Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

afflicted_

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

afflicted_ tarafından gönderilen her şey

  1. yıllar var ki serçeleri unutmuşum üzerimden gökyüzünü almışlar gibi asfaltların karanlığında boğulmuşum ufacık oysa hep böyle uçuşurlarmış karlı ağaçların arasında alfabemdeki iyimserlikleri bir türlü anlaşılmamış yıllar var ki serçeleri unutmuşum kuruş kuruş beni vurmuş öldürmüşler boşa çıkmış başkaldırmam sarhoşluğum onlarsa benim için ışık biriktirirlermiş şafak kapılarında gülüşürlermiş çocuk zenginlikleri hiç bitmemiş
  2. Türkiye Türkiye dağlarını duman almış üzümler memleketi, tütünler memleketi Türkiye Türkiye çok gülmüş çok ağlamış sabırlı bağrı yanık insanlar memleketi bulut gibi köpürmüş topraktan bereketi pehlivan dağlarında şafaklar büyümüş ve o nehirler delirip gür gür gelirler bir şarkı gibi dağdan denize yürümüş sen Türkiye'sin sağdıcım kirvem Türkiye insanların insanların ah senin insanların morca gözlerinden öpsem namuslu gözlerinden asiye'm işveli hatice fistanı dal işlemeli sen kırk köyün içinde şanlı zeyneb'im şabanı vurdular yirmi yaşında, köprü başında gel yılmaz mahmud'um gel bilaloğlan arabamın atları, deh deh deh aman da ha burası karadeniz gemiler yatar limanda deryalar aslanı şems-i bahrî kamil reis bu insanlar senden gelir sana gider tarlaya savrulmuş buğday gibi türkiye sen Türkiye'sin ekmeğim tuzum Türkiye omzumda mavzer koynumda çevresin ve kıl heybemde taze lor peyniri gök rengi süt karanfil rengi şarap batan güneş gibi bakır taşkömürü ve rüzgara vermiş saçlarım nefti ormanlar ve köylere karşı sarışın harmanlar ferik elması kavun karpuz dut ve kayısı fındık da sende ceviz de sende badem de sende alnımın teri gözlerimin nuru Türkiye sen Türkiye'sin evim barkım köyüm obam Türkiye o senin çifte çarşılı harp görmüş şehirlerin sahilde mersin yayla türküsü konya. adana'nın yolları taştan yola çıkıp maraş'tan ezanla birlikte vardık bir akşam urfa'ya bursa'nın ya bursa'nın ufak tefek taşları uçan yıldızı dondurur ardahan'ın kışları erzincan'da bir kuş var kanadı gümüş pul pul ve göğe kılıç gibi çekmiş minarelerini şehirler padişahı canım istanbul Türkiye Türkiye ay'lı yıldız'lı Türkiye sen mehmed'sin omuzların anadolu yaylası aladağlar toros'lar dev gibi gövden sen şehid oğlu şehid babası sana selam olsun dünya'dan hürriyet'ten
  3. / salı gecesi / kara bir balta buldu akşam vuracak noktayı hücreler doldu bir ıslık en yakın maçka tramvayı kim bırakmış yalnızlığıma bu hüzzâm şarkıyı kimin bu karanlık kimler sürgülemişler kapıyı insan olan bağlar her koptuğu yerden yaşamayı daktilolar camları bulutlu sorgu odalarında didiklemez mi özgürlüğünü sansaryan hanı'nda küflenir suyun bir bakır çalığı bırıkır ağzında kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlarsın da bir kere aklından geçmez bitirmeden ölmek şarkıyı gönlünde büyüttüğün o müthiş ünlem içindir ki seni kapattıkları öyle rezil o kadar çirkindir ki çıplak bir lamba mısın dört duvar içindeki ne lambası/söndürülen bütün ilk gençliğindir ki gözlerin zehirlense de suç sayarsın ağlamayı görülmez dev böceklerdir sanki büyülü duyargalar uçaksavar ışıldakları gökyüzünde bir yanlış arar tophane rıhtımı'nda acı acı gemiler kalkar hücreleri akşam olur haydut öfkeleri kaplar ezerim sanırsın vurursan tek bir yumrukta dünyayı duruşma arası ( o varsa kırılır buzlu camları kışın anlamı yoğunlaşır anlamsız bir yaşayışın gerçi farkındayız adı belirsiz bir yanlışın acaba ben çok mu esmerim o çok mu sarışın yansımaz oldu aydınlığı yüzüme haftalardır yazdıklarında bile gizli bir uzaklık vardır eylem bir dağıldı mı bütün boğazlar daralır ben başka bir erkek olurum o başka bir kadın)
  4. babam sair bedri ilhan'a ... olmuyor neyleyim olmuyor velinimetim efendim olmuyor yirminci asırda tarz-ı kadim üzre gazeller söylemek beşiktaş'a yakın hanesi yerle yeksan oldu nedim'in baki o enis-i dilden bir yahya kemal kaldı hal-i hazırda ayıptır efendim iç bade güzel sev demek var ise akl-u şuurun ayıptır bu zamanda yardeyip yar işitmek kıvılcımlar kaymalı insanlarım dedikçe şair kaleminden zaten ömrümüz rüzgarlı sular gibi dalgalı kimseler başlamaz medar-ı maişet derdinden kim okur kim dinler siham-ı kazayı? yalnız alıp verilir bir selam kalmıştır nabi efendi'den sen benim velinimetim efendim ben senin hayr-ul-halef sen vakt-i zamanında uyan derdin uyan ey mest-i habinaz uyan artık uyan bense uyandım hab-i gafletten uyan derim uyan ey esirler dünyası!
  5. seni kim çizebilir şubat yolcusu yalnız akşam olsun dağınık olsun ceplerinde bozuk bir bulut uğultusu geceleyin dörtte bir ölüm korkusu dörtte dört sabaha karşı yağmursun seni kim çizebilir şubat yolcusu bütün çizgileri bozuyorsun
  6. yolumdan çekil yavrum bağlasalar duramam demir âsâ demir çarık dedim neyleyim! yolculuk dedim ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir rüzgâr kendini yerden yere vuruyor kırık dökük yıldızlar belirli uzaktan telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor anamdan yolcu doğmuşum yedi dağın yolları kalbimden geçer salkım salkım mısralar gelir içimden dudaklarımda yağmur damlaları alır beni yollar beni alır gider anamdam yolcu doğmuşum nehirlerle birlikte denizlere kavuştum akşam dedim şu koca dünya dedim ağlasam dedim yola bir düşüldü mü ömür boyunca gidilir ekmeğin ve şarabın peşinden turnaların peşinden büyük şehirler büyük aşklar çığlık çığlığa terkedilir ben çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırab çektim damarlarımda dünyanın bütün rüzgârları harblere açlıklara yalnızlığıma rağmen anamdam yolcu doğmuşum neyleyim gurbet dedim vatan dedim hürriyet dedim.
  7. şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının başlar ay doğarken saltanatı sultani yegâhın nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının başlar ay doğarken saltanatı sultani yegâhın yansıyan yaşlı gülüşmelerdir karasevdalı suda bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da başlar ay doğarken saltanatı sultani yegâhın bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak başlar ay doğarken saltanatı sultani yegâhın
  8. elinin arkasında güneş duruyordu aylardan kasımdı üşüyorduk ağacın biri bulvarda ölüyordu şehrin camları kaygısız gülüyordu her köşe başında öpüşüyorduk sisler bulvarı'na akşam çökmüştü omuzlarımıza çoktan çökmüştü kesik birer kol gibi yalnızdık dağlarda ateşler yanmıyordu deniz fenerleri sönmüştü birbirimizin gözlerini arıyorduk sisler bulvarı'nda seni kaybettim sokak lambaları öksürüyordu yukarda bulutlar yürüyordu terkedilmiş bir çocuk gibiydim dokunsanız ağlayacaktım yenikapı'da bir tren vardı sisler bulvarı'nda öleceğim sol kasığımdan vuracaklar bulvar durağında düşeceğim gözlüklerim kırılacaklar sen rüyasını göreceksin çığlık çığlığa uyanacaksın sabah kapını çalacaklar elinden tutup getirecekler beni görünce taş kesileceksin ağlamayacaksın! ağlamayacaksın! sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı ıslak kaldırımlar parlıyordu durup dururken gözlerim dalıyordu bir bardak şarapta kayboluyordum gece bekçilerine saati soruyordum evime gitmekten korkuyordum sisler boğazıma sarılmışlardı bir gemi beni afrika'ya götürecek ismi bilmiyorum ne olacak kazablanka'da bir gün kalacağım sisler bulvarı'nı hatırlayacağım kırmızı melek şarkısından bir satır lodos'tan bir satır yağmur'dan iki senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım seni hatırlatanın çenesini kıracağım limanda vapurlar uğuldayacak sisler bulvarı bir gece haykırmıştı ağaçları yatıyordu yoksuldu bütün yaprakları sararmıştı bütün bir sonbahar ağlamıştı ağlayan sanki istanbul'du öl desen belki ölecektim içimde biber gibi bir kahır bütün şiirlerimi yakacaktım yalnızlik bana dokunuyordu eğer sisler bulvarı olmasa eğer bu şehirde bu bulvar olmasa sabah ezanında yağmur yağmasa şüphesiz bir delilik yapardım hiç kimse beni anlıyamazdı on beş sene hüküm giyerdim dördüncü yılında kaçardım belki kaçarken vururlardı sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm yağmurun altında yalnızım ağzım elim yüzüm ıslanıyor tren düdükleri iç içe giriyorlar aklımı fikrimi çeliyorlar aksaray'da ışıklar yanıyor sisler bulvarı ayaklanıyor artık kalbimi susturamıyorum
  9. Kaç içki daha ne ağır bir iş Alkol ırgatlığı bardakta ruj izi Gözlerinin mavisi akında erimiş Tütün sarısına dönüyor benzi Şehvetin dürtüsü Seviş Seviş Seviş İçindeki çöl çok daha geniş Nasıl bir susamak içebilse denizi Ağzını bulamıyor nerede kaybetmiş Oysa yutabilir erkekliğinizi Şehvetin dürtüsü Seviş Seviş Seviş
  10. Seni birden hatırlarım akşamlar içinde fevkalade tatlı bir sesin söylediği şöyle kolay dokunaklı aydınlık ve temiz gittikçe yakınlaşan bir melodi gibi kalbim artık ürperen bir mandoline benzer ne güzel şeydir seni hatırlamak saçların örülmüş örülmüş olsun ve beyaz ellerin geceye karşı çıplak porselen tabakta yıkanmış kayısılar yere düşmüş bir kitap bir şiir kitabı içinde hürriyetten bahseden mısralar insan bir düşünse ne çok şey bulabilir hatırlamak gülmek ve ağlamak için arzularımız nereye sürüklüyor bizi neredeydik hangi rüzgara karıştık ve şimdi ne tür manzaralar çekiyor karanlık içinde açılmış gözlerimizi saçların mutlaka örülmüş olmalı mektepli bir kıza benzemelisin aklında kimbilir kimden bir mısra gözlerin nur gibi parlasın saadetten
  11. Önümden çekilirsen İstanbul görünecek Nerede olduğumu bileceğim Sisler utanacak eğilecek Ağzının ucundan öpeceğim Saçına kalbimi takacağım Avcunda bir şiir büyüyecek Nerede olduğumu bileceğim Bu çıplak geceler yok mu Bu plak böyle ağlamıyor mu Camları kırmak işten değil Delirecek miyim neyim Kirpiklerimden mısra dökülüyor Kenya'da simsiyah yalnızım Yoksul bir şilepte gemiciyim Malezya'da yük bekliyorum Önümden çekilirsen İstanbul görünecek Nerede olduğumu bileceğim Gözlerini söndürme muhtacım Ben senin aydınlığına muhtacım Yepyeni bir ilkbahar harcayıp Bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp Rüzgar gülünü arayacağım Oran'da Pernanbouc'ta Tombuktu'da Vinçler yine akşamları indirecekler Yine karanlığa bulaşacağım Gözlerin rüzgarda savrulacak İkimiz iki sap buğday olsak Sen benim olsan, ben senin olsam Bir gece vakti aklına gelsem Uykunu tutsam bırakmasam Seni kucaklasam, kucaklasam Birbirimizin kalbini dinlesek Dünyanın kalbini dinlesek Büyük ateşler yaksalar İki güvercin uçursalar Nerede olduğumuzu bilsek
  12. melengecin dalında çifte sığırcık diley çifte sığırcık ciğerime ateş değdi öley diley öley gencecik zehir pamuk ırgatlığı gavur gündelikçilik rinna-rinnan-nay yüreğim bölündü lay damarlarım delindi kan gider kan gider melengecin dalında çifte saksağan diley çifte saksağan boynumda dönüp batır öley diley şol kahbe devran ağlarım bir yandan kan kusarım bir yandan rinna-rinnan-nay ellerim kırıldı lay gözüm seli duruldu kum gider kum gider melengecin dalında çifte güvercin diley çifte güvercin eğnimde göynek yok öley diley ayağım yalın ölürsem kahrımdan öldüğüm bilin rinna-rinnan-nay yollarım kapandı lay bulutlar parçalandı gün gider gün gider melengecin dalında çifte ispinoz diley çifte ispinoz azıktan yetimim öley diley katıktan öksüz dirliksiz düzensiz hanidir hürriyetsiz rinna-rinnan-nay künyemiz yazıldı lay kervanımız dizildi can gider can gider
  13. 4. Sunturlu Bir Karanlik dudaklari ateş aldi narçiçegi sonra tirnaklari dikenli alev yer gök yangin sicagi sarişin gümüş bir çil lira parlakligi şehveti kristal gibi tinliyor sunturlu bir karanlik edinmeli taşkömürü siyahliginda bir gece niye zenci bir herif olmasin biyiklari masmavi miknatislanmiş duman fişkiriyor erkekliginden o kadar acikmiştir ki aydinligi doyurmaya bir gece yetmeyecek birkaç zenciyi kolayca içerebilir gözeneklerinden sizmali karanlik bütün deliklerinden içine dolmali 'Ayip resimler' bölümünden... -5. epeyce yaşli hantalca biraz kapilardan sigmaz erkek güzeli kadin omuzlari geniştir bilekleri kalin gülmesi isirmayi andiriyor ensesi tiraşli kül rengi saçlarini 'erkek' kestirmiştir sik sik arkaya tariyor balkonda raki sofrasi her akşam eski hovardalar gibi 'ahkâmla içer 'felekten kâm aliyor' radyoda hüzzam fasli çamlica'da mehtap tamam arasira çok fena daliyor cigara paketinin arkasina hesap aybaşinda emlak vergisi hisar'daki arsaya ne verirler bekir'e yaş günü hediyesi bakkala hesap beşer biner kivircik gece mavisi kirpikler bunlar göz müdür göl yansimasi mi kadin güzeli erkek gizli aynalarda kaşlarini aliyor her defasinda incelterek bulutlarda kaçici bir işik midir şüpheli bir erkeklige karişmasi mi tehlikeli bir kadinligin zehirli bir sarmaşik midir yapraklari nemli salyasi yapişkan bir türlü tutamadigin erkek güzeli kadin kadin güzeli erkek dibinde fosforlu bir karanligin sabahlara kadar boguluyorlar nefes nefese sevişerek
  14. Gece bir anda yıldız Bahçe bir anda çiçek Uzaktan denizin kokusu Karanlıkta kımıldayan böcek İçimi bir anda Aydınlatır mimozalar Bir anda yaşamak yeniden güzel Yepyeni bir aşk Pusuda hazır
  15. ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın ellerini bir tutsam ölsem böyle uzak seslenmese ben bir şehre geldiğim vakit o başka bir şehre gitmese otelleri bomboş bulmasam içlenip buzlu bir kadeh gibi buğulanıp buğulanıp durmasam ne olur sabaha karşı rıhtımda çocuklar pia'yı görseler bana haber salsalar bilsem içimi büsbütün yıldız basar bir hançer gibi çıkıp giderdim ben bir şehre geldiğim vakit o başka bir şehre gitmese singapur yolunda demeseler bana bunu yapmasalar yorgunum üstelik parasızım pasaportsuzum ne olur sabaha karşı rıhtımda seslendiğini duysam pia'nın sırtında yoksul bir yağmurluk çocuk gözleri büyük büyük üşümüş ürpermiş soluk ellerini tutabilsem pia'nın ölsem eksiksiz ölürdüm
  16. istediğim yağmur hazır mı bakalım yerlerine konuldu mu soğuk katiller karanlığı ya gevşek dokudularsa öldürüleceğimden emin olmalıyım şimşekler gecikti herhalde unutulmuş acı yeşil keseceklerdi birden yolumu hani viraj ıslıklarıyla hain otomobiller sarı sarı göz kırpan trafik ışığı yeryüzünde çok fazla bir yalnızlığım başka yalnızlıklara hak tanımayan biliyorum kuralları bozduğumu yerimi uysal birine bırakmalıyım
  17. su dinlerim gök anlarım alevi tenime sığmaz teni canla bütünlerim büyür bedenime sığmaz demiri tavında dövmeli emekten ürünü sağlamalı yarını bugünden giymeli yarıyolda durmak olmaz değiştir ki değişesin karşıtınla çelişesin bileşim yollar uğrağı gelişim sınır tanımaz
  18. dağ başını efkâr almış gümüş dere durmaz ağlar gözyaşından kana kesmiş gözlerim ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar ağlar ağlar cihan ağlar mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür altmış üç ilimiz altmış üç yetim yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer her geçen seni bizden parça parça götürür mustafa'm mustafa kemal'im diz dövdüm gözlerim şavkı aktı sakarya'nın suyuna sakarya'nın suları nâmın söyleşir hemşehrim sakarya öksüz sakarya ankara'dan uçan kuşlar kemal'im der günler günü çağrışır kahrolur bulutlara karışır gök bulut yaşmak bulut uca dağlar dev boyunlu morca dağlar divan durmuş bekleşir mustafa'm mustafa kemal'im nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin sol yüzünde güneş südü sıcaklık ellerinden öperim mustafa kemal senin dalın yaprağın biz senin fidanların biz bunları yapmadık sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal elsiz ayaksız bir yeşil yılan yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal hani bir vakitler kubilay'ı kestiler çün buyurdun kesenleri astılar sen uyudun asılanlar dirildi mustafa'm mustafa kemal'im
  19. önemli gizli boyutlarıyla yeryüzündeki yaşantımız ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız o gün ki ölümün perdesine yapayalnız yansırız ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda çılgınlıkları oluşturur en çapraşık duygularda büyük çıkmaz akla gelip de sorulmayan sorularda bazı insan içten içe düşünür hesaplar da ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız üflediği sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çokçadır çocukluktan çıktığımızı sanmak aslında çocukçadır gerçi gençlik bir uçta yaşlılık bir uçtadır birleştikleri gerçek o müthiş sonuçtadır ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
  20. Tanrının sokaklarda yalnız dolaştığı zaman Adına kör karanlık diyorlar Güneş de üç-buçuk aylık piçini düşürecek bulvarlara Hıncımdam Makon'da bir Çinli?ye gözlerimle söveceğim Saygon'da bir otel odasında bulacağım seni Ellerini Portekiz'de unutmuş olacaksın Gümrüksüz gireceksin düşlerime çırılçıplak Beyrut?ta uçağı kaçıracağım Mikaha Sana dönmek mi bir daha Tövbeler olsun... Özlediğin bu muydu yoksa Tutkulu bir kelepçe vurdular yüreklerimize Adına aşk diyorsun Oysa balıklar Singapur'dan getirmemişlerdi Ağızlarında bu tutkuyu Roma'da kendini satan bir kadın görüp Kadınlığından utanmıştın Melekliğinden utanan şeytanlar gibiydin Sen de yüreğini ellere sattın Mikaha! Sana dönmek mi bir daha Tövbeler olsun... Bak yine inanasım yok işte Sensiz geçmezdi bu mevsimler Bulvarlara kar yağmazdı Gecenin kör karanlığında Tanrı bizim için ağlamazdı Sevmeyi sevilerek öğrenmiştik Tanrı'ya da biz öğretmiştik üstelik Belli ki sevmeleri de bırakamıyorum artık Tanrının da gözyaşları tükendi artık Mikaha! Sana dönmek mi bir daha Tövbeler olsun... Kolay diyorsun Gel bir de sen yaşa sensizliğimi Yalan söylüyor Kuveyt'li petrol kralı Beş gece içmez sana yüzük alırdım Gözlerini Pire'li tayfalara çaldırdın Belki Hong Kong'da bir şişe pirinç rakısına satarlar Belki de ucuzundan ölmeyi göze alırsın Ama sen; ölmüyorsan-ölemiyorsan-ölemeyeceksen Paris benim kentim değil ki Bu serseri izler senin izlerin Mikaha! Sana dönmek mi bir daha Tövbeler olsun... Bak bu mezarı benim için kazdılar Bu çiçekleri dişi eller getirdi Sözüm var Ölürsem erkekçe öleceğim Ama sensiz ölmeyi beceremem Mikaha! Sana dönmek mi bir daha Tövbeler olsun...
  21. yüksekkaldirim'da bir akşam maria missakian'i düşündüm eger kendimi biraksam yagmur olabilirdim yagardim kasim'da bir çinar olurdum yaprak yaprak dökülürdüm kalbimi siki tutmasam döküp saçip boşaltsam içimde yükselen şiiri kaldirimlara döküp harcasam gözleri balikçil gözleri dudaklarinda tutup rüzgari maria missakian adinda biri gelse gögsüne kapansam gece gölgesine sokulsam gökyüzünde bulutlar büyüseler yagmuru dinlesem anlatsam şimşekler kirilip dökülseler bizi sokaklarda biraksalar leylekler üşüyüp gitseler dönüp arkalarina bakmadan yine akşam oldu attilâ ilhan üstelik yalnizsin sonbaharin yabancisi belki paris'te maria missakian avuçlarinda bir çarmih acisi gizlice bir sefalet gecesi çocugunu bogarmiş gibi bogup paris'i sana kaçmayi tasarlar her akşam
  22. ay soluk soluğa yıldızlar akla ziyan bir irilikte uzaydan yanmış kibrit kokuları koklasam korkarım koklamasam gizli yılan ıslıklarıyla özsuyu zaptediyor henüz birer iskelet gibi çıplak asağıdan yukarıya ağaçları çiçekleri uyandı uyanacak koparsam korkarım koparmasam öyle yoğun bir elektrikle çıtırdar ki saçları kim değse tutaşacak dokunsam korkarım dokunmasam gözleri bir yangın başlangıcıdir dudakları kırmızı alarm uğultusu şehre yayılır sokak sokak tutulsam korkarım tutulmasam
  23. sayende şayeban olduk istanbul şehri sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk yıldızlar dem çekti güvercinler gibi başucumuzda ve yaktı perişan eyledi sine-i sâd-pâremizi saplanıp hançer misâli bir hilâl sokaklar serseri biz serseri yüksekkaldırım?da bir cezayir şarkisini dile getirdi plâklar cadde-i kebir: bütün işiklarini yakmiş bir gemidir sinemalar neredeyse boşalacaklar vay anam vay sen ne dersin istanbul sen garip bir şair olsan söyle ne halt edersin kimin gücü yeterse kahretsin parasizligi sefalet akiyor gürül gürül sokaklardan yol üstünde bir şehvet çarşisi tiklim tiklim yol üstünde sevda pazarligi aşk pazarligi kurtulamadik gitti bu denlü kepaze hayattan hep böyle gecelerin koynunda yaşadik geceler serseri biz serseri karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta elleri kirilmiş kavala dönmüşüz sen söyle serseriler krali istanbul sen söyle iki gözüm hangi merhem çâredir şu bizim yaramiza yel üfürdü su götürdü gençligimizi elimiz boşa geldi meydanlarda kaldik meydanlar serseri biz serseri sagimiz sefalet solumuz ölüm işte geldik gidiyoruz kahrolasin kahrolasin istanbul şehri
  24. Kapıyı açık bırak Hiç kimse görmese de Belki biri gelir Elsiz ayaksız Varla yok arası Hanidir bekliyorum
  25. silah atılmıyor güvercin şakırtısıdir şafakta yaldızlanan şadırvanda su ıhlamurlarda ezan görkemli bir namaz uğultusu heyhat hamzabey cami-i şerif'inden kim kaldı kim kaldı eski selanik'ten laternalar sustu sürahiler tenha tek kibrit çakılmıyor kim kaldı ittihat ve terakki'den o jöntürkler ki - `hariçten evrak-ı muzırra celbederlerdi' - o fedailer ki barut öksürürler sakal tıraşları mavi kırmızı bıyıkları biber kim kaldı müdafaa-i hukuk cemiyeti'nden avcı ceketi körüklü çizme astragan kalpak bazen `ittihatçı' hafif `iştirakiyun' öfkeli kaşlari salkım saçak kumral bıyıkları mahzun hani felaket tütün içerler ceplerinde idam fermanları bellerinde söğüt yaprağı bıçak ya millet meclisi'nde meb'us ya kuva-yi seyyarede asker kadehlerde rakı nazlı beyaz vaniköy korusunun `tesrinler'deki sisi gramofonda incesaz meyhane musikisi o şenliklerden heyhat kim kaldı ezeli dalgınlığımızın ıslığıdır ney keman yanlış anlaşılmasından tedirgin utlar vahim sorular soruyor öldü nazım samilof sarı mustafa yıkılmış strasnoy ploscat'in saat kulesi eski bolşeviklerden kim kaldı