Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

afflicted_

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

afflicted_ tarafından gönderilen her şey

  1. Acımı duyurabilmek için Uykusuz Aç Susuz Öylece Durabilirim. Acımı duyurabilmek için Sevgisiz Anısız Kaskatı olabilirim Ve durup dört yol ağzında Durdurup gelip geçenleri Kendi halinde Yaşayıp gidenleri Tutup yakalarından Haykırabilirim Nefesim Bitene dek Bütün gücümle Haykırabilirim Bütün dünyaya. Kardeşim Hapiste Kardeşim Aylardır hapiste. Kardeşim Dövüldü orada. İyi ve güzel şeyler dışında Hiçbir şey taşımayan Ve sadece bir insan varlığına değil Yaşayan Yaşayamayan Bütün varlıklara Bir ota Bir taşa Sevgiyle İlgiyle Dolu beyni Orada Sarsıldı elektrikle İnce bedeni Tekmelendi Acımı duyurabilmek için Çıldırabilirim Acımı duyurabilmek için Zehirle doldurabilirim Yazdığım her şiiri Nefretle Gözyaşıyla Korkunç bir sevgiyle Kardeşim Aylardır hapiste En güzeli Tanıdığım insanların En katıksızı En pırlantası. Ona sevgilisini Kucaklamak yasak. - Bir zamanlar el ele tutuşup Harikulade güzel Şeyler konuştukları O kızı ? Ona özgürce Dolaşmak yasak. - Bir tay kadar Hareketliyken kalbi- O artık Kitap okuyamayacak. -Sindirdiği gözle görülürdü Alnında terler birikerek Hummalı Bir tutkuyla Devirdiği kitapları- Biz özgürlüğün Güzel günlerin Savaşçıları Aydınlığın İyiliğin Bize eziyet Ediyorlar bugün Ama halkımız Aynı acıların Bin katını Yaşamıyor mu sanki Biz özgürlüğün Güzel günlerin Savaşçıları Bize eziyet ediyorlar bugün Ama bu Şiirimize Biraz daha çelik Katılacak demektir Biraz daha karar Ve zafer umudu Kardeşim Aylardır hapiste Ve yıllarca sürebilir bu Çünkü o halkının omuz başına Koydu omuzunu
  2. Bir akşamüstüne doğrunun melankolisini sonsuzlaştırmak istiyorum yaşadığıma tanık olun Bu bireysel çırpınışları asmak istiyorum, tanık olun Ama bir aralıkta yaşıyoruz sanki, yeryüzü ayaklarımızın altından kayıyor ve kimse bunun farkında değil Heryerde benciller ve ukalalar kendi ölçülerine zorluyorlar hayatı Ve hiç kimse denizin nasıl büyük ve derin birşey olduğunun farkında değil Ve hiç kimse bir karpuz kabuğundaki çıldırtıcı, taze ve derin yeşilliğin farkında değil Ve hiç kimse çocukların neden mahzun olduğunun farkında değil Ve onları nasıl bir dünyaya hazırladığımızın Hafifçe başım ağrıyor, bir çocuk ağlayışı, geçen bir tren, vakitsiz bir horoz Birazdan televizyon sesi yükselir, hayatımızı karartmak ve zapt u rapt altına almak için Hiçbir şairi kıskanmıyorum ve hiçbir şaire özenmiyorum, istiyorum ki kendi çırpınışları, kendi savruk davranışları içinde bir disiplin yaratsın şiirim İşte durup dururken uzak semtlerinde Ankara'nın geniş ve soğuk bir gecekondu akşamının izlenimi geliyor aklıma Ve tereddütsüz geçiyorum şiirime bunu Mutlu olmayı bir kez yitirdim sonsuzca belki de Üzüntüyle ayrılıyorum bu şiirden
  3. İnsanlar da ülkelere benziyor Sınırları var, yüzölçümleri Yasaları var Bayrakları, ilkeleri Kimi dağlık bir arazidir. Kimi kıraç Kimi bereketli Kimi dardır Kimi engin gözalabildiğince Kiminin sınırlarından sıkı pasaport denetimiyle girilebilir. Elini kolunu sallayarak girersin kiminden içeri Sonuçta ne küçümse insanları kızım Ne de önemse gereğinden çok Ama anlamaya çalış Nedir ve ne kadar genişleyebilir yüzölçümleri
  4. Kadın ve adam oturuyorlardı Uzakta beyaz dağlar vardı Gara girmek üzereyken Barselona-Madrid treni Kadın üzgündü, üzgündü, üzgündü Adam düşündü, düşündü, düşündü Aşkımız bitmesin isterim dedi Biralar içildi ve başka içkiler Kadın ve adam kederliydiler Ne birleşiyor, ne ayrılıyor elleri Neden, neden sönüp gider bir aşk Acının silinmez tortusunu bırakarak Onulmazca inciterek yürekleri Kadın daha gerçek bir acıyla yaralıydı belki de Tasalı bir sevecenlikle baktı erkeğine Gözyaşları içinde gülümsedi Kadın ve adam oturuyorlardı Aralarında bir masa vardı Ve hüznün aşılmaz engelleri
  5. Gözlerimiz birbirine göre Ellerimiz, dudaklarımız Ve aşk bize göredir Gece tam aşka göre Rüzgar geceye göre Ve yağmur rüzgara göredir Öpüşmelerimiz yağmura göre Odamız öpüşlerimize göre Ve dünya odamıza göredir Ve biz dünyaya göreyiz
  6. Gövdemden sızan sular gibi Akıp gitti bir yaz daha Sevişmelerle gündüz vakti Ve beyaz öğle uykularıyla Bir yazdı artık geçmiş olan Oysa hala tenimde tuz tadı Aynı ağlardan çıkardığımız Bir akşam güneşiyle balıkları Bir yazdı uzak Gürcistan'da Kıyısında kartal dağların Mavi gözlü bir göl bırakan Düşlerine çocukların Bir yazdı yaşanan her saniyesi Ve şimdi kumsaldan eserken rüzgar Üşür bir deniz kabuğu belki Ve küçük bir kızı anımsar
  7. Gece vakti kimdir kapıyı çalıp gelen Yitirdiğim bir mutluluk mu Habercisi mi gelecekteki bir mutluluğun Gece vakti kimdir kapıyı çalıp gelen İçimde bağıran acılar mı Serseri, başıboş bir rüzgar mı Gece vakti kimdir kapıyı çalıp gelen Ansızın çıkıp gelen bahar mı Gece vakti kimdir kapıyı çalıp gelen Yüreğim mi,damarlarimda hışırdayan kan mı Bağırarak bu kansız evlerin suratına Bağırarak bu kansız sokakların suratına Bağırarak bu kansız insanların suratına Bağırarak yüreğimdeki kanı Gece vakti kimdir kapıyı çalıp gelen
  8. Kapılarını yıllardır çalmadığım Eski dost evleri gibi Eski şiirlerim Kitaplarda Bekler beni... Girip dinlendiğim olur İçlerinde Bir kahve içimi Çıkıp giderim sonra Buruk bir hüzün Bırakıp geride...
  9. Canımın yongası, sevdiğim, Bir kaç gün çaldık ilkbahardan Geçtik yıllardır özlediğim Erguvan ışıklı kıyılardan Aşkı sessizlik tanımlar Gençken tersini düşünürdüm Akşamla dönerken geriye dalgalar Yalnızlığı çırılçıplak gördüm Durduktu önünde Ege Denizi'nin Gözleri mayıs bulanığı, Kuytuluğunda eski evlerin Dolaştıktı Ayvalığı Eski nisan, her şey gibi, Kalbim de, rüzgar da eski, Çırpınıp duruyor havada Yitik anıların kelebeği
  10. "Uçak şimdi Düşüyor" Dedi yanımdaki. Düşmenin bilmesem İnmek olduğunu Azerice'de Herhalde o saat Yüreğime inerdi.
  11. Çocuk gibi tiril tirilliğinle kucaklardım seni.. Yazlar ve unutuşlar geçerdi. Günlerin güneşini içerdim. Sessizce aşkın teri dolardı kasıklarıma... Fıçılarda damıtılmış şarap renginde şafak... Ayaklarının bastığı kumlara basardı ayaklarım... İnce güzelliğin senin seni kuşatan gökyüzü kadar sadeydi... İnsan güzelliğin senin.. Katıksız merakın.. Katıksız şehvetin ve sevincin.. Dünyaya bir güzelliğin../.. narinliğini anlatmak için gelmiş gibiyim.. Denizin çarptığı kumsal ve bunaltıcı yaz gecesi.. Dünyaya bir yaz gecesinin bunaltısını anlatmaya gelmiş gibiyim. Ey bırakıp gitmek... Yıldızlar ve taptaze bir şey... Bir aşkın pırıl pırıl edişi seni... Boynunun ve omuzlarının narinliği.. Dudaklarının üstündeki ter damlası... Kayar gibi uzanışı kollarımda vücudunun.. Beyaz bir ırmak gibi... Yaşanmış ve yaşanacak bütün aşkların baygınlığını yaşamak seninle... Vücudun üstüne yazdığım bu şiir senin bir zamanki güzelliğinin tanıtı gibi kalmalıdır.. Sevgilim, gövden sinerdi gövdeme.. Çocuk ve günahkâr başın dinlenirdi omzumda... Her şey bitiyor ve yorulduğumu düşünüyorum Akşama yemek hazırlıyor bir kadın.. Kocası, gömleğinin kollarını kıvırmış camdan bakıyor... Terzi kızlar atelyeden çıktılar. Akşam hazırlığı. hüzün. Bir odada beni beklediğini düşünüyorum.. Seninle dolu bir oda.. Seslerimiz tanıdığında birbirini ve gülüşlerimiz.. Ve hüzünlerimizin anlaşıldığında kardeş olduğu.. Boynunu yeniden sevgiyle öperim parmaklarının ucunu... Gençliklerimizin birbirine karıştığı düşüncesiyle çoğalarak...
  12. Çerkez Ali'yle bir akşam Göl kıyısı lokantada Gürcü şarapları içtik Mezemiz "çahohbili" ydi Babası Kırımlı Tatar Annesi istanbullu Türk Kökü derinlerde çınar Şair dostum çerkez ali Gerçeği düşe çeviren Duygu nereden geliyor Şu karşıki dağlardan mı Akşam sisinde eriyen Bakışları bir ışık su Çerkez Ali anlatıyor Darağaçları kurulu Sultan Hamit ağır hasta Canı kayısı istemiş Kar yağıyor İstanbul 'a Beşiktaş'ta çerkez Ahmet -Yörenin ünlü bakkalı- Gidiyor yurdu kırım'a Bulup geliyor kayısı'yı Veriyor Çerkez Ahmet'e Bacısı Melek Filsan'ı Yaverlerden ihsan paşa O sırada İstanbul'a Kim gelirse kafkasya'dan Çerkez diye anılıyor Çerkez Ali'ye Çerkez'lik Babası Çerkez Ahmet'ten Böylece miras kalıyor Düşü gerçeğe çeviren Duygu nereden geliyor Yanımızdaki gölden mi Mavi bir tüle bürünen Dişleri bir ap ak umut Çerkez Ali anlatıyor Beşiktaşlı Çerkez Ahmet -kaytan bıyıklı delikanlı- Onbeş yaşında Filsan'I Alıp gidiyor Kırım'a Osmanlıda meşrutiyet Rusyada bolşevik devrimi Ölüyor genç yaşta Ahmet Kalıyor Ali'si yetim Düşleri Çerkez Ali'nin Her gece dolu bunlarla Aklı fikri İstanbul'da Siliniyor çizgileri Göç günü ölen annenin Buğulanıyor gözleri Yağmur yağıyor kırım'a Kırk yıldır Özbekistan'da Yaşar Çerkez Ali sürgün Dönecek mi yurtlarına Kırımlı Tatarlar birgün Beşiktaş'I İstanbul'u Vatanını annesinin Görmek kısmet olacak mı "Anneciğim İstanbul'a gidebileceğiz miyiz?" diyor annesine kızım karşı dağa bakıyorum Bir ağırlık yüreğimde Sırılsıklam ter içinde Uykumdan uyanıyorum
  13. Yaşamak bu yangın yerinde Her gün yeniden ölerek Zalimin elinde tutsak Cahile kurban olarak Yalanla kirli havada Güçlükle soluk alarak Savunmak gerçeği, çoğu kez Yalnızlığını bilerek Korkağı, döneği, suskunu Görüp de öfkeyle dolarak Toplanıyor ölü arkadaşlar Her biri bir yerden gelerek Kiminin boynunda ilmeği Kimi kanını silerek Kucaklıyor beni Metin Altıok "Aldırma" diyor gülerek "Yaşamak görevdir bu yangın yerinde Yaşamak, insan kalarak"
  14. Bir sabah tanıdık bir şehre girerken Sıcak ve dost şeyler düşünür insan Tanıdık bir yatak bekler sizi Bir çocuk yüzü gülümser anılardan Dost şehirler, sevgili, anne şehirler Nice anılar, nice mutluluklar yaşadım her birinizde Delikanlı bir sevinçle sokaklarınızdan geçtiğim oldu Kederli günlerim oldu aklımı yitiresiye Sonsuz kareli bir film gibi Yaşamım geçiyor belleğimden Tekrar etmek duygusu Her şeyi yeniden, yeniden... Bir sabah tanıdık bir şehre girerken Hüzünlü, tuhaf şeyler düşünür insan Sadece o şehrin değil Kendisinin de değiştiği duygusundan...
  15. Bir kadının bana gelecek olması, bir rüzgarı geçerek Bir şarkıyı geçerek, saçlarının uçuşunda Bir kadının bana gelecek olması, bir ömür geçecek Aşkın buruk tadında, buluşması iki yalnızlığın Bir akşamı geçecek Belki de dağılan sesleri hüznün ve akşamın belki de Bir kadını geçecek Bir kadını bekliyorum Eteklerini ve saçlarını uçurarak gelecek?
  16. Bu gün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telaş Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz kafalılar! Ey sadrazam! Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda, sandviç yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl bitebilir bir bombayla, nasıl kazanabilir o kirli adamlar Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü, temiz bir gömlek giyiyorum Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu han-i yağma Ama yorgunum şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli bir pardesü Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir kitapları Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum istasyona Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su Ne yapsam...ne yapsam her yerde bir hüzün tortusu Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma Ben de çocuktum, sevgililerim olacaktı elbette Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl ölebilir, nasıl unutulur insan Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl tarlalar Ne yapsam...ne yapsam...Dekart okuyorum sonradan... Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş Çankaya' ya Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara Bir çocuk bakıyor pencereden hülyalı kocaman gözlü nefis bir çocuk Lermontov' un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi bakıyor sonra Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum, kuş sesleri geliyor kulağıma Ben mütevazi bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor beni Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına yüzünün oynamasına Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama İlençliyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal almaya İlençliyorum o laf kalabaklıklarını, kurumuş yürekleri, bireyin kurtuluşunu filan İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan Uzun kış gecelerinden sonra kim bilir nasıl olur her şey Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün izliyor arkadan Yüreğim ipe sapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek kısaca Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum sağda solda Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak kanatlarından merakla Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların olduğu alanlara Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının, sonbaharı anlatan şiiri Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden sokaklara fırlamaya Kendimi atmak için bir uçurumdan balıklama Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm filmlerden mi ne Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o yollar geliyor aklıma Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun gibi tombul ve sıcak elleri Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir film sinemada, şehirde yeni bir kız, kahvede yeni bir garson O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda... Şimdi ne var hüzünlenecek burda, nedir bu çatlatan yüreğimi bu telaş. Sanki ölecek gibiyim, sanki birazdan polisler gelecek ya da Gelip alacaklar kitaplarımı, bu şiiri, sevgilimin fotoğrafını duvarda Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder misiniz karakola Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları Bir kız sessizce ölüyor, sessizce Vietnam' da Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislam! Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bunu söyleyeceğiz bin defa! Sonra bin defa daha, Sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla Yürüyeceğiz çoğala çoğala...
  17. Usanıp sevişmekten bir ermeni general Atıvermiş kendini senmişel kulesinden Bir çocuk ki öperken uzanır annesinden O çocuğu boynundan asıvermeli derhal Çünkü sığmıyor çocuk koskocaman adama Çünkü tuhaftır biraz, çocuk olmak eskiden Sahi, civcivler vardı-bazen anlatır annem Ne güzel bükermişim boyunlarını ama Ve ben o dar büyücü -upuzun kara şapkam Yeniden doğururken alışkın bir tavşanı Kendime iğretiyim-yani bir kasabalı Yani her direnişi çağda kızla sonlanan En yeni senaryoda en eski esas oğlan Bir ermeni general -yakası madalyalı
  18. Beyaz, ipek gibi yağdı kar Bir kız kardan hafif adımlarıyla yürüyüp geçti hayal içinde Arkadaşlarımı düşündüm, sevgili şeyleri Sanki her şey bizimle var ve bizimle olacak Şarkılar çaldı odalarda Bütün insanları sevmek gerektiğini düşündüm Düşmanlarımız dışında Düşmanlarımız çünkü Sevgiyi yok ettikleri için Düşmanımız oldular- Beyaz ipek gibi yağdı kar Bir kız kardan hafif yüreğiyle Geçip gitti güvercinleri anımsatarak. Uzaktaki şehir Uykuya dalmıştır şimdi. Düşündüm bir bir Kardeşlerimin ne yaptıklarını Nihat Uyumuyor olmalı. -Nefis bir şarkı Söylüyor yandaki odadaki kız Bir Rus Halk şarkısı. Ve şimdi koroyla Başladılar- Nihat düşünüyordur Karanlıkta. -Sanırım Bir saatten sonra Hapishanede Dışardan söndürüyorlar ışıkları- Beyaz ipek gibi yağdı kar Bir kız kelebek adımlarıyla Geçip gitti karın üzerinden. İnsanlar kendi şarkılarını Kendi hayallerini taşıyorlar. Çağdaş şarkılar Gerekli onlara Hem Hayatlarının Derinliklerinden söz eden Gerçekleştirilmiş Gerçekleştirilmemiş duygularından, Hem Kavgayı ateşleyen Somut Anlaşılır Akıllı şarkılar. Beyaz, ipek gibi yağdı kar Acılarla dolu bu dünyaya. İnsafsızlık Vahşet Hala güçlü Ve hala iktidarda. İnsanlar Ölüyorlar. Gepgenç Sımsıcak Ölüyorlar Sanki Ölmüyorlarmış gibi. Bir yandan sürüp gidiyor- Hayat; Bir yanda tel örgüler Parmaklıklar. Beyaz, ipek gibi yağdı kar Yağdı kirpiklerine bir kızın Yağdı mavi bir nehre Saçlarıma yağdı Otobüslere Ağaçlara Evlere. İçimden okşadım onu. Kelebek adımlarını Yanımdan geçen kızın. Herhangi bir kız Hayalleri olan. İstedim ki Daha güzel Olsun şu dünya. İstedim ki Beyaz İpek gibi yağan karın altında Bitsin artık Bu sürüp giden alçaklıklar. Bir bebek Ölüm tehdidi altında yaşamasın Beşiğinde. Ve paramparça olmasın Sımsıcak Capcanlı Yaşayıp giderken insanlar. Bırakın, beyaz İpek gibi yağan karın altında Hayallerimiz olsun. Yaşayalım Özgür Güzel Düşünceli. Anlatalım Düşündüklerimizi birbirimize. Sevinç egemen olsun her yerde İnsanca Bir kaygı. Beyaz, ipek gibi yağdı kar. Yağsın. Dünya daha güzel olacak İnanıyorum buna. Bir insan kalbinin güzelliğine Çocukluğuna Sonsuz cesaretine, olanaklılığına İnandığım kadar.
  19. "İnsan insanın Kurdudur" diyor Bir düşünür Ve ekliyor: "Bellum omnium cantra omnes" Yani Yatkındır savaşa Birbiriyle herkes... Şu sonuç çıkar Bu saptamadan: Doğası gereği Savaşçıdır insan... Doğruluk payı Var mı bu görüşte? Yanlışlık var mı? Varsa nerde?... İnsan insanın Kurduydu belki Gerçek kurttan Yokken farkı... Onu kurttan Ayıran özellik Akıl olmalı Ve üretkenlik Ürününü Emeğinin Alırsan, sevinçle Dolar yüreğin Ve hele ortak bir Yaratıysa bu Daha da büyür Mutluluğu Oturursun Aynı sofraya Emektaş olmanın Mutluluğuyla Şimdi sormak Gerekir yeniden İnsan insanın kurdu mu gerçekten? İnsan insanın Kurduydu belki Gerçekten kurttan Yokken farkı Ama gelişen Bir şey var onda Sevgiye, iyiye Doğruluğa Yaratırken Emeğiyle Yaratır çünkü Kendini de... Soruyu yeniden Ve şöyle sormalı: Sevgiye, iyiye Barışa kim karşı? Emeğinin Hakkını alan Ne çıkar umar Savaştan? Dünyayı ortakça Kardeşçe üreten Ne yarar umar Kötülükten? Şimdi değiştirip Bu kavramları Yeniden ve şöyle Söylemek olası: Emekçi insan var, barıştan yana Dünyayı kardeşçe yaratan, üreten.. Ve kurtlar - savaşta çıkarları... Vurarak, kırarak, ezerek sömüren...
  20. İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok Başlarını tutuşları aynı Bakarken gözlerinde aynı merak Ağlarken aynı seslerin tonu Bebekler çiçeği insanlığımızın Güllerin en hası, en goncası Sarışın bir ışık parçası kimi Kimi kapkara üzüm tanesi Babalar çıkarmayın onları akıldan Analar koruyun bebeklerinizi Susturun susturun söyletmeyin Savaştan yıkımdan söz ederse biri Bırakalım sevdayla büyüsünler Serpilip gelişsinler fidan gibi Senin benim hiç kimsenin değil Bütün bir yeryüzünündür onlar Bütün insanlığın gözbebeği lk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok Bebekler, çiçeği insanlığımızın Ve geleceğimizin biricik umudu...
  21. Bu sabah mutluluğa aç pencereni Bir güzel arın dünkü kederinden Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden Çocuğum uzat ellerini Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı Duy böyle koşturan sevinci Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor Toprak ananın kalbi Şöyle yanıbaşıma çimenlere uzan Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın Baharın gençliğin ve aşkın Türküsünü söyliyelim bir ağızdan
  22. Aşkı doğuran şey nedir; O yakınlığı, iki can arasında? Ve kopuş ne zaman başlar? Ne zaman biter bir sevda? Bir kurt gibi içten içe Gelişip büyür çürüme Bir an gelir ki aynı mekandasınızdır Ayrı duygusal zamanlarda...
  23. Akşamüstü bir kahvede Bira içtim birkaç bardak Gazeteden yoruldukça Gelip geçene bakarak Kahvenin müşterileri İçerdeydi daha fazla Camlı terasta idim ben Çıkıntı yapan sokağa Sevimsiz bir kocakarı Torununu azarladı Bir köpek geldi içerden Camdan dışarıya baktı Salınarak geçip gitti Genç bir anne çocuğuyla Kasketli iki müşteri Bir şey konuştu patronla Biraz sonra geldi köpek Baktı yine aynı yere Tıraş edilmiş yüzünde Kederle ve ciddiyetle Kocakarı torununu Azarladı bir kez daha Karıştı iki kasketli Akşamın ıssızlığına Köpek yine gelip baktı Camdan ve hep aynı yere Yüzünde aynı ciddiyet Ve gözlerinde kederle Kocakarı içkisini Bitirmiş olmalıydı ki Çıkıp gitti torunuyla Biri bir kahve söyledi Az önceki anne çocuk Döndüler elde ekmekle Köpek yine gelip baktı Camdan ve hep aynı yere Bakıyor birkaç saniye İçeriye dönüyor ve Geliyordu çok geçmeden Bakmak için aynı yere Koyulaşırken gitgide Usul ve yumuşak akşam Eğildim ben de yavaşça Baktım köpeğin ardından Uzuyordu bomboş sokak Gelip giden azalmıştı Parketmiş birkaç araba Ve akşamın ıssızlığı Eğilip bir daha baktım Belirgin hiçbir şey yoktu Köpek ise arada bir Gelip bakıp dönüyordu Ben de bu notları aldım Bir şiir yazarım diye Yaşamın anlamsızlığı Ve ciddiyeti üstüne
  24. Canımda damıttım seni ey zulüm, Sancısını inceden kum gibi taşıdığım... Kasığımda amerikan kemendi bağıra bağıra geceler boyu kaskatı kesilip kan işediğim... Uzmandı cellatlar ve hin oğlu hin akım kabloları kıskaçlarıyla bilenmiş azıları buyruğunda gangister emperyalizmin... Gene de yıkamadılar sökemediler ve bozguna uğradılar He canım karşısında Çırılçıplak yüreğin...
  25. Engereğin dişlerine işledim, Ağu dişlerine Oluklu, çentik... Ve vurgun, Gözleri bir çift cehennem Burnuna kan tütmüş Pars bıyığına... Dağın pulat yüreğine işledim, Şimşeğin masmavi usturasına Sevdanı usul-usul Sevdanı mısra-mısra Lo ben seni hapislerde sevmişim, Ben seni sürgünlerde. Yurdum benim şahdamarım... Yücende buzul Ve kar, Maviş dağ tavşanları Gün vuranda alaran Zemheri yılanları Ve yahut bir hışımla Öyle çakılan Sonsuzluğun yakışığı kartallar. ........... Başım gözüm üstünesin Suskum, avazım üstüne... Adından başka silah Yazgından başka günah Daha yazmamış Hiçbir gizli dosyada Hiçbir açık kitapta. Peşinde azgınları Kanlı paranın Yani doların itleri, Altın, sterlin kurtları Ve petrol Nemrutları Ve kurşun Yezitleri... ........... Kaçgunda, kaçakta Can havlindesin... Ve çocuk ölüleri Parçalanmışlar Daha süt kokuyorlar Ve anne ölüleri İncecikten, gencecikten Açık hepsinin gözleri. Halkım benim Askıda çığ...