-
ÇANAKKALE DESTANI
Ben Yozgatlı Murat...Bir minik kuzu... Girince böğrüne bir ince sızı Anam, al kınayı yaktı başıma Şahadet suyunu döktü başıma Bir beyaz buluta bindirdi beni Çanakkale için indirdi beni Geride bin parça yürek bıraktım Anamın sözünü göğsüme taktım: “Vatan kurtulmadan ölünmez oğul Sen ölürsen vatan bölünmez oğul! ” Ağrı’dan, Bitlis’ten, Van’dan gelenim Akın akın dört bir yandan gelenim Adıyaman, Urfa, Samsun neresi Çanakkale dersen, aha şurası Gelmemek olmazdı benim bildiğim Düğün davetiydi koşup geldiğim Efeler zeybekte, dadaş bardadır Çayda çıra, horon, halay burdadır Sağdıca bayrakla kanımı verdim Damada armağan canımı verdim Seyit Onbaşı’yım sırtım demirden Üç yüzlük mermiyi alırım yerden “Ya Allah! ” diyerek şaha kalkarım Topların sevinci kalmasın yarım Mermiyle beraber ben de giderim Vatana borcumu böyle öderim Zemzemle yıkanır bu koca deniz Gülistana döner Çanakkale’miz Adımıza destan dizsin ozanlar Unutmasın bizi tarih yazanlar Anzak askeriyim olmaz olaydım Boğazlar önüne gelmez olaydım Çıplak gözle görülmeyen ordular Kale gibi karşımızda durdular Kellesi koltukta vuruşan vardı Eyvah! Çanakkale dünya kadardı Cengaverin adı Gazanfer olmuş Mehmetçik ezelden muzaffer olmuş Cihanda bir yiğit gördüm yine de Mutlu bir ölüyüm Çanakkale’de Mustafa Kemal’im altın yeleli Zulme baş eğmedim arşa geleli Çanakkale savaş değil mahşerdi Şehitlerin vuruştuğu bir yerdi “Bedr’in aslanları” yalın kılıçtı Barbaros denizde delikler açtı Ulubatlı Hasan ok atıyordu Rabb’im bize zafer yaratıyordu Dedem Korkut geldi soy soylamaya Ebedî yurdumda boy boylamaya: “Ergenekon denen bir ulu yerden Geldim ki ordumuz gelir seferden Malazgirt’te Alparslan’ı görendim Söğüt’te postumu yere serendim Yıldırım’da ümidimi bulmuştum Fatih’le çağları süsledi muştum Çanakkale tâcı oldu tarihin Birlik olun, dirlik olun, sevinin Elde kopuz başlayalım türküye Haşre kadar hür yaşasın Türkiye! ”
-
KUVVA-Yİ MİLLİYE!
Bir güneş doğmuş Ankara?dan, Tatlı bir rüzgar esmekte, Anadolu?dan Düşman çekinmekte, dostlar bizimle Yeniden doğmakta bir millet! Binlerce kökten fışkırmış filizler, Göğsünde imanla, cephede yiğitler Cephe gerisinde silah taşımada Analar, gelinler, nişanlı kızlar Sakarya kızıl akmada... Çanakkale toprağı yunmamış henüz, Şehit kanından... Ankara?da milletin temsilcisi, Mustafa Kemal! ?Bağımsızlık, özgürlük benim karakterimdir.? Diyenlerin sesi... Yeni bir sayfa açılıyor tarihte, Tarihin en şerefli sayfası bu! Türk?ün özgürlük, bağımsızlık mücadelesi bu! Urfa? lar, Maraş?lar, Antep?ler.... Anadolu?nun karlı yamaçlarında; kadınlar, kızlar Bir türkü tutturmuşlar, karlı yamaçlarda, Kuvva-yı Milliye türküsü bu! Ezelden beridir hür yaşamış, hür yaşayacak, Bağımsızlık ruhuna zincir vurulamayan, Bir milletin özgürlük türküsü! ... Kemal Doğular
-
ÇANAKKALE
ey çanı çanakkalede çaldırmayan can... bak senin yüreğinde yankılanıyor ezan conkbayırında tarihi kanlarıyla yazan mehmetçik oldukça vatan bölünmez arıburnunun sırrını sen bilirsin ancak kimi ingilizdi özgürlüğüne saldıranların kimi anzak geliboluda fransıza karşı süngüyle ördüğün sancak gökte dalgalandıkça anafartalar alınmaz yedi düvel anladı bombasırtı kor ateş türk neferine kefen biçilmez gördüler ki şehit tırnağında saklı toprak satılmaz zaten anadoluda şehadetsiz yatılmaz yıldız hilali gördükçe çanakkale geçilmez Mustafa Özke
-
GEÇ KALDIN
Hesabım görülürken melekler seni sordu Vahiy geldi Tanrı-dan 'Bekletmeyin bu kul-u' Yolculuğum başladı neden böyle geç kaldın Yetişemezsin artık kapattılar her yolu
-
NEZAKET
Ah nezaket nezaket seni sevmek felaket Nerden çıktın karşıma çakır gözlü nezaket Nezaketli nezaket kaşın gözün bir afet Bak ne hale getirdin çarptın beni nezaket Ah vicdansız nezaket gel de beni mutlu et Her yerine meftunum üzme beni nezaket Bembeyazsın nezeket güneş çıktı dikkat et Süte benzeyen tenin bozulmasın nezaket Çok güzelsin nezaket her yerinde asalet Oran buran oynuyor kötü oldum nezaket Yaklaş bana nezaket dudaklarını lütfet Bir buseni çalayım çok fettansın nezaket Sen neymişsin nezaket sanki herşeyin servet Bir geceye razıyım hediye et nezaket Haydi tatlı nezaket yatağıma gel park et Beden tir tir titriyor gel de durdur nezaket Bir şiirsin nezaket satırların kaç adet Bir kaçını okudum sonu nerde nezaket Allah-tan kork nezaket öderim nedir diyet Çıldırmak üzereyim 'kapat onu' nezaket
-
CAN KAFESİM
Hasrete susamış uzun yol vardı Vuslat ki; Seninle “bir hevesimdi” Bıraksam sel gibi belki akardı Az önce verdiğim son nefesimdi Bitti ömür denen takvimde yaprak Yere düştü tek tek yalpalayarak Gelecek bahardan medet umarak Eyvah ki o dalım tek adresimdi Bahar benim duam, istikbalimdi Ufuk çizgim menzilim, zor emelimdi Yeşilim çiçeğim mukaddesimdi Ölüm uykusunda prensesimdi Sevda; içti beni, dünya gözüyle Dağları, yamacı, tepe, düzüyle Yalnızlık besledi anaç yüzüyle Sessizlik en avaz çıkan sesimdi Anlatsam senin de gider ağrına Vallahi oturur bir taş ‘bağrına’ Dayanmadı gönül firak narına Ölüm ki; seninle “ateşkesim”di Gayrı menzilim yok, atiye dair Ev sahibi değil herkes misafir Başlamadan yolu bitirdi fakir Vuslat ihtimali “can kafesimdi” Kadir Albayrak Kayıt Tarihi : 9.12.2023 10:08:00
-
BU VATAN BENİMDİR KORURUM ONU
Vatanıma kast eden kardeşim olsa, İnan ki affetmem Dünya bir olsa, Bahçemdeki güllerin tamamı solsa, Bu Vatan benimdir korurum onu. Mert olsun düşmanım göreyim hele, Bu Vatan'a kim kasteder bileyim hele, Meydan okuyorum sözüm bilene, Bu Vatan benimdir korurum onu. Çanakkale Savaşını tüm Dünya bilir, Atasını bilmeyen soysuz neleri bilir, Yiğit olan Yiğit namusu için ölür, Bu Vatan benimdir korurum onu. Adımız Mehmetçiktir, andımız ölüm, Dünya'da mazlumlara kim yapar zulüm, Şöyle beri gelsin hele göreyim boyun, Bu Vatan benimdir korurum onu.... Yusuf Önder Bahçeci
-
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
Çanakkale dediğin manasızdır sanma sen Ordaki şehitlerdir tarihlere şan veren Vatan toprağı için can ile serden geçen Korkuyor bu kafirler tüyleri diken diken Su üstü mayın dolu nusret toplar mayını Bir yandan Elizabeth düşünüyor canını Komayacağız yerde şehitlerin kanını Korku bilmez bu millet artıracak şanını Mehmedoğlu Seyyid'in mermiyi kaldırışı Dünya durdu, dönmüyor seyreyliyor yarışı Anlayacak kafirler bucağı ve karışı Türküm başkaldırdı ki zaferdir haykırışı Gaza, cihad nasib et Türk milletine ya Rab! Anzak, Hindu, İngiliz... Hepsi harab ve bitab Her renk, her dil, her kıta bilsin ki bu kutlu ab Çanakkale suyu bu ne Rum dinler ne Arab Anafarta, Dardanos, Boğalı, Seddülbahir Türktedir bu topraklar dünyada evvel ahir Kayboldu İngilizler bilinmiyor nerdedir 'Çanakkale Geçilmez' bu da açık gerçektir Samet Mehmet Bora
-
YAZIYORUM
Geceyi yazıyorum sana, Işıkları,belki de yaprakları, Gülün kokusunu yazıyorum sana... Her bakışında yazıyorum doğayı, Gökyüzüne ,denize yazıyorum ismini, Yıldızlar kadar uzaksın sabahıma, Karaya yazıyorum, Sonu olmayan yollara, Hiç bitmeyen yeşillere yazıyorum , Geleceğine , yarınlarına, Yıllara yazıyorum ismini... Al götür bedenini, Ruhuna yazıyorum seni, Şakağından vur Aşkı, Doldur şişelere sözlerini, Barlara yazıyorum seni... Ağaçlara,dallara değil, Fallara yazıyorum seni... Akıllara,fikirlere değil, Zikirlere yazıyorum seni..
-
SONBAHAR AKŞAMI
Soğuk bir sonbahar akşamıydı... Yapraklar dökülüyor , Güneş batıyordu... Sanki hüzünlü bir mevsim başlıyordu Bütün Aşk�lar bitiyor , Leyla�lar , Mecnun�lar ağlıyordu... İşte o sonbaharda bütün Aşk�ların bittiği, Gönüllerin parçalandığı mevsimde aşık olmuştum... İşte o yalnız insanların yaşadığı adada , İşte o Duygusal Ada^da aşık olmuştum... Sevgilerin bittiği , Aşkların unutulduğu adada... Soğuk bir sonbahar akşamıydı , Ben ağlıyordum , Benim aşkım da bitmişti... Göklere çıkarttığım , yücelttiğim aşkım bitmişti... Hüzünlü mevsimin son aşkı bitmişti... Soğuk bir sonbahar akşamıydı...
-
VARDI
Yıkık kentlerde başladı rüyalarım , Uzanıp dinlendiğim zamanlardı, Bir kağıdı eline aldığım zaman , Çizebildiğim bir resmim vardı, Zor kaldığım zaman , Dönüp bakabildiğim dostlarım vardı, Hayır dediğim zaman , Gülümseyen yüzler vardı, Gökyüzüne baktığım zaman , Yağan bir damla yağmur vardı... Çocukluğumun vazgeçilmeziydi tahta arabalar, Her dışarı çıkışımda ,yatağa yatışımda, Hatta yemek yerken bile elimde hep o vardı, Duvarlarda isimlerimiz yazardı, Arabaların tozlu kapılarında, Buğulu camlarında, İsimlerimiz kazınmıştı. Çocukluk aşkımdın benim, Bilmezdim hediye almağı, Ama, Yüreğimde yüzün vardı... Hep o sahte nazın vardı, Okula gidişimde , defterimde, Tepelerde , yeşilimde, Bebeksi bakışın vardı... Çocukluğum romandı Bitmeyen bir roman, Her an yaşadığım, Yaşamak istediğim bir roman... Var olan her şeyim o günlerde kaldı. Gerçek olan yalan,sen vardın..
-
KURŞUN DEĞMİŞ SAÇLARINA
Kurşun değmiş saçlarına, Al yanaklarına karlar süzülmüş, Yangını olduğun gönlün, Kehribarına meltem inmiş, Namahremi oldun sayfalarımın, Girdiğin yolların, Çıkamadığın sokakların, Şiddetli yorgunluğuna düştün, Gam gibi, Keder gibi oldun satırlarımda, Ruhuna bir çizgi düşmüş! Kara yazılı, kömür koyusunda, Silgisiz, silinemeyen, İsimsiz, söylenemeyen, Uçurumsuz bir dağ gibi! Durgun, çıkılamayan Ve korkulu, inilemeyen... Kurşun değmiş saçlarına!..
-
ÜÇ HARF (A Ş K)
Yine hüsran, yine hicran... Yuvan yoktu senin, Savrulup durdun gölgelerde, Sahibi olamadın aşkın, Sana da sahip olamadı oysa aşk... Üç harf belki, Belki yer kaplamaz, Belki güzel gelir edası adama! Belki anlamsız, belki çıkarsız... Sanmaki hep aynı gider, Sanmaki, Bir fidan gibi günahsız, Ve bir ceylan gibi masum! Sanmaki ağladığın anlar az, O bir simge... O bir incilmeyen çehre, O, anlam veremediğin üç harf sadece... Öyle mi sanıyorsun?.. Damarlarında dolaşan, Belki kalbini yarıp geçen, Ansızın güldürüp, Yine ansızın yıkıp geçen!.. "Anlatan, ağlatan, ağlatılan..." Acıyı çekip de anlatan, Acıyı yaşamadan ağlatan, Ve bir fırtına gibi, Zamansız esen bir rüzgar gibi, Acıyı kalbine gömüp de ağlayan... Üç harf işte!..
-
UZAKSIN BANA
Her hüznün bir çıkmazı, Her sevdanın da bir kaygısı var derlerdi, O günlerde alışmıştım aşkın büyüsüne, Ne elimde kitabım, Ne baktığımda gördüğüm sabahım, Hiçbir şey olmuyordu gökyüzünde, Yalanlarla dolu günah sayfalarında, Sevaba özlem duyan canlı gibi, Sırtımdaki olmayan yükün ağırlığını özlemek, Sana uzak kentlerden seslenmek, Ve ağlamak, seninle olmadan ama sen gibi... Elimi uzatmak ve geri çekmek aniden, His deryasında boğulmuş gibi, Yangınımın külü de olsan, Uzaksın bana... Sanki gölgem oluyordun ansızın, Ve canımda, kanımda... Ve sonbahar aşklarının, Acısında kayboluyordum bir anda... Gözlerine bakınca, Alamıyordum kendimi, Sanki yalnızız, sanki hiçkimse yok, Sanki ne engel, ne vuslat, ne özlem... Her şeyi kenara itmiş bir aşık sadece!.. Hayaldi belki, Belki bir rüyaydı bulut aralarında kaybolan, Zambak kokusuyla sarılan, Beyaz sayfa aşklarını kıskanarak, Karanlık sonlamaların buğulu çıkmazlarında, Yakın... Bir o kadar da uzaksın bana!.. Tarif etmek imkansız, Al kalemi eline, Çiz batan Güneş`i... Ya da dalgaların üzerine bir yüz çiz, Zamana inat, Volkan tadında bir yanardağ ol, Alevi çiz bir de... İmkansız değil mi?.. Yakın... Bir o kadar da uzaksın bana!.. Tek sığınağı, Tek çaresi, Ve tek amacı SEN olan bir varlık... Kızdığında odasına çekilip, Frekans aralarında mırıldayan, Ve göz kapaklarına, Hatta şah damarına bile dokunan, Bir sevda melodisi dinleyen... Bir kıvılcım, Bir şuur, Bir nefes oldun!.. Yakın... Bir o kadar da uzaksın bana!.
-
ELVEDA
Yağmurlu bir sohbahar... Işığı olmayan bir lamba tadı Ve gölgesiz bir mum misali... Yaktığı cisimlerden habersiz, Yakacağı gönüllerden bihaber... O ki, bir nehir gibi duraksız Ve bir su gibi taze, duru... Yansımayan bir çehre, Işıltılı bir kalp... Esiri olmuş , Nefes alıp veremeden doğaya Ve katili olduğu tutsak sevdaya. Solduğun anlarda, Öylesine bir bakış at Ve öylesine bir seviş! Hangi bulut anar seni, Hangi tarih sorgular? Kim bilir, ne ırmaklar durdurdun, Ne mekanlar yaşatıp, Ne gözyaşları dindirdin! Masum ve savunmasız bir kalbe düştün, Çıkması, kurtulması Ve hatta kaçmasını bilemedin! Kapı önleri, pencere kenarları, Ağaç altlarında sabahladım sensizken! Üşümeden, titremeden, geceyi uzattım! Gündüze elveda dedim, yaşarken hayalleri Ve saydığım kuşlara, adını da fısıldadım! "Ben unuttum! Siz unutmayın." dedim. Kendimi avutuyorum belki, Belki içimi senden arındırıyorum, Kahrolası hatıraları, Çirkin emellerimde gömüyorum! Kuşlar geri dönmüyor, Artık sabah olacak! Gece de bensiz, Tıpkı senin gibi... Tıpkı! Bekle desem de bekleyemezsin, Kal dediğimdeki gidişin gibi! Son durağımda yanıma uğra, Gözlerini gösterme sakın, olur mu?.. Oysaki ne çok seviyordum yalnızlığı, Kavuştum artık! Sana çok geç! Mezarımdaki güller senin mi?.. Ağlayamam da artık! Farkettin mi? Ellerim üşüyor, Bedenim buz gibi! Sesimi de duymuyorsun sanki! Çırpınıyorum, görüyor musun? Duy beni! Duy! Toprakla kaplanmış tüm çehrem, Yoksa? Olamaz!.. Evet! Elveda.
Jump to content