Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

afflicted_

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

afflicted_ tarafından gönderilen her şey

  1. Aman gelme" dedim, bak geldin işte Dünyaya meylin var, beşer?sin bebek Bir bilsen dünyamız neyin nesidir Ayırır ağzını işersin bebek. Kimisi su katar içtiğin süte Kimisi at sokar yediğin ete Günahtan, hileden, haramdan öte Zulmet kuyusuna düşersin bebek. Yukarıya gitsen "köle" sayarlar Aşağıya insen tefe koyarlar Her saat bir başka renge boyarlar Baktıkça sen sana şaşarsın bebek. Önün bal-petekli, elin mühürlü Omuzun kötekli, dilin mühürlü Haftan ipotekli, yılın mühürlü Aydan, günden mahrum yaşarsın bebek. Sevgimiz rüşvettir seversek seni Aldatmak içindir ne versek seni Kalleş çağımızla eversek seni Gerdeğe girmeden boşarsın bebek.
  2. Çift bayram tanırız ışıktan, nurdan Birisi Ramazan, birisi Kurban... Ya Rab, bayram eyle bayramımızı Yıka gönülleri kirden, çamurdan
  3. Giden bayramlardan almadık bir tat Gardaş bu senenin bayramı nasıl? Şenay'larda bayram hergün, her saat Elif'in Döne'nin bayramı nasıl? İçinde boğulduk derdin acının Uykusu bitmedi şeyhin, hacının Üç gardaşı şehit vereh bacımın Oğulsuz ananın bayramı nasıl? Neşe topuğumda, elem boynumda Sen çoğunu anla, ben az deyim de Kim öldü, kim kaldı garip köyümde Ya bizim hanenin bayramı nasıl? Dert deşmek değildir gayem niyetim Düşündükçe sızlar kemiğim etim Gelini dul kalmış, torunu yetim Ak saçlı ninenin bayramı nasıl? Hangi eller sürer suçluyu suça Güdümlü başların destesi kaça Kimler zorlanıyor gönülsüz göçe Boş kalan binanın bayramı nasıl? İşkence altında ezilen canlar Masum yiğitlerle dolu zindanlar Ses verin mezardan ulu sultanlar Yusuf?un Kenan?ın bayramı nasıl? Bizden sandığımız bize yabancı Görünen simalar göze yabancı Kabukta bayram var, öze yabancı Söyleyin mananın bayramı nasıl? Sabahtan haber yok, ufuklar kara Semerkant kan ağlar, yanar Buhara Keşmir, Kabil, Kerkük hasret bahara Kudüs'ün, Sina'nın bayramı nasıl? Ayşe'nin bayramı gözyaşı, firak Sultan'ı derdiyle baş başa bırak Sormadan geçemem etmişim merak Nükhet'in, Nana'nın bayramı nasıl? Mücahid maddeye yapar akını Devrimci soygundan tutar yükünü Biz toprağa verdik Hikmet Tekin'i Katil'in, Zana'nın bayramı nasıl? Doğduğundan beri çamlar deviren Ekranda iftira, yalan savuran Salyası, ülkeyi göle çeviren Boynuzlu dananın bayramı nasıl?
  4. Kalkarım her sabah kötü bir günde Yüreğim zindanda sevgim sürgünde Engeller yol vermez gelemem oğul Taşırım başımda başı boşları Konuşur karşımda mezar taşları Diriler dil vermez bilemem oğul Tecellim çiledir, çeker giderim Gözyaşı selinde akar giderim Dostlarım el ermez, kalamam oğul Hasretim göl göldür, hicranım nehir Toprağım kor ateş, havam som zehir Arılar bal vermez, alamam oğul Ben aşka koşarım, aşk beni vurur Yaklaştığım deniz içimde kurur Bahçeler gül vermez, gülemem oğul Bayramlar kurşundur, canımda kalır Yazdığım tebrikler yanımda kalır Postacı pul vermez salamam oğul
  5. Ana bu bayram mı? Aman çok ayıp Çocukken gördüğüm bayramlar hani? Mübarek elleri öpüp koklayıp Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani Hani ya o özlem, hani ya o tad? Ne dişim kaygusuz, ne içim rahat Haftalar öncesi hergün, her saat Babamdan sorduğum bayramlar hani? Nur yağan geceler, gündüzler nerde? Neşe paylaştığım öksüzler nerde? Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde? Huzura erdiğim bayramlar hani? Kar çiçeğim solmuş kar yatağında Can verir ırmağım dar yatağında Arif'e gecesi yer yatağında Üstüne serdiğim bayramlar hani? Bayram demek takvimdeki yazı mı? Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı? Açıp yüreğimi, yumup gözümü Özüne girdiğim bayramlar hani? Bayram af günüdür, barış günüdür Bayramlar rahmete giriş günüdür Bayram hak menzile varış günüdür Gönlümü verdiğim bayramlar hani?
  6. Güneş yükselmeden kuşluk yerine Bir adam camiden döndü evine Oturdu sessizce yer minderine Kızı " bayram" dedi, yalınayaklı Adam " Bayram" dedi tam ağlamaklı Eli öpüldükçe içi burkuldu Konuşmak istedi dili tutuldu Güç bela ağzından bir " of" kurtuldu Oğlu " Bayram dedi sırtı yamalı Adam " he ya" dedi gözü kapalı Düşündü kış yakın, evde odun Yok Tenekede yağ yok, çuvalda un yok Yok yoka karışmış: tuz yok, sabun yok Avrat " Bayram" dedi eğdi başını Adam " evet" dedi, sıktı dişini Çalışsa ne iş var, ne cepte para Dağ oldu içinde büyüyen yara Dikti gözlerini karşı duvara Takvim " Bayram" dedi, silindi yazı Adam " öyle" dedi, bağrında sızı Döndürse yönünü herhangi dosta Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta Aylar, yıllar, günler erirken yasta; Yer - gök " Bayram" dedi ağzını açtı; Adam " Bayram" dedi evinden kaçtı.
  7. 92/2 Bayramlar seçilmiş rahmet günleri Bayramlar İslami vahdet günleri Bizleri uykudan uyandır Ya Rab Bitsin, uzamasın gaflet günleri.
  8. Geldi gönderdigin şiirden mektup Arada bir böyle yaz Balaban'im Zaman siciminin ucundan tutup Bazen bagla, bazen çöz Balaban'im Fikir gölü derinleşir girdikçe Dostluk gülü gümrah açar derdikçe Sihhat, zaman, mekan, imkan verdikçe Cevapsiz birakmam, söz Balaban'im Ahval-i aleme kafayi takma Allah Kerim, sabri elden birakma Ilmi düstur eyle, imani sakla Gayrisi savrulan toz Balaban'im Huzur içte gerek, kabukta degil Vuslat acelede, çabukta degil Akil da baştadir, topukta degil Çile yemekteki tuz Balaban'im Ahlaki, töreyi kenara atan Dine "Afyon" diyen, vatani satan Müslüman olamaz, Türk degil zaten Dayanmaz görmeye göz Balaban'im Demişler ya "Kuvvet birlikten dogar" Kar, yagmur zamani gelince yagar Nasihatim o ki dinlersen eger Işaret "ben" degil "Biz" Balaban'im Çevremizi saran türlü ihanet Gün geçtikçe görünüyor daha net Başlangiçta bilmek degil kehanet Bagrimiza girmiş köz Balaban'im Zaman geldi esir olduk maddeye Zaman geldi hasir olduk caddeye Zaman geldi küsur olduk şetteye Daha bunlar bize az Balaban'im Dört yanimi gurbet yazmiş kaderim Dosttan mektup gelir, biter kederim Gözlerinden öper, selam ederim Aydinlik günlerde gez Balaban'im
  9. Ben nefret eyledim sizin gerçekten Yalanı severim, yalanı gayri Tiksindim bülbülden, gülden çiçekten Yılanı severim, yılanı gayri Yıllarca boş yere canımı sıktım Nihayet yol buldum çığırdan çıktım Beyden efendiden sayından bıktım Ulanı severim ulanı gayri Sapıtmış bu diye beni yeriniz Hakkımda bin türlü hüküm veriniz Omuzumda yüktür dirileriniz Öleni severim öleni gayrı
  10. Başımdan bir kova sevda döküldü Islanmadım, üşümedim, yandım oy! İplik iplik damarlarım söküldü Kurşun yemiş güvercine döndüm oy! Yağmur yorgan oldu, döşek kar bana Anladım ki kendi gönlüm dar bana Alev dolu bardakları yâr bana Sunuverdi içtim içtim kandım oy! Sevgi ektim, naz biçmeye çalıştım Ne zamana, ne kendime alıştım Kırk senede yedi hasret bölüştüm Yedi dünya bana düştü sandım oy! Gönül şahinimi yordum gerçeğe Sonsuzda yüzümü sürdüm gerçeğe Teselliden kanat kırdım gerçeğe Tecellinin sinesine kondum oy!
  11. Sen bizim dağları bilmezsin gülüm, Hele boz dumanlar çekilsin de gör Her haftası bayram, her günü düğün; Hele yaylalara çıkılsın da gör Bilmezsin ovalar nasıldır bizde; Kağnılar yollarda yoncalar dizde... Saydıklarım damla değil denizde, Hele bir ekinler ekilsin de gör Görmedin sen bizim mavi suları, Karlar eriyince kırar yuları... Köpük olur beyaz, sel olur sarı; Hele taştan taşa dökülsün de gör Sen bizim köyleri görmedin ki hiç.. Yolları toz, çamur, evleri kerpiç O kirli kabukta, o en temiz iç; Hele bir yakından bakılsın da gör Anlamaz bilmezsin sen bizim halkı; Sevgiyi bulasın yakına gel ki.. Kalıplar gerçeği göstermez belki, Gönül perdeleri sökülsün de gör
  12. Ter kokuyordu Çukurova tarlaları, Irgat Türküleri duyuluyordu uzaktan; Ekin biçiyordu yalınayaklı köy kızları Elleri kabarıyordu oraktan Gökbelen dağlarına yağmur yağıyordu; Yetimler mahallesinde bir çocuk ağlıyordu Kan kokuyordu doğunun çimenli yaylaları; Silah sesleri geliyordu Şırnak'tan Oğulsuz koymuşlardı ak saçlı anaları; Tütünler tedirgin olmuştu ocaktan Cilo dağlarında kamalaklar üşüyordu; Garipler köyünde bir gelin düşünüyordu Yosun kokuyordu Karadeniz'in mavnaları; Oynak havalar dökülüyordu parmaktan Buz gibi bir soğuk biçiyordu baharı; Dal boylu gençler gidiyordu bıçaktan Ilgaz dağlarında kurtlar uluyordu Bekarlar kahvesinde bir adam uyuyordu Şehvet kokuyordu Ege'nin bereketli ovaları; Körpe bedenler soyuluyordu ahlaktan Tedirgin etmişlerdi bizim havaları; Yadırgı sesler geliyordu plaktan Çatalkaya dağında kartallar dönüyordu; Bir nesil yaşıyor, bir tarih ölüyordu.
  13. İlkbaharı geldi Anadolu'nun, Silifke'de çiçek açtı nar şimdi. Her tarafı yeşillendi Bolu'nun, Sultandağı benek benek kar şimdi. Eğri yollar yaylaların kuşağı Çayır, çimen sevgililer döşeği, Hora teper Sürmene'nin uşağı, Dadaşların oynadığı bar şimdi. Durgun çayı köpüklendi Daday'ın, Palmiyeler zümrüt tacı Hatay'ın Çukurova cennetidir bu ayın; Aydın ili efelere dar şimdi. Gönül dile gelir kaval sesinde. Boz martılar düğün yapar Mersin'de, Isparta'nın renk renk gül bahçesinde Bülbüllerin neşesini gör şimdi. Cıvıl cıvıl, sessiz duran yuvalar, Kelebekler birbirini kovalar. Halı gibi nakışlandı ovalar... Bölük bölük sarı, yeşil, mor şimdi. Aşıklar diyarı Elbistan ili... Olur bu mevsimin bağ-ı İrem'i, Her çeşmenin üç-beş tane güzeli, Her çiçeğin bir arısı var şimdi.
  14. Bağladım nefsimi zincir yulara Dünyayı duvara astım gel de gör Rahatı huzuru attım kenara Çileyi bağrıma bastım gel de gör Yürüdüm sel oldum, durdum göl oldum Mazluma, mağdura kıvrak dil oldum Zulüm sıcağında serin yel oldum Yürekten yürege estim gel de gör. Sonu hatırladım, ilki duyunca, Kula kul olmadım ömür boyunca! Hakkın zehirini içtim doyunca Batılın balina kustum gel de gör. Ülfetim olmadı iriler ile Ağıla girmedim sürüler ile; Ölümden korkmayan diriler ile Selamı, sabahı kestim gel de gör. Aşk ceylanı emzirince sütünü Taşa çalıp, kırdım benlik putunu Düşmanımdır inkarcının bütünü Allah dostlarıdır dostum gel de gör. Bazı kötülüğü kovdum elimle Bazı kötülüğü yerdim dilimle Gücüm yetmeyince kendi halimle Haksıza buğzettim, küstüm gel de gör. Çıkar için laf davulu çalmadım Hiçbir yerden makam, rutbe almadım Bildimse söyledim, korkak olmadım Bilmediğim yerde sustum gel de gör.
  15. Şimdi saat, sensizliğin ertesi... Yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın... Avutulmuş çocuklar çoktan sustu. Bir ben kaldım tenhasında gecenin, Avutulmamış bir ben... Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim Ki bu yaşlar Utangaç boynunun kolyesi olsun. Bu da benden sana Ayrılığın hediyesi olsun... Soytarılık etmeden güldürebilmek seni... Ekmek çalmadan doyurabilmek... Ve haksızlık etmeden doğan güneşe Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi Mülteci isteklerim oldu ara-sıra, biliyorsun... Şimdi iyi niyetlerimi, Bir-bir yargılayıp asıyorum... Bu son olsun be... bu son olsun! Bu da benim sana, Ayrılırken mazeretim olsun! Şimdi saat yokluğunun belası... Sensiz gelen sabaha günaydın! İşi-gücü olanlar çoktan gitti Bir ben kaldım voltasında sensizliğin Hiç uyumamış bir ben... Şimdi dişlerimi sıkıp Dudaklarıma kanamayı öğrettim Ki bu kızıl damlalar Körpe yanağında bir veda busesi olsun. Bu da benden sana Heba edilmiş bir aşkın Son nefesi olsun... Kafamı duvara vurmadan, Tanıyabilmek seni... Beyninin içindekileri anlayabilmek... Ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü, Bütün saatleri öylece durdurabilmek için, Çıldırasıya paraladım kendimi... Lanet olsun! Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde Olsun be... ne olacaksa olsun! Bu da benim sana, Ayrılırken şikayetim olsun! gözyaşım, utangaç boynunun inciden kolyesi olsun. her damla, vefasız teninde bir veda busesi olsun. Isterim, sen de ben gibi yan, ömrüne hep ağla. hep ağla, bu benden, son dua, bu benden, ayrılık hediyesi olsun...
  16. Aşiret çocuğuyam, adım küheylan, Kızılca kıyamet yaylasında doğmuşam. Koyaklarda kartal uçurmuşam, Kurt kovalamışam, Adam vurmuşam! Onursuz yaşanmaz demişem, Rezil-rüsva etmemişem kendimi böceklere! Yavri-yavri! Bu yüzden dik bakarım adamın yüzüne, Bu yüzden böyle hoyrat kalmışam... Seni sevmişem, Bir kekliğin sesini üzmekten sakınır gibi... Seni sevmişem, Gururlu dağ çiçeklerini Göğsüme takınır gibi... Ben sazımı kıl çadırların boynuna asıp da Öyle gelmişem buraya. Yavri-yavri! Ölürsem iradi ölürem; Harlanmış bir kılıca Alnımla dokunur gibi!. Asi bir küheylanam, Gözlerini benden ayırma. Kırılıp düşerem sonra, Kimse bakamaz yarama... Bana ne getirmişsen cicom, Karda çürümüş sümbül soğanları mı? Yoksa, toz kaldıran taylarımı, Dar geçitlerde mi kanatmışsan? O göçebe sevdamızın yamacına şimdi Kimler konmada, söyle? Yavri-yavri! Söyle kınalı kuzum nerede; Onu hangi soysuzun sürüsüne katmışsan? Asi bir küheylanam, Mahmuz vurma döşüme!. Delerem bu duvarları, Candarma kavuşmaz peşime! Ben ki dipsiz uçurum boylarında, Param-parça olmuş, ölmemişem... Ben ki huysuz nehir yataklarında, Yaralarımı çamurla sıvamışam... Nasıl sığaram düşündün mü, Şu altı adımlık tosbağa voltasına şimdi? Yavri-yavri! Dağları çıldırtan öykümü, Ben bu demirlere Dişlerimle yazmışam! Asi bir küheylanam, El süremezler yeleme! Bırak yırtılayım, bırak Gem vurma benim dilime!.. Hüznün duvarlarında, Sıvası dökülmüş bir yer vardır; Bilir misen yavri? Bilir misen, çiçekler Çentik-çentik solar, Bu gavur ölüsü akşamlarda? Bırak, gözyaşlarımın oyduğu çukurlar, Öylece betonda kalsın. Dolansın peşime, bir metelik etmez Bu sırtlan adımları, dolansın! Yavri-yavri! Şapkam namusumdur, Koma buralarda, Koma, tespihim dağılmasın!.. Asi bir küheylanam, Kesmez beni bu acılar! Beni vursa da bu puştlar, Ancak sırtımdan vururlar!..
  17. İlk kurşun, uçuşan saçlarından Yolarak ağarmış bir tutamı Duvardan sekip yere düştü. İkinci kurşun, omuz başından Yırtarak adalesini neşter gibi Canhıraş bir ses çıkardı. Üçüncü kurşun saplanınca bileğine Yüzünü dönerek haine Dördüncü kurşunu Buyur etti göğsüne. Beşinci kurşun dağıtınca alnını Kanlanan gözleri göremedi artık Altıncı kurşunun Yüreğine yol aldığını. Dadandılar üstüne Çığlıklar atarak, lakin Ne olur, ne olmaz diyerek İhtiyatı elden bırakmadan. Ve gördüler ki Duvara yapışmış kanlı saçın ucunda Kırmızı bir gül uç vermiş, açıyordu Yırtılmış adaleler ise Kök salmıştı betona. Ve gördüler ki Çürütmek için, bileğindeki Firari demir kelepçeyi Gözpınarlarından boşanan Umut mavisi dalgalar Tuzlu bir deniz oluşturmakta. Ve gördüler ki Darmadağın alnından Hışımla fışkıran yıldızlar Çalarak ışıltısını, akan kanın Yüreğinden havalanan güvercine Güneşin doğduğu yeri göstermekte..
  18. Dalyan gibi bir çocuktu Benim gözümde küçüktü Küstü de dağlara çıktı İner mi inmez mi bilmem Şimdi dağların tozudur Belki isyanın sazıdır Halâ kalbimde sızıdır Diner mi dinmez mi bilmem Adı Yılmaz kendi Yılmaz Makamı yok dem tutulmaz Dağlara soru sorulmaz İner mi inmez mi bilmem Mavi gözleri boncuktur Ölüm korkusu şuncuktur Azrail atı kancıktır Biner mi binmez mi bilmem Parkasına kar yağmıştır Bir kenarda ağlamıştır Belki elleri yanmıştır Söner mi sönmez mi bilmem
  19. Baktıkça çoğalır yıldızlar gecede Parmaklarınla sayılmaz; Kimi duyulur, kimi duyulmaz, Dinledikçe çoğalır gecede, Sesler gelir, Ya hızlıdan, ya yavaştan. Her şey kendi dilince konuşur; Karanlık örtse de üstünü Gecede devam eder renk renk Ağacın dalında, rüzgarda; Her şey kendi rengince konuşur. Gözlerini kapatır beklerdi; Yaprağa benzer ellerini, avuçlarını uzatır, Beklerdi işitinceye dek Ağacın dalında, rüzgarda; Yeşili duydu mu uyurdu Rüyasında...
  20. Kafeslerin arkasında oturmuş, ince uzun gemiler gibi limanda, Olabileceklerden bahseder elleri, başlanmamış nakışlarda, Kendi güzelliğini seyreder gergefte kızlar.
  21. Gölköy adında bir yer varmış Gelibolu'da Televizyonda gösterdiler geçen gün. Gelenek edinmiş köy halkı, "Ben kendimi bildim bileli bu böyledir" Diyor muhtar: 29 Ekim'de toptan sünnet ederlermiş çocuklarını... Derken ekranda entarili bir çocuk belirdi Kirvesi tutmuş kolundan Yatırdılar bir kamp yatağına, Ardından sünnetçi olacak zat boy gösterdi Elinde bıçağıyla, Çocuk kaldırdı başını, bağırdı: "Yaşasın Cumhuriyet" diye Bunun üzerine de ekran karardı Korkarım bu, sade gölköylülerin değil, umumumuzun Sade küçüklerin değil, büyüklerimizin de Düştüğü bir tarihsel yanılgı Çünkü sünnet değil, farzdır Cumhuriyet
  22. HİÇKİMSE KALMADI ÇİÇEKLER ÇARPIK AÇIYORLAR AMPÜLLER EĞRİYDİ MERDİVENLERDEN ÇIKAMIYORDUM TAVAN BASIKTI SİFON İŞLEMİYORDU SIÇAMIYORDUM İŞEYEMİYORDUM BİR ÖLÜ MİLİTAN BAHARI BİR APARTMAN DAİRESİNDE BEKLİYORDUM BEN Kİ BEKLEMEYİ SEVMEM BEKLEMEK BENİM İÇİN BİR AZAP OLDUĞUNA GÖRE BENİ GAZABA GETİRİR TRAMVAY İHTİYARI DURAKLARINDA BEKLEYE BEKLEYE İHTİYARLAMIŞ BİR KOMÜNİST OLARAK GİTARDAN ÇIKAN TIN SESLERİ BENİ YENİDEN ADAM EDECEKTİR HAVADA HAVVA OLAN BİR ADEM VE YAKLAŞIRKEN BÜTÜN GÜZELLİKLERİ BAHARLA BİRLİKTE ARKADAŞLARIM OLAN CAZCILAR ELBETTE BULACAKLAR BİR ACIBADEM VE BİZ YAŞAMAYI YENİDEN KURACAĞIZ BU ZIKKIM DENİLEN RİTİM VE STRİNGTİN HEPİMİZ YAŞAMAKTAKİ İNKILAP İÇİNDE DEĞİLİZ YAŞASIN CAZIN GETİRDİĞİ DEVRİM
  23. Bir başka yolculuk dalından düşmek yere, Yaşadığından uzun; Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere. Ağacın yüksekliğince, Dalın yüksekliğince rüzgarda; Ve bir yeni ömür Vardığın çimen yeşilliğince.
  24. Aslı mı? Belki. Odalık mı? Asla! Ne Matisse'den ne de Çırağan Sarayından! Bir sobaydı Allah tarafından o deli hatun Upuzun saçlarıyla bir demir-döküm... Yaktıkça kendini nefsinle nefesimle Yandıkça duşistandan düşürdüğüm odun Isınırdı oda, ısınırdı ev, ısınırdı acun O da, ben de, yan yana ve yana yana Sevişerek ölmeyi öğrendik sonunda Ondan şimdi böyle Ortalık duman Baksana baharlar yağıyor üstümüze ağaçlardan Aslı varsa onun Ki kerem edin ki var O sobaysa Ben de ona yangınım yangın
  25. Elektrikler söndü dün gece, Zorbela toplayıp satrancın taşlarını M E C B U R E N yattık Simsiyah kediler gibi dolaşıyor koğuşta Uyuyan dostların nefesleri. D O L A Ş S I N L A R azıcık ! Tam ben de eve doğru açılıyordum Şıpırdatmadan hiç kürekleri, Yanmaz mı o tepemdeki yüz mumluk ışık! Bir kürek mahkumunu Boğazda sandal sefasına Haklılar, bırakmazlar tabii ama... Ya'u ne güzel şeymiş meğer K A R A N L I K !