afflicted_ tarafından gönderilen her şey
-
BİGÜZEL
Bigüzel seni bigüzel giymişim içime gavurun kızı bir kurşunda vurdular ikimizi gün ışır, yaprak titrer, tohum üşür acı güller kızarır hikayemizi.
-
ARKADAŞ DÖKÜMÜ
Arkadaş Dökümü evvela dişlerimiz döküldü sonra saçlarımız arkasından birer birer arkadaşlarımız şu canım dünyanın orta yerinde yalnız başına yapayalnız kırılmış kolumuz, kanadımız tatlı canımızdan usanmışız bir şüphedir sarmış yüreğimizi ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi bir şüphedir demir atmış ciğerimize pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi düğüm üstüne düğüm şöyle dursun bir çalım bir kurum hepimizde nereden inceyse oradan kopsun bu canım dünyanın orta yerinde hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize yalan mı? gözünü sevdiğim karıncalar işte: hamsiler sürü sürü arılar bölük bölük geçer leylekler tabur tabur ya bizler? eşrefi mahlukat!.. boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz bizler bölük bölük, bizler tabur tabur bizler sürü sepet yalnız birbirimizi öldürmüşüz.
-
PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ SAAT 21 ŞİİRLERİ - 5
Piraye İçin Yazılmış Saat 21 Şiirleri - 12 Kasım 1945 Damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu son lodoslar esmeye başladı. Havayı dinliyorum : nabız yavaşladı. Uludağda, zirvede kar ve Kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar. Ovada kavaklar soyunuyor. İpekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek, sonbahar bitti bitecek, nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak. Ve biz yine bir kış daha geçireceğiz : büyük öfkemizin içinde ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...
-
PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ SAAT 21 ŞİİRLERİ - 3
Piraye İçin Yazılmış Saat 21 Şiirleri - 12 Aralık 1945 Ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta : pul pul altın bakır tunç ve tahta... Öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık. Ve dağlar dumana batık kurşunî, sırılsıklam... Tamam, sonbahar belki bugün bitti artık. Yaban kazları hızla gelip geçti demin herhal İznik gölüne gidiyorlar. Havada serin havada is kokusu gibi bir şey : havada kar kokusu var... Şimdi dışarda olmak, dörtnala sürmek dağlara doğru atı. «- Ata binmesini de bilmezsin,» -- diyeceksin ama şakayı bırak ve kıskanma, yeni bir huy edindim hapiste : seni sevdiğim kadar değilse de hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı... Ve ikiniz de uzaktasınız...
-
PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ SAAT 21 ŞİİRLERİ - 2
Piraye İçin Yazılmış Saat 21 Şiirleri - 10 Ekim 1945 Gözlerine bakarken güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma, bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum... Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum, durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin : sırrını her gün bir parça veren fakat hiçbir zaman büsbütün teslim olmayacak olan...
-
PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ SAAT 21 ŞİİRLERİ - 1
Piraye İçin Yazılmış Saat 21 Şiirleri - 1 Ekim 1945 Dağın üstünde : akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde. Bugün de : sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de. Birazdan açar kırmızı kırmızı : gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı. Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...
-
PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ SAAT 21 ŞİİRLERİ
Piraye İçin Yazılmış Saat 21 Şiirleri Ne güzel şey hatırlamak seni : ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken... Ne güzel şey hatırlamak seni : bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının... İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti... Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının, güneşli bir rahatlık ve etin daveti : kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir karanlık... Ne güzel şey hatırlamak seni, yazmak sana dair, hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek : filânca gün, falanca yerde söylediğin söz, kendisi değil edasındaki dünya... Ne güzel şey hatırlamak seni. Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine : bir çekmece bir yüzük, ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım. Ve hemen fırlayarak yerimden penceremde demirlere yapışarak hürriyetin sütbeyaz maviliğine sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım... Ne güzel şey hatırlamak seni : ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
-
ZAFERE DAİR
Zafere Dair Korkunç ellerinle bastırıp yaranı dudaklarını kanatarak dayanılmakta ağrıya. Şimdi çıplak ve merhametsiz bir çığlık oldu ümid... Ve zafer artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar tırnakla sökülüp koparılacaktır... Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor. Düşman haşin zalim ve kurnaz. Ölüyor çarpışarak insanlarımız - halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı - ölüyor insanlarımız - ne kadar çok - sanki şarkılar ve bayraklarla bir bayram günü nümayişe çıktılar öyle genç ve fütursuz... Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor. En güzel dünyaları yaktık ellerimizle ve gözümüzde kaybettik ağlamayı: bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp gözyaşlarımız gittiler ve bundan dolayı biz unuttuk bağışlamayı... Varılacak yere kan içinde varılacaktır. Ve zafer artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar tırnakla sökülüp koparılacaktır...
-
YÜRÜMEK
Yürümek Yürümek; yürümeyenleri arkanda boş sokaklar gibi bırakarak, havaları boydan boya yarıp ikiye bir mavzer gözü gibi karanlığın gözüne bakarak yürümek!.. Yürümek; dost omuzbaşlarını omuzlarının yanında duyup, kelleni orta yere yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek!.. Yürümek; yolunda pusuya yattıklarını, arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek... Yürümek; yürekten gülerekten yürümek...
-
YOLCULUK
Yolculuk Bir şair yolculuk ediyor bir denizinde dünyamızın bakarak bir yıldıza. Yolculuk ediyor şairin biri yıldızlardan birinde bir denizde bakarak dünyamıza. Yolculuk ediyor şairler denizlerinde kâinatın bakarak birbirine.
-
YİRMİNCİ ASRA DAİR
Yirminci Asra Dair - Uyumak şimdi, uyanmak yüz yıl sonra, sevgilim... - Hayır, kendi asrım beni korkutmuyor ben kaçak değilim. Asrım sefil, asrım yüz kızartıcı, asrım cesur, büyük ve kahraman. Dünyaya erken gelmişim diye kahretmedim hiçbir zaman. Ben yirminci asırlıyım ve bununla övünüyorum. Bana yeter yirminci asırda olduğum safta olmak bizim tarafta olmak ve dövüşmek yeni bir âlem için... - Yüz yıl sonra, sevgilim... - Hayır, her şeye rağmen daha evvel. Ve ölen ve doğan ve son gülenleri güzel gülecek olan yirminci asır (benim şafak çığlıklarıyla sabaha eren müthiş gecem), senin gözlerin gibi, Hatçem, güneşli olacaktır...
-
YİNE ÖLÜME DAİR
Yine Ölüme Dair Zevcem, ruhu revanım Hatice Pîrâyende, ölümü düşünüyorum, demek ki arteryo skleroz başlıyor bende... Bir gün kar yağarken, yahut bir gece, yahut bir öğle sıcağında, hangimiz ilkönce, nasıl ve nerde öleceğiz? Nasıl ve ne olacak ölenin son duyduğu ses, son gördüğü renk, kalanın ilk hareketi ilk sözü ilk yediği yemek? Belki de birbirimizden uzakta öleceğiz. Haber çığlıklarla gelecek, yahut da ima edecekler, ve kalanı yalnız bırakıp gidecekler... Ve kalan karışacak kalabalığa. Yani efendim, hayat... Ve bütün bu ihtimâlât 1900 kaç senesinin kaçıncı ayı kaçıncı günü kaçıncı saatinde? Zevcem, ruhu revanım Hatice Pîrâyende, ölümü düşünüyorum, geçen ömrümüzü düşünüyorum. Kederli rahat ve hodbinim. Hangimiz ilkönce nasıl ve nerde ölürsek ölelim, seninle biz birbirimizi ve insanların en büyük dâvasını sevebildik - dövüştük onun uğruna -, «yaşadık» diyebiliriz.
-
YİNE MEMLEKETİM ÜZERİNE SÖYLENMİŞTİR
Yine Memleketim Üzerine Söylenmiştir Memleketim, memleketim, memleketim, ne kasketim kaldı senin ora işi ne yollarını taşımış ayakkabım, son mintanın da sırtımda paralandı çoktan, Şile bezindendi. Sen şimdi yalnız saçımın akında, enfarktında yüreğimin, alnımın çizgilerindesin memleketim, memleketim, memleketim...
-
YİNE İYIMSERLİK ÜSTÜNE
Yine İyimserlik Üstüne Sağlığımda açıldı kosmos yolu, Moskova'da açılış törenindeyim. Avucumda bir çocuğun sarışın eli, bir yılbaşı ağacı önündeyim. Biliyordum, yaşına bile gelmeden, gözlerinde sırça toplar yanan çocuk, yolcu füzeleri güneşe doğru, yıldızların arasından, balıklar gibi sessiz sedasız akıp gidecek. Ama füze yolcuları yola çıkabilecek mi pasaportsuz? Bilet olacak mı? Parayla mı alacaklar? Ve uzaklaşıp karpuzlaşır, elmalaşırken dünyamız, ıstıratosferde savaş füzelerine mi rastgelecekler? Beni ilgilendiren bavullarının eşyası değil, yüreklerinin yükü. Korkuyorlarsa kimden, neden, niçin, nasıl? Ya ara hırsı? Emir verme merakı? Yüzüne yılbaşı ağacının telli pullu aydınlığı vuran çocuk, belli, bilmiyorum neden, ama belli yaşayacak benden iki kere çok. Kosmosa filan gidip gelecek. İş bunda değil. Yeryüzünde görecek mucizenin büyüğünü : tek insan milletini pırıl pırıl. Ben iyimserim, dostlar, akarsu gibi...
-
YİNE DE İYİMSERLİK
Yine De İyimserlik kardeşim sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana uçak sağ salim inebilsin meydana doktor gülerek çıksın ameliyattan kör çocuğun açılsın gözleri delikanlı kurtarılsın kurşuna dizilirken birbirine kavuşsun yavuklular düğün dernek yapılsın hem de susuzluk da suya kavuşsun ekmek de hürriyete kardeşim sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana onların dediği çıkacak eninde de sonunda da...
-
YAŞAMAYA DAİR - III
Yaşamaya Dair - III Bu dünya soğuyacak, yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından, mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, yani bu koskocaman dünyamız. Bu dünya soğuyacak günün birinde, hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. Şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya "Yaşadım" diyebilmen için...
-
YAŞAMAYA DAİR - II
Yaşamaya Dair - II Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, yani, beyaz masadan, bir daha kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz en son ajans haberlerini. Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için, diyelim ki, cephedeyiz. Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. Diyelim ki hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın, daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız, insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla yani, duvarın ardındaki dışarıyla. Yani, nasıl ve nerede olursak olalım hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
-
YAŞAMAYA DAİR - I
Yaşamaya Dair - I Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından.
-
SALKIMSÖĞÜT
Salkımsöğüt Akıyordu su gösterip aynasında söğüt ağaçlarını. Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını! Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere! Birden bire kuş gibi vurulmuş gibi kanadından yaralı bir atlı yuvarlandı atından! Bağırmadı, gidenleri geri çağırmadı, baktı yalnız dolu gözlerle uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına! Ah ne yazık! Ne yazık ki ona dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak, beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak! Nal sesleri sönüyor perde perde, atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde! Atlılar atlılar kızıl atlılar, atları rüzgâr kanatlılar! Atları rüzgâr kanat... Atları rüzgâr... Atları... At... Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat! Akar suyun sesi dindi. Gölgeler gölgelendi renkler silindi. Siyah örtüler indi mavi gözlerine, sarktı salkımsöğütler sarı saçlarının üzerine! Ağlama salkımsöğüt, ağlama, Kara suyun aynasında el bağlama! el bağlama! ağlama!
-
VERA'YA
Vera'ya Gelsene dedi bana Kalsana dedi bana Gülsene dedi bana Ölsene dedi bana Geldim Kaldım Güldüm Öldüm
-
VERA'NIN UYKUDAN UYANIŞI
Vera'nin Uykudan Uyanişi Iskemleler ayakta uyuyor masa da öyle serilmiş yatiyor sirtüstü kilim yummuş nakişlarini ayna uyuyor pencerelerin simsiki kapali gözleri uyuyor sarkitmiş boşluga bacaklarini balkon karşi damda bacalar uyuyor kaldirimda akasyalar da öyle bulut uyuyor gögsünde yildiziyla evin içinde dişinda uykuda aydinlik uyandin gülüm iskemleler uyandi köşeden köşeye koşuştular masa da öyle dogrulup oturdu kilim nakişlari açildi katmer katmer ayna seher vakti gölü gibi uyandi açti kocaman mavi gözlerini pencereler uyandi balkon toparladi bacaklarini boşluktan tüttü karşi damda bacalar kaldirimlar akasyalar ötüştü bulut uyandi atti gögsündeki yildizi odamiza evin içinde dişinda uyandi aydinlik doldu saçlarina senin dolandi çiplak beline ak ayaklarina senin
-
VEDA
Veda Hoşça kalın dostlarım benim hoşça kalın! Sizi canımda canımın içinde, kavgamı kafamda götürüyorum. Hoşça kalın dostlarım benim hoşça kalın... Resimlerdeki kuşlar gibi dizilip üstüne kumsalın, mendil sallamayın bana. İstemez... Ben dostların gözünde kendimi boylu boyumca görüyorum... A dostlar a kavga dostu iş kardeşi a yoldaşlar a..!!. Tek hecesiz elveda.. Geceler sürecek kapımın sürgüsünü, pencerelerde yıllar örecek örgüsünü. Ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım mapusane türküsünü. Yine görüşürüz dostlarım benim yine görüşürüz... Beraber güneşe güler, beraber dövüşürüz... A dostlar a kavga dostu iş kardeşi a yoldaşlar a..!!. ELVEDA..!!.......
-
VATAN HAİNİ
Vatan Haini "Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
-
VASİYET
Vasiyet Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, ölürsem kurtuluştan önce yani, alıp götürün Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni. Hasan beyin vurdurduğu ırgat Osman yatsın bir yanımda ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda. Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın, seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu, tarlalar orta malı, kanallarda su, ne kuraklık, ne candarma korkusu. Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz, toprağın altında yatar upuzun, çürür kara dallar gibi ölüler, toprağın altında sağır, kör, dilsiz. Ama bu türküleri söylemişim ben daha onlar düzülmeden, duymuşum yanık benzin kokusunu traktörlerin resmi bile çizilmeden. Benim sessiz komşulara gelince, şehit Ayşe'yle ırgat Osman çektiler büyük hasreti sağlıklarında belki de farkında bile olmadan. Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, - öyle gibi de görünüyor - Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyarına gelirse, tepemde bir de çınar olursa taş maş da istemez hani...
-
ÜÇ SELVİ
Üç Selvi Kapımın önünde üç selvi vardı. Üç selvi. Selviler rüzgarda sallanırlardı. Üç selvi. Kökleri yerde, başları yıldızlarda Üç selvi. Selviler sallanırlardı rüzgarda. Üç selvi. Bir gece düman bastı evi. Üç selvi. Yatağımda öldürüldüm ben. Üç selvi. Kesildi selviler köklerinden. Üç selvi. Artık ne kökleri yerde, başları yıldızlarda Üç selvi. Selviler sallanmıyorlar rüzgarda. Üç selvi. Mermer bir ocakta parçalanmış yatıyor Üç selvi. Kanlı bir baltayı aydınlatıyor Üç selvi.
Jump to content