afflicted_ tarafından gönderilen her şey
-
HANÇERLİ TÜRKÜ
Nicedir elimde gül dalıydı Değişti, değişti hançer oldu Baba bunu kendime mi saplasam Ya da bir gündoğumuna saklasam Daha gün ortalığa dağılmadan Al diye çekip vursam mı adamı Sevince inanmayanı, yaşamı paylaşmayanı Ekmeği ortadan ikiye bölmeyeni Aşktan döneni, savaştan kaçanı Kapılara nöbetçiler dikeni Köpeklerin sofrasında besleneni İnanç alıp-satanların hepsini Baba, bu gümüş hançerle vursam mı Nicedir elimde gül dalıydı Değişti, değişti hançer oldu Sardı uzayan yansısıyla Sardı nar çiçeği kırmızısıyla Bugünden çekip gidecek olanı Gül dalıydı hançere dönüştü birden baba Soframızdan aşımızı çalanı Çekip bu güzel hançerle vursam mı
-
GENE BÖYLE
Yürürlükte hava, su, ateş, toprak Yürürlükte irili ufaklı atomlar Çürümüş sanıların karşısında Bu arada yalnızlık sürümden kazanıyor Uydurma aşkların yanıbaşında Kuş uçmuyor korku ormanlarında Sıkıntı denilen timsah uyanık Erdemi ve inancı savunuyor kendince Belki güler geçersin belki de Gülmeyi bile düşünmezsin Anlatmazsın bile birilerine O kadar çıplak Oh olsun yalancı şairlere Kokuşmuş bilgelere oh olsun Gene sokaklar baskın Her iyide, her doğruda, her güzelde Kaçak evlerin sanrılı karanlığı Demek ki çoktan bitti Şimdi her yerde, orada burada Eşsiz yağmurlar altında Bütün kara, deniz ve gök haritalarında Zor ve sessiz bir çocukluktan kalma Serseri şair ruhum geçerlidir Geçerlidir dayattığım her özlem İstanbulun bütün sokaklarında
-
GEÇEN ZAMANIN TÜRKÜSÜ
Geçen Zamanın Türküsü Bir de pisliğin çiçek gibi büyüttüğü Uyuşuk ve anlamsız otlar var Ünlü yayınevlerinde Halka ışık tutan bütün romancılar Öfkeli öfkesiz bütün ressamlar Ve bütün ince kemancılar Büyük adamların anlayışlı eşleri İnsan pazarının reklam şairleri Ben gidince geriye kalacaksınız benden Her zaman böyle olur Rüzgâr toz bulutları bırakır giderken İçindeki karmaşayı dünyaya taşıyanlar Eğri düşünenler, doğru konuşanlar Eli kalem tutanların bütünü İçki sofralarının eşsiz bilgeleri Emeğe alkış tutan tembel sürüleri Ben gidince geriye kalacaksınız benden Her zaman böyle olur Rüzgâr toz bulutları bırakır giderken Gönlündeki yalnızlığı içimize getiren Bütün kafalılar, bütün şakacılar Felsefeye önem veren düşünür artıkları Sanat dünyasının doygun yaratıkları Düşünce toptancıları, duygu işportacıları Ben gidince geriye kalacaksınız benden Her zaman böyle olur Rüzgâr toz bulutları bırakır giderken
-
GECE GELENİN TÜRKÜSÜ
Hangi saatte durur şiir Hangi saatte başlar Horozlar hangi saatte öter Hangi saatte yıkanır ışıkla Gecenin çamuruna batanlar Böyle sen mi geldin sabaha karşı Alkol tütün ve yalnızlık içinde Böyle sen mi geldin sessiz Çocukların doğmasından, günün ışımasından Kavgada insanların ölmesinden korkarak Böyle sen mi geldin kaça kaça Kaygılar hangi saatte başlar Hangi saatte yenik düşer Gecenin bitimi doğan güne Ve neden güne başlıyor gibi Bazen çok sevdiklerimiz bile Yeniden geceye başlarlar Hangi saatte susar şiir Hangi saatte yazar ölümün yazgısını
-
ESKİNİN TÜRKÜSÜ
Şimdi öksürtür beni Yıllar önce içtiğim O paslı cigara İçsem de almam tadını Kokusunu duysam yadırgarım Anlamam artık bakışından Dünkü kadar açık ve kesin Bir biçimde bilsem de adını Seni bir türlü tanıyamam Şimdi iter beni Eskiden söylediğim şarkılar Bitenle başlayan arasında Dünyalar kadar uzaklık var
-
EKSİK BİR TANITLAMA
Düşüncemde yanan mum yüreğime vuran ışık Bildik sevgilerin uzağında büyüyen Yepyeni bir dünyada açan ilk menekşe İğreti sevinçlerin hiç mi hiç yaşamadığı Geleceği bağrında yaratan güçlü toprak Deli ırmak dik yamaçlardan süzülen su Çiğ düşen bembeyz akşamın vurgunu Bir varlığı bütünüyle anlatan koca kitap Lambanın çevresinde dönüp duran pervane Uslu bir yanardağ bağda bir salkım üzüm Varılmaz doğrusu yetkinliğin sonsuzun Anılarımı dolduran karasevda yaşadığım Her duygu ve ben herzaman vazgeçilmez Bir kesinlik adıyla güzellediğim sevinç Anlayışım sezişim mantığım gücüm bilgim Denizlere koşan ırmak yağmura duran bulut Taze ekmeğim suyum arkadaşım sevgilim
-
DONKİŞOTUN AKŞAMI
Dulcinea seni en çok andığım Bu garip bu bilinmez akşamlardır Büyülü, kırık dökük hanları Kral saraylarına dönüştüren Anlaşılmaz gizidir akşamların Zor zamanlarımda düşlediğim Sen bütün sezgilerimde varsın Olsaydın belki yarım kalırdım Bir uzak köyde un eleyen, süt sağan Bilinmez biri olman Kesinlikle kanıtlamaz yokluğunu Sen dünyaya her dokunmamda Gün gibi yeniden başlayansın Olmazlıkta kurar insan sevincini Tutku herşeyi yeniler Yüreklilik bir çeşit yalnızlıktır O aptal yeldeğirmenlerine gelince Sen onları benden iyi tanırsın Aldı mı yere vurur adamı Kaldı ki sen onlardan da kahramansın Aşılmazlığınla aydınlat yolumu Dulcinea; doğallığım, sevincim, anayurdum Dünya, gün gelip anlayacak Sende gerçek büyüklüğe kavuştuğumu
-
ÇOCUKLARA DÜŞEN
Herkesin, her yaşta Dizinde ağlanacak bir annesi olmalı Oradan bilinmedik uzaklara doludizgin Çocuklardan da çocuk tahta atlarla Aşılmaz dağları geçip ulaşmalı Kapalı kapıların arkasında Bekleşir ölü gözlü adamlar Çocukluğu çarmıha germek için Bunu bilen her çocuk annesinin dizinde Tek o adamlara inat olsun diye Bitmeyen sevinçlere uyumalı
-
ÇOCUĞUN VE KAPTANIN TÜRKÜSÜ
Kaptan amca beni geçerken Karşı kıyılara bırakır mısın? Oralarda ne mi var? herşey Çocuklar, sesler, ışıklar var Bayramlar ve her türlü uzaklar Kaptan amca beni bırakır mısın Gittiğin kıyıların ötesine? Oralarda ne mi var? herşey Oralarda çalgı var, sevinç var Kaptan amca beni götürmez misin Gittiğin güzel yerlere şimdi? Uzakların tutkusu nicedir Çöller gibi yakıyor içimi
-
CEYLANLARIN AŞK TÜRKÜSÜ
Yeni bir tutkuyu kaldırmaz o Yeni bir aşk öldürür ceylanı O sevdi mi çocuklar gibi sever Sen olsan ateşe verirsin tarlanı Çiçeklerini yerle bir edersin O bir duvar dibinde yatar sesizce Düş gibi görür inen akşamı Kelebekler yanaklarından öper O sevdi mi rüzgar gibi sever Sen olsan yere çalarsın şapkanı Yeni bir tutkuyu kaldıramaz o Yazık olur küçücük saçlarına Doyamadan gider derenin Işık beyazı çakıl taşlarına O sevdi mi yüreği bakakalır Sen olsan yeniler giyip gezersin Belki bir günde harcarsın paranı O yemeden içmeden kesilir Sevdiğini bir üzse bin üzülür Sen olsan üzersin sevdiğini O günde binkere ipe çekilir
-
BU BİZİM ŞİİRİMİZDİR
Bir suyun akışına dalar gibi kalıyoruz O zaman gün sızıyor saçaklardan ince ince Biz birbirimizi karşılıksız sevmeye başlayınca Birlikte bir kirazı dişler gibi oluyoruz Uzun bir kervan gibiyiz güneşte ağır ağır Aydınlığı iki ayrı sevinç gibi yaşıyoruz İki ayrı sevinci bir bütünde eriterek Şurada otursak mı yürüsek mi biraz daha Ötelere uzanmadan köşeyi bile dönmeden Birkaç yüzyıl sonraki bir şiiri okur gibi En küçük bir kıpırtıda sonsuzluğa varıyoruz Üşütür gibi titreten buydu az önce bizi Şimdi denizin sesiyle rüzgar belki de aynı şey Bu senin saçların mı yoksa benim saçlarım mı Aramıza girmeye çalışan yaramaz bir esinti mi Uzun uzun düşünmeye başlamadan Bütün zamanları birden şimdiye damıtarak Bir kuşun kanadını öper gibi kalıyoruz
-
BİR TUTKUNUN TÜRKÜSÜ
Neden onu görünce Karışıyor ellerin birbirine Onu görünce neden Kendini bırakıp gidiyorsun giderken Bırakıp gidiyorsun ve sende Sevinç gibi bir acı koyuluyor Öyle durup kalıyorsun gecende Onu görünce sende neden Bin tohum ekiliyor birdenbire Birdenbire nice ürün kaldırılıyor Onu görünce neden hızlanıyor Suların akışı kendi kendine O gidince neden başka birisin Adın başka, susuşun başka, sesin başka O gidince hiç kimse değilsin Tükenmiş bir rüzgârsın ağaçta
-
BİR SEVGİ TÜRKÜSÜ
Bir Sevgi Türküsü Akşam soğan kavrulan evlerde Yoksul bir çorbayı ateşe koymadan önce Son geleni bekler gibi seni beklemek Bir yudum alır gibi bir kadeh buzlu rakıdan Çocuk annesine güvenir gibi Sonu belirsiz bir yolculuğa çıkar gibi Hiçbir şey olmuyormuş gibi sevmek seni Hiçbir yalanda, hiçbir kandırmada payı olmamak Hiçbir kaygının peşinde küçültmemek kendini Bir yaz sabahında balkondan nasıl bakarsa Dışarıya salınmamış çocuklar Biraz özlemle ve biraz sevinçle Nasıl bakarsa o çocuklar sokağa Senin yolunu hiç yılmadan gözlemek Benim için ölümsüzlükle birdir Hep yüzünde kalmalı bu gülüş Bu seni çağlara direnecek bir yontuya Döndüren bu sevinç pırıltısı hep kalmalı yüzünde Hep bu kadar büyük ve bu kadar güzel olmalısın Bu kadar ölümsüz ve bu kadar olağan
-
BİR NİNNİ YA DA TÜRKÜ
Çocuğum uyusan bir güzel Ölümleri düşünmeyi bıraksan da Nasıl olsa şimdi korkunç amcalar Ateşler akıtmıyor göklerden Çocuğum güzelce uyusan da Uyansan güneşli bir güne Nasıl olsa şimdi uzaktan Tank gürültüleri gelmiyor Nasıl olsa dindi, yağmur gibi Makineli tüfeklerin sesleri Sanırım yarına kadar bizi Öldürmeyi düşünmez kimseler Sen de bilirsin ki; bir akşamla bir sabah Arasında ne güzel yüzyıllar vardır Uyu, tadını çıkar yaşamanın Değil mi ki savaşların çocuğusun Daha çok sevmelisin herşeyi Çocuğum bir güzel uyu şimdi Hem o kadar üstünde durma Öleceksek öleceğiz nasıl olsa Yaşam dediğimiz bu güzellik Kırılgandır dayanamaz korkuya
-
BİR İNANÇ TUTKUNUNUN TÜRKÜSÜ
Onlar savaşçıdırlar içlerinde Gökleri yeni baştan kurarlar Böyle çıkma gece vakti balkona Havalar soğudu üşümesin ayakların Acıya salıverme kendini bir çırpıda Sonumuz nasıl olacak diye yorma kafanı Umutsuzluğa kapılma, gelip geçenlere bak Umutsuzluk suçunu işlemek bize yasak
-
BİR ÇOCUKLUK TÜRKÜSÜ
Bir Çocukluk Türküsü Çocuk olmak sana iyi gidiyor Hep bu sularda, bu bulutlarla oyna Hep üstünü ıslat, hep kirlet ellerini Ayakkabın iki günde delinsin Bir rüzgâr kesinliği gibi geç sokaklardan Eskidikçe eskiyor sevinç de, kaygı da Gözünden sakın sevincini Kaygılarını iyi koru Sakla şimdi oyuncak sandığında Dağda kümelenen karı, güne sızan acıyı Beni unuturken sakın öldürme Yüreğime işlediğin yedi renk sancıyı Hep böyle çocuk ol incecik saçlarınla Gözlerin hep denizlere benzesin Çaresizliğin bile güzel olsun Güzel olmak çok yaraşıyor sana
-
BİR AKŞAMDA ÇOCUKLARIN TÜRKÜSÜ
Baba, nisan yağmurları bir panayır türküsüdür Birazdan güneş açınca verecekler oyuncaklarımızı Baba, savaş olmasın; savaş çıkarsa Kirletirler göklerimizi, yırtarlar uçurtmalarımızı Baba, savaş patlarsa en çok bize kızacaklar Ağabeylerimiz kıracak, çelimsiz bacaklarımızı Bilyalarımızı ezecek tanklar, düşlerimizi dövecek toplar Çamurlara bulayacaklar nisan yağmurlarımızı Güneşlerimizi ve aylarımızı söndürecekler Kendi çocuklarına götürecekler belki de portakallarımızı Baba onlar da çocuktur, onlar da kuş dili bilir Kuş, dalı gözünden anlar; dal, kuşu tüyünden tanır Rüzgârlardan rüzgârlara yıkım gelmez hiçbir zaman O çocuklar o portakalları ölür de yemez
-
BİR AKŞAM KUŞATMASI
Bir Akşam Kuşatması Birlikte bir kıyıyı kuşattık Bütün tarihçiler, eski kuşatmaları Evlerinde bir bir yanlış yazarken Gemilerimizi saldık serin sulara Onun gemileri benim gemilerimden Sanki biraz daha tedirgindi O tedirginlik bitti Gözlerine dalıp gittim Dalgalara sedef kakmalarını Yayarken ufkun pembeliği Açıkça seni seviyorum dedim Ben de seni seviyorum demedi Kendini bilmez bir karga Oh olsun diye bütün kargalara Yakalanıp mısırdan getirilmiş Üstünde keklik giysileri Ayıpladı kendine göre bizi Ne işiniz var dedi Bu saatte burada Ona hiçbir şey söylemedik O kim ki bizim yanımızda Biz, bir denizi kuşatmışız birlikte Gözlerine bakarken anladım O da zaten çocuktu benim gibi Geçen gemileri timsaha benzettik Karton filmlerden konuştuk daha sonra
-
BİLGELERİN ÖLÜM TÜRKÜSÜ
Bilgelerin Ölüm Türküsü Ölümün üstüne sünger çekin Yaşayandan başkası bilmez yaşadığını Ölümü zambaklarla süslemeyin Giden aldı götürdü yanlışını Geriye umut kalmış gibi Acıyı anılarla beslemeyin Vazoya dün koyduğunuz çiçeği Kısaca herşeyiyle astığınız gerçeği Ölü resimleriyle süslemeyin Yalnızlığa o kadar gücenmeyin Saplanmayın bilgi kitaplarına Çaresiz kalanı da anlayın Sıradan sevinçleri küçük duyarlıkları Akşamcılıkları hoş karşılayın Sakın ölüme geç kalmayın Kızmayın çanları erken çalana Ölü evlerinde toplanmayın Hele yaşadıysanız hiç korkmayın Ölüm el sürmez yaşayana
-
BEN KİMİM
Ben Kimim Ben kimim? Yaramaz bir çocuk Sessizliğiyle kendine gizlenen Bugün bile simyacılar, iyi-kötü Bir şeyler bulup çıkarmak isterken Ben kimim, zamanın kıyısında direnen? Uçaklar uzaklara kanat vururken Ben kimim, kırılıp kalmış Eski bir tekne gibi? Ben kimim, çocuk düşlerinden Anlaşılmaz ülkülere uzanmış? Ben kimim bilemiyorum Açlığıyla olmadık sevgilerin Bir küçücük bakışta oyalanan Ben kimim olur olmaz zamanlarda Kendine ve herşeye ağlayan?
-
ALİ'NİN TÜRKÜSÜ
Baba kar çok olunca balkonda Çıkıp kardan adam yapalım mı? (İyi giyiniriz üşümeyiz) Ama ya kar tutmazsa Eskiden yapmıştık Havuç oturtmuştuk burnuna Burnuna gene havuç oturtalım mı? Süpürge verelim mi eline gene? Bir güzel süpürsün mü karları? Kardan adamın başına koyalım mı şapkanı? Baba kar yağıyor Dağlara çıkıp biz de kayalım mı? Dağlar uzak, olsun gideriz baba Neden gülmüyorsun, neden dağlara gitmiyoruz? Neden kardan adam yapmıyoruz eskisi gibi? Neden hep düşünüyorsun, neyi, kimi? Baba çıkıp kartopu oynayalım mı? (İyi giyiniriz üşümeyiz)
-
AKŞAMIN KURGUSU
Akşamın Kurgusu Gölgem ol ve beni izle Kimselerin bilmediği yerlere - Ne güzeldir ıslak kıyılar şimdi - Gülerek gidelim seninle Ben senin gölgen olayım Durarak, koşarak hep arkanda Görülmedik yerlere savrulayım Her çekip gidişinde Ben hep senin yanında Ayaklarının izi Çorabının alacalı yeşili Kafandaki düşünce Yüreğindeki karasevda Düşlerindeki uzaklar özlemi Kim derlerse beni göster çekinme Hırçın uzak denizlere Açılmak istediğinde Bilerek, isteyerek, güvenerek Her zaman beni bağla yedeğine
-
AKŞAMIN ANISI
Akşamın Anısı Yorgun bir günden kalan Avuçların uyudu avucumda Saçların yüzümde, omuzumda Bana neler anlattı Yüreğinin atışlarını duydum İçimde, içimin derininde Yol bitmesin istedim, uzasın Alabildiğine dalsın karanlığa Beklediğimiz oldu, çatıldı İki cana bir beden Ya da bir başka deyişle varoldu Bir bedende iki can Bir iki silkindi deniz uzakta Ay ikimize el salladı İrili ufaklı bütün yıldızlar Işık yolladı sevincimize Ne olup bittiğini Bizi görenler anlayamadı Aşkın benzersiz güzelliğinde Zaten kimse anlayamaz kimseyi
-
AKŞAMDA ÇOCUK SEZGİLERİ
Akşamda Çocuk Sezgileri İyileşmez çocukluğum yüzündendir Bu dalgalar arasında gidip gelişim Bilge ve güngörmüş martılarla Benim işim sevinç, aşk bana göre Hele gün başladı mı sancılanmaya Başıma gelenlerin hemen hepsi İyileşmez çocukluğum yüzündendir İyileşmez çocukluğum yüzündendir Ölü resimleri gibi solgun yüzler karşısında Duyarsız kalışım, hatta inatla susuşum Boş tutkuların, anlamsız korkuların Kirli yağmur suları gibi biriktiği Akşamlardan güle oynaya geçişim İyileşmez çocukluğum yüzündendir İyileşmez çocukluğum yüzündendir Dağların ve denizlerin durmadan devinişi Beni çağırması bütün uzakların Birdenbire rüzgârlarla uzaylara açılışım Herşeyimin birden maviye kesmesi İyileşmez çocukluğum yüzündendir
-
AKŞAM TÜRKÜLERİ
Beyaz bir gün üstüme kapanıyor Yeşilini süze süze ormanların Ah deniz dipleri neredesiniz Derin deniz dipleri Gözleri kadar güzel sevdalımın Uzayan gölgelere uzanıyorum Üstümde hırçın bir mavi Yeni bir zamana başlar gibiyim Batan günün ölgün kırmızısında Usulca koyuluyor akşam türküleri Gün bir koşuda dağıldı gitti İnsan, olursa olsun diyemiyor Dokunduğum ne varsa kayıyor ellerimden Ben, bir şey olmamış gibi Ölümsüz bir tutkuya davranıyorum Nasıl olsa geceye daha çok var Yasalarına sıkı sıkıya bağlı güneş Ufka doğru süzülüyor olsa da Her sevince yeniden başlıyorum
Jump to content