Whatsapp irtibat Jump to content
Üyelerimizin Dikkatine

duru

Üye
  • Katıldı

  • Son Giriş

duru tarafından gönderilen her şey

  1. Sokaktayım,kimsesiz bir sokak ortasında Yürüyorum,arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa karışan noktasında Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar İn cin uykuda,yalnız iki yoldaş uyanık Biri benim,biri de serseri kaldırımlar. İçimde damla damla bir korku birikiyor Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler Üstüme camlarını,hep simsiyah dikiyor, Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler. Kaldırımlar,çilekeş yalnızların annesi Kaldırımlar,içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar,duyulur,ses kesilince sesi Kaldırımlar,içimde uzayan bir lisandır. Bana düşmez can vermek,yumuşak bir kucakta Ben bu kaldırmların emzirdiği çocuğum Aman,sabah olmasın bu karanlık sokakta Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum Ben gideyim yol gitsin,ben gideyim yol gitsin. İki yanımdan aksın,bir sel gibi fenerler. Tak tak,ayak sesimi aç köpekler işitsin Yolumun zafer takı,gölgeden taş kemerler. Ne sabahı göreyim,ne sabah görüneyim Gündüzler size kalsın,verin karanlıkları Islak bir yorgan gibi,sımsıkı bürüneyim Örtün,üstüme örtün,serin karanlıkları Uzanıverse gövdem,taşlara boydan boya Alsa bu soğuk taşlar alnımdaki ateşi. Dalıp,sokaklar kadar esrarlı bir uykuya, Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi.
  2. Kuşalr mıydı,ben miydim ölen gerçekten Yoruldum her sabah yeni bir kuşu yitirmekten... Kuşlarım vuruldu kurak bir nehir kaldım Alacakaranlıkta bu yetim şarkısıyla Döndüm dolaştım kendime vardım Dağlarım kurşunlandı,ayazlarda yıkandım Kuşları vuruldu çoktan kimsesiz kaldım. Kuşalrım vuruldu,ömrüm paslandı Yiten yılları andım ki rüzgarlar kadar çok karşılandım Çok uğurlandım... Hızla dökerken yapraklarını kalbim Gidip bir şarkının notasında saklandım. Ama kuşlarım... Kuşlarım vuruldu çoktan kimsesiz kaldım... Kuşlarım vuruldu,kalbim dağlandı O ah aşklara yandım. Yas tutan şu dünyanın kalabalığında Gelenler gittiler,gölgemle kaldım. Çek git yolumdan kalbim artık uslandım. Kuşlarım... Kuşlarım vuruldu çoktan kimsesiz kaldım...
  3. Ne gül,ne yarın! Gül küle karılmış günlerin tortusunda Yarın,vurulmuş yatıyor bugünün avlusunda. Sakla yamalarını kalbim... İnsanlar büyüdükçe günler kısalırlar; Günlerimiz gibi aşklarımız da Yittikleri duraklarda kalırlar. Sakla yamalarını kalbim... Kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla Yürü,arkana bakma,ama umursa. Bazen anılara ençok yakışan elbise, Birkaç damla gözyaşıdır unutma...
  4. Hayat hattında acemi tayfalardık Ne avunurduk sevinç müsveddeleriyle Aşktan ikmale kaldık Bak her sabah bağıran yeni sabaha Artık iklimler değişmiş,kuşlarda gitmiş Tenimde eski ateş,gözlerimde fer bitmiş Heybetli dağlar arasında Göğümde yıldız yitmiş... Sen hala anılarımın en beyaz yanısın Sen,buğulu bir camın altında izlediğim hayatın yarısısın... Sen,sağanaklara gelen sabahlarda çok eski... Çok eski bir şarkının adısın. Daha adamlar şehirlere otomobillerle, Geceler anılarla birlikte gelir Siluetin giderek uzaklaşır,düşler de kilitlenir Ve efkerım bir yaralı ayrılıktan beslenir. Kimse bilmez, Yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi? Olsun, Yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi Çünkü sen buğulu bir camın ardından izlediğim Hayatın yarısısın... Sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski... Çok eski bir şarkının adısın.
  5. Herkes kırılamaz bazen ipince bir dal olmak gerekir kırılmak için Ama dünya kütüklerin... Ağlayamaz herkes ağlayabilmek kadar büyümek gerekir Dünya ise küçüklerin... Sevemez herkes bir orman olmak gerekir sevmek için Bak ki dünya çöllerin... Ve vakur bir damla olmak dalga için. Katılmak okyanusa aşk için,isyan için...
  6. Adedi devir sıfır. Şehir sustu. Kenetlendi nokta nokta şehrinin asfalt-beton çenesi: Bin dokuz yüz nokta nokta senesi nokta nokta ayında. Cadde boş,bomboş cebim gibi... Kesildi akmıyor su... Ne bir motor uğultusu ne dönen bir tekerlek var. Rüzgar: sürüklüyor asfaltta Mister Ford'un adını Duvardan kopan renkli bir ilan kağıdını Kaldırımda savuruyor... Üç adam. Üç adam duruyor Birincinin kolunda kırık bir keman var, İkincinin başında silindir sırtında frak, Üçüncü kıllı bir maymun gibi çıplak... Sokak. Sokakta ıslık çalarak Enseni kaşıya kaşıya Geç karşıdan karşıya Yok ezilmek korkusu... Ne bir motor uğultusu Ne dönen bir tekerlek var Rüzgar: Çatıyor gitgigide kara kaşlarını. Kesmiş düdük sesleri köşe başlarını. Üç adam Üç adam duruyor Ve bir sarhoş türküsünü söyleyerek topuklarını yere vuruyor... Caddenin ortasında bağırıp durmayın, Topuklarınızı yere vurmayın Nafile Asfaltı getiremezsiniz dile Nafile Konuşmaz sesini kaybeden şehir Okşamazsa eğer onların ceplerinde kilitlenen elleri Bakır telleri... Üç adam Üç adam duruyor Birincinin kolunda kırık bir keman var İkincinin başında silindir sırtında frak, Üçüncü kıllı bir maymun gibi çıplak... Üç adam Kaybolur karanlıkta sallanarak...
  7. Yuvarlak bir masa Dört şişe. Dört kişi ve dört bardak şarap. Şarabın markası Medok. Bardakta şarap var Şarap yok,şarp var Dört kişi şarap içiyorlar... Boşaldı bir şişe. Dediki bir kişi: _Yarın iddiam müthiştir,İlk sözümde iş bitmiştir; mutlak asılacak... Boşaldı üç şişe. Cevap verdi üç kişi,Cevap verdi üç ağız:_Mutlak asacağız... Yuvarlak bir masa, Boşalmış dört şişe ve dört kişi
  8. Yağmur çiseliyor Korkarak,yavaş sesle Bir ihanet konuşması gibi Yğmur çiseliyor Beyaz ve çıplak Mürtet ayaklarının Islak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi. Yağmur çiseliyor Serezin esnaf çarşısında Bir bakırcı dükkanın karşısında Yağmur çiseliyor Gecenin geç ve yıldızsız saatidir Yağmur çiseliyor Serez çarşısı dilsiz,serez çarşısı kör Havada konuşmanın,görmemenin Kahrolası hüznü Ve serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü Yağmur çiseliyor.
  9. Bir ufka vardık ki artık Yalnız değiliz sevgilim. Gerçi gece uzun, Gece karanlık Ama bütün korkulardan uzak. Bir sevdadır böylesine yaşamak, Tek başına Ölüme bir soluk kala, Tek başına Zindanda yatarken bile, Asla yalnız kalmamak. Şafakları ben balığa çıkarım Akan akmayan sularda Benim, bütün tezgahlarda paydosa giden Bir bahar akşamı dünyada. Ben dört duvar arasında değilim Pirinçte, pamukta ve tütündeyim, Karacadağ, Çukurova ve Cibalide. Zehirli kör yılanları Ve sıtmasıyla Gün yirmidört saat insan avında Karacadağda çeltikler. Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi - Ayak bileklerinde bir dizi boncuk, Sol omzunda nazarlık, Dağ başında unutulmuş üşümüş, Minicik bir aşiret kızının - Damla-damla, berrak olur pirinci. Kamyonlarla, katır kervanlarıyla Beyler sofrasına gider... Çukurovam, Kundağımız, kefen bezimiz Kanı esmer, yüzü ak. Sıcağında sabır taşları çatlar, Çatlamaz ırgadın yüreği. Dilerse buluttan ak, Köpükten yumuşak verir pamuğu. Külhan, kavgacıdır delikanlısı, Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun En çok Çukurovalılar mahpustur, Dostuna yarasını gösterir gibi, Bir salkım söğüde su verir gibi, Öyle içten Öyle derin, Türkü söylemek, küfretmek, Çukurova yiğidine mahsustur... Tütünü bilir misin? "Kız saçı" demiş zeybekler, Su içmez her damardan, Yerini kolay beğenmez, Üşür Naz eder, Darılır İki parmak arasında kıyılmış, Bir parçası var kalbimin İncecik, ak kağıtlara sarılır, Dar vakit yanar da verir kendini. Dostun susan dudağına... Sokaklardan, Kıyılardan, Gök mavisinden, Ekmeğinden, Canevinden ayrı düşmeye Yani bütün hasretlerin kahrına Ve zehrine çaresiz kalmaların, İlk nefesi Hızır gibi yetişir Cibalide sarılan cıgaranın... Tütün isçileri yoksul, Tütün işçileri yorgun, Ama yiğit Pırıl - pırıl namuslu. Namı gitmiş deryaların ardına Vatanımın bir umudu...
  10. Haberin var mı taş duvar? Demir kapı,kör pencere, Yastığım, ranzam, zincirim, Uğruna ölümlere gidip geldiğim, Zulamdaki mahzun resim, Haberin var mı? Görüşmecim yeşil soğan göndermiş, Karanfil kokuyor cigaram Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...
  11. Bir adamı öldürmenin tam sırası kurşunlarla Çocuğunu öpüp kapıya çıktığında Ey kanatılmış,çiğnenmiş bahar günü Birden bir çığlıkla kapatır yüzünü Ezik bir gül gibi çığlık,yitik bir umut gibi Boğmak,boğma bir telle insan olmanın sevincini Kederli yağmur,usulca düşer akşama Çığlık.Bir çocuk yüzü dayalı cama...
  12. Akşam erken iner mahpusaneye. Ejderha olsan kar etmez. Ne kavgada ustalığın, Ne de çatal yürek civan oluşun. Kar etmez inceden içine dolan, Alıp götüren hasrete. Akşam erken iner mahpusaneye. İner,yedi kol demiri, Yedi kapıya. Birden,ağlamaklı olur bahçe. Karşıda,duvar dibinde, Üç dal gece sefası, Üç kök hercai menekşe... Aynı korkunç sevdadadır Gökte bulut,dalga kaysı. Başlar koymağa hapislik. Karanlık can sıkıntısı... "Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri, Bense voltadayım ranza dibinde Ve hep olmayacak şeyler kurarım, Gülünç, acemi, çocuksu...