afflicted_ tarafından gönderilen her şey
-
HAMZA
Hamza Büyük bir ihtimalle ölmüştük Şehir kan kıyametti ayaklarımızda Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün Hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü Yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını Hamza son şarkıyı kırka bölmüştü Doğrusu iyi idare etmiştik Doğrusu iyi haltetmiştik Yaşayanlar unutmuştu bizi Biz öldüğümüzle kalmıştık.
-
Ğ VİTAMİNİ
Ğ Vitamini Bilginlerimiz sağolsunlar Bir vitamin buldular Çalışınca azıcık; Yumuşak G vitamini: Ulusalcılık!
-
GÜZELLEME
Güzelleme Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü Bak bu sensin çocuğum enine boyuna Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki Bak bende yalan yok vallahi billahi Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur İşe bak sen gözlerin de burda Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık İyi ki burda yoksa ben ne yapardım Bak çocuğum kolların işte çıplak işte Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün Gözlerin sabahın sekizinde bana açık Ne günah işlediysek yarı yarıya Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların Bunların konuşması olur öpülmesi olur Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu Uzanmış seni usulca öpmüştüm Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.
-
GÖÇEBE
Göçebe Sen sık sık gülen gülerken de Sevecen bir Akdeniz çizgisini Sol yanına ağzının İliştiren çocuk özenle Yabana mı atıyorum yani seni Yabana mı atıyorum saat altı buçukları Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını Değil, değil bunların biri Gözlerimin gemileri kuş istiyor Açılıp kapandıkça sevdam Kapanıp açılıyor bir mavi Şahmaran süt istiyor kefeninden Üç aylık ölmüş çocukların Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kanber Ay kana kana batıyor Ay kana kana batıyor Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim Jandarma daima nesirde kalacaktır Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça Patronun karısını zimmetine geçirip Amasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla Alevilikten konuşuyoruz uzun süre Yanımdaki hep bir gazetede Marilym Monroe'nun resimlerine bakıyor Marilyn Monroe öldü diyorum ona Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi Şimdiyse Cennette Nietzsche'nin metresi olması gerekir Bunları diyorum daha ne varsa diyorum İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu Belki de bir günler bunun için Aydın'da bulunduğumu Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu olduğumu İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da Ankara'da dokunak Yozgat'ta becerik olduğunu Van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları İstanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse dialektik Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı gibi Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma Sinirli bir elin uysal bir bardağa Çok yukardan döktüğü bir içki gelir Sonsuz ve olağanüstü bir bira Köpüklene köpüklene biçimlendirir Soyunarak ağlayan bir kadını Acı bilincinde sonrasızlığın Ama bırakalım bırakalım bunları Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve büyük yakalarıyla Ve faytoncular görüyorum Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren Kars'tayım bu ne biçim Kars bir kenarda Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin üstünde Kars kalesi yükseliyor Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha elverişli bir şekilde Hırpalayan bu kale de olmasa N'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası Bir de yine sevgili çocuk Biliyorsun kişi tutkularıyla Yalnızlığını adlandırıyor o kadar Arkada bir su devrile devrile akıyor Rastgele bir ağaca soruyorum Bir şey var sanki onu soruyorum Değil orda diyor belki biraz daha ilerde Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan Ataerkil bir aile gözümü alıyor Dedelerin yüzlerinde erozyon Silip götürmüş bütün evetleri Annelerinse ağızlarında hiyeroglif Babalarınsa ağustoslar atasözleri Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini Ablalarınsa boyunları soru işareti Ağabeylerse utançlarından emrah Sıralanmışlar su boylarına Bıçakla soyuyorlar kelimeleri Ya suya giden küçük kızlar Onlar Tıpkı o kuşlar gibi Uçan daha bir süre Sonra da vurulduktan Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi Şu son dönemecini de aşınca gecenin Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden Ve balyozla vursalar mısralarına Soylu bir demir sesi yükselir Soylu büyük ve mavi bir demir sesi Ellerim gece yatısına çağrılmış Ve Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi Yüzüm giyotine abone
-
GECE BİTKİLERİNDEN
Gece Bitkilerinden Gece bitkilerinden korkuyorum, Hayır, geceleri bitkilerden! Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır Bana açtığın her telefon. İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. An ki fıskiyesi sonsuzluğun Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-
GAZEL
Gazel Ben nice gözle nice denizle nice gazelle Rimle gördüm rimle bildim rimle yaşadım seni Sen ne iydin güzeldiysen de çirkindiysen de Kocan ne iydi sonra Niyde ilinde gökyüzleri Sonra ilk çağlar savaşlarında para ve Babil Dilber derebeyleri haraca bağlayan aşkımızı ekmeğimizi Sonra bulunmaz hint kumaşı lafbilirliğindi Beni yüzyıllık kümesine dadandıran tilki Tüy aldım ki evrende kalkıp gitmeleri özetliyorsun Seni bilmek ne uzun kelime ne acaip ilgi Ama ben nice gözle nice denizle nice gazel Lerimle gördüm lerimle bildim lerimle becerdim o işi
-
FOTOĞRAF
Fotoğraf Durakta üç kişi Adam kadın ve çocuk Adamın elleri ceplerinde Kadın çocuğun elini tutmuş Adam hüzünlü Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü Kadın güzel Güzel anılar gibi güzel Çocuk Güzel anılar gibi hüzünlü Hüzünlü şarkılar gibi güzel
-
EŞDEĞERİYLE YAN
Eşdeğeriyle Yan Eşdeğeriyle yan yana yürürken Cehennem sokağında birey olmak, Ve en inceldikten sonra İlkel sözcüklerle konuşmak seninle. Saat beş nalburları pencerelerden Madeni paralar gösteriyorlar, Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık, Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey. Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-
DÜŞÜNCESİ DEĞİL, KENDİSİ
Düşüncesi Değil, Kendisi Çiçekleri sulayan adamın Bir sürü adı vardır. Üsküdar'a at yollar. Fırat suyu bütün bir bölgeyi Takma adlarla dolanmak Zorundadır. Ölüm güney yarımkürede Çok sığ ve sonsuz geniş Bir ırmaktır Ganj da derler ona Ölüm deyince Zamansızlığın ortalarında İstanbul'da enderun ağaları Padişahın buyruğuyla Kartopuna tutar birbirini
-
DÜELLO
Düello Bir düelloda Daha büyük bir şey vardır Ve daha acıdır bu Ölümden de ölüm korkusundan da Bakarsın dün en güvendiğin kişi Karşı tarafın şahidi olmuş İşte acıdır bu da Ölümden de korkusundan da Daha da acısı vardır ama O da sevdiğin kadının Karşı tarafı ziyaret etmesidir Bu bir nezaket ziyareti de olsa Düello gerçekleşmemiş de olsa Acıdır bu Ondan da ondan da Daha da acısı Kılıcın elinde Alnında bir tutam güneş Kalakalıyorsun ortada
-
DİKKAT, OKUL VAR!
Dikkat, Okul Var! Şanssız mıydık? haksızlık olur şimdi Düşünsene nasıl geçmiştik hızla Birleşen iki güvercinin arasından Hiç dokunmaksızın onlara Bende tarçın sende ıhlamur kokusu Az mı dolandık Başkentin sokaklarında Ama işte şölenin kaçınılmaz acısı Bizim payımıza düştü sonunda Aşkımız şimdi görklü bir hayatın Yabancaya berbat bir çevirisi Sen metinde üç beş satır atladın Ben geçmiş zamanda dondurdum fiilleri Sen ki özenle katlanmış bir mendil gibiydin Düşünür müsün zaman zaman acaba Nelerle ödedik şu mevsimi Ve gün nasıl vuruyor topuklarımıza Şanssızım diyemem ben kendi payıma Oluyor böyle şeyler ara sıra Sözgelimi okul kitaplarına girmez şiirim Bütün çocuklar anlar da
-
DALGA
Dalga Bulutu kestiler bulut üç parça Kanim yere akti bulut üç parça Iki gemiciyken Van Gogh'dan aşirilmiş Bir kadinin yüzü ha ha ha. Bir kadinin yüzü avucum kadar Iki gözümle gördüm vallahi billahi Yildizlar vardi kafayi çekmiştim Bu kimin meyhanesi ha ha ha Bu Ali'nin meyhanesi bu da masa Bu iki kimse için gezdirmiyorum Bir kere asilmiştim çocuklugumda Direkler gemideydi ha ha ha Iki gemiciyken Van Gogh'dan aşirilmiş Bir kadinin yüzü kaçiyordu yetişemedim Ben ömrümde aşk nedir bilmedim Süheyla'yi saymazsak ha ha ha
-
DAHA BEN
Daha Ben Daha ben ilk kazmayı vurmadan Elime gelen Karabitki'li testi, Nefertiti'nin mutfağı sayılan yerde Koyu sır yeni hicret yollarını kesti. Terimler eşekarıları sözcüklerin, Acımasızdırlar, adsız ve sueldirler?, Önlerine katarak insan ve hayvan listelerini Sabah akşam kapınızın önünden geçirirler. Fazıl Hüsnü diyor ki, ne diyor Fazıl Hüsnü?.. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-
ÇEKİRGE BULUTU
Çekirge Bulutu Çekirge bulutu içinde Koynuma soktuğun ekin; Çalgılar ikidurur sürgün ilinde, Bir gözü mavidir bir gözü bleu. Gölgede boy atmış top fesleğen, Bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni, Marienbad ilkokulu, Nişantaş'ta; Bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi. Hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek.. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-
CIGARAYI ATTIM DENİZE
Cigarayı Attım Denize Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüşüyoruz Gökyüzünün o meşhur maviliğinde Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla Bir Akdeniz şehri çıkabilir içinden Alıp yaracak olsak yüreğini Şimdi bir güvercinin Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak Önünde durulacak tam elinden tutulacak Hangi bir elinden güzelim hangi bir Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz Öbür elinde yetişkin bir günışığı Daha öbür elinde kilometrelerce hürlük Çalışan insanlar için akşamlara kadar Toz duman içinde Bir elinle de boyuna ekmek kesiyordun Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen Bir bulut geçiyorsa onu görürdük Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına Bir cigara atmışsak denize Sabaha kadar yandı durdu
-
CAMDAN
Camdan İçkievinden çıkınca Camdan demin oturduğum yere baktım. Sigara paketimi masada unutmuşum. Sandalyede Tıpkı benim gibi Oturuyor boşluğum. Bir eli alnında benim gibi. Ama biraz daha mı hüzünlü? Otururken de Biraz daha mı çıkarıyor kamburunu? Biraz daha mi benziyor babama? Bir yaş büyüğüm babamdan ve rüzgar bir törendeki gibi çekiştirir durur yağmurluğumu.
-
BİR MİNELİ
Bir Mineli Bir mineli altın saat, Bir altın köstek ve madalyon Bir roza maşallah, On iki miskal inci. Madalyonunu ve boncuğunu İttim içeri, Gözlerimizin dibi karıştı Dağyollarının uzak dumanı gibi. Ve konsolün üstünde noksan bir gümüş kutu Keşke yalnız bunun için sevseydim seni
-
BİR KIŞ
Bir Kış Bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm, Yalnız işitme duyusu kalır ortada. Asya kentleri yürür dururlar, Höyükler burnumda hızma. Uzakta dev bir damla:Pırıl pırıl Pencap! Tabanlarından kayıp duran sütunlar Yitmiş bir geleceğin işaret parmakları: Horasan uykusuna havlayan köpekler, Buhara. Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-
BİR BÜST İÇİN 50 YIL SONRA SÖYLENMİŞTİR
Bir Büst İçin 50 Yıl Sonra Söylenmiştir Bıyıkların Hakikatli mermerde Algın karanfil Bakışların Yalnız hayatın değil İşçilik bedeli tarihin de Ağzında Filtreli Şanlı Haziran Üstünde İdris Nebi gibi Biçtiğin hülle Doğumun T.Ö. Yani Tariş'ten Önce Ölümün Bilinmiyor. Söylence
-
BİLGİSAYAR OLARAK
Bilgisayar Olarak Bilgisayar olarak kullanmış bir gölü Selçukluya pragmalar taşıyan Gazali Bir ilk aptallığı düğüm sayarak Yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış. Bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz İntihar etti sayılmış tasavvuf ehli, Yine bu yüzden doğduğu an Kaymaya başlamış Osmanlı yıldızı, Baktım yeri toparlıyor ayak izleri Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-
BENİ ÖP SONRA DOĞUR BENİ
Beni Öp Sonra Doğur Beni Şimdi utançtır tanelenen sarışın çocukların başaklarında. Ovadan gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan çeviriyor o küçücük güneşimizi. Taşarak evlerden taraçalardan gelip sesime yerleşiyor. Sesimin esnek baldıranı sesimin alaca baldıranı. Ve kuşlara doğru fildişi: rüzgarın tavrı. Dağ: güneş iskeleti. Tahta heykeller arasında denizin yavrusu kocaman. Kan görüyorum taş görüyorum bütün heykeller arasında karabasan ılık acemi - uykusuzluğun sütlü inciri - kovanlara sızmıyor. Annem çok küçükken öldü beni öp, sonra doğur beni.
-
BALZAMIN
Balzamın Sen el kadar bir kadınsındır Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli Bazı ağaçlara kapı komşu Bazı çiçeklerin andırdığı İş bu kadarla bitse iyi Bir insan edinmişsindir kendine Bir şarkı edinmişsindir,bir umut Güzelsindir de oldukça,çocuksundur da Saçlarınla beraber penceredeyken Besbelli arandığından haberli Gemiler eskirken,deniz eskirken limanda Sevgili
-
ATILAR DELTALARA
Atılar Deltalara Atı'lar deltalara gömülen atı'lar, Saçı'lar fiyortları öpen saçı'lar, Kutu'lar, Haliçlerden susmuş kutu'lar, Takı'lar eski aşkları imler takı'lar. Bol dökümlü gömleğinin içinde Sırtını ve karnını dolanan Ve sonunda sincap olan O kuş. Seni o kadar yakından görünce, Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-
AFYON GARINDAKİ
Afyon Garındaki Afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani, Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı; Varto depremini düşün, yardım olarak Batı'dan Gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sütyeni. Adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti, Karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sütyeni, Kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın; Tanrım gerçekten çocukluk günlerinizde mi?.. Eşiklere oturmuş bir dolu insan Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
-
ADAM
Adam Adam şapkasına rastladı sokakta Kimbilir kimin şapkası Adam ne yapıp yapıp hatırladı Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar Bir kadın kimbilir kimin karısı Adam ne yapıp yapıp hatırladı. Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı Adam bulut gibiydi, hatırladı Adamın ayaklarının altında Yıldızların yıldız olduğu vardı Adam yıldızlara basa basa yürüdü Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.
Jump to content