüketmesine şahit oldunmu baktığın her aynada... ve her aynaya yarım ve yaralı bir suratla bakmak nasıl bir duygudur biliyor musun sen.. Sen ki gece gündüz adını sayıkladığım, sen ki yar değip canıma can ettiğim, açlığım, tokluğum ve suskunluğumken... sen hiç ben oldun mu, sen hiç yar oldun mu bana, sen hiç sen hiç beni sevdin mi??? ...Alıntı...
  19. Desem ki Sana geldim ve acının tüm duraklarına uğradım gelirken İhanete uğramış bir sevdanın çığlıkları var kulaklarımda Ben vazgeçmenin arifesinde Sen bir bayram sabahı kadar güzel Zaman bedel ödetiyor bana, Sense ışıl ışıl bakıyorsun zamana İşte öyle hesapsız ve bütün aşklar gibi zamansız geldim ben sana Desem ki! Bütün karabasanlarımı düşlere çevir Yenilgilere düşmeden Bütün ihanet zangoçlarını devir Önce iyileştir içimde ki Kanadı kırılmış beyaz güvercinleri Masmavi bir gökyüzü resmet sonra Uçur hepsini özgürlüklere Desem ki! Dalgaların vursun Viraneye dönmüş kıyılarıma Her vuruş bir tını düşürsün Yitmiş notalara Bir şarkı yaz sonra. İçinde ihanet olmayan, Satmayan, satılmayan Güneşin bile ezberlediği Yıldızların geceler boyu söylediği Ayın halesini, gece ile dans ettiren Desem ki! Suçsuz olsam da! Bitmiş bir aşkın bütün suçları var benim sırtımda Aşkı öğrenmiş olarak geldim sana Oldu ya sen de bitirdin yarınlarda Sende bıraktın beni ortalıklarda Ben bütün suçları gene alırım sırtıma Taşırım omuzlarım çökse de Taşırım dizlerim titrese de Ben bana yakışanı Ben aşka yakışanı yaparım korkma! Desem ki! Bilmediğim yollardan Bildiğim dağlardan, Özlem ve hasret kokuları ile geldim Kaybolmuş bir benlik getirdim sana Farzet ki kozamdan yeni çıktım Ömrümse bir o kadar kısa Kısa bir ömre, Dev gibi yaşanmışlık sığdıralım Desem ki! Gözyaşı dolu iklimlerim Kor ateşlerde kavrulmuş benim bütün iliklerim Nereme dokunsan yanar ellerin Sol yanım, Hiroşima Sağ yanım, düşünen adam sureti Sende arıyorum kaybettiğim sireti Gözlerinde gördüğüm renklerle ruhumu boya Rotasını şaşırmış yüreğimin kaptanı ol Ve demirleyelim istediğin her koya Desem ki! Kayıp bir kentin yağmalanmış tahtından geliyorum. Ne varsa öldürdüler de, Sadece, gözlerine hüzün düşmüş bir çocuk kaldı içimde. Sen karanlığın ortasında bir ışık? Sen çocuk özlemi ile yanan şefkatli bir anne gibi Dokun bütün karanlıklarıma Ve desem ki Boynumda yargısız bir infaz Bir yok olmuşluk var peşimde İşte öylesine çaresiz, işte öylesine mecbur ? Mülteciyim ben sana? İHSAN TURHAN
  20. Bırakıp gittin ya, öldüm ben gülüm Beni sensiz koydun sol yanım yaktın Hasret rüzgârıyla savruldu külüm Beni sensiz koydun sol yanım yaktın Sen ki aşk yolunda tek yoldaşımdın Sevinç de keder de tek gözyaşımdın Sen ki ruhu zarım tek sırdaşımdın Beni sensiz koydun sol yanım yaktın Ay neye yarar ki gece olmasa Kuyu neye yarar suyu kalmasa Canı hasret alır ölüm almasa Beni sensiz koydun sol yanım yaktın Sen benim tuttuğum umut dalımken Hangisi açılsa çıkan falımken Gönül gözlerimde fer-i halimken Beni sensiz koydun sol yanım yaktın Sen bir seda idin, beşer nefiste Ben sana fedaydım gönlüm kafeste Sen vardın hayatta tutan nefeste Beni sensiz koydun sol yanım yaktın Ruhumda sen idin en güzel beste Mızrap senle durdu inan her este Sen varken sazımdan çıkan her seste Beni sensiz koydun sol yanım yaktın Razıydım dibinde cansız kalsaydım Razıydım seninle olup solsaydım Razıydım yanında acı dolsaydım Beni sensiz koydun sol yanım yaktın IHSAN TURHAN
  21. ?Küçücük yüreğimle ben sana Adam boyu sevdalar büyüttüm Ama inandıramadım? Günesin rengine benzemiyormuş gecenin rengi. Üşütüyormuş ayazı korkutuyormuş karanlığı, yıllardır tarifsiz bir hüzün var üstümde ya ben fazlayım bu şehirde ya sen eksiksin... Korkutuyor şimdilerde beni yalnızlık? Sen korkmayı bilir misin? Her adımımda kendimi çiğnerim ve her seni düşünüşüm ihanettir adamlığıma bilirim. Lakin yüklerim suçu aşka zora ki gülümserim bazen ilk ve tek riyakârlığımdır bu benim. Adam olup, adamlığı yıkmayı bilir misin? Sen yıkılmayı bilir misin? Ben bilirim! Kaç kere ölür insan Kaç kere canlanır külünden Aşk diye kaç kere geçer, acıların çölünden Aşksızlık kavururken yüreği Neler çeker hasretin zulmünden Bilir misin? Seslenişleri duyulmazda Sessiz çığlıklarına döner zamanla Kırılır her gün yüreğinin bir köşesi Bir kırlangıç gibi kalır camın önünde Görülmez küçük cüssesinde ki dağ gibi sevgisi Sukutu hayale uğrar her seferinde Keşke ömrü de benzese kırlangıca Yıllarca bu acıyı taşımak Ve bağlamak hüzünleri uç uca Ne kadar zordur böyle yaşamak. Bilir misin? Keşke makamında türküler Yüreğin dehlizlerinde yankılanırken ağıt misali Ve anılarda yüzün buruşurken kâğıt misali Tutup ucundan yakmak istersin de yakamazsın Titrer ellerin, zemherisinde sevdanın Her şey güçsüzlüğü olur geride kalanın Güçsüz kalmak ne demek Bilir misin? İhsan TURHAN
  22. Desensiz bir gökyüzünün altında Nedensiz bir ayrılık Ellerim boşlukta asılı Gözlerimde hüznün hiç görülmemiş fasılı Çimlerin üstünde geceden kalan ölü yıldızlar Boynu bükük bir güneş altında Ayrıldık? Oysa dün etmek vardı yarınları Gözlerle öpüşmek Sevişmek, bedensiz? Sen kahkahalar doğuracaktın bakire dudaklarında Ben büyütecektim onları Mutluluğumun sana açtığım odalarında Dokunmak bu kadar suç Sevmek ya da sevilmek bu kadar güç olmasa Yapamadık? Yapmadık? Saygıdandı; Kurallara inandık. Belki de aldandık! Gözlerimde daimi hüzün Hüznümün içinde saklı gül yüzün Bütün duyduklarımı unuttum Aslolan ve kalan Sadece senin son sözün ?Gün, gecesiz Gece günsüz Yarın dünsüz Dün yarınsız olmaz ey yar? Farzet ki; Ben dünüm sen bugün Sen güneşsin ben ay Ben ışığınla parlayayım Sen hap aydınlık kal Ben seninle ayakta durayım Sen benden beni al Seninle vuslat En güzel hayal Önce hayaller ölür, ben de hayallerim öldüğünde ölürüm? Demiştin ve gitmiştin? Hangi neden bitirebilir sana olan sevdamı Sen benim ezelim, sen benim ebedim Sen benim ruhumun yemini. Ölüm ne ki ey gülüm? Ben Kerem, sen Aslı Ben Mecnun, sen Leyla Ben Ferhat, sen Şirin Yanayım, çölde kalayım, dağlar deleyim Umurumda olmaz yar Her sabah gözlerinde bir kez doğayım Her akşam gözlerinde bin kez öleyim Yeter ki unutmadığını Unutulmadığımı bileyim Sunu; Vuslatsız sevdalarda, zordur sevdalı kalmak Oysa kavuşamamanın imkânsızlığında Sevdalı kalabilmektir Gerçekten sevdalı olmak İhsan TURHAN
  23. Nicedir kalbimde yatan sevdanla Bu gün gözyaşını silmeye geldim Razıysan bir ömür benle olmaya Gözünde gülüşün olmaya geldim Âlemi dinleyip korkma hiç sakın Herkese uzağım bir sana yakın Yüzüne vuslat-i ziynetler takın Gitmemek üzere kalmaya geldim Belki yemin etmek günahtır gülüm Sen artık rüzgârsın ben sana külüm Sevdanın yolunda gelse de ölüm Uğrunda ölüme gülmeye geldim Yarım şiirleri tam edip düne Sevgi tohumları ekerek güne Ruhsal bir nikâhla, kalbi düğüne Davullar zurnalar çalmaya geldim Çok ise çoğunu azsa azını Sevgini hüznünü sitem sözünü Yaşam denen gizin her tür yüzünü Seninle paylaşıp bölmeye geldim Yanımda nedir ki Mecnun?la Kerem? Sen benim can tanem sen ciğer parem Ferhat?ın dağıysa eğer tek çarem Sevdamla onu da delmeye geldim Gidişim sanadır gelişim sana Sen efsunlu gölsün ben sana suna Karakış deseler aşkın İhsan?a Gizli baharını bulmaya geldim Sensiz nefes almak mümkün mü gülüm? Sen benim gerçeğim sen kalbi dilim Varlığın sahramdır yokluğun çölüm Seninle yaşayıp ölmeye geldim IHSAN TURHAN
  24. Bu ne güzel koku böyle, bu ne güzel koku. Gül bahçesinden yoksa gelen o mu? Gece mi bu gelen, misk mi bu, amber mi bu? Bu ne güzel koku böyle, bu ne güzel koku. O pazardan tezcecik yoksa o mu geliyor, yoksa güzelimiz geri mi geliyor ne? Bu nasıl yüz böyle, bu nasıl ışık? Bu nasıl ay böyle, bu nasıl güneş? Mağradan mı çıktı, dağdan mı iniyor, o yalnızlığın adamı, o dost? Boş yere arama şarap testisini sen. Koklama onun ağzını sen boş yere. Şu meyhaneciden mi geliyor sandın onu; dostum, onu sen kendin gibi belleme. Yolda o yapayalnızsa ne olur? Başında sarık yoksa ne çıkar? Ne bundan güneşe bir leke olur, ne ayın gösterişine zarar. Bu gece uyuma dostum, uyuma. Bir kolayına getir onu bul. Sarhoşlar meclisine hep böyle geceleyin gelir o. Bu gece uyuma dostum, uyuma. Biz duvara asılı duran resimleriz. Bizi yapan ressamın varlık şavkı duvarın üzerine bir vurdumu, bakarsın o anda canlanıvermiş, kımıldanmışız Onun selvi boyu bir göründü mü, bakarsın dünya güllük gülistanlık. Kalktı bir salındı, kendinibir gösterdi mi. bakarsın kıyamet koptu gitti. Bakarsın Calinus gibi hastalar ülkesindendir o. Bakarsın hayret yurdunda dolaşır hastalar gibi. Sustum artık ben, sustum artık Bu şiir utanıyor ondan. Mevlana Celaleddin Rumi
  25. Kan gider yüzünü görsem içimden, Görmesem çileden çıkar bu aklım Nağmeden te'sirli sükutunla sen Bülbülü susturdun, ey gül dudaklım. Bir geniş bahçeyi almış içine Gözlerin bir halı örneği yine Gönlüne sinerek karın çocuğu Rengini bırakmış atlas teninde Dağları sararsa nasıl bir buğu Ruhuna perdedir yüzün senin de... Bir ateş parçası kesilmiş adın, Belli her duyanı yakmak muradın Saçına ayrı mı çekti her teli Yaratan bunları bir bir mi saydı? Gökyüzü dururken böyle güzeli Kim yere salaydı Allah olaydı. Işıklı saçından yanan bakışlar Aşkınla geceler gamınla kışlar Seni halkederken yoksa ateşin Yaktı da attı mı hilkatin eli? Bir hata çıktıysa elinden peşin Ardından salaydı bari eceli Düşünür sayamaz bir türlü gönlüm Kaç hayat kurtarır bu bir tek ölüm