afflicted_ tarafından gönderilen her şey
-
8.10 VAPURU
8.10 Vapuru Sesinde ne var biliyor musun Bir bahçenin ortası var Mavi ipek kış çiçeği Sigara içmek için Üst kata çıkıyorsun Sesinde ne var biliyor musun Uykusuz Türkçe var İşinden memnun değilsin Bu kenti sevmiyorsun Bir adam gazetesini katlar Sesinde ne var biliyor musun Eski öpüşler var Banyonun buzlu camı Birkaç gün görünmedin Okul şarkıları var Sesinde ne var biliyor musun Ev dağınıklığı var İki de bir elini başına götürüp Rüzgarda dağılan yalnızlığını Düzeltiyorsun Sesinde ne var biliyor musun Söylemediğin sözcükler var Küçücük şeyler belki Ama günün bu saatinde Anıt gibi dururlar Sesinde ne var biliyor musun Söyleyemediğin sözcükler var
-
1994 ELİYLE, SAMANYOLU'NA
1994 Eliyle, Samanyolu'na Yaşadım, Tanrım, Yarım ve uluorta, Bir dahaki hayatta, Varsa öyle bir hayat, Şiir yazar mıydım, Bilmiyorum. Ama kadınlar, Tanrım, Öyle sevdim ki onları, Gelecek sefer Dünyaya Kadın olarak gelirsem, Eşcinsel olurum.
-
18 ARALIK
18 Aralık 18 Aralık 1985'te o salonda Kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi? Siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler, Geçsin yıllar geçsin, seneler gibi. Olur mu anımsamamak Onaltıncı Louis'yi 14 Temmuz 1789 akşamı, Louis, Şöyle yazmamış mıydı defterine: "Bugün kayda değer bir şey yok.." "Kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-
ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR
Zindanı Taştan Oyarlar Sılanın ufak tefek yolları Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri Tepeden tırnağa şiir gülleri Yiğitim aslanım aman burda yatıyor Bugün efkarlıyım açmasın güller Yiğitimden kötü haber verirler Demirden döşeği taştan sedirler Yatak diken diken yastık batıyor Yiğitim aslanım aman burda yatıyor Bir şubat gecesi tutuldu dilin Silaha bıçağa varmadı elin Ne ana ne baba ne kız ne gelin Yiğitim aslanım aman burda yatıyor Ne bir haram yedin ne bir cana kıydın Ekmek kadar temiz su gibi aydın Hiç kimse duymadan hükümler giydin Yiğitim aslanım aman burda yatıyor Döşek melil mahzun yastık batıyor Mezar arasında harman olur mu onüç yıl hapiste derman kalır mı Azrail aç susuz canın alır mı Yiğitim aslanım aman burda yatıyor Döşek melil mahzun yastık batıyor Zindanı taştan oyarlar İçine bir yiğit koyarlar Sağa döner böğrü taşa gelir Sola döner çırılçıplak demir Çeliğin hası da yiğitim aman böyle bilenir Döşek melil mahzun yastık batıyor Yiğitim aslanım aman burda yatıyor Dilimde dilimi bulduğum, gücüne kurban olduğum Anam babam gibi övdüğüm Dayan aslan ustam yiğitim dayan Dayan hey gözünü sevdiğim Bugün efkarlıyım açmasın güller Yiğitimden kötü haber verirler Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün Şiirin gökyüzü gibi herkesin Sen Kızılırmak'çasına bizimsin En büyük demircisi dilimizin Canımız ciğerimizsin Bugün burdaysa şiirin yarın Çin'dedir Bütün hışmıyla dilimiz Kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir Bugün burdaysa şiirin yarın Çin'dedir Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla Bir yanı nur içinde tertemiz Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir Bugün burdaysa şiirin yarın Çin'dedir Bütün hışmıyla dilimiz Kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir
-
ÜZÜM YEŞİLİ
Üzüm Yeşili Gel benim üzüm yeşilim Yandaki zeytine gidelim Gel benim üzüm yeşilim Çam agacina gidelim Zeytinin rüzgari tir tir Çam agacininki pir pir Benimki oldum olasi delidir Gel benim üzüm yeşilim Nar agacina gidelim Gel benim üzüm yeşilim Trabzon üzümüne gidelim Gel benim üzüm yeşilim Yeşillerin gönüllüsü Yeşillerin durucusu Haydi bakkala gidelim Bir kilo üzüm alalim Torba kagidina girmeden Yürü çeşmeyi boylayalim Yikansin üzüm yeşilim Sonra salkim almali Çarşinin içine dalmali "Var mi" "Var mi" diye sormali. Üzümün böyle derlisi Yeşilin böyle toplusu. Gel benim üzüm yeşilim Haydi maviye gidelim Biz degmesek Mavi küser Mavi bizsiz ne halteder Gel benim üzüm yeşilim Yeşillerin en nazlisi Sen üzümün yeşilisin Üzüm olman şart degil Bir çok dallara konarsin Hatir sualler sorarsin Gel benim üzüm yeşilim Seninle Bedros'a gidelim.
-
ÜÇ DIL
Üç Dil En azından üç dil bileceksin En azından üç dilde Ana avrat dümdüz gideceksin En azından üç dil bileceksin En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin En azından üç dil Birisi ana dilin Elin ayağın kadar senin Ana sütü gibi tatlı Ana sütü gibi bedava Nenniler, masallar, küfürler de caba Ötekiler yedi kat yabancı Her kelime arslan ağzında Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla Kök sökercesine söküp çıkartacaksın Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek Her kelimede bir kat daha artacaksın En azından üç dil bileceksin En azından üç dilde Canımın içi demesini Kırmızı gülün alı var demesini Nerden ince ise ordan kopsun demesini Atın ölümü arpadan olsun demesini Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini İnsanın insanı sömürmesi Rezilliğin dik alası demesini Ne demesi be Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin En azından üç dil bileceksin En azından üç dilde Ana avrat dümdüz gideceksin En azından üç dil Çünkü sen ne tarih ne coğrafya Ne şu ne busun Oğlum Mernus Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
-
TÜRKÜLER DOLUSU
Türküler Dolusu Kirazın derisinin altında kiraz Narın içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var Canıma ciğerime dek işlemiş Canıma ciğerime Sapına kadar. Elma dalından uzağa düşmez Ne yana gitsem nafile. Memleketin hali gözümden gitmez Binbir yerimden bağlanmışım Bundan ötesine aklım ermez. Yerliyim yerli olmasına İlmik ilmik, damar damar Yerliyim. Bir dilim Trabzon peyniri Bir avuç tiftik Bir çimdik çavdar Bir tutam şile bezi gibi Dişimden tırnağıma kadar Ressamım. Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım Taşıma toprağıma toz konduranın Alnını karışlarım. Şairim şair olmasına Canım kurban şiirin gerçeğine hasına İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter Eğri büğrü, kör topal kabulüm Şairim Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm. Hey hey, yine de hey hey Salınsın türküler bir uçtan bir uca Evelallah hepsinde varım Onlar kadar sahici Onlar kadar gerçek İnsancasına, erkekçesine "Bana bir bardak su" dercesine Bir türkü söylemeden gidersem yanarım. Ah bu türküler Türkülerimiz Ana südü gibi candan Ana südü gibi temiz Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla Köyümüz, köylümüz, memleketimiz. Ah bu türküler, Köy türküleri Dilimizin tuzu biberi Memleket ahvalini onlardan sor Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni... Ben türkülerden aldım haberi. Ah bu türküler, köy türküleri Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak Hilesiz hurdasız, çırılçıplak Dişisi dişi, erkeği erkek Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara Biçağı bıçak. Ah bu türküler, köy türküleri Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi Kiminin reyhasından geçilmez Kimi zehir, kimi zemberek gibi. Ah bu türküler, köy türküleri Olgun bir karpuz gibi yarılır içim Kan damlar ucundan, mürekkep değil İşte söz, işte ses, işte biçim: "Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar" İliklerine kadar işlemiş sızı Artık iflah olmaz kavak ağacı Bu türkünün yüreğinde sancı var. Ah bu türküler, köy türküleri Ne düzeni belli, ne yazanı Altlarında imza yok ama İçlerinde yürek var Cennet misali sevişen Cehennemler gibi dövüşen Bir çocuk gibi gülüp Mağaralar gibi inleyen Nasıl unutur nasıl Ömründe bir kez olsun Halk türküsü dinleyen...
-
TELGRAFIN TELLERİNİ
Telgrafin Tellerini telgrafin tellerini arşinlamali yar üstüne yar seveni kurşunlamali tam beş defa kurşuna dizildi Mernuş ya kurşunu sikan YAR degildi ya kurşun kurşun degildi ya Mernuş Mernuş degildi.
-
SOYUN PİLOĞLU PİLOĞLU
Soyun Piloğlu Piloğlu gayri dağarcıkta balımız kalmadı tükendi tadımız tuzumuz uçup gitmiyor sözümüz utan Piloğlu Piloğlu ışıkları söndürmeğe başladılar sepet havası bu düğün dağılıyor dernek tamam davran Piloğlu Piloğlu meydan geniş yüreğin dar daha bir atımlık barutun var şöyle Yaradan'a sığın patlat Piloğlu Piloğlu Allah büyük sandal küçük ahrete götürmektense üstünde başında ne varsa ağır ağır tatlı tatlı soyun Piloğlu Piloğlu böyle kurulmuş bu düzen böyle oynanır bu oyun şöyle el alem önünde soyun Piloğlu Piloğlu ama edebinle soyun önce şapkanı çıkar sonra donunu kimsecikler kestirmesin sonunu meraktan çatlasınlar biraz kimi kocayemişi çıkacak sansın kimi çitlembik kimi muz umurunda mi kimsenin ayni çamurdan yoğrulduğumuz kimi kurt sansın seni kimi kuzu soyunurken herkes unutsun topyekun insan olduğumuzu oyunun püf noktası bu oyun olmasına oyun Soyun Piloğlu Piloğlu edebinle soyunabilmen için çok iyi giyinmen şart yüzlerce kıyafet üsT tüste yüzlerce kişilik kat kat seyirci hazretlerini oyalamak lazım üstünde hakim cübbesi mesela altında mülazım daha sonra ahçi önlüğü sonra deli gömleği şoför kondüktör falan filan kulak kirişte yürek kirişte bu böyle işte tempoyu kaçırmadan ağır ağır tatlı tatlı Soyun Piloğlu Piloğlu
-
SİTEM
Sitem Önde zeytin ağaçları arkasında yar Sene 1946 Mevsim Sonbahar Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim Dalları neyleyim Yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim Yar yar... Seni karasaplı bıçak gibi sineme sapladılar Değirmen misali döner başım Sevda değil bu bir hışım Gel gör beni darmadağın Tel tel çözülüp kalmışım Yar yar... Canımın çekirdeğinde diken Gözümün bebeğinde sitem var
-
SEVİNSİN
Sevinsin Aldik nasibimizi hüzünden Işte geldik gidiyoruz sevinsin Halbuki ne güzel başlamişti hikaye Şerbet gibi bir gök üstümüzde. Ve bütün lezzetleriyle toprak Gözümüzde nur, dizimizde takat On parmagimizda on hüner vardi Biz onun sevgili kullari. Dünyasini abad eyledik Bir can verdi bize bin alir Gideriz gözümüz arkada kalir Sevinsin. Açin kapilari açin Gidin haber verin meleklere Can çekişip durmasin beyhude yere Elbet bir tutam ot biter üstümüzde Mezara göre ayagini uzatir ölülerimiz.
-
PUL PUL
Pul Pul yedi tepeye kurulmuş pul pul gümüş gümüş baliklari pul pul işiktan sudan örülmüş canim Istanbul
-
NEN VAR KARDEŞİM (KIRMAYANIN)
Nen Var Kardeşim (Kirmayanin) bir salkim üzüm bir bardak şaraba ne kadar benzerse bir nefes tütün bir demet yapraga ne kadar benzerse nen var canim kardeşim? her nefeste biraz daha bugulaniyor cam hep bir buzlu camin arkasindan bakiyormuşsun gibi geliyor yüzüme çildiracam iki nokta bir benek gözlerim erimiş uzanmiş dökülmüş ellerim nen var canim kardeşim? hay camina camekanina büyüsüne bugusuna aldiranin kirmak mi dedin kirmayanin..
-
KORKMA
Korkma Dün sabah işe giderken Ölümü gördüm ölümü Ansızın kesti yolumu Usulca tuttu kolumu Korkma dedi.
-
KİMİ
Kimi kimi güneşle düşünür Van Gok olur. kimi yağmurla düşünür Şopen olur. kimi iki kere ikiyle... Aynştayn olur... kimide sadece insanlarla düşünür ama sadece insanlarla işte o eşşoğlueşşek Adam olur , adam?
-
KEÇİYİ YARDAN
Keçiyi Yardan keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur gözümün önüne geliyor keçi hala cıvıl cıvıl gözlerinin içi ağzında ecel yeşili körpe ıslak ezilmiş yırtılmış bir çift yaprak uçurumun dibinde incecik bir su tatlı mı tatlı, duru mu duru açmış kocaman gözlerini düşünür su canlıyken ne kadar hafifti keçi şimdi ne kadar ağır
-
KARINCA
Karınca ulan karınca 46'ncı kata nasıl çıktın merdivenle mi asansöre mi bindin? ulan insan kendini beğenmiş şaşkın demek senin yaptığını yapabildiğime şaştın bahse girer misin her işte karıncadan üstün olduğuna? insan oğlu güldü sonra 46'ncı katın pencerelerinden birini açtılar ikisi birden atladılar insancık torba kağıdı gibi patlayıverdi kaldırımda kan revan karıncaya gelince acelesi yoktu o daha 42'nci katın önündeydi.
-
KARA SEVDA
Kara Sevda ...ve nihayet gelip çattı Bir dilimi zehir zıkkım Bir dilimi candan tatlı. Masallarla indi yere Sebil oldu cümle hikayelere kara kara kazanlarda kaynadı Diyar diyar al kanlara boyandı Türkülerde ateş alev yandı tutuştu Gördes kiliminde nakış Minyatür bahçelerinde suret kesildi. Ve nihayet gelip çattı Elveda belirsiz bedava sevince Uçan kuşa eşe dosta elveda Bütün haşmetiyle gelip çattı Bir dilimi zehir zıkkım Bir dilimi candan tatlı.
-
İSTİDA
Istida Yarab! İnsan oğullarından çektiğim yeter Gök yüzünden benim hisseme düşeni ver Altına dilediğim gibi ömrümü sereyim Mendil kadar olsun tarlamı ayır Beni doyuracak ağacı göster Rabbim! İnsan oğullarından çektiğim yeter Yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde Beni yalnız sen mahkum eyle sen azat Ve yalnız sen canimi iste benden ki Nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim
-
İSTANBUL DESTANI
Istanbul Destani Istanbul deyince aklima marti gelir Yarisi gümüş, yarisi köpük Yarisi balik yarisi kuş Istanbul deyince aklima bir masal gelir Bir varmiş, bir yokmuş Istanbul deyince aklima Gülcemal gelir Anadolu'da toprak damli bir evde Gülcemal üstüne türküler söylenir Süt akar cümle musluklarindan Direklerinde güller tomurcuklanir Anadolu'da toprak damli bir evde çocuklugum Gülcemalle gider Istanbul'a Gülcemalle gelir Istanbul deyince aklima Bir sepet kinali yapincak gelir Şehzadebaşi'nda akşam üstü Sepetin üstünde üç tane mum Bir kiz yanaşir insafsizca dişi Boyuna posuna kurban oldugum Kalin dudaklarinda yapincagin bali Tepeden tirnaga arzu dolu Sam yeli sögüt dali harmandali Bir şarap mahzeninde dogmuş olmali Şehzadebaşi'nda akşam üstü Yine zevrak-i derunum Kirilip kenara düştü Istanbul deyince aklima Kapaliçarşi gelir Dokuzuncu Senfoniyle kolkola Cezayir marşi gelir Dört başi mamur bir gelin odasi Haraç mezat satilmakta Bir gelinle güvey eksik yatakta Köşede sedef kakmali tombul bir ut Tamburi Cemil Bey çaliyor eski plakta Sonra ellerinde şamdanlar nargileler Pasli Acem kiliçlari Amerikan kovboylari Eller yukari Ne kadar da beyaz elbiseleri Amerikan deniz erleri Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi Sütten duru buluttan beyaz Beyazin böylesine ölüm yakişir mi dersin Yakişmaz Ama harbederken onlara Bambaşka elbiseler giydirirler Kan rengi, barut rengi, duman rengi Kin tutar kir tutmaz Istanbul deyince aklima Kocaman bir dalyan gelir Kimi pasli bir örümcek agi gibi Gerinir Beykoz'da Kimi Fenerbahçe'de yan gelir Dalyanda kirk tane Orkinos Kirk degirmen taşi gibi dönmektedir Orkinos dedigin baliklarin şahi, Orkinos mavzerle gözünden vurulur Denizin içinde agaçlar devrilir Kan çanagina döner dalyanin yüzü Camgöbegi yeşili bulanir Bir çirpida kirk Orkinos Reisin sevinçten dili dolanir Bir marti gelir konar direge Atilan Kolyosu havada yutar Bir başkasini beklemez gider Balikçi gülümser tatli tatli Adi Marikadir bu martinin der Her zaman böyle gelir böyle gider Istanbul deyince aklima Adalar gelir Dünyanin en kötü Fransizcasi orda harcanir Çalimindan geçilmez altmişlik madamlarin Agzi dili olsa da tenhadaki çamlarin Görüp görecegi rahmeti anlatsa insanlarin Istanbul deyince aklima kuleler gelir Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kiskanir Ama şu Kizkulesinin akli olsa Galata kulesine varir Bir sürü çocuklari olur Istanbul deyince aklima Tophane'de küçücük bir sokak gelir Her Allahin günü kahvelerine Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir Kimi dilenecek dilenmesine utanir Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun Dudaklarinda kirli pasli bir tebessüm Çöpçü olmuştur bugüne bugün Kiminin sirtinda perişan bir küfe Kiminin sirtinda nakişli semer Şehrin cümbüşüne katilir gider Kalin yagli bir kolana koşulur Piyano taşirlar omuz omuza Kendinden agir yükün altinda adamlar Balmumu gibi erir dururlar Sonra kanter içinde soluk alirlar Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alirlar mi dersin Nazdan nazik çiniden bilezik eller Derken Karşi radyoda gayetle mülayim bir ses Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin Haciyagina bulanmiş sesiyle esner: Gami sadiyi felek Böyle gelir böyle gider Istanbul deyince aklima Stadyum gelir Güne güneşe karşi yirmibeşbin kişi Hepsinin dudaginda Istiklal Marşi Bulutlar atilir top top pare pare Yirmibeşbin kişilik bir aydinlik içinde eririm Canim agzima gelir sevinçten hilafsiz Isteseler bir gelincik gibi koparir veririm Istanbul deyince aklima Stadyum gelir Kanimin kariştigini duyarim ilik ilik Memleketimin insanlarina Daha fazla sokulmak isterim yanlarina Ben de bagiririm birlikte Avazim çiktigi kadar Gögsümü gere gere Ver Lefter'e yaz deftere Stadyum gelir Istanbul deyince aklima Binlerce insanin ayni anda Ayni şeyi duymasindan dogan sevincin Heybetini düşünürüm Birbirine eklenir kafamda Binler yüzbinler milyonlar Sonra bir misra havalanir ürkek Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar Istanbul deyince aklima Yahya Kemal gelirdi bir eyyam Şimdi Orhan Veli gelir Demindenberi dilimin ucundasin Orhan Veli Demindenberi senin tadin senin tuzun Senin şiirin senin yüzün Yarali bir güvercin misali Başimin üstünde dolanir durur Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine Neresine mi arayan bulur Erbabi bilir Deli eder insani bu şehir deli Kadehlerin çinlasin Orhan Veli Istanbul deyince aklima Sait Faik gelir Burgaz adasinda kiyida Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne Mavi gözlü bir ihtiyar balikçi gencelir küçülür Ikisi bir boya geldi mi Sait kesilirler Bütün Istanbul'u dolaşirlar elele başbaşa Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta Sivriadada da marti yumurtasi toplarlar çilli çilli Ziba mahallesinde gece yarisi Sabaha Galata'dan geçer yollari Maytaba alacaklari tutar kahvede Zararsiz bir deliyi Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun Çaktirmadan gazetesini tutuştururlar fakirin Sonra oturup sessizce aglarlar Istanbul deyince aklima Sait Faik gelir Taşinda topraginda suyunda Fakirin fukaranin yanibaşinda Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir Kildan ince kiliçtan keskin Hep iyiden güzelden yana Hep kimsesizlerin Istanbul deyince aklima Sait'in son yillari gelir Hey Allahim en güzel çaginda Sait'e Dört beş yil ömrün kaldi denir Sait Sait olur da nasil dayanir Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine Ihtiyar balikçi pis pis düşünür Bir zehir yeşilidir açilir Bir yeşil ki cigerine işler adamin Bir yeşil ki kasip kavurur Küçük mavi çocuk Ihtiyar balikçi Ve dilimize bulaşan zehir yeşili Istanbul çalkalandikça bu denizlerde dipdiri Dilimiz yaşadikça yaşasin Sait'in şiiri Istanbul deyince aklima Sabiyem gelir Sabiyem boynundan büyük bir demetle Sariyer'den gelir Pendik'ten gelir Bahar nereden gelirse velhasil Sabiyem oradan gelir Ne delidir ne divane Aslini ararsan çingenedir Tepeden tirnaga güneştir Topraktir Anadir Analar içinde bir tanedir Biri sirtinda biri memesinde biri karninda Karni her daim burnundadir Canini mendil gibi takar dişine Yürekten birşeyler katar işine Bir ucundan girer şehrin ötekinden çikar Alçakgönüllüdür Sabiyem Hem masa satar, hem göbek atar Ver bir çeyrek güzelim der Neyse halin o çiksin falin Cani çikar Sabiyemin fali çikmaz Sonra anlatir dün gece başina gelenleri Görürüm üryamda bir sari yilan Cenabet ugraşir durur benimlen Uyanir bakarim benim bebeler Yatagin ucuna kaymiş Ayagimin parmaklarini emer Istanbul deyince aklima Bir basma fabrikasi gelir Duvarlari uzun masalari uzun sobalari uzun Dal gibi dalyan gibi kizlar çalişir bütün gün ayakta Kanter içinde mahzun Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun Fabrikada pencereler tavana yakin Al topuklu beyaz kizlar dalga geçmeyin Dişarda agaçlar dizi dizi Duvarlar duvarlar uzun duvarlar Niçin agaçlardan ayirdiniz bizi Dişarda tarlalar turuncu asfalt mosmor Dişarda dişarda dişarda Mevsim gürül gürül akip gidiyor Ondokuz yaşinda Eyüplü Gülsüm Dalmiş beyaz köpüklü akişina ipeklilerin Kötü kötü düşünüyor Ipegin akişina doyum olmaz Ama gel gör ki ipekli emprimeden oglana don olmaz Bir top Amerikan bezi sakiz gibi beyaz Bir top Amerikandan neler çikmaz Perdeler yatak çarşaflari çoluga çocuga çamaşir Sakiz gibi agarmiş bir top Amerikan bezi Gülsüm'ün gözleri kamaşir Üçüncü oglani dogururken Gülsüm Bir top Amerikana hasret sizlere ömür Gülsüm'lerin sürüsüne bereket Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet Gider Gülsüm gelir Gülsüm Azrail ettigin bulsun Istanbul deyince aklima Agzina kadar sogan yüklü bir taka gelir Sülyen kirmizisi üstüne zehir gibi yeşil Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan Yaz demez kiş demez mutlaka gelir Kirli yelkeninde yeni bir yama Demirinin pasi gelir dilime Nabzimda duyarim motorunun hizini Canimin içine sokasim gelir Iri kalçalari pullu denizkizini Istanbul deyince aklima Takalar gelir Alçakgönüllü kalender Ya Peleng-i Deryadir adlari ya Şimşir-i Zafer Istanbul deyince aklima Koca Sinan gelir On parmagi on ulu çinar gibi Her yandan yükselir Sonra gecekondular gelir ardisira Isli pasli yetim Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim
-
HÜZÜN GELDİ
Hüzün Geldi Türküler bitti Halaylar durdu Horonlar durdu Al damar, mor damar, şah damar sustu Bahçeler put kesildi birer birer Meyveler salkım saçak taş. Bir bulut uçardı Başı boş bedava Yandı kül oldu. Hüzün geldi baş köşeye kuruldu Yoruldu yüreğim yoruldu. Ağaç büyür arkasında koşamam Kervan yürür peşi sıra düşemem Yıldız akar uçsam da yetişemem. Hüzün geldi baş köşeye kuruldu Yoruldu yüreğim yoruldu.
-
EVLERİMİZİ TAKDİM EDERİM
Evlerimizi Takdim Ederim Şu karşidaki delikli kutuya ev derler Insan ogullari burada yer burada içer Ve daha tuhaf tuhaf işler görürler Bunlarin çogu ayip şeylerdir söylenmez Evlerimizin üstü kapalidir Ve bütün şairler gökyüzüne pencereden bakarlar Halbuki kuş yuvalarinin üstü açiktir Ve kuşlar şiir yazmazlar
-
ELEMTERE FİŞ
Elemtere Fiş elemtere fiş kem gözlere şiş benim bir yarim var müthiş bazen yedi yaşında bazen yetmiş elemtere fiş kem gözlere şiş benim bir yarim var müthiş azcık rum azcık kürd azcık ermeni aklına esmeye görsün.Galata kulesinin tepesinden atar beni sonra benden önce iner, tutar beni elemtere fiş kem gözlere şiş benim bir yarim var müthiş yarısı imam yarısı keşiş misli menendi görülmemiş her parmağında bir marifet hünerli mi hünerli ayıptır söylemesi hemi Falatasaraylı hemi Fenerli
-
CAN ERİĞİ
Can Eriği Bir kelime buldum çın çın öter; Adı candır. Bir erik kopardım can dalından; İçi can dolu, Adı can, yaprağı can, lezzeti candır. Bir gölge düştü önüme dedi ki: Bir yüküm var benden ağır Bir yüküm var beni taşır Adı candır. Toprak dedi ki: Can Allahın yongasıdır Fakat ben bir deri bir kemik kaldım. Bir de misafirim var adı candır. Işık dedi ki: Renklerden, kokulardan, Seslerden önce koşup geldim İnsanoğluna nur topu gibi Bir müjde getirdim, Adı candır.
-
BÜYÜK ŞEHİRLERİ TAKDİM EDERİM
Büyük Şehirleri Takdim Ederim sana büyük şehirlerden bahsedecegim; en büyük camiler orda kurulur en küçük mezarlar orda kazilir en kara yazilar orda dizilir yüksek minarelerde sela verilir civar hanelerde zina edilir büyük şehirlerde yalan söylenir tosunum halbuki küçük köylerin mezarligi bile yoktur büyük şehirlere baglanma mehmedim öyle bir şehre yerleş ki küçük fakat bizim olsun sokaklarinda tanimadigin yüz ensesine şamar atamayacagin kimse dolaşmasin her agacina elin her kariş topragina terin degsin ve kuytu evlerden birinde senden habersiz ölenler olmasin
Jump to content