afflicted_ tarafından gönderilen her şey
-
UKTE
Dünyamın güzeli martılar Sizden nasıl da yok yere korkmuşum Kaşık Ada?nın orda! Dalın üstüme dalın Vurun beni, vurun Denizanası kokan gagalarınızla! Ah sizden ben nasıl da yok yere korkmuşum! Bilmiyordum ki çünkü Ben hem balığım hem kuşum Ben ama hala anlayamıyorum ki Bunca zaman niye sizden ayrı oturmuşum
-
TÜRKİYAT VAPURU
Yanaşmadan önce dağıldı iskeleye Önce karinesi, sonra sintinesi Derken alt-vasat-ve üst güvertesi Baş üst-vasat-alt Ardından kıç üst-vasat-alt yolcuları Dağıldılar bir meçhul semte Kırlangıçlarleyin ellerinde filileri, çantaları Kimisi dargın eski çifteciler Dağıldılar kırlangıçlarleyin bir meçhule Deniz su döküyor arkalarından Haydan gelip huya giden cümlelere Kaptan köskü yüzüyor dalgaların üstünde Sakuli bir bok gibi Kaptanı tayfasıyla
-
TABİR İÇİN BİR RÜYA
Hiç mi sabah görmedik yani ! Böyle yeşil gökyüzü mü olurmuş ! O karpuzu hangi dürzü astı oraya ?.. Vur bıçağı , bakma yaşın gözüne ! Çal bıçağı parmaklıklar arasından Ki yarılsın çil çubuklu -kabuğu Çatırdıya çatırdıya !.. Vur pençe-i Ali'deki şemşir aşkına ! Vur ki çıksın, Çıksın gayri ortaya Kuyu- yeşil hapislere sığmayan, Kan-davalı , Delikanlı Kızılbaş !..
-
SURET
Sen değildin görüş günü tel örgüden görünen, Boncuklarla işlediğim suretindi o senin; Gölgenin güneşe nisbeti, leylim Hem seni ben, seni görmekle görmüş değilim, Görmedikce gözlerinin gördüğünü tekmil; Sabahları çarşıya giderken, örneğin, Gece dışarıda kalmış
-
POETİKA
Yalnızlığı sevmiyorum Yalnız kim ola ki Kendim... Kendimin kendini sevmiyorum Kediler hariç... Kahve ocakçısı olacaktım ben Tuttum kavlimi Yazdıklarımsa hep nafile Hep nişanlı angaje ısloganlı Can, diyorlar, bir kahve yap şu dümenin ağzına Kallavi olsun! Bende yoksa kahve, yemişçiden tedariklenip Ve cezveyi ateşe sürüp, üstüne yemeni, şekerini Taşırmadan pişiriyorum Biliyorum, bilmez miyim bu kahve ocağınnan Ocağımızı bucağımızı Isıtamayacağımı! İşte onun içinde de içim titreyerek Cezvenizi sürüyorum ateşe
-
ÖYLE Bİ
Temiz gömlegimi giydim talimden sonra Ayaklarını yıkıyor çeşme başında erler İşte sen öyle bir serindin Tuzladan kaptılarla inerken şehre Ne güzel şey sivil denmesi çıplağa Ve gün-açık penceresinden meselerin Yamacın kuytusuna sokulmuş mavi Ufacık bi parça deniz gibiydin Şipka biberleriyle konmuş okulun camlarına Arnavut Köyünün o muhacir güneşi İste sen öyle bi cumartesiydin Sahanlıkta saçlarını tarıyor kızlar Raylar ondan böyle kıvılcımlanıyor Köşeleri dönerken, önlükleri altından Dünyaya başlar gibi aybaşlarının kokusu Kalkan al tıramvaydın ergenlik durağımdan Meyvahoşun orda bir sabahcı kahvesi Gün ağarmıştı ama ben günaydın demedim İşte sen öyle ışıklı bir yerdin. Bilmiyordum hiç burda bir fırın olduğunu Diz çöktüm asfalta, baktım aşağı, üüüü'üh!.. İşçiler ateşler ay çörekleri Ve kılıc gibi taze ekmek kokusu... Dağıttık evvel-allah yalnızlıkları Yaşamak düğünse, sen orda gelindin Seni soydum, Güler, dünyayı giyindim
-
OTUZ
Gardiyandı başımıza, kurt gibi bir gardiyan... Başı belaya girdi bir esrar dalgasından. Kuzu kuzu volta atıyor şimdi avluda. Sine-i millete döndü Ramazan
-
OPUS CORPUS - 1999
GÜMÜŞ KANATLARIYLA BEZMİMİZE GELEN O HURİLER O KUMRULAR YAŞAMI YAŞATMAK İÇİN SEVİŞMEYİ İLAN EDİYORLAR HUU ÇEKEREK İÇLERİNDEN HAKURAN KAFESLERİNDEN İNDİREREK DARAĞAÇLARINI YAPRAK YAPRAK BACH'IN YEPYENİ BİR YAPITINI ÇALIYORLAR SİYAH BEYAZLARIYLA KUMRULAR Kİ MAKAMLARI CENNET MEKANIMI CENNET EDİYORLAR BENİM DE TÜREMİŞİM BİR TUBA AĞACININ KÖKLERİNE GÖZYAŞLARIMLA DÜŞÜNÜYORUM O GELMEYEN GELECEĞİ YAŞAMI YAŞATMAK İÇİN
-
METAMOSMORİS
İlkin ELİFBA'ydı Sonra ALFABE oldu Derken ABeCe Şimdi de A.B.D.
-
MASKULİNİZMA
Yaşamak ne güç şeymiş Kadınlar öğrettiler bana Başta anam Hamamda kaynar sular dökerek başımdan... Onlar uyandırdılar beni çocukluktan Erkek olup üstlerine çıkayım diye... Bu öyle bir esastır ki Hem yesir tüccarı olacaksın, hem yesir... Ve vücutlarının akkağıtlarına yazdığım o şiir değil, met-cezir... Kadınlar doğurdular beni bağıra bağıra Gine onlar öldürecekler beni aşktan Bağırta bağırta...
-
MARTILAR Kİ
Günlerdir körköstebek nefsimle öyle hırlı Ve öylesine harlı ki esrik nefesim Bir kibrit tutsam parlayacak. Bir sarnıç gemisi diyecekler alev almış Boğazın iki yakasından oysa bir gaz tenekesiyle bir şişe mavg Gelişi güzel mi güzel bir ocak Suların ortasında sevgili öfkemle benim Yanacak bahar erişinceye değin Soğuktan morarmış kanatlarını ısıtsın diye martılar Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin
-
MARE NOSTRUM
En uzun koşuysa elbet Türkiye'de de Devrim O, onun en güzel yüz metresini koştu En sekmez luverin namlusundan fırlayarak ... En hızlısıydı hepimizin, En önce göğüsledi ipi... Acıyorsam sana anam avradım olsun Ama aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun
-
MANZARA
Bir yanı mor çubuk makarna Öbür yanı kirli sarı Demek turuncu bir picama Bir soytarı bu Maskara akıntısı Taklatıyor Marmara'ya Eski kılıç yunuslarla... Lodosun dönmesinden ki Turner'ı yeniden görmektir Ve boğas ki bir sirk, hipotamlar Filler bütün, develer aslanlar Döne döne gökyüzünde ebrular olmuşlar Koş koş nefes nefese hepsi Aman kaçırmayalım pistteki sıramızı! Yine de en büyük o trapezci Assolist güneş Atlıyor arştan arşa Hemingway'vari biraz ihtiyarlamışsa da . . . Derken efendim birden parladı Tamamen eflatun bir kırlangıç Başımın üstüne kurulu o hünkar çadırından.
-
KÜÇÜK KIZIM SU'YA
Bir derin uykudaydım ölümün içinden Açtım ki gözlerimi Bir suyun gölgesi gibi Kendisi adeta bir suyun Ayakucunda sen oturuyorsun Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!
-
KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN KOKUSUNU
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
-
İNSAN RESMİ
Yeraltı günleri bunlar Kör yılı köstebek ayı Siyah önlüklü bir güneş Ayazda okula gidiyor Dizilmiş danaburunları iki keçe Islıklıyorlar bebeyi Çepeçevre boynumda sıçandişi bir bahçe Oynuyorlar iki Roma bir Paris bir Peking Karım en çok soğuk harbi seviyor Çocuklarımızdan Yaşamların kapısında kuyruk olmuşuz Önde emirerleri memede piçler sütsüz analar Akşam oldu memur çıktı kapıya Mal gelmedi bugün dedi kapatıyoruz Dilekçeyim masalar odalar arasında Yürek değil, sol yanımda on altı kuruluk pul Usulsuzüm yolsuzum Bir uçak geçti üstümden kıçında yakamozu Çakılmıştır yere çoktan toprakta bir çelik bitki Fala mı baksam koparıp çiçeklerini Düştü mü düşüyor mu düşecek mi Yeşiller içre bir insandın önceleri Sağda bir dağ solda bir çay çamaşır yıkayan kadınlar Dolaş şimdi çevresini yitirmiş insan resimleri gibi
-
İĞNELİ
ANAM BABAMA AŞIK OLMUŞ, BABAM DA ANAMA. GEZELİM BU ÇARŞAMBA DEMİŞ BABAM. SUR-DİŞLİ ANAM, ÖYLE ŞIK BİR FİSTANI YOK, ABLASININ NİŞANLIĞINI İSTEMİŞ ÖDÜNÇ, TEYZEM DAHA TOPLU, OTURMAMIŞ ÜSTÜNE ENTARİ, TEYELLE, İĞNEYLE AYARLAMIŞLAR ÜSTÜNE ANAMIN. BABAM, KAVİLLERİ ÜZRE, GELİP TOPKAPI DIŞINDAKİ EVLERİNE, ANAMI ALIP, KAÇBİR TIRAMVAYLAN AKTARMA, BEBEĞE GÖTÜRMÜŞ O AFRODİT'İ BEBEK SIRTLARINA ÇIKMIŞLAR. BABAM OTURTMUŞ ANAMI ÇAYIRA, DENİZİ GÖSTERMİŞ, İYİ ŞEYLERDEN SÖZ ETMİŞLER, DERKEN ÖPECEK OLMUŞ ANAMI, ANAM ÇOKTAN RAZI. BABAM EL ATINCA ORASINA, BURASINA, FİSTANDAKİ İĞNELER BATMAZ MI ELİNE! AY! DEMİŞ BAĞIRMIŞ BABAM... O GÜN, O ÇAYIRDA, O AN DÜŞTÜĞÜM İÇİN BEN ANAMIN İMGELEMİNE, YAŞAMDA DA, ŞİİRDE DE BÖYLE İĞNELİ KONUŞMAKLIĞIM.
-
HELSİNKİ ERGEÇSEL SÖZLEŞMESİ
KİMİ İÇİN ERKEN KİMİ İÇİN GEÇ AMA ERGEÇSELDİR ÖLÜM ÖNÜNE DİKİLSE DE KİMİ UZUN KİMİ PUT TEK GÖZLÜ CANAVARLAR KAYALAR UFUK GÖRÜNECEKTİR ENİNDE SONUNDA YÜZDÜĞÜNE GÖRE YAŞAM DENEN BU DENİZDE BİR GÜN BOĞULACAKSIN İÇİNDE ANAFORA KAPILDIM DEME ANAFOR DA BİZİM İÇİMİZDE ŞİLE'NİN İMRENDİ'SİNDE
-
HAYIR
Dinlensin diyedir gözlerimiz Bu önümüzde açılıp giden manzara; Bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir, Ve tanrılar boşluktan bıkınca. Ellerimize malum olur nedense Suların rengi balıklarıyla, çiçekleriyle, Düşünmenin huzuru ayan olur; Soğuğun sessizliği hakeza. Yuvarlanan yıldızlar içinde saçlarımız, Boylarımız büyür usul usul; Duyulmasın diye gürültüler uykularda Yağmurlar yağar geceleri.
-
HAL ÇARESİ
Hasan Ali'ye Sen bezmimize geldiğin akşam Neler neler olmaz ki bize, bir güzel haller olur Hallolur eşek davası dahil, bütün davalar Düzer İsfahan, yıldızlar, Bağdat ve Şam Kalkar ayağa ayaklar, türkülerle bir halk olur Sen bezmimize geldiğin akşam Kainatın padişahı salavatla hal olur
-
GO HOME HACI GO HOME
Hişt hacı yaylan bakalım Closed dedik be adam Pazdos c'est fini Başını bekley'cek değiliz a sabaha kadar Uyan bre taş arabası Gözünü seveyim çileden çıkarma beni Go home hacı go home Aman beyim alah razı olsun senden Bişeyler söyle şu dürzüye Kanımı kuruttu iki saattir Ne Asansöre mi binmiş dedin Fırt inip fırt çıkıyormuş Hay yedi kat yerin dibine geçsin Yıl oldu bu masaya çörekleneli Waiter aşağı waiter yukarı Bir buçuk şise viski yuvarladı en azından Külahıma anlatsın o bu palavraları Yok efendim buralarda değilmiş kendisi Memleketindeymiş New York mu ne karın ağrısıysa Yüz katlı bir binadaymış Asansörcülük edermiş Üstünde kırmızı yelek Altında siyah pantol On saattir nöbetteymiş de Geberiyormuş uykusuzluktan İne çıka zifire kararmış Kara su inmiş ayaklarına Yediği naneye bak Beni de patron sanmış Hiç güleceğim yoktu beyim Sahi korkmuş mu herif Ya kovarsa beni diyor ha İş başında uyumasın itoğlu Kovarım tabiy Evde karısı varmış bekleyen İki de oğlan çocuğu Öyleyse aklın nerdeydi ulan Edebinle çalışaydın Siz söyleyin beyim öyle di'mi yani Allah layığını versin beyim Herif sahiden korkuyor benden Hadi hacı yürü bakalım Bırak bu patron polimlerini Öyle ötlek ötlek bakma yüzüme Ha şöyle dayan koluma doğrul Ben de yorgunum a ziyani yok Bir de taksi buluruz sana Ha gayret aslanım ha gayret Çoğu gitti ayı kaldı Go home hacı go home
-
FİTİLLİ
İçerimde bir bokluk var Yıkıyorum, yıkıyorum, yıkılmıyor Yüzümde bir maske var Çekiyorum, çekiyorum, çıkmıyor Böğrümde bir ölü çocuk Ölüyorum, ölüyorum, ölmüyor Gözümde bir çakmak var Çakıyorum, çakıyorum, çakıyor Suratınıza!
-
FINDIK FARESİ
Kafka'nın "Fare" öyküsü üzre, Gözüme nasıl büyük görünürdü Şu Sirkeci Garı'nın lokantası! Sekiz-on yıl kapalı durup yeniden açıldığında. Gittim baktım ki götiçi kadar kalmış O hangar gibi yer... Garsona sordum: Niye küçülttüler, dedim burasını? Yok, amca, dedi, dokunmadılar hiç enine boyuna. Siz fazla şişmanladığımızdan, size öyle geliyor. Doğru dediği belki de... (Üstelik garson Kafka'nın gençlik resimlerinden birine pek benziyordu.) Ola ki yaşlandıkça, yaşlanıp şişmanladıkça, Hiç durma küçülen bu zemin-vatan ve tavan arasında dönmüşümdür ben de Kafka'nın faresine... Yarın, meselâ, orta yerimden çatlasam ne lâzım gelir?... Yine de içimden bir ses: Sen sen ol! diyor, Kafka'nın öyküsündeki fare emsal, Cirit oyna oynayabildiğin kadar, Bulduğun neyse mekân! Ellerin, ayakların ve çükünle değilse de, Hâlâ genç kalan aklınla koşmaca oyna, Duvarlara vursan da başını, O tavan arası kadar kaldığında cürmün ve cirmin, Ölmek ki senin başlayıp da bitiremediğin Allah bilir kaçıncı bin şiirin...
-
EPİGRAM
Marx'ın da pek sevdiği bir Latin sözünü anımsıyorum Nihil humanum mihi alienum est Bu sözün altına ben de imzamı basıyorum İnsana ilişkin ne varsa kabulüm Şu hümanistler hariç
-
DEMİN
Kasvet, elinde bir paslı makas, İstanbul'un asma köprülerini kesti. Sevdamızın ipinde cirit oynayan cambaz Şimdi bir kör satırdır içimizde. Ha düşer, Ha düşer, Ha düşer... Başımızın üstünde demin gülüp duran gökyüzü Yedekte bir salapurya şimdi
Jump to content