afflicted_ tarafından gönderilen her şey
-
AŞK HAYATI
Sevmek gibi geliyordu her şey, sevmek gibi gidiyordu kadın adının anlattığı, canın tenini yakmasıydı bir bulut evet ama aslolan bulutun suyu yağmasıydı... "Bir insanı sevmekle başlıyordu her şey" ve boşanmak için en az iki şahit gerekiyordu
-
ANLADIM..
Anladım, sabahları açılır. Esnaf çarşıları yeminle ?Bedreddin'im bir ağaca asılır?. Anladım, En büyük yalan yemindir. Edilir sabahları, Gecesini hatırlamayan esnafların Tüm merasimleri gömdüm. Ömrümün reklam amaçlı takvimlerine. Anladım, Kimse üzgün değildi. Bayraklar yarıya indiğinde. Bir tek el isteyen, Yordam ve özür dileyen, Anladım. Herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm, Evet yüzümdü. Her görüşmeye taşıdığım, Kandırılmaya gönüllü bir gönülle, Az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim. Göz gördüm başka açılara ayarlı. Uzun bir yüz gördüm. Meğer filmin sonu diye ayarsız Fin yazardı end zamanında Bir zamanlar, Fransızlar hep Fransız kalacaklar, Sabah sinemasında pazarları... Aklımı alıp doğduğum evin, Müze olma isteğine saklayacaklar. Ama kavaklar büyüyecek. Herkesten gizli boyatmak, Bir kavağın becereceği iştir ancak. Anladım ki ağaçlar, Toprağa acı verdikçe büyüyorlar. Her pazartesi and içip, Cumaları marşa basan, Camiler dolusu yemin edip, Taburlarca yalan söyleyen, Bu toprakta bu ağaç Kuruyacaktır elbet. Anladım. Kimseye acı vermeden, Büyünmüyor. Namusum ve şerefim ve Çocukluğumun üzerine beton dökerim ki Tüfek filan değil, Çimento icat edildi de Bozuldu mertliğin mimarisi, Esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları. Anladım. Altı dükkan olsun istiyor evinin. Ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları Benim taş ustamın karısı. Ve her yerde Şube açmak istiyor. İskender kebabını icat eden, Büyük İskender?in çocukları Ki gölge filan etmez. Yoğurtlu bir ziyafet çekerdi. Diyojen?le karşılaşsaydı. Anladım. Bursalı İskender?in, Romalı arkadaşından daha çoktur Uygarlığa katkısı. Oysa; Bu satırlarla üstünü örten ben, Kelimelerle sargı bezi ve Merhem yapan, Ozanlığı en çok kendini üzen ben, Anladım. Sadece öğlenleri açarım yaramı. Ve hiçbir yerde şubesi olmaz, Bu kanamalı hastanın. Anladım.
-
AMAN ORMANCI
nasıl hecelersen hecele hep aynı biçimde yazılıyor ayrılık çok yol bilenler geçti ayağını yordamına göre uzatan kurdun kuşun bileceği hal değilmiş ya öylesi işte eski sözlere yeni kafiye bulmak gerekmez suyu sefası kendine yeten stabilize bir eğlenmektir hayat her sevdalıya aşık atmak gerekmez sen, o hep önden giden çatallanan bahçesindeyken sevişmenin ki çıplak ve bensizliği ele almışken ne anlattığını bilmek istemeyen şiirler getiririm arkandan bir devrik cümlem kalır acınası iki çekingen benzetmem belki ve derisi soyulmuş bir nakaratım kalır yoluna ağladığım o türküden artık ehemmiyeti kalmaz köprünün ve hoş gül içimlik suların ya da -içkiden olsa gerek- masayı yıkan ormancının nasıl kıydın diye sormanın da manası yoktur suç delilleri ortadadır ve zaten kim olsa katılır akışına gerisinin aman ormancı canım ormancı köyümüze bıraktın yoktan bir acı acı köyde ya o yüzden türkü, yoksa roman olacak kentimizde geçse öyküsü bir de gülüşün kalır dişlerinin etrafından ve bilişin kalır her şeyi ama her şeyi eski haliyle
-
ALKOL İKİNDİSİ
Biz ne zaman içsek, Köfte geç gelir Ve oturur muhabbetin terkisine Çıplak bir efkar sözcüğü Biz ne zaman içsek, Sabah akar meycinin cebine Günde kaç kez öpüşür ki akrep ile yelkovan Biz ne zaman içsek, İç değilizdir aslında. Dışımızda bronz bir akşam sözcüğü, Çırıl bir efkar sözcüğü Delikanlı kıvamında sevda değilse de Tabansız sevişmelerdeki el değmemiş pişmanlık Biz ne zaman içsek, iç değilizdir aslında. Bu alkol ikindisi şiirle Şimdi burda açılsaydın Adımın baş harfi gibi Belki ağustos kokardı ağustos Sen, Fikrini ipotek etmiş kiralık sevdalara Senine boyuna sevilmiş sen Yalanı sevdasından büyük sen Bir bil-sen. Biz ne zaman içsek seni düşünüyoruz Genzimizde göl gözyaşları Biz ne zaman içsek, İç değilizdir aslında. Dışımızda bronz bir İzmir akşamı...
-
AKBABA
Tanrım nereye baksam yeşil kasırgalar O sevip gitmekse o Çok uzak ve yemyeşil bakmaksa Tanrım nereye baksam yeşil kasırgalar
-
ACI
ACI . Yaşamak uğruna ölmek bu olsa gerek Sevmek uğruna acı çekmek bu olsa gerek Hayat uğruna savaşmak bu olsa gerek Peki ya senin uğruna Üzülmek niye?
-
YAŞANMAMIŞ ÇOCUKLUĞUN TÜRKÜSÜ
Bir de onlar inancı örer gibi Kendilerini gererler boşluğa, ölüm gibi Bir günlük çocukluğa, bin yılını verirdin Artık çocuk değilsin, büyüdün artık Yolda yürürken kendine dikkat et Yemek yerken sakın üstüne dökme Kömür mü taşıdın, kapkara tırnakların İyi bir işin olsun, gösterişli bir çantan Güzel bir ceket, pantolon yaptır Annenin elini öp, dostlarına telefon et Bir sözün, bir sözünle çelişmesin Sokakta türkü söyleme, ayıptır İçinden gelmese de Her zaman, bir şeyler yapacakmış gibi dur Şiir ve aşk üstüne konuşmayı bil Donla denize girme, çok içme rakıyı Ne olursun o berbat kasketi değiştir Bir günlük çocukluğa, bin yılını verirdin Ama çocuk olmadın bir gün bile (Büyük insan gibidir benim yavrum) Sen şimdi sessiz bir deniz kıyısında Dönüşsüz büyümüşlüğünle durmadan Panayırlar, balonlar, kayıklar özlüyorsun
-
YAŞAMAK NEDİR
Yaşamak bir denizdi önceleri Şimdi olsa olsa yalnız sevinçtir Ne acılar ne gözyaşları Onun güzelliğini silebilir Kayaları ellerimizde ufalayarak Kurduğumuz küçük evlerde Küçücük devler gibi ölesiye seviştik. Ağaçlar diktik çocuklar büyüttük Savaşmayı ve paylaşmayı bildik Doğrudur herzaman bir şey eksik Doğmadan ölmeye benzer Bir şey var içimizde İnancı ve sevdası bize yeter Ürkek bir gidiş gelişte Benim sende aralıksız yaşadığım Bilgelerin kitaplarda tanımladığı Sonsuzluk budur işte
-
UNUTULMUŞ BİR AKŞAMIN TÜRKÜSÜ
Yalnızlığın üstüne incecik bir beyazlık Örtüsü örttü karlar Şimdi kar tanelerini kocaman rüzgarlarda Eğiriyor kemanlar Aramasan da olur bozuldu büyü Aramasan iyi olur kar başladı Uzun günlere çok var Az önce doğan gün aydınlanmadan Kararmaya başladı. Ben bu karlarda sessizce eskidim Kemanlar arka çıkınca sessizliğime Göz gözü görmez kemanlar Yokluğunu adınla çalmaya başladı Yalnızlığın üstüne koyu bir korkusuzluk Örtüsü örttü camlar Ölümümü sıcacık yünler gibi Eğiriyor kemanlar
-
UÇURTMANIN TÜRKÜSÜ
Uçurtmanın Türküsü Uçurtmam geceye takıldı kaldı Gece onu kapkara etmiş midir Ya da götürmüş müdür uzaklarda Sinsi sinsi parlayan bataklığa Uçurtmamı gece yitirmiş midir Gece uçurtmamı pisletmiş midir Bırakmış mıdır tankların altına Çirkin uçaklara vermiş midir Götürün demiş midir onlara Çocukların sevincini yaşatan Hiçbir şey kalmasın buralarda Baba gece uçurtmamı ne yaptı Buraya koymuştum götürdü mü Yoksa rüzgârlara verdi de Onlar da olmadık bir yere mi bıraktı
-
SEZGİLİ ŞİİR
Önce bir sancı olur sonra bir duyumsama Sonra günler kaygılı duruşlarla İnce yağmurlardan seni alır getirir Birlikte özlemek bekleyişlerin Sevinçlerle duyurduğu sezgidir Güçlü bir direnme biçimidir biraz da Süzülür geceden damıtılan ışıkta Aşklar işte bu özlemden oluşur Gerçek ve haklı savaşlar da Önce bir seziş olur sonra bir duyumsama Sonra bir esinti ta deniz içlerinden Bir akşamda beklenmedik bir yazla Bir boşluğu sevdaya dönüştürür
-
SENİ ÇAĞIRAN TÜRKÜ
Onlar savaşçıdırlar sabah akşam İnançlar örer umutlarından Ellerin karanlıkta üşüdü gir içeri Saçların yıkandı soğuk yağmurda Gel sobanın yanına sokul da Al eline sıcak kestaneleri Kuş masalları anlat Acıyı katık etme duruşuna
-
SAVAŞÇININ ÖLÜM TÜRKÜSÜ
Yorgun kuşlar dökülüyor göklerden Kaskatı rüzgârlara çarpa çarpa Yorgun kuşlar dökülüyor uzaklardan Yorgun kuşlar göklerin avucunda Sonsuzluğa serpiliyor dağlardan Ne düştüğün gök, ne varacağın toprak Seni bir bitmişlik diye anlamayacak Her yerde izi var kanatlarının Her yere saçıldı duyarlıkların İşte sonu geldi yorgunlukların Başka kuşlar olacak bundan sonra Zaman kadar bitimsiz göklerde Güneşe en yakın doruklarda Yeni kuş yuvalarında, yeni kuşlar Kanatlanıyor çığlık çığlığa Göklere yeni çırpınışlar gelecek Ne üzül, ne kıskan, ne acı çek Bir sonsuzluk gibi geçtiğin göklerden Artık başka güzellikler geçecek
-
SAVAŞÇININ DÜŞÜNDÜĞÜ TÜRKÜ
Sen ölürsün de yapamazsın bunu Öldüremezsin bataklıkta kayık yüzdüren Sabahların altın saçlı çocuğunu Kimseyi umudundan edemezsin Toprağa ekemezsin ölüm korkusunu Sevinçleri kökünden sökemezsin Değirmende kimsesiz bırakamazsın unu Sen ölürsün de yapamazsın bunu Vuramazsın kıyıda uzakları gözleyen Sabahların gül yüzlü çocuğunu
-
SANILAR
Şimdi belki benim gibi ölesiye yalnızsındır Uçan kuşları gözlemektesindir tek başına Çamların yeşiline dalmış gitmiştir gözlerin Radyo dinliyorsundur ya da susarak Bir kitabı okumaya çalışıyorsundur kim bilir Sonsuz güzellikte bir aşk düşünüyor olabilirsin Belki de anılarını deşiyorsun, bir olmazı Bir açmazı derinden derine kurcalar gibi Bir kahve içmeyi, bir elma yemeyi kurarak Saatine bakıyor olabilirsin uykulu gözlerle Çocukların oyununa dalmış gitmiş olabilirsin Mahpus gibi, tutsak gibi, belki köle gibi Yarını olmamak gibi bir duygu içindesindir Belki de kendini bağışlamıyorsundur Benim hiç bilmediğim bir şeylerden ötürü Kırık trenler gibi öylece kalakalmışsındır Kalkıp gidip çekirdek almayı düşünüyorsundur Ya da uyumak istiyorsundur herşeyi unutmak için Belki sen de benim gibi ölesiye yalnızsındır
-
ÖLÜMLERİN DÜŞÜNDÜĞÜ TÜRKÜ
Bir akşamüstü balçık kuşları Sessiz dökülürler yorgun akşama Zehirli saatler emzirir suları Günün ardından uzanıp dağlara Yağmacılar doruklarda yıldızları çalarlar Zamanın örgüsünü dişler gece kuşları Uykunun kanını emer vampir Güzelliğe kezzap döker karanlık Sevinci tutsak eder korsanlar Yavaş yavaş açılır yılan yumurtaları Düşleri eksik imgelerle bozar Kirpiler, kuzgunlar, kokarcalar Geceye çakılır eskiyen kasımpatı Uzaklardan boş kahkahalar gelir Çocuğun boynunu takarlar ipe Çirkinleştirerek yalnızlıkları Bu cellatları kim besliyor Kim yerleştiriyor çiçek diye Kente bu gülünç sehpaları Kim doğruyu kime benimsetiyor
-
ONLAR BAŞKA
Onlar Başka Onlar her şeyi yalan yazar Şiirleri, masalları bile Sen beni dinle çocuğum Sakın korkma Kan denizi yok gökte Hiç korkmadan uyu sabaha kadar Gümüş aylar birden batıp Yemyeşil bulutlarda Sarı güneşler doğsun Gülüm, menekşem, papatyam Öğrenince güleceksin Kan denizi yok gökte.
-
MAVİ MENDİLİN TÜRKÜSÜ
Sandığa koy bu mendili, kullanma Üstünde martılar uçuşuyor - Her biri bir mavinin telaşçısı - Başedilmez bir deniz demektir bu Kimseye gösterme, sandığına koy bunu Onu benden daha genç, Daha dirençli, daha umutlu Bir savaşçıya sakla Kavuştuğunuz en güzel sabahta Çıkarırsın sandıktan Bu deniz yıllarca seni bekledi dersin Söz bilmez, söz anlamaz kuşlarıyla Seni karşıladı dersin bu mendil Hiç ıslanmadı boş bir anıyla Ya da sen başka mendil ver ona Denizi daha mavi, kuşları daha çılgın Kıyıları daha temiz ve güzel Bu da kalsın sandığında öylece Kimindi, nedendi, nasıldı bilinmeden
-
KÜÇÜK TÜRKÜ
Sonra bir akşamüstü çıkıp geldiler Yepyeni bir sabahı kurmaya Sana duyduğum sevgi bir akşam İhtiyar ölümleri gibi geçti kapımdan Saksıda bir sardunya dalı gibi yalnız kaldım Ne ağlamayı becerebilmişimdir doğrudan doğruya Ne senin uğrunda ya da başka birinin Bıçaklar çekip bıçaklar yemeyi Ben belki de bilemedim sevmeyi
-
KORKU TÜRKÜSÜ
Korku Türküsü Onlar savaşçıdırlar korkuyu geçerken Bıraktılar dipsiz bir kuyuya Korku seni korkaklar ülkesine Kral yaptım çıkardım ülkemden Bende kalan neyin varsa Al götür giderken Şimdi kral benim kendi ülkemde Kendi ülkemde halk benim Şimdi artık kendi ordularımı Bildiğim gibi sürerim savaşa Korku seni korkaklar ülkesine Kral yaptım çıkardım ülkemden Bende kalan neyin varsa Al götür giderken
-
İSTERSEN AL GÖTÜR BENİ
Ölümsüz gülüşünle başlıyorum Her güzelliğe, her sevince Bir yağmur ince ince Sürerken beni başka zamanlara Zamanla yorgun hanlara Dönüyor işte gördün herşeyim Kuru topraklar gibi dağılıyor belleğim Sınırsız bir boşluğu süre süre Yorgunum çok uzaklardan geldim Kaygılar, sıkıntılar yaşadım uzun uzun Korkuyu yakından tanıdım Ölümsüz düşmanı oldum korkunun Şimdi bakışınla bağlanıyorum Kocaman bir dünyaya umutla Bir akşam aşılmaz kaygılar Çağırırken beni sonsuzluğuma Sıcaklığın beni alıştırıyor Soğuk ve yağmurlu akşamlara Üşümüş bir kedi gibi sığınıyorum Ellerine, ayaklarına, saçlarına
-
İNSANLAR ARASINDA
Kır saçlı görgülü adamlar Akşam peynirle rakı içer Dünyayı yorumlardı Bazıları şiir bile yazardı Bazen de denk düşerdi takılınca Kitaplara bile geçti Sessiz akardı sular Kalçalı gecelikli kadınlar Hem anlayışlı, hem titiz Gün boyu güzel yemekler yapar Durup durup bir kaygıyı anlatırdı Ben türkü söylerdim bu sesimle Süslü kızlar düş kurardı geceleri Sabah adı konulmamış bir sevda için Erkenden sokaklara düşerdi Arkalarından seslenirdi anneleri Yitirilmiş bir şeylere ağlar gibi Garip garip oğlanlar Anlaşılmaz sevdaların peşinde Koştururken sabah akşam Sözde kuşkulu, duygulu, sevecen Kimbilir hangi bozgundan kalma nineler Komşulara torunlarını anlatırken Kış gelir, alabildiğine yağmur yağardı Evlere çekilirdik erkenden
-
İNANÇLI BİR SAVAŞÇININ TÜRKÜSÜ
Kendimi hiç akşam olmayacak Bir gündoğumu için saklıyorum Kendime kendim olmamayı yasaklıyorum Yasak artık bana çaresiz kalmak Yasak bana bocalamak Olmayanda eriyip gitmek yasak bana Yasak bana geceysem gündüzmüşüm gibi Bir gül pembeliğinde kendimi uyumak Zor bir şeyi umduğumu biliyorum Yasak bana tükenmişi korumak Her çeşit umutsuzluk yasak bana Durmuşum, umudumu sürdürüyorum Bir ağaç altında göğü seyrediyorum İçimde ne ölüm, ne yaşam korkusu var Korku bütün yasak bana, yasak bana bitmişlik Bütün yol kavşaklarında, dönemeçlerde Kendimi bir namlu gibi dosdoğru çiziyorum.
-
İLKYAZ GİBİ
İlkyaz kendiliğinden Sana hiç sormadan gelir Dokunsan uçar gider Az önce buradaydı Bir kelebeğin kanadında Bir demet çiçek gibi Dalın üstündeydi gördüm Bir yapraktan süzüldü Dağıldı suyun parlak yüzünde Sonra yayıldı yere Az önce buradaydı Aşk da ilkyaz gibidir Yaşadığın yerde vardır Aradığın yerde yok
-
İLK TÜRKÜ
Otur da konuşalım Gelmeyen bahardan Sıcak uzun yazlardan Yeşil rüzgârlardan İki çift söz edelim Otur da konuşalım Olmadık mutluluklar biçip Olmadık zamanlardan İçimizde anlatılamayanı Yarım kalan sevinci Otur da konuşalım Bu şehir kurtlar şehridir Büyük korkaklar şehridir Kuşkular kuyusudur Açlık deliliğidir Otur Ahmet kardeşim Otur da konuşalım
Jump to content