Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

damla_damla

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

damla_damla tarafından gönderilen her şey

  1. Adı aşkmış bu eziyetin. Darağacında öylece bekler dururmuş yürek. Ölümle yaşam arasında İnce bir çizgide... Gözleri bağlı, Elleri kelepçeli, Atıverirmiş kendini ateşe... Bir dudak payı alabilmek için sevdadan...
  2. Gece renk saçlarını savurunca geceye Yıldızlar hayran bakar gökyüzünden yerlere Güzelim gözlerinle süzersen gökyüzünü İnan ki güneş şaşırır tersini düzünü Mehtaplı yüzün melekleri kıskandıran nur Bu güzellik en hisli şiirle zor dokunur Arzdan arşa güzelliklerin sendedir özü Yüzüne baksın merak eden yusuf bir yüzü Nurunla kendinden geçer bütün güzellikler Sana benzemek için dua eder melekler Yüreğimde hiç dinmeyen aşkının sesi var Baktığım her yerde sanki nurundan bir iz var Sensizliği yaşarken kolay uğruna ölmek Yeter ki mümkün olsun seni ukbadan görmek Ruhuma yazılmış aşkın ölsem de silinmez Benim gördüğüm seni annen bile göremez
  3. Atlarımız aldan, kırdan, yağızdan, Akıncılar kopmuş gelmiş Oğuzdan, Küçüklü, büyüklü hep bir ağızdan, Dünyaca söylenir türkümüz bizim Kanundur, değişmez dünyanın seyri, Kimsenin kimseye dokunmaz hayrı, Savaştan yılmayız, Allah?tan gayrı Hiç kimseden yoktur korkumuz bizim. Üç laf etsem Türküm derim, üçünde, Sana cevabım var bana niçin de, Yetmiş iki buçuk millet içinde, İşte budur gerçek farkımız bizim.
  4. Sustu Another Life gazinosu Sustu şarkılar, Paletimde renk sustu, fırçamda şekil Ve bu gece ilk defa şimal körfezinde Sustu Peramos'un mazgallarından Şehre pancur pancur dökülen arya, Artık ne tayfalar mevcut, ne komondoslar, Ne o kor tenli, kızıl saçlı kanarya. Bu medar ikliminin tenha gecesinde Sardı bambu kamışlarını pişman bir sükut Sardı bu sızı Hani birdenbire bazen bütün etrafımızı Sapsarı bir şüphe sarar ya işte öylesine berbat bir hal var. Hiç bir şey düşünmek istemiyorum, hiç bir şey Ama dördüncü tarassut kulesinde Bir şüpheli sinyal var Hayır hayır yalan bütün bunlar Artık ne kadere inanıyorum ne fala Yalan söylüyor o falcı kadın O hintli parya. Ben yalnız sana inanıyorum Yalnız sana, MARYA... Beni kahrediyor böyle geçen her gece Bu hoyrat yıldızlar, bu su, bu okyanus, bu yer Ve gökyüzünde emanet duran şu asma fener. İnan ki sevgili MARYA Ne varsa hepsi yalan, hepsi keder Ve hepsi omuzumun üstünde çaresiz bir yük Ve hepsi angarya. Biliyorum bu sabah güneşle beraber biliyorum Bir vapur demirleyecek bu nankör limanda Pol'un ebedi matemine rağmen Virjini olabilirdi bu vapurda Ama sen yoksun biliyorum sen yoksun. Baharda geleceğim diyordun hani Haydi gel daha ne bekliyorsun işte mevsim bahar ya. Fırçam neden böyle titrer bilir misin? Ve neden resimlerimde fon sapsarı Anlıyorsun değil mi yavrum Bütün kağıtlara sinmiş anlıyorsun Bu tropikal zehir, Bu müzmin malarya, Sensiz nasıl da boş iskele, sensiz nasıl da tenha şehir Müfreze nöbetçilerinin gözü önünde Koydan yıldızları çalmışlar bir bir, Yine de birkaç çımacı, birkaç palikarya. Ama kim düşünür yıldızları, Yüzbaşı Arnold'u vurmuş yerliler Matemler içinde tekmil batarya. Bu insanlar, bu gök, bu deniz, bu yer Birer birer kaybolmaya mahkum, birer birer Biz ki çoktan bu sapsarı hasret içinde susuz Biz ki çoktan beri kaybolmuşuz. Nasıl, ağlıyor musun MARİA? .. Sil gözlerini, sil yavrum Bizim yokluğumuzdan ne çıkar Aşkımız var ya.
  5. Bu akşam rüyamda Leyla'yı gördüm Derdini ağlarken yanan bir muma; İpek saçlarını elimle ördüm, Ve bir kemend gibi taktım boynuma Bu akşam rüyamda Leyla'yı gördüm. Leyla...Ela gözlü bir çöl ahusu Saçları bahtından daha siyahtır. Kurmuş diye sevda yolunda pusu Döktüğü gözyaşı, çektiği ahdır. Leyla...Ela gözlü bir çöl ahusu. Bir damla inciydi kirpiklerinde, Aşkın ızdırapla dolu rüyası Bir başka güzellik var kederinde Bir başka alem ki ruhunun yası Sessiz incileşir kirpiklerinde.
  6. Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli. Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu. Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden. Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
  7. Bir rüzgar ilk başında belli Gökyüzünü çocukları büyütmüş Denizle kuşlarla evlerle var Dünyaya aşk diye hürlük diye En yavuz gerçek tohumlar ekmiş Bir rüzgar yosunlar kadar eski O rüzgar nerde olursak olalım Ana eli gibi her zaman yanımızda Bir anda dolaşan yeryüzünü Tüm silip süpüren kötülüğü Aşkı kardeşliği asıl kılan Her gün bu gökyüzü genişliğinde Bir rüzgar dünyalar kadar eski Anaların çocukların gözlerinde Toprağa suya öyküsü işlemiş Dolaşmış nice insan yüreğini Köroğlu'nda asıl yerini bulmuş...
  8. Bir bakış ki açıyor gönül muammasını, İki sevdalı kalbin en gizli yarasını, Bir bakış ki kudreti hiç bir lisanda yoktur, Bir bakış ki bazen şifa, bazen zehirli oktur. Bir bakış, bir aşığa neler anlatır, Bir bakış, bir aşığı saatlerce ağlatır Bir bakış, bir aşığı aşkından emin eder, Seven insanlar daima gözleriyle yemin eder...
  9. -Basri Bey oğlumuza- Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım; Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım. Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı, Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı. Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl... Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl Muhîtin hâli "insâniyyet"in timsâlidir, sandım; Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım! Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd, Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd, 0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu Ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu. Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi; Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi! -Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin; Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin ? 0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun; Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun, Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen, Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen. Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın, Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın. Değil bir kayda, sığmazsın - kanadlandım mı - eb'âda; Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda, Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır? Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır? Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım: Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım! Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda; Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda! Ne husrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı, Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı! Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu, SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ'lerin, FATİH'lerin yurdu. Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde OSMAN'ın; Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın! Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun; O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun! Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden YILDIRIM Hân'ın; Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri ORHAN'ın! Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş, Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş! Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın; Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın! Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem... Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! (*) (*) Bu şiir yazılırken Yunan istilâsı altındaki topraklarımız hususiyle Bursa'ya dair elîm haberler geliyordu; tetkikine de imkân yoktu.
  10. Bırakmazdım seni bir kere görsem, Ne olur yeniden geliver annem! Kabul olur mu ki ömrümü versem, Vereyim canımı geliver annem! Baksana eğrilik vardır boynumda, Bir başıma kaldım,elim koynumda. Su kalmadı bitti,damla ayn'ımda Ne olur yeniden geliver annem! Bulunmaz dediler ana gibi yâr Mahrum kaldım senden sitemlerim var. Bari düşlerimde gelip beni sar, Ne olur yeniden geliver annem! Küstüm kaderime her dem yakındım, Halleri perişan pozlar takındım. Eller ana dedi bense bakındım, Ne olur yeniden geliver annem! Keşke hep dursaydın yanı başımda, Sileydin terimi sübyan yaşımda. Garip yazılmasın mezar taşımda, Ne olur yeniden geliver annem!
  11. Kırılma noktasında tutuyorum ellerini Orası madenden bir müze Aklımda kalan yeşil türbeler içindeyim şimdi İçindeyim sanki türbeden kalelerin Sarmaş dolaş duygularınla yüz yüze El ele, kırılmış kasalarıyla aileden meyvelerimin Canı cıksın! Canı cıksın sokakta kalan yalnızlığın Kırılma noktasında tutuyorum ellerini Yapma saçların gibi güneşten bir duygu beni Yılışma yorulmak bilmeyen tartışmalarıma Uyandım ben bu gecenin maharetli örtülerinde Dişlerimi döken kanlı damağımda oynaşan yumruğunda Tüm iç mimarlar dişçidir belki de Ben yalnızlıktan bir büst Tutuyorum kırılma noktasında ellerini Neymiş ki öyle köy gibi yaşaması içimizin Neymiş diyorum tembelliği avuçlarımın dualara Kaldır eşyaları aradan Kırılma noktasında Tut diyorum ellerimi
  12. Gölgeler büyüttüm içimin izbe yerlerinde Hiçbirine bir ad koyamadım, adsızdılar, adıl kaldılar Tutku diyemedim onlara, aşk hiç değil Kara sevdaların gölgesine sığındılar bazen Akkor kıvamındayken yüreğimin iştiyakı Arzı delen çığlıkla helak oldular Ardında ne bıraktıysa yalan hükmünde Geride ne kaldıysa hiçlik babında Ve uğrunda ne yaptıysam beyhude Adem olacak, varlık adına Ademoğlu yolunda sayısız, sıfatsız yalan adına Tut ki yaktım özgemi, saldım onu asıl sahibine Kaç şarlatan talibidir, ruhsuz cesedimin Ona kendilerinden kof dogmalar bahşedecek Şafaklarıma hüsnüzan safiyetinde çıkar hayallerim Kim öldürür onları, kim takar ayaklarına prangayı Kaybolamıyorsam içinde niçin vardır aşk, niçin sevda Ebediyet tohumları yeşerttim mavi okyanuslarda Ki yaşamak ölümümdür, Şu sarhoş gezegenin çatısı altında Siyahi bir elemdir, Firavun tahtına kurulanlara zoraki kölelik Açılsa Kaf Dağı?nın yolu, çizilse alnıma yeniden kader Gider miyim, satar mıyım ruhumu, O acı ki yürek dağlamaya alışkındır Melankolik zafiyetler arar kendine Müflis aşk mağdurlarını yakalar, Ziyade hüzne müptela olsunlar diye